Ana Sayfa / Yazarlar / İmkan ve Vücub dairesi ve Ene / Kur’an’ın bakışı

İmkan ve Vücub dairesi ve Ene / Kur’an’ın bakışı

Bütün kainatı ihata eden, içine alan varlığı, mükevvenatı ve varlıklar arasındaki olayların, gerçeğini, hakikatını izah etmek ancak varlıkları yaratan ve onları fonksiyonları ile birlikte birbirine bağlayan semavi bir bakış açısı ile olabilir. Bu bakış açısı Kur’an-ı Azimüşşan’ındır. Kâinatı yaratan kâinatın esrarını nesnenin sağlıklı görülmesi ve yorumlanmasını da kendisi nazar-ı muallâsı ile yapabilir, yoksa beşerin nazarı “hakikat-ı mutlaka mukayyed enzar ile ihata edilmez” kaidesiyle varlığın anlamını ve sağlıklı görüntüsünü göremez. Yirmibeşinci Söz’ün Üçüncü Şulesi’nin birinci ziyası yanlış bakışın küfür ve gafletin zulumatını dağıtan vahiy kaynaklı gözlem ve yorumları anlatır. Kur’an’ın her bir ayetini bir necm-i sákıba benzetir, karanlığı delip geçen parlak yıldız gibidir. Kur’an ‘ın ayetleri. Kur’an’ın vahyin ilahinin aydınlatıcı ve keşfedici ışığı ile bakmayan filozoflar, nurlanmayan ene bu kainatın muğlak tılsımını çözemez, çünkü yirmi voltluk ampülle Palandöken dağı aydınlatılmaz.

Bediüzzaman anlatır: “Kur’an‘ın her bir ayeti birer necm-i sákıp gibi icaz ve hidayet nurunu neşirle küfür ve gaflet zulumatını dağıttığını görmek ve zevk etmek istersen kendini Kur’an’ın nüzulünden evvel olan o asr-ı cahiliyette ve o sahra-yı bedeviyette farzet ki, herşeyi zulmet-i cehil ve gaflet altında perde-i cumud-ı tabiata sarılmış olduğu bir anda b i r d e n Kur’an‘ın lisan-ı ulvisi’yle “dirildiklerini, hüşyar olduklarını , ayağa kalkıp zikrettiklerini söylüyor. Yıldızlar ve mahluklar cansız ve perişanken hikmetli kelimelere dönüşüyorlar.

Görünen dünyayı onun cüzlerini dirilten ayetlerin ışığı görünmeyen ama yine birbiri ile alakadar olan varlık ötesini dünyanın başlangıcından sonuna kadar bütün vakaları yaratılış ağacının hakikatını ortaya çıkarmış. Ayrıca Allah’ın isim ve sıfatlarını, şuun ve fiillerini yine birbiriyle alakadar şecere-i tubayı nur gibi sınırlarını belirlemiş. Fiziki kainattan, Uluhiyetinin ve Rububiyetinin ve Zat-ı Ilahisinin bütün özellikleni anlatıyor.

Allah’a ait vücub dairesi ile varlığa ait imkan dairesini birbiriyle iç içe anlatıyor. Bediüzzaman Kur’an‘ı çok derinlikli ve şumüllü olarak bildiği için kendi bildiklerini ve ulema tarafından algılandıkları şekilleri ortaya koyar. Yoksa bu anlatılanları ayetlerle desteklese her bahis büyük büyük bahislere dönüşür. “Bütün daire-i imkan ve daire-i vücuba bakan hem iki şecere-i azimenin bir tek dalı hükmünde olan imanın erkân-ı sittesi ve o erkanın dal ve budaklarının en ince meyve ve çiçekleri aralarında o kadar büyük bir tenasüb gözetilerek tasvir eder ve o derece bir muvazenet suretinde tarif eder ve o mertebe bir münasebet tarzında izah eder ki akl-ı beşer idrakinden aciz ve hüsnüne karşı hayran kalır.” Bu gördükleri ve yorumladıklarının değerlendirilmesidir. Herkesin göreceği ve yorumlayacağı şeyler değil. Varlık dairesinden, vücub dairesine oradan İslamiyetin ve imanın erkânının bütün şubelerini birbiri ile ilişkili şekilde izah etmek bütün bunları gören bir gözün beyanatı olabilir.

Bediüzzaman Mucizat-ı Kur’aniye isimli eserinde imkan dairesi ile vücub dairesinin bütün tafsilatını ayetlerle anlatır. İnsanlar bu yüzden evreni ve kainatın sahibini tanımakta zorluk çekmezler. Otuzuncu Söz’de bu manaları vahyin ışığında görmeyen ene yani egonun hastalıklı düşüncesinin tahlili yapılır. Kur’an künuz-ı mahfiyeyi yani imkan ve vücubun sırlarını insanlara anlatır, ama eğer ene, benlik vahyin ışığında bakamıyorsa tıkanır kalır. Bütün ilmin ve felsefenin, mitolojinin sıkıntıları, çözümsüzlükleri bu yüzdendir.

Enenin önemini anlatır Bediüzzaman:

“Ene künuz-ı mahfiye olan esma-i İlahiyenin anahtarı olduğu gibi kainatın dahi tılsım-ı muğlakının dahi anahtarı olarak bir muamma-yı müşkülküşâdır ve bir tılsım-ı hayret fezâdır. O ene mahiyetinin bilinmesiyle o garip muamma o acip tılsım olan ene açılır ve kainat tılsımını ve alim-i vücubun künuzunu dahi açar.“ Üstteki Mucizat-ı Kur’aniye bahsi ile Ene risalesi birbirinin iç içe izahlarını tafsil eder. Biri Kur’an’ın hakikatı vahyin ışığında göstermesi diğeri ise bu ışıktan mahrum olan insan benliğinin çektiği sıkıntıların kaynağının vahyin ışığından mahrum olmasıdır.

İlginizi Çekebilir

Mevlana ve Mesnevi’deki Müstehcen İfadeler Üzerine

İddia: Mevlana Mesnevî’ye “Tanrı vahyi” diyor, yani Mesnevî’yi Kur’an sayıyor. Cevap: Vahiy kelimesi sadece Kur’an anlamına …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
İnsan ve istidadları

İnsan, ahirzamanda kendisini ve istidatlarını bozulmaktan muhafaza etmekle mükelleftir.“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı …

Kapat