Ana Sayfa / Yazarlar / İlim bazen susmayı bilmektir

İlim bazen susmayı bilmektir

Bunu paylaşınız

Merhum Akif:

“Tarih”i “tekerrür” diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?

diye feryat ediyordu, milletimizin en kara günlerinde.
Tarih elbette tekerrürdür.
İbret almak; tarihin şanlı sayfalarının, güzel hadiselerinin tekrar tekrar yaşanması, aynı delikten ikinci kez ısırılmamak gibi, aynı taşa ikinci kez tökezlememek gibi kötüsünün bir daha yaşanmaması için çalışmaktır.

Son günlerde sosyal medyada konuşan bir kişi, konuşulan bir konu tarihte yaşanmış, mutlaka ibret alınması gereken iki acı olayı hatırlattı bana.
İlki,
Abdülhamid Han’a karşı İngiliz Siyasetine alet olan ulemanın alet oldukları ibretlik bir hadise..

Osmanlı’nın yaşlı ve hasta adam olduğuna hükmeden İngilizler, Osmanlı topraklarına büyüklü küçüklü saldırılar düzenliyor, öncelikle gayrı müslim teba olmak üzere Türk olmayan unsurları kışkırtarak devleti hem içerden hem dışardan zayıflatmak için var gücünü kullanıyordu.
Durumdan rahatsız olan sultan Abdülhamit Han, doğrudan savaşmak yerine, uzak Asya’da kolonileşmeyi daha önce başaran İngilizlere karşı oralardaki halkları bağımsızlık mücadeleri konusunda cesaretlendirme, destekleme, isyan hareketleri oluşturarak İngilizlerin başını ağrıtma gibi yollarla İngiliz’in kirli elini Osmanlı toprakladından çekmesini sağlama planları kurdu, uygulamaya koydu ve başarılı olmaya da başladı.

Buralarda başı derde girmeye başlayan Britanya İmparatorluğu, Osmanlı coğrafyasındaki ihanet faaliyetlerini yavaşlatmak, kısmen durdurmak zorunda kaldı. Onların duraksaması, Osmanlı’nın ekonomik, askeri, siyasi pekçok alanda nefes almasına, toparlanmasına yaramaya başlamıştı ki, İngilizler başka bir oyuna başvurdular.

İngilizler casusları eliyle Osmanlı ulemasının kulağına bir şeyler fısıldamaya başladılar.
Şeytan sağdan yaklaşıyor ve diyorlardı ki; “İslam dininde ehli kitabın yeri farklıdır. Ehli kitabın kestiği yenir, Hıristiyan ve Yahudi dininden olan kadınlarla evlenilebilir.
Ehli küfre karşı, ehli kitap desteklenir. Hz Peygamber zamanında da kafir İranlılara karşı Hıristiyan Bizans desteklenmiştir.
Oysa bu gün Sultan Abdülhamit, dinsiz Çin ile Hıristiyan İngilizler arasındaki savaşta ehli kitabı değil, kafir olan Çin’i destekliyor, Kuran ve Sünnete muhalefet ediyor.”

Bu sessiz propaganda kısa sürede çok sesli koro halinde dillendirilmeye başlanmış hatta Abdülhamit Han’ın bu siyasetine karşı fetva bile yayınlanmış, merhum sultan bu siyasetinden vazgeçmek zorunda kalmıştır.

Netice malum. Çin ve Hint tarafından gelen tehlike bertaraf edilince İngilizler coşmuş, bütün güçleriyle içerden ve dışardan Osmanlı’ya karşı siyasi, askeri operasyonlara tüm hızıyla kaldıkları yerden devam etmişlerdi.
Önce Abdülhamit tahttan indirilmiş, kısa süre sonra tüm Osmanlı coğrafyası işgal edilmişti..

İlim ehlinin siyasetten anlamaması normaldir elbette. Herkesin birikiminin farklı, baktığı açının farklı, gördüğü şeyin farklı olması normal.
Tıp fakültesini aynı sınıfta, aynı sırada bitirdikten sonra biri göz, biri kalp doktoru olan iki arkadaş birbirinin uzmanlık sahasına müdahale etmez, edemez.

“Her söylediğin hak olmalı fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur..” muazzam bir düsturdur.

Bunu neden anlattım?

Son zamanlarda bazı hocalar, bazı ilahiyatçılar İslamda “bağilerin” yani teröristlerin, isyancıların mallarının hükmünü tartışmaya başladılar.
Osmanlı ulemasının kafir Çin’e karşı, ehli kitaptan olan İngiliz’in yanında olması gerektiği fetvasına çok benzeyen bir durum tekrar ediyor, ettiriliyor.
Belki, sahabe dönemindeki “hakem olayı” hadisesini tekrar yaşama tehlikesiyle karşı karşıyayız.
Fetö ile mücadenin başladığı ya da alenileştiği “Dersane süreci” nden, “17-25 Aralık süreci” nden beri en çok korktuğum hadise, sahabe efendilerimiz döneminde yaşanan “hakem olayı” nın tekrarının yaşanması idi.

O günler atlatıldı hamdolsun. Lakin bu gün konuşulanlar çok tehlikeli bir oyunun habercisi olabilir diye endişe ediyorum.

İlim ehli büyüklerimizin yeniden bir oyunun aleti, maşası, müsebbibi olmamalarını ve halkımızın ve yetkililerin de bunlara fazla itibar etmemelerini umuyorum.

Bu milletin zararına olacak bir işe, icraata vesile olanın, alet olanın ahiret hesabı çok çetin olur.
İlim, bazan susmayı bilmektir.
Haddini bilmektir,
Yerini bilmektir..

*

Şahsına ve efkarına hürmet ettiğim bir hocamız, bayram değil, seyran değil eniştem beni niye öptü kabilinden, güya şer’i bir hükmü izah ediyorum deyip, Fetöcü fitnesine ve fitnecilerinin eline silah verir gibi “isyan bittikten sonra, bağilerin mallarına el konulmaz” hükmünü hatırlatması hakikati hal ile mutabık değildir ki, vicdanlarda yaralar açtı, hakikati yaraladı..

İsyan bittikten sonra, kayyum atayarak ve benzeri yollarla Fetöcülerin mallarına el konuluyor gibi bir algı oluşturan ifadeler hakikati yansıtmıyor.
El konulan, kayyım atanan mallar, şirketler, paralar vb, zaten bu eşkıyaların el koydukları mallardır ve zalimin elinden alınıp asıl hak sahiplerine verilmeye çalışılıyor.

Fetönün ihanetine uğradığını ısrarla ifade eden bu hocamız, Fetönün ve fetöcülerin ihanetine uğrayarak memurluğu gasbedilmiş, makamı gasbedilmiş, itibarı gasbedilmiş, malı, serveti, şirketi, emeği, umudu bu hainlerce gasbedilmiş şahısların ve milletimizin gasbedilen haklarını zalimden, bağilerin ellerinden alıp hak sahibine verme çabalarını, bu yolda tüm devlet kademelerinin, yargının gayretlerini yanlış bir hukuki ve şeri zemine taşımış olmaları Fetöcülere bayram ettirmiş, gerçek mazlumların, tüm milletimizin haklarına, kalplerine, vicdanlarına hançer gibi sokulmuş gibi görünüyor.

Benim tanıdığım şerefli, itibarlı bir esnafın tüm mallarına ve itibarına el koydular, adeta ekmeğe muhtaç ettiler.
Bunu da devlet kurumlarını, yargıyı vb kullanarak yaptılar.
Devlet şimdi bu ihanetin farkına vardı ve eski yargı kararları iptal ediliyor, inşaallah o muhterem esnaf eski mallarına geri kavuşacak diye umut ediyoruz.
Peki bu halin fetvası nedir?
Ben bunu kasdetmedim diyeceklerdir eminim.
Ama Fetöcü ihanet şebekesi bu hocamızın sözlerini bayraklaştırıp içerde ve dışarda propagandalarına malzeme yapacaklar, biz mağduruz diyecekler. Fetö yine birilerini kullanacak, değerli bit hocamız bşlmeden kendilerini kullandıracaklar ve hatta kullandırdılar bile.

Kabul etmeleri zor elbette ama yazık ettiler.
Asılsız, hakikatsiz bir kıyas yaptılar.

Bu millete, bu devlete, bunca mazlum ve mağdura, hak ve hakikate, hukuka karşı, Fetö ihanetine karşı canını ortaya koyan, 15 Temmuzdan beri de canla başla bu çeteyle mücadele eden herkesin, her kurumun gayretlerine yazık ettiler ve büyük bir özür borçları var..

İslam hukukunun bağiler hakkındaki tek hükmü bu hüküm değildir elbette.
Mesela bağilerin hakkı hayatları var mıdır? Cezaları nedir?
İslam hukukuna göre katledilmesi gereken Fetöcü kaç baği, asi, eşkiya asılmıştır?
250 şehitten kaçı için kısas hükmü uygulanmıştır?
İslam hukukuna göre kaç tane Fetö cü bağinin, eşkiyanın idam ve infaz edilmesi gerekiyordu da halen yaşatılıyor, konuşturuluyor ve daha fazla hak verilerek millete ve adalete karşı zulmediliyor?
Bu husus neden gözden kaçırılıyor?

İsyan esnasında yakalanmış bir baği, eşkiya, isyan bittikten sonra yargılanıp idam edilse zulüm mü olur?
Öbür taraftan isyan bitmiş midir? Hatta 15 Temmuz kalkışması bir isyan hareketi midir, işgal hareketi midir?
15 Temmuz bir işgal hareketidir.
Batılı devletlerin ülkemizi işgal için kullandıkları öncü birliklerden biridir Fetö.
Bu birlik püskürtülmüş, bir kısmı esir alınmıştır.
Fakat savaş bitmiş değildir.
İlla bir konu tartışılacaksa, bağiler üzerinden değil, savaş hukuku ve esirlerin canlarının ve mallarının durumu tartışılmalı.

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Kamu Denetçiliği Kurumu 28 Şubat Mağdurlarının Yaralarını Sarıyor

Türkiye Büyük Millet Meclisi Kamu Denetçiliği Kurumu, çok önemli bir karara imza atarak 28 Şubat …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Oruçla İlgili Hemen Her Şey

ORUÇ İLMİHALİ İslam’da oruç nedir? İslam’da orucun önemi nedir? İslam’da oruç çeşitleri nelerdir? İslam’da orucun …

Kapat