Ana Sayfa / Yazarlar / İlletler ve Hikmetler / Ahmet KATIN

İlletler ve Hikmetler / Ahmet KATIN

Uzun zamandan beri, her ehl-i hizmeti, her dindarı kuşatan bir mana var. Her meseleyi dünya hesabına, dünya faidelerine binaen izah etmek. Buna her ne kadar hikmet diyorsak da, bu hikmette bir hikmetsizlik olduğu görülüyor.

Mesela: Secdeyi anlatırken, insan secde ettiğinde kan beyne hücum eder ve kanın içindeki oksijen beyni besler, ne kadar uzun kalsan beyin o kadar çok beslenir..

Veya domuz etinin haram olduğu anlatılırken zararları öne çıkarılır.

Misaller çoğaltılabilir.

Adeta bir şeyin farziyeti veya haramiyeti sanki o faide ve zararlara bağlıymış gibi anlatılıyor. (Haşiye)

Kur’an-ı Hakimin ve Resul-i Ekrem asm. Efendimizin bu asrın fehmine bir dersi olan Risale-i Nur ise, bize müvazeneyi ders veriyor. Yani her farziyet ve haramiyetin illeti, hakiki şartı, hakiki sebebi EMR-İ İLAHİ ve neticesi RIZA-YI İLAHİ olarak gösteriliyor. Allah Hakîm olduğu için, her emrinde mutlaka bir hikmet ve gaye vardır amma o hikmetler ve gayeler sadece bizim bilgimize münhasır değildir.

Bir kardeşin sorduğu gibi: Teknoloji gelişse domuzun bütün zararlı halleri temizlense, domuz yenebilir mi? demişti. (Müslümanlar domuzu zararlarından dolayı değil, Allah haram kıldığı için yemez. Domuzun tıbben hiçbir zararı da olmasa, o haramdır.)

  1. Mektubdaki şu ifadeler çok mühim bir cevaptır:

Mesail-i şeriattan bir kısmına “taabbüdî”denilir; aklın muhakemesine bağlı değildir; emrolduğu için yapılır. İlleti, emirdir.

Bir kısmına “makul-ül mana” tabir edilir. Yani: Bir hikmet ve bir maslahatı var ki, o hükmün teşriine müreccih olmuş; fakat sebeb ve illet değil. Çünki hakikî illet, emir ve nehy-i İlahîdir.

Şeairin taabbüdî kısmı; hikmet ve maslahat onu tağyir edemez, taabbüdîlik ciheti tereccuh ediyor, ona ilişilmez. Yüzbin maslahat gelse onu tağyir edemez.

Öyle de: “Şeairin faidesi, yalnız malûm mesalihtir” denilmez ve öyle bilmek hatadır. Belki o maslahatlar ise, çok hikmetlerinden bir faidesi olabilir.

Meselâ biri dese: “Ezanın hikmeti, müslümanları namaza çağırmaktır; şu halde bir tüfenk atmak kâfidir.” Halbuki o divane bilmez ki, binler maslahat-ı ezaniye içinde o bir maslahattır. Tüfenk sesi, o maslahatı verse; acaba nev’-i beşer namına, yahut o şehir ahalisi namına, hilkat-ı kâinatın netice-i uzması ve nev’-i beşerin netice-i hilkatı olan ilân-ı tevhid ve rububiyet-i İlahiyeye karşı izhar-ı ubudiyete vasıta olan ezanın yerini nasıl tutacak?

Elhasıl: Cehennem lüzumsuz değil; çok işler var ki, bütün kuvvetiyle “Yaşasın Cehennem!” der. Cennet dahi ucuz değildir, mühim fiat ister.

Mesnevideki Zührede geçen şu mana da çok ehemmiyetli:

Ubudiyet, emr-i İlahîye ve rıza-yı İlahîye bakar. Ubudiyetin dâîsi emr-i İlahî ve neticesi rıza-yı Hak’tır. Semeratı ve fevaidi, uhreviyedir. Fakat ille-i gaiye olmamak, hem kasden istenilmemek şartıyla, dünyaya ait faideler ve kendi kendine terettüb eden ve istenilmeyerek verilen semereler, ubudiyete münafî olmaz. Belki zaîfler için müşevvik ve müreccih hükmüne geçerler. Eğer o dünyaya ait faideler ve menfaatlar; o ubudiyete, o virde veya o zikre illet veya illetin bir cüz’ü olsa; o ubudiyeti kısmen ibtal eder. Belki o hasiyetli virdi akîm bırakır, netice vermez.

Demek Nurlar, bize her şeyi emr-i İlahi ve rıza-yı İlahiyi esas ederek işlememizi ders veriyor. Abdest alırken, namaz kılarken veya bir haramdan kaçarken Allah emrettiği için yapmak ve yapmamak manası, bizi Allahın askeri ve kulu manasına çıkarıyor. Ona bir muhatab ediyor. Yaptığımız ubudiyetler de, o nisbette kudsiyet kazanıyor, nuraniyeti artıyor. Herkesde bulunan menfaat duygusu da, en büyük menfaat olan rıza-yı İlahiye inkılab ediyor. Her türlü riyadan, rekabet ve hasedden, nefsani hissiyattan bizi uzaklaştırıyor.

Sünuhat’taki şu ifadeler bizi çok düşündürmeli:

Cumhuru, bürhandan ziyade me’hazdeki kudsiyet imtisale sevkeder.

İzahını da şöyle yapıyor:

Mantıkça mukarrerdir ki; zihin, melzumdan tebaî olarak lâzıma intikal eder ve lâzımın lâzımına tabiî olarak etmez. Etse de, ikinci bir teveccüh ve kasd ile eder. Bu ise, gayr-ı tabiîdir.

Meselâ; hükmün me’hazı olan şeriat kitabları melzum gibidir. Delili olan Kur’an ise, lâzımdır. Muharrik-i vicdan olan kudsiyet, lâzımın lâzımıdır.

Cumhurun nazarı kitablara temerküz ettiğinden, yalnız hayal meyal lâzımı tahattur eder. Lâzımın lâzımını, nadiren tasavvur eder. Bu cihetle vicdan lâkaydlığa alışır, cümudet peyda eder.

Eğer zaruriyat-ı diniyede doğrudan doğruya Kur’an gösterilse idi, zihin tabiî olarak müşevvik-i imtisal ve mûkız-ı vicdan ve lâzım-ı zâtî olan “kudsiyet”e intikal ederdi. Ve bu suretle kalbe meleke-i hassasiyet gelerek, imanın ihtaratına karşı asamm kalmazdı.

Eğer, emir ve yasakların kaynağı Kur’andır; Onun da kaynağı her şeyi gören, bilen esmaül Hüsna Sahibi Allahtır, diye intikal edemez de, yalnız emir ve yasak noktasında bakarsa, vicdanı harekete getiren, uyandıran kudsiyet devreye girmez. Vicdan lakaydlaşır ve canlılık ve hareket kabiliyetini kaybetmeye başlar. O zaman imanın ihtarlarına karşı, sağır olup, duymamazlığa gelir. Ubudiyetteki umumi zafiyetin sebebi de budur.

Cenab-ı Hakk’ın emirlerine ve nehiylerine itaat ve inkıyadı tesis ve temin etmek için, Sâni’in azametini zihinlerde tesbit etmeye ihtiyaç vardır. Bu tesbit de ancak akaid ile, yani ahkâm-ı imaniyenin tecellisiyle olur. İmanî hükümlerin takviye ve inkişaf ettirilmesi, ancak tekrar ile teceddüd eden ibadetle olur.

Haşiye: Batıl bir mezheb olan Mutezile der: Allahın emri, eşyaya bakar. Eşya, iyi ise emreder, çirkin ise yasak eder. Ehl-i Sünnet Vel Cemaat ise der: Eşya, Allahın emrine tabi’dir. Allah iyi derse eşya iyidir, çirkin derse çirkindir. Emir ile güzellik, nehiy ile çirkinlik tahakkuk eder.

İlginizi Çekebilir

Türkiye’deki Kesintisiz Darbe Süreci / Vehbi KARA

“Eşek olmaya gör, sırtına semer vuran çok olur” demiş atalarımız. Biz de tam bu söze …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Yalan, Yalancılar ve Yalancılık Üzerine Hadis-i Şerifler

YALANIN VE YALANCININ ZEMMİ 5165 - Safvan İbnu Süleym radıyallahu anh anlatıyor: "Ey Allah'ın Resulü! …

Kapat