Ana Sayfa / KÜLTÜR – SANAT – FİKRİYAT / Makaleler / Huzurun Temel Kaynağı Allah’a İmandır / Doç. Dr. Niyazi BEKİ

Huzurun Temel Kaynağı Allah’a İmandır / Doç. Dr. Niyazi BEKİ

“Bu asrın yaygın bir hastalığı olan stresin, depresyonun en büyük bir ilacı Tevhid inancıdır. Zira stres gibi sıkıntıların, depresyonların en önemli psikolojik unsuru, zihnin çatallaşması, fikrin dağınıklığı, duyguların zıt kutuplardaki farklı yönlere yönelmek zorunda bırakılmasıdır.”

                        Doç. Dr. Niyazi Beki

Bu asrın yaygın bir hastalığı olan stresin, depresyonun en büyük bir ilacı Tevhid inancıdır. Zira stres gibi sıkıntıların, depresyonların en önemli psikolojik unsuru, zihnin çatallaşması, fikrin dağınıklığı, duyguların zıt kutuplardaki farklı yönlere yönelmek zorunda bırakılmasıdır. İnsanın iç dünyasının birliği, onun huzurunu temin ettiği gibi, bu dünyasının dağınıklığı bir ikilem yaşatmaya sebep olduğundan büyük bir huzursuzluğa, güvensizliğe yol açacaktır.

Bu yazımızda “İyi bilin ki gönüller ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur”(Rad,13/28) mealindeki ayetin işaret ettiği iman şuurunun gönüllerin huzur kaynağı olduğuna dair hakikatin simasını göstermeye çalışacağız. Konuyu kısa maddeler halinde özetlemenin faydalı olduğunu düşünüyoruz:

1. Sicilin düzenlenmesi

Bilindiği üzere, bir tek sicil amiri olan kimsenin durumu ile birden fazla sicil amiri olan kimsenin durumunu düşündüğümüzde, yalnız rabbimize hesap vereceğimizi bildiren “Tevhid inancında” ki huzuru görürüz.

Yarar ve zararını tek bir yerde gören kimse ile bunları çok değişik merkezlerde arayan kimsenin farkı çok açıktır. Zira insanda bir tek gönül vardır. Bu gönlünü bir tek yere bağlayan kimsenin değişik meşgaleleri, sıkıntıları, üzüntüleri bir tek hükmüne geçer. Bütün bu farklı sıkıntılarını giderebilen bir merkeze bağlanan kimse, bir tek dilekçeyle derdine derman olan reçetesini kolaylıkla alır, huzura kavuşur. Oysa yüzlerce derdinin dermanını farklı merkezlerde arayan kimse, yüzlerce dilekçe yazmak, yüzlerce kapıyı çalmak, yüzlerce reçeteyi temin etmek zorunda kalır. Şifa ararken dertlerine dert katar, huzuru kaçar, perişan olur.

2. Müracaat edilecek makamın muktedir olması

Özellikle her şeyin dizgini elinde, her şeyin anahtarı yanında, rahmeti her şeyi kuşatmış, kudreti her şeyin üstesinden gelen bir sultan-ı ezelinin kapısını çalmak, bütün dertlerini ona arz etmek, öyle ruhani bir huzur iksiridir ki, tarif edilmez. “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle tatmin olur, huzur bulur”(Rad, 13/28) mealindeki ayette bu gerçeklerin altı çizilmiştir.

“Ben ve benden evvel gelen peygamberlerin en ziyade faziletli ve kıymetli sözleri, ‘Lâ ilahe illallah’ kelâmıdır” manasındaki hadis-i şerifte de tevhid inancının azametine, envar ve esrarına işaret edilmiştir.

“Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler”(Nahl, 16/75) mealindeki ayette, bir köle ile hür bir adamın farkına işaret edilmiştir. Bu misal şu hakikate işaret etmektedir: Mutlak iradeye sahip, sonsuz ilim ve kudret sahibi olan yegâne yaratıcı Allah’a müracaat etmeyle, kendisi gibi sonradan yaratılmış, aciz, cahil, elinden bir şey gelmeyen bir mahlûka müracaat etme arasında yerden göğe fark vardır.

Bediüzzaman’ın ifade ettiği gibi,”Tevhidde cemal ve kemal-i İlahînin kalben görünmesi ve ruhen hissedilmesi içindir ki; bütün evliya ve asfiya, en tatlı zevklerini ve en şirin manevî rızıklarını kelime-i tevhid olan “Lâ ilahe illallah” zikrinde ve tekrarında buluyorlar”(Şualar, 9).

3. Yarar ve zararı olan makama yönelmek

De ki, “O’nu bırakıp da kendilerine (bile) bir faydası ve zararı olmayan dostlar (mabutlar) mı edindiniz?” De ki, “Kör ile gören bir olur mu? Ya da karanlıklarla aydınlık bir olur mu?”(Rad, 13/16)mealindeki ayette Allah’tan başka hiçbir varlık gerçek anlamda insana ne yarar ne de zarar verebileceğine işaret edilmiştir.

Şüphesiz İnsanda var olan en güçlü duygulardan biri korkudur. Eğer bir insan bu korku damarını Allah’a yönlendirse, yalnız ondan korksa, bütün fayda ve zararların yalnız onun elinde olduğuna iman edip ona göre bir düşünce taşısa, binlerce yerden her an gelebilen musibetler, sıkıntılar, felaketlerden kaynaklanan korkutucu tasavvurlardan uzaklaşır, evhamdan kurtulur. Keza insan, kendi iç dünyasında çok önemli bir yeri olan sevgi, şefkat, merhamet gibi duygularının her an maruz kalacağı kırılganlıklar karşısında, hakiki manadaki bir imanla sonsuz merhamet sahibi Allah’a tevekkül ettiği takdirde, kendini güvende hisseder, “Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler” der, huzura erer. Aksi takdirde, kalbini kıran, şefkatini inciten, sevgisini hafife alan ve böylece dünyayı başına dar eden yüzlerce taraftan esen muhalif rüzgârlar, iç dünyasının barış ve huzurunu darmadağın eder.

4. İltifat aramalarda “Allah bes gayrı heves”

Yine, İnsanın yaratılışında var olan ‘başkasının sevgisini, teveccühünü, hoşnutluğunu kazanmayı telkin eden’ birçok duygu ve hissiyat vardır. Bu duyguları tatmin etmek için onların yüzünü ya kesreti/çokluğu temsil eden fanilere, ya da vahdeti/birliği temsil eden Bâki-i zül-celale yöneltir. Kişi bu duygularını Allah’ı düşünmeden–büyük bir gaflet içinde- yalnız eş, dost, çoluk, çocuk, anne-baba, akraba, makam-mevki sahipleri gibi fanilere çevirse, öyle dağınık, karanlık bir ikilem içine girer ki, kalbi, ruhu, vicdanı iniltilerle uykusunu kaçırır. Oysa bu duygularının hakiki yüzünü yalnız Allah’a çevirse, yalnız onun rızasını, onun teveccühünü kazanmaya çalışsa, kesret içinde vahdet bulur, acılar içinde lezzet alır. Allah’a dayandıktan sonra, bu duyguların yüzünü mecazî anlamda o fanilere çevirse, bunlar da bir değer kazanır, Allah’ın himayesine girmekle bekaya mazhar olur. Acıya, kedere değil, lezzete, sevince katkı sağlar.

Evet, Allah’a iman eden, her şeyin üstesinden gelen bir makamın iltifatlarına mazhar olur. Ona güvenir, ona dayanır, ona tevekkül eder. Onun gibi bir padişah-ı ezelinin kapısında kul, köle ve bende olmakla, yüzlerce değersiz, fani, güçsüz, aciz varlıkların dilenciliğinden kurtulur, büyük bir huzura kavuşur.

Zira iman hem kuvvettir hem nurdur, akıllara sürurdur, gönüllere huzurdur. Nefsin esaretinden, kâinatın dilenciliğinden, her hadisenin karşısında titremekten, Allah’tan başkasına kulluk yapmaktan kurtulmak için, insanın şerefine yakışır bir tarzda ilmi, irfanı hür, aklı, vicdanı hür bir kişiliğe kavuşmak için Kur’an ve Sünnetle çerçevesi çizilmiş iman kalesine sığınmaktan başka çare yoktur. “Zira rabıta-i iman ile Sultan-ı Kâinat’a hizmetkâr olan adam, başkasına tezellül ile tenezzül etmeye ve başkasının tahakküm ve istibdadı altına girmeye, o adamın izzet ve şehamet-i imaniyesi bırakmadığı gibi; başkasının hürriyet ve hukukuna tecavüz etmeyi dahi o adamın şefkat-i imaniyesi bırakmaz. Evet bir padişahın doğru bir hizmetkârı, bir çobanın tahakkümüne tenezzül etmez. Bir bîçareye tahakküme dahi, o hizmetkâr tenezzül etmez. Demek iman ne kadar mükemmel olursa, o derece hürriyet parlar. İşte Asr-ı Saadet…”(Münazarat, 23). “Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır. Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.”

***

cevaplar.org

İlginizi Çekebilir

Allah’ı Güzel İsimleri Esmaül Hüsna

Allah’ı andığımızda O’nun güzel isimlerini kullanmalıyız. Aksi takdirde insanların zafiyetlerine benzer şekilde isim ve sıfatlar …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Makaleler, Yazarlar
Okumaktan Mana Ne? (Şiir) / Şevket ÖZSOY

Bazıları ilmiyle Egosunu besliyor Var mı benim gibisi Ben bilirim ben diyor Halbuki ilim-irfan Tezkiye-yi …

Kapat