Ana Sayfa / KASTAMONU / Kastamonu Bilgi-Belge / II. Bayezid’in Oğlu Şehzâde Mahmud’un Kastamonu’daki Faaliyetleri

II. Bayezid’in Oğlu Şehzâde Mahmud’un Kastamonu’daki Faaliyetleri

Bunu paylaşınız

II. Bayezid’in Oğlu Şehzâde Mahmud’un Hayatı ve Faaliyetleri

Yrd. Doç. Dr. Cevdet YAKUPOĞLU
Kastamonu Üniversitesi
Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü

ÖZET
Osmanlı tarihinde Sultan II. Mehmed (1451-1481)’in vefatını müteakip, oğullarından Şehzade Cem ve Şehzade Bayezid arasında vuku bulan taht mücadelesini Bayezid kazanmış ve sekizinci Osmanlı hükümdarı olarak ülke yönetiminde söz sahibi olmuştur (1481-1512). Osmanlı Devletinin bu yeni hükümdarı, eski Türk veraset anlayışı gereği oğullarını Anadolu’nun mühim vilayet merkezlerine sancak beyi (vali) olarak atamakla işe başlamıştır. Bu çerçevede Sultan II. Bayezid’in oğullarından Abdullah, Şehinşah, Alemşah, Ahmed, Korkud, Selim, Mehmed ve Mahmud belli süreler zarfında muhtelif vilayetlerde valilik yapmışlardır. Sultan Bayezid’in en küçük oğlu Şehzade Mahmud, babası devrinde Kastamonu (1484-1504) ve Manisa (1504-1507) vilayetlerinde valilikte bulunmuştur. Bu şehzade, çocukluğunun ilk yıllarını babasının sarayında geçirmesinin akabinde, henüz küçük yaşta Kastamonu’ya gönderilmiş, bu vilayette görev yaptığı dönemde imar faaliyetlerine, ilme, edebiyata, sanata ve devlet-halk bütünleşmesinin sağlanmasına önem vermiştir. Yirmi yıla yakın bir süre kaldığı Kastamonu’dan ayrılış nedeni ise kardeşlerinden Şehzade Alemşah’ın genç yaşta vefat etmesi üzerine onun yerine Manisa valiliğine tayin edilmesidir. Bahsi geçen bu son görev yerinde tıpkı kardeşi gibi hayatının baharında vefat eden (1507) Şehzade Mahmud’un kısa ama ilgi çekici hayatı, bu çalışma ile ele alınmaya değer bulunmuştur.

(…)

ŞEHZÂDE MAHMUD’UN KASTAMONU SANCAK BEYLİĞİ

Anadolu’da Osmanlı şehzadelerinin görev yaptığı sancak merkezleri, XIV. yüzyıl son çeyreğinden itibaren şekillenmiş ve XV. yüzyıl boyunca bunların sayıları artmıştır. Bu merkezler; Balıkesir, Kütahya, Manisa, Isparta, Antalya, Konya, Aydın, Amasya, Sivas, Kastamonu, Trabzon ve Kırım’daki Kefe şehri idi. Ancak sonraki tarihlerde yani XVI. asırda bu merkezlerden Amasya, Manisa, Kütahya ve Konya diğerlerine tercih edilmiş ve en nihayet bunların da içinden Manisa, sadece büyük şehzade için sancak olarak kalmıştır.

Kastamonu, XV. yüzyıl ikinci yarısından itibaren bir Osmanlı sancak merkezi olarak kabul görmüştür. II. Mehmed (1451-1481), İstanbul’u fethettikten sonra “Fatih” unvanı ile anılmaya başlamış ve öncelikli olarak Anadolu’nun siyasi birliğini sağlama politikasına ağırlık vermiştir. Bu çerçevede Fatih, önce Karadeniz sahilindeki Amasra’yı ele geçirmiş (1460) ve hemen akabinde Candaroğulları Beyliği’nin elinde bulunan Kastamonu ve Sinop’u savaşsız olarak İsmail Bey’den teslim almıştır. Kastamonu’nun idaresi, çok kısa bir süreliğine Candaroğlu hanedanından İsmail Bey’in kardeşi Kızıl Ahmed Bey’e verilse de, çok geçmeden bu bey bölgeden uzaklaştırılarak, Kastamonu doğrudan Osmanlı topraklarına katılmış (Tursun Bey, 1977:104-108) ve yeni bir idari düzenleme ile sancak merkezi yapılmıştır (M.1461).

Kastamonu sancağı daha sonra Fatih’in oğullarından Şehzade Sultan Cem’in valiliği ile bir müddet yönetilmiştir (1469-1474). Bu eski Candaroğlu kültür kentinde Şehzade Cem iyi bir eğitim görmüştür. Onun çevresinde devrin ünlü âlim ve ediplerinden Tirmizli Aynî, İsfahanlı Hamidî gibi şahıslar bulunmakta olup, bu zatlar vasıtasıyla genç şehzade, Arapça ve Farsça gibi devrin ilim ve kültür dillerini öğrenmiştir (Okur Meriç, 2006:4-10).  

Şehzade Cem, 1473 yılında Osmanlılar ile Akkoyunlular arasında vuku bulan Otlukbeli Savaşı öncesi, babası Fatih’in emri üzerine Edirne’ye gönderilmiştir. Savaş, Osmanlı ordusunun zaferi ile sona ermiştir (Erdem, 2007: 111-119). 1474 yılı Ağustos ayında ise Fatih’in oğullarından Şehzade Mustafa, Karaman sancak beyliği sırasında vefat etmiştir. Bunun üzerine Şehzade Cem, Karaman valiliğine atanmış ve H.879 yılı Şaban ayı ortasında (25 Aralık 1474) Kastamonu’dan kesin olarak ayrılmıştır (Okur Meriç, 2006:11-18).  

Görüldüğü üzere Kastamonu bir sancak merkezi olarak, Şehzade Cem’in valiliği ile önemli Osmanlı vilayetleri arasına girmiştir. Bundan sonra Fatih’in son yıllarında Kastamonu’ya vali olarak Süleyman Paşa’nın gönderildiği anlaşılmaktadır. Rodos Adası’nın muhasarası esnasında (H.885/ 1480 M.) Vezir Mesih Paşa’nın tedbirsizliği yüzünden, Osmanlı ordusunun vermiş olduğu kayıplara ilaveten (Setton, 1978:348363), eski beylerbeyi ve Kastamonu sancak beyi olan bu Süleyman Paşa da şehit düşmüştür (Hoca Sadettin, 1992:III, 176; Kâtip Çelebi, 1980:26). Bu durumda Kastamonu’da Şehzade Cem’den sonra Süleyman Paşa’nın M.1480 yılına kadar sancak valiliği yapmış olduğu kabul edilebilir.

Fatih’in ölümü (M.1481) üzerine oğlu Bayezid’in sultan olmasını ve kardeşi Cem’in ona karşı giriştiği mücadeleyi kaybederek ülke dışına kaçmasını müteakip (Creasy, 1854:183-193; Hollings, 1924:76-77) devlet işlerinin yeniden düzenlenmesi esnasında, yeni Osmanlı sultanı II. Bayezid’in oğullarından Şehzade Sultan Mahmud Kastamonu sancağına vali olarak gönderilmiştir.

Şehzade Mahmud’un Kastamonu valiliğine kesin olarak hangi tarihte atandığına dair bir şey söylemek zordur. Ancak onun, on yaşlarında yani M.1484-1485 tarihlerinde sancağa çıkarılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Cemaziyelevvel 892 H. tarihinin sonunda tamamlanmış Kastamonu-Sinop tahririne göre (BOA. TD. 23M.) onun, 24 Mayıs 1487 M. tarihinden önce Kastamonu sancak beyliğine getirilmiş olması gerekir. Çünkü bahsi geçen tahrire göre, bu şehzadenin Kastamonu ve kazalarında hasları bulunmakta idi. Bu şehzade hasları tahrir defterinde “Hasha-i Hazret-i Şehzâde-i Civanbaht-tâlebekâhü-”, “Hasha-i Şehzâde-i Civan-baht Sultan Mahmud-tâlebekâhü-”, “Hasha-i Şehzâde”, “Hasha-i Hazret-i Şāhzâde”, “Hasha-i Çelebi Sultan” gibi kayıtlarla belirtilmiştir. Özellikle “Sultan Mahmud” tabiri sık sık geçmekte olup, esasen “Sultan” unvanı diğer Osmanlı şehzadeleri için de kullanılmakta idi.  

Şehzade Mahmud’un Kastamonu Sancağındaki Hasları

Sultan II. Bayezid’in bütün şehzadelerinin kendilerine tahsis edilmiş muayyen hasları mevcuttu. M.1503 yılı kayıtlarına göre, II. Bayezid’in şehzadelerinden her biri senevî bir milyon iki yüz bin akçelik haslara sahipti (Uzunçarşılı, 1988a:123). Şehzade Mahmud’un da Kastamonu’da yüksek meblağda hâsılı bulunan haslara sahip olduğu tespit edilebilmektedir. Onun, Kastamonu kaza ve nahiyelerindeki hasları özet olarak aşağıya çıkarılmıştır (BOA. TD. 23M:25-31; 111-116; 141-150; 339-351; 369-380; 523-554; 645-646; 757-762; İBK. MCO. 75:75b; 438 Nr. Muhasebe Defteri, 1994:602):

Kuzyaka nahiyesi hasları: Geymene, Ömer-sini, Sin-beyi (Sebiki), Bey-saray ve İne Arslan köyleri.

Göl nahiyesi hasları: Nahiyenin merkezi olan Ilısu kasabası, Kuru-saray köyü, Kara-bulut köyü ve Ilısu kasabasında sakin Ehl-i Hiref Cemaati.

Devrekâni nahiyesi hasları: Akpınar Hatun, Çırdak, Butracık, Çalca, Kañlıovacuğı, Akça-pınar, Saraycık, Ortaca, Haydarlu, Çiğil-erüğü, Sincan-özü, Kirvaç, Koru, Çayırcık, Boz Koca, Karaca-viran köyleri.

İnebolu nahiyesi hasları: İnebolu nefsi, Ablados, Arulya (Arilye), Avara (),

Baş-köy, Bataryos, Boyran, Çartı ? ( ), Çerçili (Çerçille), Digös (Diğöz), Ecirnos, Erküstan, Fikre, Itır, İksir, Karaca, Mukra ( ), Şeyh Ömer, Varpa, Yilye (Yille) ve Yoğunca-pelid köyleri.

Sinop kazası hasları: Ordu, Koğalu-göl, Ak-doğan, İstavran, Demürcü, Çengi, Altı-parmak, Hazinedar, Şehâbeddin n.d. Şahne, Köprü, Ağaç-eri, Zeytünlü nâm-ı diğer Taş-bağ, Çiftlik, Karım, Sakız, Yağlu-bükü (Kara-su nahiyesinde), Kuyluş, Etmek-tiri (Kızılca-elma divanında), Karaca-köy, Çañlı, Avlağu-sekü (Çañlı nahiyesinde) adlı köyler ile beş neferden oluşan “bazdârân” cemaati.

Boy-ovası (Boy-ābād) nahiyesi hasları: Osman-bükü, Cemaleddin-bükü n.d. Musa Bey-bükü, Karaca-viran, Yağlıca-bükü, Sakız-bükü, Şeyhlü, Kābız-bükü, Darıcabükü, Çarşak, Sincan-bükü, Turmuş-bükü, Mahmudlu-bükü, Eğlence-bükü, Yeñicebükü, Kır-bükü, Ali Bey-bükü, Ömer-bükü, Hacı-bükü, Sakız-bükü-yi diğer, Sevdeşbükü, Hatun-bükü, Gelin-bükü, Gökçe-ağaç, Bektaş-bükü, Kızılca-bükü, Kum-bükü, Sakızcık, Karı-bükü n.d. Helvacı-bükü, Köy-bükü, Saru-alañ, Halka-bükü, Kut-bükü, Akça-bük (der-nezd-i Karandu), Ümran-şah-bükü, Urluca-bükü, Keşler-bükü, İsmailbükü, Karandu-bükü, Kara-bürçek, Merkûr/Mezkûr ? (), Yortan, Avlağu-bükü,

Saru Şeyh-bükü, Kuşsini-bükü ? (), Taylı-bükü, Yalak-bükü, Akça-bükü/ Akçabük, Elmacık-bükü, Doğan-bükü, Avlağucuk, Adil-bükü, Akça-su, Ilıca-bükü, Mehmedlü-bükü köyleri.  

Taşköprü nahiyesi hasları: İhtisab-ı nefs-i Taşköprü.

Daday nahiyesi hasları: Çiğil, Çukur-viran, Eftere (Azdavay nahiyesinde), Uruzgüne ve Çerçi köyleri. Ayrıca bu kazadaki Daday çayırı ile Ak-pınar çayırı da Şehzadenin haslarına dahildi.

Görüldüğü üzere Şehzade Mahmud’un Kastamonu, Kuzyaka, Devrekâni, İnebolu, Göl, Daday, Taşköprü, Boyabat ve Sinop gibi kazalarda hasları bulunmakta idi. Bu köylerin vergi hâsılı, diğerlerine göre yüksek düzeyde idi. Nitekim Boyovası’na bağlı zikri geçen köylerin çoğu pirinç ekimi yapılan ve vergi geliri yüksek olan iskân birimleri idi. Bu köylerde iki-üç çeltikçi hanesinden başlayıp, otuz-kırka kadar çeltikçi haneleri bulunmakta idi. Köylerdeki pirinç üretimine göre, gelir miktarları değişmekte idi (Yakupoğlu, 2007:484). Şehzadenin hasları, daha çok bu şekil özelliğe sahip köylerden tahsis edilmiş görünmektedir.  

Diğer taraftan bu köylerin adları ve buralarda yaşayan reayanın durumu göz önünde bulundurulduğunda, Şehzade Mahmud’un haslarının bulunduğu bu köyler halkının çoğunlukla Müslüman ahaliden oluştuğu anlaşılmaktadır. Nitekim bu köylerin mühim bir kısmı yöreye Selçuklu ve Beylikler devrinde gelip yurt tutmuş Oğuz boylarına mensup teşekküller tarafından kurulmuştur.

Şehzade Mahmud’un Sancakbeyliği Esnasındaki Maiyeti

Anadolu’da Beylikler devrinde ve özellikle de Osmanlılarda şehzadelerin maiyetlerinde Divan-ı Hümayûn’daki vazife sahipleri gibi divan heyeti bulunmakta idi. Şehzadeler valilik yaptıkları şehirlerde idareleri esnasında kendi yetki alanlarında yarı hükümdar gibi hareket ederlerdi. Buna rağmen, adlarına para bastıramazlar ve hutbe okutamazlardı. Şehzadelerin mutemet adamlardan seçilmiş olan lalaları, bu hükümdar çocuklarının valilikleri esnasında yanlarında bütün önemli işleri idare ederlerdi (Taş, 1999). Şehzadelerin maiyetlerinde bulunan silahdar, kapıcıbaşı, emir-i âlem, emir-i ahur, defterdar, nişancı gibi diğer adamları devlet merkezi tarafından seçilip görevlendirilirdi. Bahsi geçen bu şehzadelerin ayrıca maiyetlerinde âlim, şair, edip, musikişinas şahsiyetler de bulunur, divan memurları da yine umumiyetle bu vasıflara sahip şahıslardan seçilirdi (Eroğlu, 2004:103 vd.; Uzunçarşılı, 1988a:123-125).  

II. Bayezid’in de, eski Türk devlet geleneğinde var olduğu üzere, oğullarının sancaklarda şehzadelikleri esnasında yanlarında onlara askerî, siyasi, ilmî, edebî bakımlardan eğitim verebilecek/ verdirebilecek ve onları devlet işlerine tam manasıyla hazırlayabilecek birer hoca (Atabey= Lala) tayin etmiş olduğu görülmektedir. Sultanın kendisinin Amasya’daki şehzadeliği sırasında lalası Ali Paşa idi. II. Bayezid’in oğullarından Şehzade Şehinşah’ın lalası Haydar Bey, nişancısı ise Hasan Bey idi. Şehzade Korkud’un lalası İskender Bey idi. Şehzade Abdullah’ın hocası Üstad-zâde Tâceddin İbrahim idi. Bu zat, Sinan Paşa’nın öğrencisi olup, bir ara Ankara’da müderrislik yapmış, sonra Şehzadenin lalalığına getirilmişti (Hoca Sadettin, 1992:IV, 60; V, 205,241; Taş, 1999:110).

Şehzade Mahmud’un da Kastamonu sancak valiliği sırasında yanında bu şekilde lalasının, nişancısının ve defterdarının vazifeli bulunduğu anlaşılmaktadır. Onun lalası kayıtlarda Lala Paşa (Lala-yı Hazret-i Şehzâde) olarak gösterilmiştir ki, bu zatın asıl adının Hüsrev Bey olması muhtemeldir.

1487 tahririnde geçtiği üzere, Şehzadenin bu lalası için Kastamonu’nun köylerinden “has” (Hasha-i Hazret-i Lala Paşa) tayin edilmişti. Şehzade lalasının hasları arasında; Kastamonu’nun Alpağut köyü; Daday kazasına tabi Acebler, Erük-beli, Sorkun, Budak, Çocuk, Buzağı-viranı, Ecik, Dere-köy, Çayırlu, Ballu-dağ n.d. Sarpun, Saburlu ? adlı köyler; Daday’ın Azdavay nahiyesinin Akça-çam, Evlani (Eflani) nahiyesinin Çiğlene adlı köyleri ile Daday’a tabi Gökçe-bel, Kozcuğaz, Çorak-çayırı,

Ortaklar, Korkuncuk, Bel-pınar, Somak-ova ? (), …? (), Kilisecik, Zımmi-sırığı ? (), Gelik, Çayırlu adlı yaylaklar bulunmakta idi (BOA. TD. 23M, 32,763-772).  

Şehzade Mahmud’un Kastamonu valiliği esnasında, bu vilayette tesis ettiği divanın üyesi olan Defterdar Muhyiddin Çelebi/ Muhyiddin Bey’in de yörede hasları (Hasha-i Defterdar-ı Hazret-i Şāhzâde) bulunmakta idi. Bunlar: Daday’a tabi Evlani nahiyesinin Virancık ve Yarış adlı köyleri ile Araç nahiyesine bağlı Küplük, Ak-hisar, Corum/Çorum, Tuzaklu, Bezi, İğdir, Varvan, Kızıl-viran, Üreğir, Kesüd, Kadarta, Bozca-emrud, Karaca-köy ve Süzey köyleri idi (BOA. TD. 23M, 773-774, 712/19-25).

Şehzade Mahmud’un Kastamonu sancak beyliği sırasında bu vilayetteki askerî, idari bazı vazifelilerin de isimleri tespit edilmiştir. Bunlardan biri Kuzyaka seraskeri Kemal olup, bunun tımarı Kastamonu’da idi. Kastamonu livası mir-alemi Hocendî’nin tımarları Devrekâni’de idi (BOA. TD. 23M:32, 151-157). Taşköprü zâimi Ali Çelebi’nin tımarı Taşköprü’nün Bey-köy ile diğer bazı köylerinde bulunmakta idi. Sinop’ta Şehzade Mahmud’un haslarından sonra gelen bazı köyler zeamet olarak Veyis Bey adlı ileri gelenin tımarları arasında idi (BOA. TD. 23M:646 vd; 381-402). Zeamet sahibi Halil oğlu Pirî ile Daday seraskerinin tımarları Daday’ın bazı köylerinde bulunmakta idi. Kemankeş Hacı ve İskender’in, Devrekâni seraskeri Emir Bey’in, Hoşalay ve Sinop müsellemleri seraskerlerinin de tımarları vardı. Bunlardan sonra Halil, İbrahim, Murad, Devlethan, Hamza Çoban, Silahdar İsa, Hızır oğlu Mustafa, Seydi oğlu Mahmud, Yusuf, Gazi, Hoca-verdi, Çavuş Üveys, Eşkinci Yeniçeri Ali ve diğer bazı şahısların tımarları gelmekte idi (BOA. TD. 23M:774-823).

Şehzade Mahmud’un Kastamonu sancak beyliği esnasında ünlü şair Necati, onunla Kastamonu’ya gelerek bir süreliğine şehzadenin nişancılığını; Tâli’î, defterdarlığını; Sun’î-i Kadîm ise Şehzade Mahmud’un divan kâtipliğini yürütmüştür. Ayrıca Kastamonu’nun Devrekâni yöresinden olan şair Andelîbî de şehzadenin nedimliği ve şairliği mevkiinde bulunmuştur (Latîfî, 2000:359, 404-405, 515, 521; Uzunçarşılı, 1998:610).

Necati’nin, Kastamonu’da ne kadar kaldığı bilinmese de, bu şairin Kastamonu halk kültüründen ve ağız yapısından etkilendiğini gösteren şiirlerine tesadüf edilebilmektedir (İsen, 1999:321-328). Dolayısıyla şair Necati ve Şehzade Mahmud’un en önemli müşterek yanlarından birinin, onların Kastamonu’da ikamet etmeleri ve bu şehir kültüründen etkilenmeleri olduğunu söylemek mümkündür.  

Özet olarak, Şehzade Mahmud Kastamonu’da iken onun maiyetinde lalası, defterdarı, nişancısı, divan kâtibi ve diğer bazı devlet, ilim ve fikir adamları görev almıştır. Bunlar için Kastamonu civarından zeamet ve tımarlar tahsis edilmiştir. Osmanlı devlet anlayışına göre önce Cem Sultan sonra Şehzade Mahmud ve diğer Kastamonu sancak beyleri bu vilayette küçük bir Osmanlı devlet mekanizması, bir hükümet kopyası tesis etmiş bulunmakta idiler.

ŞEHZADE MAHMUD’UN KASTAMONU’DAKİ SOSYAL HİZMETLERİ

Şehzade Mahmud, sancak valisi olarak Kastamonu’da uzunca bir süre görev yapmıştır. Bu vazifesi esnasında, Kastamonu muhitinde bir taraftan ilme, ilim adamlarına ve onların yazdıkları eserlere değer verirken, diğer taraftan da yetki alanında meskûn bulunan halkın sosyal, kültürel ve ilmî ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak muhtelif müesseseler meydana getirilmesine katkı sağlamıştır. Ancak onun bu icraatlarını dile getiren eserler maalesef bugün ayakta değildir. Tarihî vesikalarda zikri geçenler hakkında da fazla bir bilgi elde edebilmek mümkün olmamıştır. Bu şehzadenin Kastamonu’daki görevi esnasında kendi adına bir cami ile bir çeşme yaptırdığı ise malumdur.

Şehzade Sultan Mahmud Camii

M.1490’larda inşa edildiği belli olan bu binanın, Kastamonu’nun Taşköprü kazasının Gökçeağaç köyünde yani bugünkü Hanönü ilçesi civarında olduğu anlaşılmaktadır. Eserin, 1928 yılında halen ayakta ve faal olduğunu, aynı tarihli bir vakıf kaydından öğreniyoruz (VGMA, 206/186:828). Bina daha sonra yıkılmış olmalıdır.

Şehzade Sultan Mahmud Çeşmesi

Bu çeşme, Devrekâni kazasının Çayırcık köyünde yaptırılmıştır. Sultan Mahmud, bu çeşmenin bakım ve onarımı için daha önce Çayırcık’ta Candaroğlu II. İbrahim Bey’in inşa ettirdiği hamamı (Hâsıl fî sene: 500) tımardan ihraç ederek vakfetmiştir. Yine bu çeşme için Kastamonu merkezindeki bir bahçeyi (Hâsıl fî sene: 1315) vakfetmiş bulunan Şehzade Mahmud, gelirlerden bir kısmını da Medine-i Mübarek hüddâmına tahsis etmiştir (BOA. TD. 23M, 280; 438 Nr. Muhasebe Defteri, 1994:599, 672, 694).

Şehzade Mahmud’un, Tımara Çevrilmiş Bazı Vakıfları İhyası

Şehzade Mahmud, Kastamonu’daki valiliği sırasında, bölgede daha önce dedesi Fatih Sultan Mehmed Han zamanında tımara çevrilmiş vakıfların yeniden ihya edilmesine de katkıda bulunmuştur. Nitekim o, yukarıda zikri geçen Çayırcık’taki hamamı bu şekilde tımardan vakfa çevirtmiştir. Buna ilaveten Osmanlıların Kastamonu’daki ilk hakimiyet günleri olan Fatih devrinde, medreselere yapılan vakıflardan bazılarının müsellem çiftliklerine dahil edildiğinin anlaşılması üzerine, Sultan II. Bayezid devrinde yapılan teftişle bu araziler de tekrar vakfa çevrilmiştir (İBK. MCO. 63, 89b; Yakupoğlu, 2009:526).

Buna göre, II. Bayezid’in oğlu Şehzade Mahmud’un Kastamonu sancak beyi olarak görev yaptığı sırada, Kastamonu kadısının teftişi ile Taşköprü kazasındaki Muzaffereddin Medresesi’nin Müderris-bükü köyü hududunda bulunan ve Fatih devrinde müsellem çiftliği olarak kaydedilmiş olan Buñama ve Karınca adlı arazilerin tekrar medrese vakfına dahil edildiği görülmüştür. Eskiden olduğu gibi bu arazilerin öşürleri yine medreseye aktarılacaktır. Belgeden anlaşıldığı üzere Kastamonu sancak beyi olan Şehzade Mahmud, devletin emriyle adı geçen bu medresenin vakıf kayıtlarını inceletmiş, medrese vakfının bozulduğunu tespit ettirerek durumu merkeze bildirmiştir. Görüldüğü gibi, sancak beyi olan şehzade, yörenin en büyük idari ve mülki amiri olarak vakıf müessesesi bünyesindeki aksaklıkların giderilmesi noktasında müdahil olmaktadır. Diğer taraftan, incelemeye alınmış bu belgenin miladi tarihi 1493’tür. Şehzade Mahmud’un bu tarihte halen Kastamonu valiliği görevini yürütmekte olduğunu teyit etmesi bakımından da bu belge önem arz etmektedir.

Şehzade Mahmud devrinde, M.1502 yılına ait Kastamonu-Çankırı Müsellemân Defteri’nin hazırlandığı da anlaşılmaktadır. Bu defterde Şehzade Mahmud’ın sık sık zikri geçmektedir. Ayrıca bu defterde geçtiği üzere 1502 yılından önceki bir tarihte Sinop’taki Müsellemân Cemaati, Hükm-i Hümayun ile Hazret-i Sultan Mahmud hizmetine tayin olunmuşlardı (İBK. MCO. 63, 160a). Bu cemaat mensuplarının, Sinop’a tabi Giregöz ve Kara-su divanlarına bağlı bazı köyler ile Devrekâni’nin Kuşçular köyünde tasarruf ettikleri yerler olduğu anlaşılmaktadır.  

Bu belgelerin değerlendirilmesi sonucunda Şehzade Mahmud’un 1502 yılında Kastamonu ve Sinop yöresinin valisi olarak vazifesinin başında olduğu bilgisine de ulaşılabilmektedir. Kastamonu ve Sinop’taki müsellem taifesinin Şehzade Mahmud’un hizmeti ve emri altında bulunduğunu da bu belgelere bakarak söylemek mümkündür.

Şehzade Mahmud’un Kastamonu’da Avcı Kuş Yetiştiriciliğindeki Rolü

Candaroğulları Beyliği’nin başlangıç safhasından itibaren Kastamonu havalisinde avcı kuş yetiştiriciliğine büyük önem verilmekte olup, bu vilayet dahilinde iyi cins doğan ve şahin kuşları yetiştirilmekte idi. Bu avcı kuşlar, bölgeden satın alınarak (Yücel, 1991:197) Anadolu, Suriye, Mısır, İran ve hatta Türkistan’a kadar götürülmekte idi.  

Kastamonu ve çevresinde kuşçuluğun gelişimi, Candaroğulları döneminden sonra da, özellikle Şehzade Mahmud’un valilik zamanında devam etmiştir. Adı geçen Şehzade, Kastamonu’da avcı kuş yetiştirmede işin ehli olan ve kendilerine bazdâr, sayyâd adı verilen uzmanları tespit ettirip, Osmanlı devlet otoritesinin yani diğer bir ifade ile babası II. Bayezid’in de tasdiki ile bunları müsellemlikten affettirerek kuş yetiştiriciliği görevlerine tayin ettirmiştir. Bu görevliler, müsellemlikten muafiyetleri karşılığı yöredeki kuş yuvalarına bakmakta, buralardaki kuşların bakımını ve yetiştirilmesini sağlamakta, mevsimi gelince ise bunları yuvadan alarak gerekli birimlere teslim etmekte idiler.

M.1487 yılı başlarına ait Kastamonu tahrir defteri kayıtlarına göre, Şehzade Mahmud’un sancak valiliği esnasında Kastamonu’daki hasları arasında “bazdârân” olarak beş nefer kimsenin isimleri verilmiş olup, bunlar Hükm-i Padişahî ile ellerindeki çiftlikleriyle birlikte müsellemlikten ihraçla kuşçuluğa tayin olunmuşlardır.

ŞEHZADE MAHMUD’UN KASTAMONU’DAN Manisa VALİLİĞİNE TAYİNİ, VEFATI VE KİŞİLİĞİ

Şehzade Mahmud, Kastamonu sancak beyi iken kardeşlerinden Şehzade Alemşah da Manisa sancak beyi idi. Esasen Manisa, Osmanlı hanedanı açısından son derece mühim bir şehir idi. XV. ve XVI. yüzyıllarda Manisa’da birçok Osmanlı şehzadesi valilik yapmıştı. XV. yüzyılda Şehzade Mehmed (Fatih) ve XVI. yüzyılda Şehzade Süleyman (Kanuni) Manisa’da valilik yapmış şehzadeler içinde en meşhurlarıdır. II. Bayezid’in oğullarından Şehzade Abdullah, Şehzade Şehinşah, Şehzade Korkud ve Şehzade Alemşah da Manisa’da görev yapan şehzadelerdendir (Emecen, 1989:29, 30, 32, 40, 106, 288).

Kastamonu sancak beyi Şehzade Mahmud’un kardeşi Şehzade Alemşah, Manisa sancağı valiliği esnasında H.908/ 1503 yılında vefat edince Şehzade Mahmud, Kastamonu’dan bu sancağa vali olarak gönderilmiştir. Hoca Sadettin (1992, IV:112), Şehzade Mahmud’un H.910/ 1504 M. yılında Kastamonu valiliğinden Saruhan sancak beyliğine getirildiğini rivayet etmiştir.

Manisa’ya gelen şehzadeler, bütün maiyetleriyle birlikte II. Murad’ın bu şehir merkezinde yaptırdığı Saray-ı Âmire’de ikamet ederlerdi (Uluçay, 1941:5-10). Şehzade Mahmud’un da bu saraya yerleşmiş olduğunu söylemek mümkündür. Kendisinden önce Manisa’da görev yapmış kardeşleri gibi Şehzade Mahmud da, bu şehirde çok kısa bir süre görev yapmıştır. Şehzadenin kendisinden önce Manisa valiliği yapmış kardeşi şehzade Alemşah’ın burada pek de iyi bir idare sergileyemediği anlaşılmaktadır (Uluçay, 1959:111-112). Manisa’daki günlerini zevk ve eğlence ile geçirip, vilayetin işleri ile ilgilenmeyen Alemşah gibi bir şehzadeden sonra Manisa’ya gelen Şehzade Mahmud’un, kardeşi yüzünden devletin halk üzerinde bıraktığı kötü intibaı silmeye çalışmış olması gerekir ki o, bu konuda başarı kazanmış görünmektedir.

Şehzade Sultan Mahmud’un, Kastamonu’da başlatmış olduğu ilim adamlarını maiyetine alma geleneğini Manisa valiliği esnasında da devam ettirdiği ve çevresine âlim, edip ve şairleri topladığı, bilginlere kucak açtığı bilinmektedir. Nitekim XV. yüzyıl son yarısı ile XVI. yüzyıl başlarında yaşamış, gazel ve mersiyeleri ile şöhret bulmuş, şairlik ve Türkçe ozanlıkta meşhur Necati (Necati Çelebi), Şehzade Mahmud’un Manisa valiliği sırasında da onun nişancılığını ve musahipliğini yapmıştır (Hoca Sadettin, 1992:IV, 112).  

Necati, Ahmed Paşa’dan sonra devrin yetiştirdiği en kıymetli üstat şairlerdendi. O, Fatih devrinin son yıllarında Kastamonu’da ikamet etmekte iken “döne döne” redifli gazeli ile meşhur olmuş ve daha sonra Kastamonu’dan ayrılmıştır. Kısa süreliğine Karaman valisi Şehzade Abdullah’ın maiyetinde divan kâtipliği yapmış, hamisinin ölümünden sonra İstanbul’da uzun süre Sultan II. Bayezid’in himayesinde kalmış ve nihayet Şehzade Mahmud Manisa valisi iken onun hizmetinde çalışmıştır. Şehzade, şaire büyük teveccüh göstermiş ve onu meclisinden ayırmamıştır. Necati’nin bazı gazelleri Kastamonulu Şemsî adlı bir kadı tarafından bestelenmişti. Necati, efendisi ve hamisi Şehzade Mahmud’un Manisa’da vefatını müteakip, İstanbul’a gelerek Divan-ı Hümâyûn’da kâtiplik yapmış ve H.914/1508-1509 M. tarihinde bu şehirde vefat etmiştir (Necati Beg, 1992:18-23; Latîfî, 2000:521). Sehî Bey, Şehzade Mahmud ile şair Necati arasındaki sıkı münasebeti dile getiren şiirleri tezkiresinde vermiştir (Azlal, 2009).

Şehzade Mahmud’un çevresindeki yakın adamlarından ve ilim erbabından biri de Arslan oğlu Hamza Bâlî (Ö.1493-1494 M.) adını taşımakta olup, bu zat Şehzade Mahmud adına eser de telif etmişti (Emecen, 1994:384). Manisa’da iken Şehzade Mahmud’un divan kâtipliğini, defterdarlığını vb. hizmetlerini yerine getirmiş bulunan şahıslar hakkında bilgi bulunsa da, bunlardan bazılarının Kastamonu’da iken şehzadeye hizmet ettikleri anlaşılmaktadır. Sehî Bey, Sun‘î, Şevkî, Fedayî (Ali Bâlî), Zatî vb. isimler Kastamonu veya Manisa’da iken şehzade hizmetinde bulunmuşlardır. Şair Şevkî’nin de Şehzade Mahmud’un divan kâtipliğini yürütmüş olduğu iddia edilmiştir (Uzunçarşılı, 1988a:126; Canım, 2007:309). Şehzade Mahmud’un Manisa valiliği sırasındaki lalası ise Kasım Bey idi.

Şehzade Mahmud’un Manisa valiliği esnasındaki faaliyetleri hakkında kaynaklarda yeterli ölçüde bilgiye tesadüf edilememiştir. Hoca Sadeddin Efendi, İbn Kemal, Lütfi Paşa vb. Osmanlı müverrihleri bu konuda sadece, onun Manisa’da kısa bir süre valilik yaptığı bilgisini vermekle yetinmişlerdir. Bunun nedeni, şehzadenin bu kısa valiliği sırasında Manisa’da önemli bir hadiseye rastlanmaması olsa gerektir. Ancak yeni kaynaklar bulunduğunda şehzadenin Manisa’daki faaliyetleri elbette biraz daha açıklık kazanacaktır.

Şehzade Mahmud ilmî, edebî açılardan dolu dolu geçirdiği ancak idari bakımdan fazla bir icraatta bulunamamış göründüğü Manisa valiliği sırasında, genç yaşta hastalanarak H.913/1507-1508 M. tarihinde vefat etmiştir (İbn Kemal, 1997:55; Lütfi Paşa, 2001:195; Emecen, 1989:30). Kabri, Bursa-Muradiye’deki türbesindedir.  

XVI. yüzyıl ilk çeyreğine ait Osmanlı vakıf kayıtlarına göre, Şehzade Mahmud’un kabrine, Hüdavendigâr livasına bağlı Aydıncık nahiyesinden vakıfta bulunulmuştur (166 Nr. Muhasebe Defteri, 1994:160,218). Bu çerçevede “Vakf-ı Türbe-i Merhum Sultan Mahmud-tâbeserah-” başlığı altında gösterilen Eriklü köyü (Hane:10; Müc. 13; İmam:1; Hâsıl:2099), Ziyaret köyü (Hane:9; Hane-i Gebr:4; Müc. 15; İmam: 1; Hâsıl: 3742), Hortaniye köyü (Hane: 13; Müc. 10; Hasıl: 5080), …? köyü (Hane:15; Müc. 10; Müezzin: 1; Hâsıl:3977) ve Ziyaret köyüne tâbi olup altı çiftlik miktarı yer olan Çürüden-İlyas mezrası (Hâsıl:1069) Şehzade Mahmud’un türbesi için vakfedilmiştir. Aynı dönemde Biga livasına tâbi bulunan Mîzân köyü (Hane:24; İmam:1) hâsılı (4015) de “Vakf-ı Sultan Mahmud Şehzâde-tâbeserah-” mezarına sarf olunmak üzere vakfedilmiştir.  

Şehzadenin ölümü, onun çevresindeki şairleri derinden üzmüştür. Onun için yakılmış bir ağıtın son dizesi şöyledir (Hoca Sadettin, 1992:IV, 112-113):  

Saruhan vilâyeti Şehi (Şahı) Mahmud Han kani, Beyler ziyneti Cihan Şahının öğüncü kani.

Şehzade Mahmud’un ölüm tarihi ise;

Kan ağlasun yıldız, felek inleyip dursun,

Ayla güneş bu ateşle yansın tutuşsun,

Fenahaneden çün itti Mahmud Han sefer, Tarih didi Lâmi’î Hak rahmet eylesün.

Beyitleriyle dile getirilmiş olup, bu dizelerde Şehzade Mahmud’un ölümü ile âlemin üzüntüye gark olduğu edebî bir üslupla anlatılmıştır. Burada Şehzade Mahmud için “Han” unvanı kullanılmış olması da devrin teamüllerine uygun görünmektedir.

İbn Kemal (1997:55, 261-262), II. Bayezid’in oğullarından olarak Şehzade Mahmud’u beşinci sırada zikretmiş ve ondan; Şehzâde-i kamer-kemer gevher-i tâbındamanzar, dürc-i hüner, bedr-i sipihr-i kemâl, ahter-i burc-ı celâl, safha-i tîğ-i mâ-i meskûb ve hatt-ı hıttîsi zıll-i memdûd, mahâsin-i ahlâkla mahbûb, ahâsin-i evsâfla mevdûd, mecma‘-ı lütf ü menba’-ı cûd, merhûm u mağfûr Sultân Mahmûd şeklinde övgü dolu sözlerle bahsetmiştir. Yine aynı müellif, onun Kastamonu ve Saruhan sancaklarında yaklaşık yirmi yıl valilik ettiğini de ifade ettikten sonra Şehzade Mahmud’un ölümü ile ilgili, şehzadenin dünyadan ayrılışıyla saadet yurdunun burçlarının yıkıldığı, şeref kutusunun mücevherlerinin etrafa saçıldığı anlamında Türkçe bir beyti de nakletmiştir:

Burc-ı bârû-yı sa’adet oldı pest
Gevher-i dürc-i şeref oldı şikest.

Adı geçen müellif, Şehzade Mahmud’un ölümünü duyan babası II. Bayezid’in duyduğu derin üzüntüyü de eserinde dile getirmiştir:

Bedr gittiyse şems sağ olsun
Turduğunca cihân bakâ bulsun.

Sultanı teselli için söylenen bu Türkçe beyitte yazar, Şehzade Mahmud’u dolunaya benzetmiş ve onun ortadan kaybolmasından ötürü insanların üzülmemesi gerektiğini, çünkü şehzadenin babası II. Bayezid’in bir güneş misali etrafı aydınlattığını, o var oldukça cihanın da ayakta duracağını yine edebî bir üslupla ifade etmiştir.

İbn Kemal (1997:261-262), Şehzade Mahmud’un kişiliği hakkında bilgi verirken, onun şecaat ve cesaretini de övmüş ve sancak valiliği esnasında, muhtemelen Kastamonu sancağında iken bu cesaretini ispat ettiğine dair bir rivayet nakletmiştir. Şöyle ki, Şehzade Mahmud’un idaresi altındaki memleket ve köylerde son derece iri ve güçlü bir ayı zuhur etmiş. Bu canavar, günlerce çevre halkını tehdit etmiş, yollar kesmiş, kükremiş hatta bir Türk’e saldırarak onu yaralamış, atını da öldürmüş. Bu ayıyı her kim öldürürse ona bin akçe ödül verileceği bütün memlekete ilan edilmiş. Bu haber, şehirde ve köyde, ilde ve boyda, eşraf ve avam arasında hızla yayılarak meşhur olmuş. Ancak bu korkunç canavar bir türlü bertaraf edilememiş. Nihayet Şehzade, yaralı Türk’e haber gönderip, ayının geçeceği yerde filan gün beklemesini, kendisinin ise bir adam gönderip, o yerde o gün ayıyı öldürteceğini bildirmiş. O gün geldiğinde Şehzade, sabahleyin erkenden ve gizlice atlanıp silahlanarak ve tebdil-i kıyafet, ayıyı gözleyen Türk’ün yanına varmış. Bir müddet bekledikten sonra Türk ona ayıyı uzaktan göstermiş. Şehzade, elindeki keskin kılıçla ayıya hücum etmiş. Ayı, iki arka ayağı üzerine kalkarak pençeleri ileride olduğu halde Şehzadeyi karşılamış. Şehzade, var gücü ile ayıya hamle edip onu ikiye ayırmış ve böylece halkını bu canavardan kurtarmış.

Bu hadise ve buna benzer birçok vakada, Şehzade Mahmud’un şecaatinin ispat edildiğini bildiren İbn Kemal (1997:262), onun Kastamonu sancağına vali olarak gönderilmesi ve bu vilayeti emniyet içinde idare etmesi sayesinde adı geçen bu memleketin huzur bulduğunu, adaletin temin edilmesiyle yerli yabancı herkesin güvene kavuştuğunu eserinde beyan etmiştir. Yine aynı müellif, bu çerçevede Kastamonu vilayeti ileri gelenlerinin, Şehzade hizmetine girerek onun himayesine mazhar olduklarını da ilave etmiştir.

Şehzade Mahmud’un, diğer pek çok Osmanlı şehzadesi ve babası II. Bayezid gibi her alanda iyi bir eğitim görmüş olduğu, ava, spora (Tezcan, 2006:191-204; Yücel, 1999:328-329), edebiyata ilgi duyduğu yukarıdaki örneklerle daha iyi anlaşılmaktadır. Buna ilaveten Kastamonulu şairlerden biri olan Ferâhî, Şehzade Mahmud için yazdığı bir kasidede;

Âğ u saru vü kızıl rengin zagarlar ki yeler
Keklügi sekdürmeyüb bıldırcının bagrın deler

Mısralarıyla Şehzade Mahmud’un avcılık ve atıcılıktaki maharetini dile getirmiştir (Latîfî, 2000:427-428).

(…)

Makalenin tamamını indirip okumak isterseniz TIKLAYINIZ

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Hadislerde, Kur’an’ın Anlama Çabası: Tefsir ve Te’vil

 عَنْ جَدِّهِ قَالَ:سَمِعَ النَّبِيُّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَوْمًا يَتَدَارَءُونَ فَقَالَ: “إِنَّمَا هَلَكَ مَنْ …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Kastamonu Bilgi-Belge, Makaleler
Süt annenin çocuğun karakteri için bir önemi var mı­dır?

Süt Devresinde Verilen Süt, Tabiat ve Karakteri Değiştirir Soru: Süt annenin çocuğun karakteri bir önemi …

Kapat