Ana Sayfa / KÜLTÜR – SANAT – FİKRİYAT / Makaleler / Hz. Peygamberin (asm) Dilinden Ehl-i Beyt
Hat: Ahmed Kocak

Hz. Peygamberin (asm) Dilinden Ehl-i Beyt

KUTLU PEYGAMBER’iN DiLiNDEN EHL-i BEYT

Yazar: Yusuf AÇIKEL
Yrd. Doç. Dr., Süleyman Demirel Üniversitesi, İlahiyat Fak.

Ehl-i Beyt’in Tanımı ve Tespiti

“Ehl” ve “beyt” kelimelerinden oluşmuş bir terkip olan Ehl-i beyt kavramının, zorlama yorumlara sapmadan Cahiliye ve Hz. Peygamber döneminde “ev halkı, aile” anlamında kullanıldığı, ilgili ayet1 ve hadislerin2 de bağlamından anlaşılabilir. Ehl-i beyt yerine “Âl-i beyt” tabirinin de kullanıldığı bu terkibin muhtevasına; aile reisi başta olmak üzere evin hanımı, çocukları ve evde oturanların girdiği ifade edilebilir. Bu terkip daha sonraları farklı anlamlarda terimleşmiştir. Ayrıca Hz. Peygamber’in yakın akrabaları manasında “Âl-i abâ, Ashâbü’l-abâ, Hamse-i âl-i abâ, Ehlü’l kisâ, Pençe-i âl-i abâ” terimlerinin Ehl-i beyt ile yakın anlamda kullanıldığı görülmektedir. Hadislerde geçen Ehl-i beyt kavramıyla yakından ilgisi olan “ıtre” kelimesi ise; kişinin “Ehl-i beyt”ini ihtiva etmekle birlikte aynı nesebten yakın ve uzak akrabalarını, soyunu, aşiretini, kavmini, çocukları ve torunları gibi nesline de şâmil olduğundan “Ehl-i beyt” ifadesinden daha geniş anlamı içerir.

Cahiliye döneminde, lugavî olarak “Kabe’nin meskûnları” manasında kullanılmış olan “Ehl-i beyt” tabiri, İbn Hişâm’ın es-Sîretü’n-Nebeviyye’sinde şöyle geçmektedir: Kusayy b. Kilâb her hac mevsiminde Kureyşliler’i toplayarak onlara: “Ey Kureyş topluluğu, siz Allah’ın komşuları, O’nun Beyt’inin (Kabe) ve Harem’inin ehlisiniz. Gerçekten hacılar Allah’ın misafirleridir. (O’nun ehlidir) ve O’nun Beyt’inin (Kabe) ziyaretçileridir. Onlar misafire ikrama daha hak sahi-bidir…”3 derdi. Dolayısıyla o zamanda terimleşmemiş ifadenin sözlük anlamı olarak değerlendirilmesi daha doğru olacaktır. Ancak sonradan Abbasiler, siyasî menfaatleri uğruna kendilerinin gerek İslâm’dan önce, gerekse İslâm’dan sonra Kabe’de îfa ettikleri sikaye4 ve rifade5 görevleri sebebiyle Ehl-i beyt olduklarını iddia etmişlerdir.6

Bu terkip, Şîa kaynaklarında daha çok “ıtre, ehlü’l-ıtre”7 şeklinde kullanılmıştır. Ayrıca “Ehl-i beyt, ıtre, asabe, neseb” ifâdelerinin, Hz. Peygamber’in sahih sünneti ve bu sünnete uygun şekilde yaşayan âlim insanlar olarak değerlendirilmesinin daha isabetli olacağı da ifade edilmiştir.8

Tarih boyunca Hz. Peygamber’in Ehl-i beyti’nin kimleri kapsadığının tespiti ile ilgili farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Hz. Peygamber eşleri, Ali-Fatıma, Ebu’l-Âs-Zeyneb aileleri ve bazı hadislerde teveccüh şeklinde Ehl-i beyt’e dahil edilenlerle terim en geniş anlamını bulmuştur.9

Bunun yanı sıra Ehl-i beyt’in sadece Hz. Peygamber’in eşleri10 ya da Hz. Peygamber, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin olduğunu söyleyen âlimler11 vardır. Ayrıca Hz. Peygamber’in hem eşlerini hem sadaka alması haram olan yakın akrabalarını Ehl-i beyt’e dahil edenler de12 vardır. Hatta ümmet-i Muhammed’in tamamını ehl-i beyt olduğunu savunanlar13 vardır. Bazı mutasavvıflar, Ehl-i beyt kavramının “veliler” anlamına geldiği görüşündedirler.14

Hz. Peygamber’in Ehl-i Beyt’e İhtimamı

Bilindiği gibi Resûlullah’ın (s.a.v.) önem verip özen gösterdiği insanların başında Ehl-i beyt’i gelmektedir. Zira kendi yakınlarına ihtimam duygusu insanoğlunun fıtratında mevcuttur. Bir babanın eşine ve ciğerpare yavrularına duyduğu şefkat ve merhametin sonradan kesbedilmeyip Allah tarafından yaratılışta verilmiş olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Hz. Peygamber de bir baba ve ev reisi olarak ev ahalisine bu duyguyu herkesten ziyade göstermiştir.

Hz. Peygamber’in Ehl-i Beyt’ine Sevgisi

Allah’ı sevmek ve Allah için sevmek oldukça önemli bir kavramdır. Hz. Peygamber Allah’ı ve yaratıklarını sevme konusunda ölçüyü koymuştur. Nitekim O (s.a.v.) , İbn Abbas rivayetinde sevgi zincirini şu hadisiyle dile getirmiştir: “Allah’ı, sizi nimetleriyle rızıklandırdığından dolayı seviniz, Allah’ı sevdiğiniz için beni seviniz, beni sevdiğinizden dolayı da Ehl-i beytimi seviniz.”15

Ebu Hüreyre’nin rivayetinde ise Hz. Peygamber: “Sizin en hayırlınız benden sonra ehlime en hayırlı olanınızdır.”16 buyruğu ile, “Ehl-i beyt’e iyilik etmek, güler yüz göstermek ve sohbet etmek emredilmiştir.”17 hadisi Ehl-i beyt’e gösterilmesi gereken sevgiyi dile getirmektedir. Başka bir hadiste Hz. Peygamber’in, “Nice kavimler vardır ki Ehl-i beyt’imden bir kimse onlarla oturduğu zaman sözlerini keserler. Allah’a yemin ederim ki, bir kimsenin kalbine, Allah’ı ve yakınlarımı sevmedikçe iman girmez.”18 buyruğu da önemlidir.

Öte yandan Hz. Ebu Bekir de “Allah’a yemin ederek, Hz. Peygamber’in yakınlarına sıla-yı rahim yapmasının ve gözetmesinin kendi akrabasını gözetmesinden daha sevimli olduğunu” belirtmiştir.19 Demek oluyor ki gerek  Hz. Peygamber, gerek Hulefâ-yı Râşidîn döneminde Ehl-i beyt’e sosyal ekonomik ve ahlâkî yönlerde oldukça hassas davranılmış, onlara her türlü hürmet, muhabbet, sevgi ve saygı gösterilmiştir.

Hz. Peygamber’in Ehl-i Beyt’ini Namaza Daveti

Bir ev reisinin yapacağı işlerden ilki, evin sakinlerini Allah’ın önemli emirlerinden biri olan namaza çağırmasıdır. Hz. Enes’in rivayetinde Resûlullah, tathir âyeti20 nazil olduğu zaman, namaza çıktığında altı aya yakın Fatıma’nın kapısının yanından geçer ve: “Ey Ehl-i beyt namaza… Muhakkak Allah, siz Ehl-i beyt’ten her türlü maddî ve manevî kiri gidermek ve sizi tertemiz kılmak diler.”21 buyurmuştur.

Hz. Peygamber’in Ehl-i Beyt’ini Ümmetine Emanet Etmesi

Hz. Peygamber’den rivayet edilen sahih bir hadiste üç defa, “… Ehl-i beytim konusunda size Allah’ı hatırlatırım.”22 buyurması, Hz. Peygamber’in onlara oldukça önem verdiğinin ve ashabından da onlara ihtimam göstermelerini istediğinin, hususen Ehl-i beyt’ini ümmetine emanet ettiğinin en bariz delilidir. Hz. Ebu Bekir (r.a.)’in bu bağlamda, “ (Ey insanlar) Siz, Ehl-i beyt’i hakkında (her türlü ihtiyaçlarını görüp giderilmesi hususunda) Muhammed’e hürmetinizi gözetip muhafaza ediniz.”23 tavsiyesi de kayda değer bir uyarıdır. Bu haberde geçen “ürkubû” kelimesinin gözetmek, takip etmek, korumak, himaye etmek24 gibi anlamları vardır. İmam Nevevî bu sözü, “Onu gözetiniz, koruyunuz, ona ihtiram ve ikram ediniz.” diye yorumlamıştır.25

Dolayısıyla Hz. Ebu Bekir’in sözünün anlamı: “İçlerinde onu koruyunuz. Onlara eziyet etmeyiniz.”26 şeklindedir. Hz. Ebu Bekir, iktidarı döneminde Ehl-i beyt’i korumuş ve Hz. Peygamber’in Ehl-i beyt’i ile ilgili bütün uygulamalarını aynen devam ettirmiştir.27

Hz. Peygamber’in Ehl-i Beyt’ine Duası

Ehl-i beyt’ini ümmetine emanet eden Hz. Peygamber, onlara çok defa dua etmiştir. Bir hadisinde Resûlulah şöyle dua etmiştir: “Allahım, beni ve Ehl-i beyt’imi rahmetine al, ateşe bırakma.”28 Hz. Ali rivayetinde dört kişiye29 abasını örterek; “Allah’ım benim onlardan razı olduğum gibi, Sen de onlardan razı ol.”30 buyurmuştur.

Hz. Peygamber, Ehl-i beyt’inden olan hanımları ile ilgili olarak da “ (iki defa tekrar ederek) Rabbimden ancak cennet ehlinden birisi ile evlenmemi istedim.”31 buyurmuştur. Başka bir hadisinde de hanımlarının kendisi ile birlikte cennette olma duasının hemen kabul edildiğini belirtmiştir.32

Ehl-i Beyt’e İttiba‘
Sekaleyn Hadisi

İttiba‘ Arapça bir kelime olup lügatta arkasından yürüme, uyma, boyun eğme anlamlarına gelmektedir.33 İttiba‘ çerçevesinde öncelikle sekaleyn hadisini ele alalım:

Tâbiînden bazı kimseler, Zeyd b. Erkâm’dan Resûlullah (s.a.v.)’tan duymuş olduklarını rivayet etmesini istemişler; o da yaşının ilerlediğini, ihtiyarladığını ve Resûl-i Ekrem’den ezberlediği bazı şeyleri unuttuğunu söyledikten sonra,
“Size anlattıklarımı kabul edin, anlatamadıklarım hakkında da beni sorumlu tutmayın.” diyerek sözlerini şöyle sürdürmüştür:

Hz. Peygamber Veda Haccı’ndan dönerken Gadîr-i Hum denilen bir göletin yanında durdu.34 Ağaçların altında yer hazırlanmasını emredip hazır olanlara şöyle buyurdu:

“Ey insanlar ben de ancak bir beşerim. Rabbimizin elçisinin (ölüm meleği) gelmesi ve onun davetine icabet etmem yakındır. Ben size şu iki paha biçilmez ağırlığı (sekaleyn) bırakıyorum:
Birisi, Allah’ın Kitabı olup, onda hidayet ve nur vardır. Allah’ın Kitabı’nı alın ve ona sıkı sarılın. Diğeri ise, Ehl-i beytimdir.
Ehl-i beytim hakkında size Allah’ı hatırlatıyorum.” buyurdu ve bunu üç defa tekrar etti.35

Sekaleyn kelimesi lügatta hafifin zıddı, kıymetli, değerli, şerefli, korunmuş gibi anlamlara gelmektedir.36 Hz. Peygamber’in Kitabullah ile Ehl-i beyt’i hakkında iki ağır yük tabirini kullanması, bunların şanı ve önemi büyük olduğu içindir.37 Bu rivayet, Kur’an’a uymanın farz olduğuna delildir.

Kur’an da bize Hz. Peygamber’in sünnetine uymayı emretmiştir.38 Böylece bu rivayetler bizi, Kur’an ve Sünnet’e tâbi olmaya davet eden rivayetlerle ittifak halindedir. Dolayısıyla bu hadiste ümmetin, Peygamber hanımları hakkında Allah’ın koymuş olduğu ölçülerden ayrılmayarak maddî ihtiyaçlarını da aynı ölçüler içerisinde karşılaması Allah tarafından hatırlatılan bir durum olabilir. Ancak Hz. Peygamber’in de Hz. Ali, Hasan ve Hüseyin gibi diğer Ehl-i beyt fertlerinin de başlarına gelebilecek bela, musîbet, eziyet hatta şehid edilme gibi olayların olabileceği duyguları içinde ümmetine Ehl-i beyti’ni hatırlatmış olması düşünülebilir. Hadiste iki değerden biri, içinde nur ve hidayet bulunan Kitap olup, ona uyma ve sarılma konusunda teşvik varken, diğerinin sadece Ehl-i beyti’nin olduğunu ümmetine hatırlatması, onların her türlü maddî ve manevî ihtiyaçlarının temin edilmesini istemesi anlamında olduğu kuvvetle muhtemeldir. Bu hadiste veya başka rivayetlerde sadece beşerî haklarının gözetilmesi39 diye sınırlamayı gerektiren herhangi bir ipucuna rastlayabilmiş değiliz. Burada Ehl-i beyt’in hukukuna riayet edilmesine, onlara sevgi-saygı gösterilmesine teşvik vardır. Zira Resûlullah sevgisi; ümmetin onun Âl-i beyti’ni de sevmesini ve onlara sıla-i rahim yapmasını gerektirir.40

Zeyd b. Erkâm (Öl. 68/688) vefat ettiği zaman siyasî hava oldukça karışık olup hilafet meseleleriyle ilgili çeşitli görüşler ortaya atılmakta, Hz. Ali ile alakalı birçok hadisin uydurulması da bu dönemlerde başlamış bulunmaktaydı. Böyle bir ortamda o günün müslümanları bu hadisten hilafetin Ehl-i beyt’e ait olduğunu anlamamışlardır.41 “Sekaleyn” hadisinin Ehl-i beyt’i ilgilendiren yönünün Hz. Peygamber’in Veda Haccı’ndan önce de değişik vesilelerle îrad ettiği hutbelerde söylediği gibi, sadece Kur’an’ı tavsiye ettiği42 veya Kur’an ile birlikte Sünneti’ne uyulmasının gerektiğini ifade eden rivayetleri43 de vardır.44

Ehl-i Beyt’le Tevessül

Tevessül kelimesinin kökü olan vesile, lügatte; vasıta, sebep, yol, yakınlık, derece, hükümdar nezdinde sahip olunan mevki ve mertebe,45 kendisiyle başkasına yakınlaşılan şey46 gibi anlamlara gelmektedir. Nitekim konu ile ilgili Enes b. Mâlik’in rivayetine göre Hz. Ömer (r.a), halk kıtlığa maruz kaldığında Abbas b. Abdilmuttalib ile yağmur duasına çıkarak; “Allahım, Peygamberimiz ile sana tevessül ederdik de bize yağmur verirdin, (şimdi ise)  Peygamberimiz’in amcası ile sana tevessül ediyoruz, bize yağmur ver.” derdi. Bunun üzerine yağmur yağar ve halk suya kavuşmuş olurdu.47

Sübkî ve onun çizgisinde olan âlimlerin beyanına göre bu mübarek şahıslarla Allah’a yaklaşmak için tevessül yapılabilir.48 Tevhidden ayrılmadan, Allah’a şirk koşmadan Ehl-i beyt ile tevessül yapılması, Ehl-i beyt’in önemini ayrıca ortaya koymaktadır.

Ehl-i Beyt’e Salâvat Getirilmesi

Salâvat, salât kelimesinin çoğulu olup lügat âlimlerinden bir çoğuna göre dua, tebrik, temcid ve tazim anlamındadır. Hz. Peygamber’in Ehl-i beyt’ine salâvat getirilerek dua edilmesini istemesi ile ilgili hadisler de onlara düşkünlüğünü gösteren delillerdendir. Nitekim Hz. Peygamber:
“Allah’ım salâtını ve bereketini İbrahim’e ve Âl-i İbrahim’e kıldığın gibi, Muhammed (s.a.v.) ve Âl-i Muhammed’e de kıl. Sen çok hamdedilen veyücesin.”49 buyurmuştur. Ebu Humeyd es-Sâidî rivayetinde de nasıl salavat getirileceğine Hz. Peygamber cevap olarak: “Allah’ım, salâtını İbrahim’e, hanımlarına ve zürriyyetine kıldığın gibi Muhammed’e, eşlerine ve zürriyyetine de kıl…”50 buyurmuştur.

Sonuç olarak, Ehl-i beyt, Hz. Peygamber’in hayatında ev halkını oluşturan şahıslarla sınırlı olup onların vefat etmesi ile de sona ermiştir. Daha sonra yaşayanlar ancak Ehl-i beyt’in neslidir. Hz. Peygamber Ehl-i beyt’ine büyük özen göstermiştir. Bu bağlamda; onları namaza davet etmiş, ümmetine emanet etmiş, onlara dualar etmiş, Ehl-i beyt’i ile tevessül edilebileceğini söyleyerek salâvat getirilmesini tavsiye etmiştir. Bu tavsiyenin dikkate alındığı ülkemizde Ehl-i beyt sevgisi, milletimizin ortak paydası olmuştur.

DİPNOTLAR

Kaynak: Din ve Hayat Dergisi

İlginizi Çekebilir

Felak Suresi Hakkında

Hakkında Medine döneminde inmiştir. 5 âyettir. Felâk, sabah aydınlığı demektir Nüzul Mushaftaki sıralamada yüz on …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Makaleler
Peygamberler Tarihi -17 : Hz. Dâvud (as)

Kur’an’da Adı Geçen Peygamberler ve Hayatları Hz. Davut Aleyhisselâm Hz. Davud (a.s.) Kur'ân-ı Kerim'de adı …

Kapat