Ana Sayfa / RİSALE-İNUR'DAN / Hulûsi Bey’in Bir Fıkrası ve Büyük Ali Ağabeyin Mektubu

Hulûsi Bey’in Bir Fıkrası ve Büyük Ali Ağabeyin Mektubu

Bunu paylaşınız

(Risale-in Nur’un birinci talebesi olan birinci Hulusi Bey’in fıkrasıdır)

بِاسْمِهِ‬وَاِنْ‬مِنْ‬شَيْءٍ‬اِلاَّ‬يُسَبِّحُ‬بِحَمْدِهِ‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬

اَلسَّلاَمُ‬عَلَيْكُمْ‬وَ‬رَحْمَةُ‬اللّهِ‬وَ‬بَرَكَاتُهُ‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬

Mübarek Üstadın Nur fabrikasının faal çarklarına hitab eden ve onların bu kudsî vazifelerine teşvik ve teşci’ ve muvaffakiyetlerinden dolayı tebrik eden ve Yirmiyedinci Mektub’a Lâhika adını alan kıymetli eseri, a’mâk-ı ruhuma tesir edecek derecede okudum. Çok gámız, çok meraklı, çok ehemmiyetli, çok müşkil, çok esrarlı, çok hikmetli, çok ibretli, çok feyizli, çok manalı, çok şefkatli, çok kuvvetli, çok bürhanlı, çok iz’anlı, çok imanlı, çok irşadlı, çok ilhamlı buldum. Risale-i Nur’a hizmet, Üstad-ı Nur’a muavenet eden manevî, uhrevî, kıymetli çok kardeşlerimizi tanımakla öyle büyük teselli buldum ki, tarif edemem. Üstad-ı Nur’a ve Nur şakirdlerine karşı manevî alâkam, ebede kadar inayet-i Hak’la benden ayrılmayacaktır. O mukaddes derslerim sanki bazı lâyık kulaklara duyurulması için, hayat denizinde seyr-i seyahat ettirilmekteyim.

Üstad’ın emirlerinden biri de, işlerimizde tesadüf yoktur buyurmalarıdır. Bunu bu fakir, bu fâni hayatım hatıralarıyla isbat eder haldeyim. Manen çok takviyeye muhtaç bir vaziyette iken, işte bu iki eser mübarek eller vasıtasıyla yetişti. Geçen mektubumda yazmak isterken lihikmetin unutturulan, acib ve yeni ve sizinle münasebetdar bir hatıramı nakledeceğim:

Ondokuzuncu Mektub’u bir mecliste ve bir Cum’a gecesi okumak niyetiyle üzerime almıştım. Şiddetli yağmurlu bir gece idi. O mecliste okumak üzere elimi cebime attığım zaman, o mübarek eserin yerinde olmadığını hayretle gördüm. Eseri koyduğum cep yırtık ve delik olmadığı gibi, ben de başka hiçbir yerde durmadığıma göre bu hale hayret etmemek kabil mi? O geceyi uykusuz geçirdim. Çok müteessirdim. Hazret-i Gavs’tan bu eseri sarahaten istedim. Lillâhilhamd ertesi günü, bu eserleri dinlemekle ve namaza başlamış olan bir muallim vasıtasıyla bulundu. Şakır şakır yağmur altında ve çamur içinde bu mübarek eserlerin bulunsa bile artık okunamayacak hale geleceğini tahmin edersiniz değil mi? Şâyân-ı hayret ve cây-ı dikkat ve medâr-ı ibrettir ki, en ufak bir leke bile olmamış. Hâfız-ı Hakikî o mübarek eseri, ona manen ve cidden bağlı olanlar gibi, muhafaza buyurmuş. Hafîz ve Alîm ve Hakîm isimlerinin zahir bir tecellisi böylece lemaan etmiş oldu. İşte Mu’cizat-ı Ahmediye Risalesi’ndeki bürhanların hakikatlarına bence çok kat’î bir tasdik ve o mu’cizelerin bir mu’cizesi, bir hatırasıdır.

Bir cihet daha var: Bu son hediyeyi gönderen zât da benim adımı taşıyor. Ben itiraf ediyorum ki, bu isme yani ihlâstan gelen Hulûsi ismine lâyık olmayacak kadar sukuttayım. Merkezden muhite fırlamış garib ve sergerdan bir abd-i müznibim. Rabbime hamd ü sena ediyorum ki, bu kadar müstekreh âlemi o Nurlara olan ciddi alâkama mükâfat, Settar ismiyle setrediyor. Mübarek duanız hürmetine inşâallah afv u mağfiret eder.

Başta Mübarek Üstad, Hulusiler, Hüsrev’ler, Hakkı’lar ve Mustafalar, Ali’ler, Nazif’ler, Emin’ler, Süleyman’lar, Tevfikler, elhasıl bütün Risale-i Nur şakirdlerine selâmlar, dualar eder; cümlesinden hayır dualar beklerim. Mübarek Üstadımın hâssaten nurlu ellerinden hasret ve iştiyakla öper, hayır duada bulunmasını istirham ederim. Ve minallâhi-t tevfik.

Allah cümlenizden razı olsun. Münasibse bu arizamı Üstad’a takdim ediniz, belki sonsuz şefkatine vesile olur.

Muhibb-i muhlisiniz, uhrevî kardeşiniz

İ.H.

***

(Büyük Ali’nin mektubu)

بِاسْمِهِ‬سُبْحَانَهُ‬وَاِنْ‬مِنْ‬شَيْءٍ‬اِلاَّ‬يُسَبِّحُ‬بِحَمْدِهِ‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬

اَلسَّلاَمُ‬عَلَيْكُمْ‬وَ‬رَحْمَةُ‬اللّهِ‬وَ‬بَرَكَاتُهُ‬بِعَدَدِ‬حُرُوفَاتِ‬رَسَائِلِ‬النُّورِ‬وَمَعَانِيهِ‬وَاِشَارَاتِهِ‬وَرُمُوزِهِ‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬

Aziz, sevgili Üstadım Hazretleri!

Evvelce gönderdiğiniz kardeşim Nazif’in mektubunu aldığım gün, Risale-in Nur’un başka bir vazifesi ile meşgul idim. Kardeşlerime okuyup gönderdim. Yazmamıştım. Bugünlerde Birinci Şua’ı ufak nüshada yazıp, o mektubu nihayetine emrolunduğumuz üzere yazmağa başladım. Fesübhanallah, dikkat ettim, mektubu benim ahvâl-i ruhiyemi ve vaziyet-i halimi okuyor gibi gördüm. Güya bu fiilleri ve kusurları aynen ben işlemişim ve benim maruzatım üzerine yazılmıştır. Çünki bizlerde Risale-in Nur’dan aldığımız feyz ve anladığımız hakikat üzerine hakikat-ı hale muttali’ olamayan bazı kardeşlerimize ve bazı âlimlere şimdilik izharına mezun olmadığımız beyan buyurulduğu halde, Risale-in Nur’un en mühim vazifesini izhar etmekle irşada çalışıyorduk. Hiç mezun olmadığımızı düşünmezdik. Bu husustaki kusurlarımızın afvını rica ve Risale-in Nur’un maddî ve manevî tokadından masun bulunmaklığımıza rahmet-i İlahiyeden son derecede istirham edip dua buyurmanızı son nefesimize kadar taleb ederiz.

Mektubda tevafukumuzun ikincisi şudur ki: Risale-in Nur’a talebe olmadan üç-dört sene evvel Dinar köylerinde imamlık yaparken müteaddid defalar çok cemaatlerde dedim ki: Eğer ben hakiki bir hoca bulsam, ölünceye kadar ona hizmet edip ayağının altında türab olacağım, der idim. Sonra o meslek, bu bid’atlar zamanında bana zilletli görünerek, memlekette çiftçilik etmeğe karar verdim ve başladım. Bir-iki sene sonra, Barla’nın yaylası olan Koca Pınar’da yayılan öküzlerime bakmağa gittiğimde; yaylada siz Üstadımı görüp, ayrıldıktan sonra, işte ruhen aradığım hoca ve üstad bu zât olsa gerektir dedim. Vakt-i merhunu geldiği zaman sevk-i İlahî ve fazl-ı Rahmanî ile gidip Risale-in Nur’a intisab ettim.

Şefkatli bînihaye Üstadım! Şu arîzamı yazmaktaki esas maksadım ve beni tahrik eden en büyük netice şudur ki: Kardeşim Nazif’in mektubunu okuyup Atabey’e gönderdiğimde o vakit dikkat etmediğim için hiç bir şey istifade etmeyip, bilâhere yazdığımda mektub bütün mealiyle benim olarak bana görünmesinin hikmetini düşünüyorum. Ertesi sabah namazından sonra, geceden okuyamadığım Cevşen dersine niyet edip bir ukde okudum. Mübarek virdin feyzi ve sahib-i virdin şefaati imdadıma yetiştiler. O âlemi tenvir edip gösterdiler. اَلْحَمْدُ‬لِلّهِ‬هذَا‬مِنْ‬فَضْلِ‬رَبِّى‬‬‬‬‬‬‬‬‬‬

Şöyle gördüm: Risale-in Nur mübarek ve nihayetsiz ve enva’-i türlü meyvedar ve çiçekdar bir bahçedir. Onu okumak, o bahçede seyredip o meyvelerin kokularını duymak ve çiçeklerin nazenin yüzlerini görmek ve karşıdan kokmak gibidir. Onu yazmak ise, birer birer harfler meyvelerini kalemle koparıp ve kelimeler çiçeklerini kalemle toplayıp, kendi torbası olan kuvve-i hâfızasına ve kendi heybesi olan kalb ve ruhuna koymak ve doldurmakla almak ve yemek olduğunu hakkalyakîn anladım. Ve Risale-in Nur’u yazmakta ne kadar büyük bir ikram-ı İlahî ve ne kadar büyük bir fazl-ı Rahmanî bulunduğunu hissettim.

Oradaki kardeşlerimize birer birer selâm. Hürmetle el ve ayaklarınızdan öperim efendim.

Kusurlu talebeniz

            Ali

Gayr-i Münteşir Kastamonu Mektupları’ndan

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Meziyet-i şahsiye sahibi, asil, Allah yolunda kardeşim Seyyid Şefik Arvasî’nin takrizidir

Meziyet-i şahsiye sahibi, asil, Allah yolunda kardeşim Seyyid Şefik Arvasî’nin takrizidir. Noksan sıfatlardan Münezzeh olan …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla RİSALE-İNUR'DAN
Taşköprülü Sadık Bey’in Bir Fıkrasıdır

(Taşköprü’lü Sadık’ın bir fıkrasıdır) بِسْمِ‬اللّهِ‬الرّحْمنِ‬الرّحِيمِ‬‬‬‬‬‬ Müslümanın imanını izhar için kalben tasdiki üzerine farz ve ikrarı …

Kapat