Ana Sayfa / Yazarlar / İmanın Tazelenmesi, Yenilenmesi / Ahmet KATIN

İmanın Tazelenmesi, Yenilenmesi / Ahmet KATIN

Dördüncü Mes’ele
جَدِّدُوا اِيمَانَكُمْ بِلاَ اِلهَ اِلاَّ اللّهُ ın hikmetini soruyorsunuz. Onun hikmeti, çok Sözlerde zikredilmiştir. Bir sırr-ı hikmeti şudur ki: İnsanın hem şahsı, hem âlemi her zaman teceddüd ettikleri için, her zaman tecdid-i imana muhtaçtır. Zira insanın herbir ferdinin manen çok efradı var. Ömrünün seneleri adedince, belki günleri adedince, belki saatleri adedince birer ferd-i âher sayılır. Çünki zaman altına girdiği için o ferd-i vâhid bir model hükmüne geçer, her gün bir ferd-i âher şeklini giyer.

Hem insanda bu taaddüd ve teceddüd olduğu gibi, tavattun ettiği âlem dahi seyyardır. O gider, başkası yerine gelir, daima tenevvü’ ediyor; her gün başka bir âlem kapısını açıyor. İman ise hem o şahıstaki her ferdin nur-u hayatıdır, hem girdiği âlemin ziyasıdır. Lâ ilahe illallah ise, o nuru açar bir anahtardır.

Suali Hulusi Abi rh. Üstadımıza ra. sormuş. Üstadımız da yukarıdaki cevabı vermiş. Bu cevabın başında dediği gibi Risalelerin her yerinde dikkat etsek “İmanın tazelenmesi, inkişafı, terakkisi, tahkiki ve temaşası vardır.” Risale-i Nur zaten mücessem İman Hakikatlarıdır. Hüccet-i İmandır.

“Delailin zuhuru nisbetinde iman ziyadeleşir, teceddüd eder.” İşarat-ül İ’caz

İmanın yenilenmesi bir emirdir. Nisa’ Suresi 136. Ayette: “Ey İman edenler! Allaha iman edin.” Hem de İman edenlere emir. Yani İmanınızı taklidden, tahkiki imana çıkarın,imanınızı yenileyin, İmanın hadsiz mertebesinde terakki edin… manaları mevcut.

Hucurat Suresi 14. Ayette: “Bedevîler ‘inandık’ dediler. De ki: Siz iman etmediniz ama ‘İslâm olduk.’ deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi.”

Demek imanı dem ve damarlara karıştırmak. Yani tekrar ederek, meleke haline getirmek. Yani imanı akıl, kalb,ruh gibi letaife sirayet ettirmek.

“İman-ı tahkikî ilmelyakînden hakkalyakîne yakınlaştıkça daha selbedilmeyeceğine ehl-i keşf ve tahkik hükmetmişler ve demişler ki: Sekerat vaktinde şeytan vesvesesiyle ancak akla şübheler verip tereddüde düşürebilir. Bu nevi iman-ı tahkikî ise yalnız akılda durmuyor. Belki hem kalbe, hem ruha, hem sırra, hem öyle letaife sirayet ediyor, kökleşiyor ki, şeytanın eli o yerlere yetişemiyor; öylelerin imanı zevalden mahfuz kalıyor. Bu iman-ı tahkikînin vusulüne vesile olan bir yolu, velayet-i kâmile ile keşf ve şuhud ile hakikata yetişmektir. Bu yol ehass-ı havassa mahsustur, iman-ı şuhudîdir.

İkinci Yol: İman-ı bilgayb cihetinde sırr-ı vahyin feyziyle bürhanî ve Kur’anî bir tarzda, akıl ve kalbin imtizacıyla hakkalyakîn derecesinde bir kuvvet ile, zaruret ve bedahet derecesine gelen bir ilmelyakîn ile hakaik-i imaniyeyi tasdik etmektir. Bu ikinci yol; Risalet-ün Nur’un esası, mâyesi, temeli, ruhu, hakikatı olduğunu has talebeleri görüyorlar. Başkalar dahi insafla baksa, Risalet-ün Nur hakaik-i imaniyeye muhalif olan yolları gayr-ı mümkin ve muhal ve mümteni’ derecesinde gösterdiğini görecekler.”

Tekrar 4.Meseleye gelelim. Demişti ki: İnsanın hem şahsı, hem âlemi, hem içinde bulunduğu mekanlar değişiyor.

Şahsın değişmesi bir derece cesede bakıyor. Her dakikada vücudumuzda 30 milyon hücre ölüyor.Yerine yenileri geliyor. Altı ayda beyin hücreleri hariç tamamen değişiyoruz. 6 senede bir defa beyin hücreleri de dahil tamamen değişiyoruz. Her sene fotoğraf çektirsek, yan yana koysak, ne kadar değiştiğimizi fark edeceğiz. Ruh değişmediği için kendimizi aynı zannediyoruz. Madem cesed devamlı yenileniyor, o zaman cesedden gidenleri imanla göndermek gibi, yeni gelen zerre ve hücreleri de imanın nurlarıyla nurlandırmak lazım. İnsan zaman altına girdiği için ömrünün saatleri, günleri, seneleri adedince ayrı fertler hükmüne geçtiği için, her bir ferdi iman nuruyla nurlandırma icab ediyor.

Üstaddan bir hatıra:

“Üstad birgün Santral Sabri’ye şöyle diyor:
“Önce Yâsin-i Şerif’i oku, arkasından İhlâsı, daha sonra da Cevşeni oku ve üç büyük cenazenin ruhuna bağışla. Bu üç büyük cenaze:
l. Dünyanın geçmiş ömrü.
2. Ecdadın geçmiş ömrü.
3. Kendi geçmiş ömrü.”

Ruh ve kalb dünyamız zaten çok hareketli.. Peygamberimiz (ASM): İnsan kalbi bir ağaç dalına takılmış bir kuş tüyü gibidir. Rüzgar ne taraftan eserse, o tarafa hareket eder.” Buyurmuş. Kalb kelimesinin manası, daima değişen, sabit durmayan demek. Meşhur bir duada, Efendimiz (ASM) : Ya Mukallibel kulub, sebbit kalbi ala dinik. Ey kalbleri eviren-çeviren Allahım! Kalbimi Dininde sabit kıl.” diye yalvarıyor ve bize öğretiyor. Devamlı halden hale giren bir kalbde devamlı imanın tazelenmesi, tecdid edilmesi lazımdır.

Hem içinde bulunduğumuz mekanlarda devamlı değişiyor. Mekandaki haller, manalar, eşyalar insana tesir ettiği için, manen bizim için karanlık olan o mekanı imanın nuruyla, tevhid nazarıyla ziyalandırmak icab ediyor. Hem misal aleminde her mekan ayrı bir mahiyette, imanla muamele edilince, Misal Aleminde ampul yanmış gibi o alem aydınlanıyor.Hani gece vakti eve gelsek. Evde kimse yok. Işıklar kapalı. Dış kapıyı açtıktan sonra, ilk iş koridor lambasını yakarız. Sonra mutfağa girince, koridor lambasını kafi görmez, mutfak lambasını da açarız. Tuvalet, banyo, oturma odası, yatak odası.. hangisine girsek mutlaka lambasını yakıyoruz. İçine girdiğimiz her mekan nur istiyor. Demek Lâ ilâhe İllâllah, hem kelime hem mana olarak bir lamba gibi oluyor.

Demek değişen cesed, âlem ve mekan daima tazelenen bir imanı iktiza ediyor. Efendimiz (ASM) : “Elbiseniz eskidiği gibi, imanınız dahi eskir. İmanınızı yenileyin.” emretmiş.

Hem insanda nefis ve heva, vehim ve şeytan daima hükmediyor ve fırsat kolluyor ki, bir gaflet anını yakalasın ve mağlub etsin. Her bir günah içinde küfre giden bir yol var çünki.
“herkeste nefs-i emmare bulunur. Bazı da hissiyat-ı nefsiye damarlara ilişir. Bir derece hükmünü; kalb, akıl ve ruhun rağmına olarak icra eder.”

İçimizde iki kefeli bir terazi var. Bir kefesinde Kalb, Ruh ve Akıl var. Diğer kefede Nefis, Şeytan ve Vehim var. Eğer biz kalb, ruh ve akılı doyurur, gıdasını verir, vazifelerinde çalıştırırsak. Kefe ağır basınca, diğer kefe hafifleyecek, tesiri, gücü kalmayacak. Ama biz kalb, akıl ve ruhun gıdasını vermez ve vazifelerinde istihdam etmezsek, nefis ve şeytan hükmederek ağırlığını koyuyor.Diğer kefe hafifliyor ve tesiri kalmıyor. Biz de diyoruz ki, bu günahları bile bile nasıl işliyorum.” Sen Hak ile meşgul olmazsan, bâtıl seni istila eder.

Hem bazı Âlimler nazarında küfür derecesinde tesir eden kelimat ve elfaz eksik olmuyor.

“Ey insan! Bil ki, insanların ağzından çıkan ve dinsizliği işmam eden dehşetli kelimeler var. Ehl-i iman, bilmeyerek istimal ediyorlar. Mühimlerinden üç tanesini beyan edeceğiz:

Birincisi: “Evcedethü-l esbab” Yani, “esbab bu şey’i icad ediyor.”

İkincisi: “Teşekkele binefsihi” Yani, “kendi kendine teşekkül ediyor, oluyor, bitiyor.”

Üçüncüsü: “İktezathü-t tabiat” Yani, “tabiîdir, tabiat iktiza edip icad ediyor.”

Cin ve insanın Şeyhül İslamı olan Zenbilli Ali Efendi ve Ebus Suud Efendi demişler: Şapkayı şakayla giyen kâfir olur.

Demek devamlı imanı tazelemek lazım. Nurları okuyanlar her zaman imanlarını hem tazeleme, hem terakki, hem inkişaf ettiriyorlar. Marifetullah ile perdeleri aşıp, Muhabbetullah ile pencereleri geçiyorlar. Akıl, Kalb ve Ruhlarıyla Zât-ı Zülcelâle bakıyorlar.

Ya Mukallibel Kulûb! Sebbit kalbî ‘alâ Dînik

İlginizi Çekebilir

Türkiye’deki Kesintisiz Darbe Süreci / Vehbi KARA

“Eşek olmaya gör, sırtına semer vuran çok olur” demiş atalarımız. Biz de tam bu söze …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Sahabeler hakkındadır / Yirmi Yedinci Söz’ün Zeyli

İlk bölüm için tıklayınız Yirmi Yedinci Söz  Yirmi Yedinci Söz'ün Zeyli Sahabeler hakkındadır Mevlana Câmî’nin dediği …

Kapat