Ana Sayfa / KÜLTÜR – SANAT – FİKRİYAT / Makaleler / Hz. Hüseyin’in şehit edildiği Kerbelâ olayı nasıl oldu?

Hz. Hüseyin’in şehit edildiği Kerbelâ olayı nasıl oldu?

Hz. Hüseyin’in şehit edildiği Kerbelâ olayı nasıl oldu?

10 Muharrem, yani Aşure günü yaklaşıyor.  Hz. Hüseyin’in şehit edilmesini hatırladığımız gün. Alevilikte ve Ehl-i Sünnette çok büyük önem taşıyan bu günü, Kerbela olayını, Doç. Dr. İlyas Üzümcü anlattı.

Hicrî takvimle 10 Muharrem 61, miladi takvimle 10 Ekim 680 yılında cereyan eden Kerbela’yı anacağımız bu hafta, Doç. Dr. İlyas Üzüm’le bu trajik olayın Sünni ve Alevilerce nasıl değerlendirildiğini ve ritüellerindeki farklılığı konuştuk.

Şiiliğe değinme fırsatımız olmadı. Merak ettiğim başka hususlar vardı. Mesela neden peygamberimizin sevgili torunlarını biri 44, diğeri 54 yaşında kaybettiğimiz halde zihinlerimizde bir türlü büyütemez, onları hep dedelerinin sırtında hayal ederdik.

Hz. Ali ve Hz Hasan da şehit edildiği halde neden sadece Hz. Hüseyin’e ağıt yakardık? İki kardeşin arasında nasıl bir ilişki vardı? Ve daha pek çok soru… Onları hatırlamanın tam zamanı…

Kerbela olayı Sünniler ve Aleviler arasında hangi açılardan farklı algılanıyor?

Sünniler olayı temel İslam tarihi kaynaklarının yansıttığı ya da yansıttığına yakın biçimde anlarken Aleviler Şii etkiye bağlı olarak belli ölçüde mitolojik unsurlar katarak tasavvur etmişlerdir. Mesela Aleviler’e göre Hz. Hüseyin ağabeyinin tavsiyesini hatırlayarak aşuradan bir gün önce kızıyla, ağabeyinin oğlu Kasım’ı evlendirmiştir.

Sünniler’e göre olayın baş sorumlusu Yezid’dir. Olayı biraz daha detaylı inceleyenlere göre ise aynı zamanda Yezid’in emrini uygulayan Kufe valisi İbn Ziyâd ve Hz. Hüseyin’in üzerine yürüyen askeri birliğin komutanı Ömer b. Sa’d’dır. Aleviler’e göre ise Yezid’i veliahd tayin ettiği için olayın kökü Muaviye’ye kadar uzanır. Olayın yorumu da farklıdır.

Sünnilere göre olay Yezid’in siyasi rakip olarak gördüğü Hz. Hüseyin’i biata zorlaması ve saf dışı bırakması iken Alevilere göre olay Yezid’in İslam’ı yok etme planı, Hz. Hüseyin’in şehadeti de buna kanıyla dur demesidir. Olayın “yâd” edilmesiyle ilgili farklılıklara gelince bu herkesçe görülmektedir. Sünniler ferdi planda Hz. Hüseyin’e üzüntü duyarken Aleviler kolektif olarak ve kurumsal biçimde yas tutmaktadırlar.

Sünni kaynakların anlatısı tamamen doğru ve eksiksiz kabul edilebilir mi?

Olay çok dramatik, dramı yaşayan da Peygamber’in torunu Hz. Hüseyin olduğu için tarih kaynaklarına değişik oranlarda “duygu” katılmıştır. Her hangi bir mezhebî kimliğin söz konusu olmadığı temel İslam kroniklerinde bile karşılıklı uzun konuşmalara yer verilir. Bunların gerçekten o gün yapılan konuşmalar mı olduğu, yoksa sonradan mı düzenlendiği ihtimali gelir insanın aklına, bunları okuyunca. Ama bazı toplum kesimlerinde sıklıkla okunan Kumru, Hadikatü’s-süedâ gibi eserlerde uydurmalar oldukça çoktur.

Anma ritüellerinde de bariz farklılıklar var sanırım.

Esasında Sünnilerde genel anlamda “Kerbelayı anma” ritüelinden bahsetmek zordur. Sınırlı olarak bazı tasavvufi çevreler olaya ilgili özel programlar yapar, Hz. Hüseyin için mersiyeler okurlar. Söz gelimi Ehl-i beyt ve Hz Ali sevgisi keskin olan sufî çevrelerde Muharremde dokunaklı mersiyeler okunur, İmam Hüseyin için göz yaşı akıtılır.

Fakat bu Sünnilerin Kerbela Olayına ilgisiz kaldıkları biçiminde de yorumlanmamalıdır. Tarih boyunca birçok Sünni edip, şair Kerbela üzerine yazılar yazmış yahut mersiyeler kaleme almıştır. Ve Kerbela olayı anlatıldığı veya hatırlandığı zaman her Sünni samimi olarak Hüseyin’in yanında yer almıştır. Ama Sünnilere göre İslam’da kolektif matem olmadığı için Hz. Hüseyin’e olan acı duyma ferdi planda kalmıştır.

Alevilerde Kerbelayı anmak daha özel bir anlam taşıyor. Evet. İnsanlar o günlerde Hz. Hüseyin ile bütünleşir. Onun acısını iliklerine kadar hisseder, göz yaşı döker. Bu, günlük hayata da yansır. Söz gelimi, ele bıçak ve keskin alet alınmaz. Su içilmez, tatlı yenilmez, eğlenilmez. Hatta erkekler traş olmaz.

Düğün yapılmaz. Müzik dinlenilmez. Gülünmez. Mümkün olduğunca üzüntü dolu bir hal içinde bulunulur. Diğer taraftan Aleviler Muharremin on iki günü “matem orucu” adı verilen oruç tutar. On üçüncü günü aşure kaynatarak İmam Zeynelabidin’in kurtuluş sevincini paylaşırlar.

Bu nasıl bir oruçtur? Bizim Ramazan orucuna benzemez sanırım.

Bu çok özel bir oruçtur. Dediğiniz gibi Ramazan orucundan farklıdır. Yöreler ve ocaklar arasında değişik uygulamalar bulunmaktadır. Sahur ve iftar gibi kelimeler kullanılmaz. Sahur yerine “ağız mühürleme”, iftar yerine de “oruç açma” deyimlerine yer verilir.

Ağız mühürleme gece en geç 12 civarında tamamlanmalıdır. Oruç açma ise gün batımıyla gerçekleşir. Her oruçta Hz. Hüseyin’in acısı hatırlanır. Söz gelimi niyet şöyle yapılır: “Bism-i şah… Allah Allah… Hak-Muhammed-Ali aşkına… İmam Hüseyin’in susuzluk orucu niyetine… Ehl-i beyt’in şefaati hakkına… On İki İmam aşkına oruç tutmaya niyet eyledim. Hak dergahında kabul etsin…” Sünniler’in aşurada tuttukları iki veya üç günlük orucun ise Kerbela olayı ile ilgisi yoktur.

Neyle ilgisi vardır peki?

Hz. Peygamber Medine’ye geldiğinde, aşura günü Yahudiler’in Musa’nın kurtuluşu dolayısıyla oruç tuttuklarını öğrenmiş, “Biz Musa’nın sünnetini yerine getirmeye Yahudilerden daha layığız” demiş, hem kendisi hem de ashap oruç tutmuştur. Ancak Yahudilere muhalefet olmak üzere bir gün öncesi veya sonrasıyla iki gün yahut aşurayı ortalayarak üç gün oruç tutulmasını emretmiştir. Ramazan orucunun farz kılınmasıyla, bu oruç sünnet yahut müstehap sayılarak tutulagelmiştir.

Biraz evvel İslamda kollektif matem geleneği yok demiştiniz. Yas tutmak dinen haram mıdır?

Üzülmek insanî bir duygudur. Hz. Peygamber küçük oğlu İbrahim vefat ettiği zaman ağlamış, kendisini yadırgayanları yadırgayarak, gözden yaş akıtmanın normal olduğunu fakat Allah’ın takdirini de tenkit etmediğini beyan etmiştir.

Ancak İslam “yaka paça yırtarak ağlamak, döğünmek, saçları yolarak yahut yüze toprak saçarak ağlamak” gibi uygulamaları yasaklamış, Hz. Peygamber hadislerinde çok açık bir şekilde bunların “cahiliyye adetleri” olduğunu ifade etmiştir.

Sahabe Hz. Ömer şehit edildiğinde yas tutmamıştır. Hz. Ali şehit edildiğinde çocukları yas tutmamıştır. Geçmişte Zekeriya peygamber Yahya peygamber gibi peygamberler çok ağır işkencelere maruz kalarak şehit edilmiş fakat bunlara yas tutulmamıştır.

Bu tavır, acıya karşı olgunluğu mu duyarsızlığı mı gösterir?

Sünnilere göre, genel anlamda söylersek, Hz. Hüseyin’in yasını tutmamak ona yapılanı kabul etmek ya da ona üzülmemek anlamına gelmez. Tarihte Hz. Hüseyin’e yapılanı reva gören hiçbir Sünniden söz edilemez. Nice Sünni alimler vardır ki aşurada gözleri sel olup akmıştır. Hatta bir alimin şöyle söylediğini işittim: “Ben Hz. Hüseyin için o kadar göz yaşı dökmüşümdür ki hiçbir cem evinde o kadar göz yaşı dökülmemiştir.”

Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in hayat hikayeleri ne ölçüde doğru biliniyor?

Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in hayat hikayeleri çok bilinmez, doğru. Haklarında yazılan eserlerin ne kadar sağlıklı olduğu da başka bir konudur. Daha açık söylemek gerekirse İslam tarihi kaynaklarında Hz. Hasan ve Hüseyin’in hayatları hakkında bilgiler sınırlıdır; bu iki güzide insanı çok öne çıkaran kesimlerin yazdıkları ise, yine tarihçilere göre güvenilir olmaktan uzaktır. Vakıa bu.

Hz Hasan ve Hz. Hüseyin hakkındaki bilgiler neden sınırlı? Onları yeterince önemsememişiz mi?

Onları önemsemediğimizi söyleyemeyiz. Sünni, Şii, Alevi-Bektaşi vb. bütün Müslümanlar Hz. Hasan Ve Hz. Hüseyin’i içtenlikle sevmiş, onların isimlerini çocuklarına koymuş, dualarında onların isimlerini anmış, kültürel hayatlarına onlardan güzellikler katmıştır.

Fakat onların hayat hikayeleri çokça anlatılır ve bilinir olmamıştır. Çünkü sahabe Peygamber’in söz ve uygulamalarına dikkat kesildiği ve onları aktardığı için mesela Peygamber’in kızı Fatıma ile ilgili olarak da bilgiler sınırlı kalmıştır. Belki başka bir sebep de Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in birtakım siyasi mücadelelerde istismara konu edilmeleridir. Öyle ki bu çeşit kargaşalarda doğru ile yanlışlar birbirine girmiştir. Ama Hz. Peygamber’in onları mübarek sırtında gezdirmesi ve onlar hakkındaki müjdeli sözler hep hatırlanmıştır.

Bu yüzden mi Müslümanlar Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i dedelerinin sırtında gezen çocuklar olarak hayal ederler de, zihinlerinde onları bir türlü büyütemezler?

Aynen öyle. Çünkü büyüdükleri zaman nasıl yaşadıkları ve ne yaptıklarına ilişkin çelişkili bilgiler çok. Şurası kesin ki Resulullah’ın yanında yetişmiş, onun ve ümmetinin dualarına nail olmuş kimseler olarak Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in iman, takva, ihlas ve ahlakta zirve şahsiyetler olduğunda hiçbir şüphe yoktur.

Aralarında kaç yaş vardı? Öldüklerinde kaç yaşlarındaydılar?

Aralarında bir yaş kadar fark var. Hz.Hasan Ocak 625 yılında, Hüseyin de Ocak 626 yılında doğdu. Hz. Hasan 44 yaşında, Hz. Hüseyin 54 veya 55 yaşlarında idi, şehit edildiklerinde.

Kerbela’da katledilen Hüseyin’den çokça söz edilip, eşi tarafından öldürülen Hz.Hasan hakkında fazla söz edilmemesi, fazla anılmamasının nedeni? Neden Hz.Hüseyin yürek dağlar da, Hz.Hasan için aynı hüzün hissedilmez?

Bence bu doğru bir soru. Şu da sorulabilir: Neden Hz. Hüseyin için ağlanır da şehit edilen babası Hz. Ali için ağlanmaz? Sanıyorum, önce şunu teslim etmek gerekir. Hz. Hüseyin’in dramında insanî duygulara dokunan boyutlar daha fazla.

Söz gelimi, Hz. Hüseyin susuz bırakılmıştır. Hz. Hüseyin’in mubarek boğazı kesilmiştir. Hz. Hüseyin’in bedeni orada bırakılmış, baş önce Kufe’ye, sonra Şam’a, sonra başka yere götürülmüştür. Hz. Hüseyin bir anda değil, gün gün ölüme sürüklenmiştir. Hz. Hüseyin gözleri önünde kardeşlerinin, oğullarının, ağabeyinin oğullarının ve öteki yakınlarının şehadetini izlemiştir.

Nihayet Hz. Hüseyin başta kız kardeşi, eşi olmak üzere diğer yakınlarının çoluk-çocukları yanında şehit edilmiştir. Hunharca, acımasızca, zalimce. Onun kesik başını hayal edebiliyor musunuz? Üstelik tamamen suçsuz yere? Bu yürek dağlamaz mı? Vah ki vah…

Hz. Hasan binlerce Müslümanın hayatını kurtardı. Ama bu kadar vahşi unsur içermese de Hz. Hasan’ın hikayesi de az yürek burkucu değil…

Haklısınız. Zehirlenerek şehit edilmek de az trajik değildir. Ama Hüseyin’in şehadetinde çok güçlü siyasi motifler var. Kufeliler hem onu davet etti, hem de yalnız bırakıp şehit edilmesine sebep oldular. Hz. Hüseyin için ilk toplu ağıtı da onlar yaptılar. Hz. Hasan’ın hanımı tarafından öldürülmesi daha sessiz bir şekilde olup bitti… Onun için de elbette vah ki vah…

Karısı onu niye öldürdü?

Tarih kaynaklarına göre karısı Ca’de, Yezid b. Muaviye ile evlendirilmek vadiyle kandırıldı. O da yemeğine zehir koyarak onun şehadetine sebep oldu. Entrika içinde entrika.

İslam tarihi açısından Hz.Hasan’ın yeri nedir?

İslam tarihi açısından Hz. Hasan’ın çok özel yeri vardır. Sahih hadis kaynaklarında Hz. Peygamber’in onun hakkında şöyle söylediği ifade olunur: “Allah bu oğlumun eliyle iki toplumun arasını ıslah edecektir.” Gerçekten de böyle olmuştur.

Babası Hz. Ali yaralandığında şehadetinden önce, “Oğlun Hasan’a biat edelim mi” diye sorulmuş, tarih kaynaklarına göre, o, “Bu konuda evet de demiyorum, hayır da” mealinde cevap vermiştir. Bununla birlikte, insanlar Hz. Ali’den sonra ona biat etmiş, o da altı ay kadar hilafette kalmıştır.

Daha sonra ilk iki halife ve üçüncü halifenin ilk altı yılından itibaren fetihlerin durduğunu, müslümanların birbirleriyle uğraştığını düşünmüş, ordusundaki yorgunluk ve isteksizliği de yakından müşahede etmiş, yaptığı görüşmelerden sonra belli şartlar dahilinde anlaşma imzalayarak Muaviye lehine hilafetten çekilmekte büyük fayda görmüştür.

Böyle de yapmıştır. Bu büyük bir hayra vesile olmuş, müslümanlar birbirinin kanını akıtmaktan kurtulmuş, yeniden fetih faaliyetleri başlayarak İslam gönüllerde ve coğrafyalarda yayılmaya devam etmiştir.

Peygamber efendimiz torunları hakkında ne gibi değerlendirmelerde bulunmuş?

İkisini de candan sevmiş, ikisini de öpüp koklamış, ikisi hakkında da övücü, müjdeli sözler söylemiştir. Söz gelimi, “Hasan ve Hüseyin, benim dünyada kokladığım iki çiçeğimdir” buyurmuştur. Başka bir sözünde ise “Allah’ım! Ben, bunları seviyorum. Sen de bunları sev” demiştir. Yine her ikisi için “Bunlar cennet gençlerinin efendisidir” buyurmuştur. Bununla birlikte, Hz. Hasan hakkında, Allah’ın onun vasıtasıyla iki toplumu ıslah edeceğini bildirmiştir.

İki toplumdan kasıt, Muaviye ve kendi yandaşları ise, sonraki hadiselere bakarak ıslah oldukları söylenebilir mi?

Hz. Peygamber’in bu hadisi ile işaret ettiği ıslah “barış”tır. Gerçekten o zaman Müslümanlar Şam ordusu ve Kufe ordusu diye ikiye ayrılmıştı ve Hz. Hasan’ın fevkalade sağlıklı tutumuyla iki Müslüman grup aralarında sulhu gerçekleştirdiler.

Sonraki hadiseleri kendi bağlam ve şartlarında ele almak gerekiyor. Hz. Peygamber’in torunları hakkındaki değerlendirmelerine devam edersek, yine O, hadis tekniği bakımından daha düşük sıhhattaki bir beyanında, Cebrail’in kendisine gelerek, ümmetinden bir topluluğun Hz. Hüseyin’i şehit edeceğini haber verdiğini ifade etmiştir.

İslam âlimleri Hz. Peygamber’in torunlarına olan bu sıcak ilgisini dede-torun ilişkisine bağlamamış, olayın onun peygamberlik görevi ile ilgili boyutunun bulunduğunu belirtmişlerdir. Onlara göre bu, Hz. Peygamber’in onlara dua etmesi, bu vesileyle onların ve onların soyundan gelecek temiz insanların İslam’a yapacakları hizmettir.

 Gerçekten tarih boyunca Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in soyundan gelen pâk insanlar İslam’ın yayılması ve gelişmesine büyük katkı yapmışlardır. Dünyanın dört bir tarafındaki seyyitler, şerifler bunun delilidir.

Peygamberimizin soyu Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in hangi evlatlarından bugünlere geliyor?

Hz. Hasan, bilindiği kadarıyla çok evlenmiş, çok sayıda çocuğu olmuştur. Hz. Hüseyin’in ise soyu oğlu Zeynelabidin’den devam etmiştir. İnsanlar soylarının Peygamber soyu ile ilişkili olması için Peygamber soyundan gelenlerle evlenmeye can atmış, böylece nesl-i pâktan gelenler hızla artmıştır.

Çok geçmeden Hz. Hasan’ın soyundan gelen şerifler ile Hz. Hüseyin soyundan gelen seyyitler Yemen’den Horasan’a, Kuzey Afrika’dan Anadolu’ya kadar hemen her bölgeye dağılmıştır. Bunların ferdi olarak İslam’a gönülden bağlanmış, ama aynı zamanda soy bakımından İslam peygamberinin soyundan geldikleri için bu bağlılıkları daha güçlü ve daha içtenlikli olmuştur.

Hasan ile Hüseyin, iki kardeş arasında nasıl bir ilişki vardı? Aralarında siyasi bir çatışma oldu mu?

Tarih kaynaklarının bize intikal ettirdiği bilgiler göre iki kardeş arasında olumsuz gelişmeler meydana gelmemiştir. Hz. Hüseyin babasının vefatından sonra ağabeyine tabi olmuştur. Fakat, sanıyorum iki kardeşin tabiatı farklı idi. Hz. Hasan daha rasyonel Hz. Hüseyin yanı sıra duygusal idi.

Söz gelimi, Hz. Hasan Muaviye lehine hilafetten çekildiğinde Hz. Hüseyin bunu doğru bulmadı. Ama ağabeyine karşı sesini de çıkarmadı. Hz. Hasan’ın biyografisini yazanlar onun zeki, cömert ve riske girmekten kaçınan bir kişiliğe sahip olduğunu, Hz. Hüseyin’in ise zekası, takvası, tevazuu yanında risk almaktan kaçınmayan bir yaratılışta olduğunu ifade ederler.

sondevir


Ve Bir Makale

Hz. Hüseyin’in Kerbela’da hunharca şehit edilmesini Prof. Dr. İlyas Üzüm, kaleme aldı.

Hz. Hüseyin, İslam peygamberi Hz. Muhammed’in güzide torunudur; onun “cennet kadınlarının efendisi” diye nitelediği kızı Fatıma’nın küçük oğludur.10 Ocak 626 yılında Medine’de doğmuştur. İsmi “güzelcik” anlamında bizzat dedesi Hz. Muhammed tarafından konulmuştur. Doğumundan bir hafta sonra akika kurbanı kesilmiş, saçları toplanıp ağırlığınca gümüş fakirlere sadaka olarak dağıtılmış, aynı gün sünnet edilmiştir.

Hz. Hüseyin kutlu bir ailede yetişmiştir. Babası, hayatı beş yaşından itibaren Hz. Peygamberin yanında geçmiş Hz. Ali, annesi Resulullah’ın biricik kızı Hz. Fatıma’dır. Altı yaşına kadar ağabeyi Hasan ile birlikte sık sık dedesi ile birlikte olmuş, çocukluk saflığı ve masumluğu içinde onun inanç ve ahlakını duygularına taşımış, ayrıca yine onun özel ilgi ve dualarına nail olmuştur.

HZ. OSMAN’I KORUDULAR

Hz. Hüseyin ehl-i beyt mensubudur. Başka bir ifadeyle o, Peygamberin aile fertlerinden birisidir. Bu özelliğiyle o, Allah’ın “ehl-i beyti tertemiz kılmayı murat ettiğini” bildiren ayet (Ahzab 33/33) nazil olduğunda Peygamber tarafından âbânın/örtünün altına alınarak bu vesileyle yaptığı duasına dahil edilmiştir. Yine aynı özelliğiyle o, Hz. Peygamberin Necran Hıristiyanlarıyla yaptığı ahitleşmede onun birinci dereceden yakını olarak hazır bulunmuştur.

Yaşının küçüklüğü dolayısıyla ilk iki halife döneminde fetih faaliyetlerine katılamayan Hz. Hüseyin, üçüncü halife döneminde ağabeyi Hz. Hasan ile birlikte Taberistan fethine iştirak etmiştir. Ayrıca Hz. Osman’ın hilafetinin son yıllarında meydana gelen iç karışıklıklarda halifeyi korumak üzere önemli görevler yapmıştır.

İLİMLE MEŞGUL OLDU

24 Haziran 656 yılında babası Hz. Ali’nin hilafete geçmesiyle birlikte, sürekli onun yanında yer alan Hz. Hüseyin Cemel, Sıffîn ve Nehrevan savaşlarında yer almıştır. Dört buçuk yıl sonra babasının şehit edilmesinin ardından ağabeyine itaat etmiş, onun Muaviye lehine hilafetten çekilmesinden sonra ise Medine’ye gelerek burada ilim ve ibadetle meşgul olmuştur.

Hz. Hüseyin’i faziletli kılan Peygamberle olan kan bağı değil, imanı, ibadet bilinci ve ahlakı ile Peygambere layık bir torun olma vasfını gerçekleştirebilmiş olmasıdır. Nitekim onun hayatına tahsis edilen eserlerde kaya gibi güçlü imanı, Allah’ı görüyormuş gibi ibadet bilinci, doğruluğundan/sıdkından cömertliğine kadar üzerinde topladığı ahlakî güzellikleri çarpıcı örnekleriyle anlatılmaktadır.

AİLESİYLE YOLA ÇIKTI

İşte Kerbela, bu müstesna insanın siyasi ihtiraslar uğruna şehit edildiği yer, Kerbela olayı da bu acının dramatik sahnelerinin bütünüdür.

681 yılında cereyan eden bu olayın üzerinden 1333 yıl geçmiştir. Bu acı olay, sadece tarih sayfalarında kalmamış, yüzyıllardır Müslümanlar’ın ciğerini sızlatan, içini kanatan bir olay olarak canlılığını korumuştur.

Hakkında manzum ve mensur yüzlerce eserin kaleme alındığı olay en kısa haliyle şöyle cereyan etmiştir:

Muaviye’nin ölümünden sonra tahta geçen oğlu Yezid, biat almak için insanları zorlamaya başlamıştır. Durumu öğrenen Hz. Hüseyin buna şiddetle karşı çıkmış, önce Mekke’ye giderek yapılması gerekenlerle ilgili olarak güvendiği insanların fikrini almıştır. Bu arada vaktiyle babasının hilafet merkezi olan Kufe’den kendisini hilafete geçmek üzere Kufe’ye davet eden ısrarlı mektuplar almıştır. Bunun üzerine yerinde incelemeler yapmak üzere amcasının oğlu Müslim’i Kufe’ye göndermiştir. Onun olumlu raporları çerçevesinde hazırlıklara giren Hz. Hüseyin aile efradı ve yakınlarından oluşan küçük bir askeri birlikle yola çıkmıştır.

HUNHARCA ŞEHİT EDİLDİLER

Kufe’de Hz. Hüseyin lehine gelişen olaylardan haberdar olan Yezid harekete geçerek valiyi görevden alıp yerine problemi çözmesi emriyle İbn Ziyad’ı görevlendirmiştir. Duruma el koyan yeni vali önce halkı tehdit edip korkutmuş, ardından Müslim’i yakalatıp öldürtmüştür. Hz. Hüseyin bu olumsuz gelişmelerden yolda iken haberdar olmuş, geri dönmek ya da yola devam etmek arasında tereddüt yaşamış ise de özellikle Müslim’in çocuklarının ısrarıyla devam kararı almıştır. Hz. Hüseyin’in yolda olduğunu öğrenen İbn Ziyad, başka bir görev için hazırlanmış Ömer b. Sa’d komutasındaki askeri birliği Hz. Hüseyin’in üzerine göndermiştir. Önce su yolları kapatılan ve teslime zorlanan Hz. Hüseyin ve küçük birliği ardından 10 Muharrem’de acımasız bir saldırı ile devre dışı bırakılmıştır. Kahramanca savaşan Hz. Hüseyin’in mübarek başı gövdesinden ayrılmış, ayrıca 70 dolayındaki yakını da hunharca şehit edilmiştir.

Kerbela olayında dikkat çekici birçok nokta vardır. Söz gelimi, Hz. Hüseyin’i Kufe’ye davet edenlerin onu yalnız bırakmaları, Hz. Hüseyin’in görüşlerine baş vurduğu başta önemli şahisyetlerin Kufeliler’e güvenilemeyeceğini söyleyerek onu yolundan vazgeçirmeye çalışmaları, Hz. Hüseyin’in olay öncesinde Ömer b. Sa’d ile görüşürken geri dönmesine izin verilmesi, Şam’da Yezid ile doğrudan görüşmesinin sağlanması veya sınır boylarında fetihlerle meşgul olmasına müsaade edilmesi gibi seçenekler sunması bunlardan bazılarıdır.

Fakat durum ne olursa olsun kesin olan şudur ki; a) Hz. Hüseyin tamamen masumdur. b) Cinayet ve katliam tamamen siyasi sebeplerle yapılmıştır. c) Olayın failleri kendilerini Müslüman olarak niteleyen topluluklardan oluşmaktadır.

KERBELA HALEN YAŞANIYOR

Geçmiş dönemler bir tarafa, günümüz İslam dünyasındaki gelişmelere bakıldığında, değişik yelerde, değişik biçimlerde Kerbela’nın hâlen yaşandığı görülmektedir.

Daha açık ifadeyle, bugün kendisini İslam dairesi içinde gören gruplar siyasi sebeplerle birbirini öldürmeye devam etmektedir. Suriye’de yaşanan iç savaşta ölenlerin sayısı 120.000’i geçmiştir. Irak’ta Sünniler ve Şiiler arasında yaşan olaylarda son üç ayda ölenlerin sayısı iki binli rakamlara yaklaşmıştır. Aynı şekilde her yıl Hint alt kıtasında mezhep çatışmalarında hatırı sayılı rakamlarda insan ölmektedir. İslam’ın temel ilkeleri açısından bu tabloyu onaylanabilir görmek hiçbir biçimde mümkün değildir. Zira adını “barış”tan alan ve mensuplarına dünya ve ahiret saadeti vadeden, peygamberinin “alemlere rahmet olarak gönderildiğini” söyleyen İslam, kendi bağlılarının farklı anlayış ve düşünceler için birbirinin kanını akıtmasına izin verebilir mi?

İslam’ın inanç açısından temel ilkeleri bellidir; Allah’ın birliği ve Hz. Muhammed’in O’nun peygamberi olduğu. Bunu kalbiyle tasdik eden bir kimse Müslüman’dır, mümindir. İslam’ın Müslümanlar’ın birbiriyle ilişkilerine dönük temek ilkeleri de bellidir: Birbirini kardeş görmek, birbirine yardım etmek, birbirine dua etmek, birbirinin sıkıntısını gidermeye çalışmak. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır: “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin”. (Hucurât 49/10).

Oysa bugün İslam coğrafyasının bazı yerlerinde maalesef “Lâ ilâhe illallah” diyen insanlar “Lâ ilâhe illallah” diyen insanlarca “Lâ ilahe illallah” denilerek öldürülüyor.

MÜSLÜMAN CANLI ÖLDÜREMEZ

Burada ciddi bir problem olduğu açıktır: Zira bir Müslüman, bırakalım bir Müslüman kardeşini, bir insanı, bir canlıyı öldüremez; bir bitkiyi yerinden koparamaz. Kur’an-ı Kerim’de çok açık şekilde yer alan şu ayet müminleri titretir, niteliktedir: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür.” (Maide 5/32)

TÜM MÜSLÜMANLAR İÇİN HÜZÜN

İslam dünyasında meydana gelen iç karışıklıların elbette uluslararası birçok dinamiği bulunmaktadır. Ülkelerin çıkarları, silah şirketlerinin hedefleri, uluslararası güç odaklarının hesapları vs. Bu çerçevede bilinen ve bilinmeyen birçok odak Müslümanlar’ın zaaflarından yararlanarak kargaşa çıkarmak, insanları birbirine düşürmek, tarihsel ihtilafları kaşımak isteyebilir ve istemektedir.

Ancak bütün bunların üstünde ve ötesinde müminlerin İslam’ın temel ilkelerini dikkate alarak davranmaları gerekmez mi? Mezhebi, din anlayışı, kültürü ne olura olsun “Lâ ilâhe illallah” diyen bir insan öldürülebilir mi?

Hz. Hüseyin, Peygamberin güzide torunu ve fazilet timsali olarak bütün Müslümanlar’ın sevdiği bir şahsiyettir. Bunun en somut kanıtlarından biri onun isminin Sünni, Alevi, Şii bütün Müslümanlar tarafından çocuklara ad olarak konulmasıdır.

Elbette Kerbela’da onun hunharca şehit edilmesi bütün Müslümanlar’ı üzmüştür. Bu üzüntünün dışa vurması ve yansıtılması çeşitli biçimlerde kendini göstermektedir. Sünni çevreler çoğunlukla İslam’da kurumsal nitelikte bir matem olmadığını, söz gelimi şehit edilen Hz. Ali için de yas tutulmadığını söylemekte, bazıları ise diğer mazlumlar gibi Hz. Hüseyin’in şehadeti için de üzülmekte ve gözyaşı dökmektedir. Şiiler ise bazı yerlerde bedenlerine işkence ederek bazı yerlerde sadece sine döğüp mersiyeler okuyarak kendi gelenekleri içinde özel programlarla bu acıyı hatırlamaktadır. Aleviler de mersiye okuyarak Hüseyin’in acısını hissetmektedir.

GELENEĞE SAYGI DUYMALI

Kerbela olayını kim nasıl anarsa ansın herkese saygı duyulmalıdır. Ancak bu vesile ile bütün Müslümanlar İslam kardeşliğinin gereğini yerine getirip getirmediğini bütün netliği ve içtenliğiyle yeniden sorgulamalıdır. Dış mihrakların bazı iç ihtilafları karıştırmalarına asla izin vermemelidir.

Her kesim birbirinin dini inanç, anlayış ve geleneğine saygı duymalıdır. İşte o zaman İslam kardeşliği lafta kalmayacak, Kerbela olayı doğru okunmuş olacak, yeni Kerbelalar yaşanmayacaktır.

Prof. Dr. İlyas ÜZÜM

İlginizi Çekebilir

Avrupa’nın Travmaları – 5: Dünya Savaşları

Önceki Yazı: Sanayi Devrimi ve Komünizm Yaklaşık 1600 küçük şehir devletinden müteşekkil olan Avrupa, 3-4 …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Makaleler, Röportaj & Mülâkat & Konuşmalar
Peygamberler Tarihi -18 : Hz. Süleyman (as)

Kur’an’da Adı Geçen Peygamberler ve Hayatları Hz. Süleyman Aleyhisselâm İbrânice Şlomo (Salomon). Hz. Davud (as)'ın …

Kapat