İbnü’l Cevzî Sözlerinden

Bunu paylaşınız

Tefsir, hadis ve tarih âlimi vâiz, müderris.. Ebü’l-Ferec İbnü’l Cevzî’nin vasiyetine uygun olarak mezar taşına şöyle yazılmıştır:

“Ey günahı çok olana karşı affı bol olan Allah’ım,
Günahkâr, işlediği suçlardan bağışlanmak için sana geldi.
Ben bir misafirim, misafire ancak ikram yaraşır.”

Oğluna Vasiyeti

İbnü’l Cevzî, Leftetü’l-Kibed İlâ Nasîhati’l-Veled isimli eserinde oğluna şöyle nasihatlerde bulunmuştur:

“Ey yavrum! Vaktini koru ve içinde bulunduğun ânı ganimet bil. Senden giden zamanın ne ile gittiğine bir bakıver! Rabiatü’l-Adeviyye gecenin tamamını ihya eder, sabaha karşı biraz uyuklardı. Daha sonra korku ile kalkar ve kendi kendine “hadi kalk, mezarda uyku uzunca zaten” derdi.

Ey yavrum! Sana lazım olan şeylerin ilki, itikadını delilleriyle bilmendir. Daha sonra kendisiyle amellerini doğru bir şekilde yerine getirebileceğin kadar fıkıh öğrenmelisin. Çünkü fıkıh ilimlerin aslıdır. Daha sonra Kur’an’ı ezberlemen (hafızlık), tefsiriyle meşgul olman, Hz. Peygamber’in sallallahu aleyhi vesellem hadisleri, O’nun siyeri ve sîretiyle, ayrıca ashabının ve daha sonraki ulemânın siyerleriyle ilgilenmen gerekmektedir. Bunlarla beraber Kur’an dilini iyi anlayabileceğin kadar nahiv ve lügat öğrenmelisin.

Ey yavrum! Kanaat sahibi ol ki izzetli olasın. Kendini, dünyayı talep etmekten ve dünyalık talep edenlerin zilletinden koru.

Ey yavrum! İlim ve amel iki ayrılmaz parçadır. Seni ilimsiz amel ile meşgul olmandan sakındırıyorum. Çünkü ilimsiz amel eden birçok kimse saptı. Nefsini her bakış, her adım ve her kelimeden dolayı sorguya çek. Çünkü sen bunlardan hesap vermekle mesulsün.

Ey yavrum! Allah’tan kork, O sana gereken şeyleri öğretecektir. Allah’ın koyduğu sınırlara dikkat et. Çünkü kim (başkasının hakkına) riâyet ederse, (haklarına) riâyet olunur. Kim ihmal ederse, terk olunur.

Ey yavrum! Allah’ın bana nimet olarak verdiği şeylerin benim çalışmamla değil, ancak Latîf olan Allah’ın tedbiriyle olduğunu bil.

Ey yavrum! Sana gelen hayır ancak Allah’a itaatin ile, senden kaçan hayır ise ancak senin ma’siyetin sebebiyledir.

Ey yavrum! Her hak sahibine hakkını ver. Eşinin, çocuğunun ve akrabalarının senin üzerinde hakları var, onların haklarını ver. Kendinde gaflet bulursan kabri hatırla ve ölümün yakın olduğunu bil. İşlerinde tedbirli ol ve infak ederken saçıp savurma ki; insanlara muhtaç duruma düşmeyesin. Ayrıca malı korumak da dinin emrettiği şeylerden olup varislerini zengin olarak bırakman, onları insanlara muhtaç durumda bırakmandan daha hayırlıdır.

Ey yavrum! İş, en nihâyetinde sana bağlı. İyi çalış ve benim senin hakkındaki zannımı boşa çıkarma. Rabbimden senin için ilim ve amelde muvaffak olmanı diliyor ve seni Allah’a emanet ediyorum. Güç ve kuvvet ancak yüce ve azim olan Allah’a aittir.” (6)

Vaazlarından Seçmeler

“Ey sonundan gafil kişi! Ey kusurlarıyla ayakta duran kişi! Baksana gayret sahipleri seni geçtiler. Sen ise gaflet denizine dalmış gitmişsin. Rabbin kapısında pişmanlık duyanın duruşuyla dur. Sonra zilletle başını önüne eğ. Şöyle de: “Ben zalimim. Seherlerde şöyle haykıranım: “Günahkârım. Rahmet diliyorum.”

Haydi, bir türlü kendileri gibi olamadığın şu iyi insana benzemeye çalış. Pişman olan bir günahkârın sel gibi akıttığı gözyaşlarını azgın rüzgârlara sal. Gece yarıları pişman olarak kalk. Kapıya dur. Tövbe et. Şu gitmiş ömrü düşün. Heva ve hevesini bir kenara it artık. Âhireti arzu ediyorsan, dünyayı boşa.

Ey bütün bir gece uyuyan! Baksana dostlar gittiler. Kavmin hepsi kalktı uzak diyarlara gitti. Sen hâlâ ölüm uykusundan uyanamadın.” 

***

Ey Âdemoğlu! Senin kalbin zayıf bir kalptir. Bakışların hakikati görmede ne kadar da zayıftır. Baksana gözün her yere bakıyor. Dilin sürekli günah işlemektedir. Vücudun dünyayı kazanayım diye ne kadar da yoruldu. Nice kahredici bakış var ki onunla ayaklar sürçüverdi.

***

Ey ölüyü mezara, kalbini eve gömen adam! Ey eliyle ölüyü mezara gömerken, kalbini evinde unutan adam… Günahtan günaha sıçrıyorsun. Mezardan yine günahlara dönüyorsun. 

Sen değil misin günahlara devam eden! Sen değil misin hata ve isyana devam eden! Açık günah işledin de hiç utanmadın. Hem günahın kir olduğunu bildin, hem de sakınmadın. Cezanın büyüklüğünü bildin de unutur göründün. Yakında her şey seni terk edecek. Bugün elinden kayıp gidecek. Dünün gittiği gibi. Yakın artık konuşan dilin duracak sessizliğe bürüneceksin. Güneşin ve ayın rengini ve ışığını görmez olacaksın. Bahçeler sararacak bostan kuruyacak. 

***

Beyaz saçların seni uyarmadı mı? Ey sonsuz arzuların mahkûmu! Beyaz saçlarında mı seni uyarmadı. Baksana ölüm şimşek gibi geliyor. Sen kendini sağlıkta hissediyorsun. Sen ise hakikatte hastasın. Hem de ağır hastasın. Ve sen hastalığının bile farkında değilsin. 

***

Ey uykusu ağır adam! Ey uyanıklığı yavaş adam… Ey anlayışı kıt adam! Ezanlar seni hiç mi uyandırmadı. Yoksa biz; dil bilmeyen, kulağı sağırlara mı bağırdık. Heva ve hevesin gözü şaşıdır bilmiyor musun? 

***

Ey ihtiyarlayıp tövbe etmeyen adam! Keşke bilseydim yaşlılıktan sonra neyi bekliyorsun. Gençken utandıran günahlar, yaşlılıkta ne kadar da çok çirkindir. Yaşlılık çökmüşken insan ayıplarından vazgeçmiyorsa, bir daha iflah olmaz artık.

***

Ey falanca adam! Dünya geride kaldı. Ahiret önünde. Arkadan geçeni istemen hezimettir. Sen önden geleni iste. Baksana ölüm tufanı geldi. Haydi, takva gemisine bin. Hz. Nuh’un oğlu gibi arzu dağına sığınma. Tufan seni alır ve boğar. Yazık sana! Uyan. Ömrünün kalanını ganimet bil. Daha ne kadar şaşkın yaşayacaksın.

Sözlerinden

“Kim kanâat ederse, geçimi iyi olur. Kim tamah ederse, geçim sıkıntısı çeker.”
***
“Hâinler korkak, sâlihler cesur olur.”
***
“Dünyâ arzuları olmayan kimsenin sultanlarla görüşmesinde zarar yoktur.”
***
“Dünyâ, Allahü teâlânın evidir! Sâhibinin izni olmadan bu evde tasarrufta bulunan hırsızdır.”
***
Bir gün şöyle münâcâtta bulundu: 
“Yâ İlâhî! Senden haber veren dile azâb etme! Sana delâlet eden ilimlere bakan göze de azâb etme! Senin hizmetinde yürüyen ayağa, Resûlünün hadîslerini yazan ele de azâb etme! İzzetin hakkı için beni Cehennem’e atma! Cehennem ehli de, dünyâ da biliyordu ki, ben senin dînini muhafaza etmeye çalıştım… Yâ Rabbî! Senin için dökülen gözyaşlarına rahmet et! Sana kavuşamadığı için yanan ciğere rahmet et! Sana karşı âcizim, yalvarırım…”

***

İbn-i Cevzî, 1201 (H.597) senesi Ramazân-ı şerîf ayının yedisinde cumartesi günü, Ümmül Halîfe Türbesinin yanında son vaazını verdi. Bu vaazdan sonra beş gün hasta yattı. Cumâ gecesi akşam ile yatsı arasında evinde vefât etti.

“SUYUMU BUNLARLA ISITIN!”

Peygamber efendimizin hadîs-i şerîflerini yazdığı kalemleri açarken çıkan küçük yonga parçacıklarını toplardı. Vefat edeceği zaman;

“Ben ölünce, beni yıkayacağınız suyu bunlarla ısıtınız” diye vasiyet etti. İbn-i Cevzî hazretlerinin vasiyeti yerine getirildi. Yonga parçacıkları suyun ısınmasına yettiği gibi, bir miktâr da arttı… İbn-i Cevzî’yi Ziyâeddîn bin Sekîne ve Ziyâeddîn bin el-Cübeyr seher vaktinde yıkadılar. Sabahleyin, bütün Bağdât halkı evin önüne toplandı. Dükkânların hepsi kapatıldı. Tabutu vaaz verdiği yer olan Ümmül Halîfe Türbesinin altına götürüldü. Oğlu İbn-i Kâsım namazını kıldırdı.

Allahü teala ondan razı olsun, makamını yüceltsin, bizleri de şefaatine nâil eylesin…

Amin… 

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Hadislerle Peygamber Efendimizin Oruç Günlüğü

Yıllar önce neşredilen bir kitap ‘Peygamberimiz’in Ramazan Günlüğü’… Mustafa Nezihi, Ali Çelik‘in bu kitabında yer …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Feyizli Sözler & Kıssalar & Dualar
Neden İbn Hacer?

Kaynaklarda, dedelerinden birine nispetle bu adı aldığı ifade edilen büyük âlim İbn-i Hacer el-ASKALÂNÎ hazretleri …

Kapat