KASTAMONUR.COM

KASTAMONU YÖRESEL EL SANATLARI

Dokumacılık, İğne Oyacılığı, Çarşaf Bağcılığı

Kastamonu’da halk genellikle gündelik olarak kullandığı giysileri, döşek, yatak, yorgan yüzleri, çarşaf, halı, kilim v.b ihtiyaçlarını genellikle kendi dokur, boyar ve kullanıma hazır hale getirirdi. İhtiyaçlarının diğer kısımlarını çarşı esnafından karşılardı.

Bunların dışında çarşı pazarda özellikle dokumacılıkta ileri giden Şam, Halep, Bursa, Tosya, Tokat, Hind’den gelen pamuklu ve ipekli dokumalar bulunurdu. Dışarıdan gelen mallar yerli dokumalara göre daha pahalıydı. Şehrin ileri gelenleri, yüksek dereceli devlet memurları dışarıdan gelen kumaşlara daha çok rağbet ederdi.

Tarihçi Halil İnalcık’ın tespitine göre 15.yüzyıl ile 18.yüzyıl arasında Anadolu’daki önemli dokuma merkezleri arasında yer alıyordu. Halkın ihtiyacı büyük ölçüde karşılanabilmekte, üretilen diğer dokumalar İnebolu, Sinop, Samsun limanlarından ihraç edilmekteydi. Sultan 2.Bayezid döneminde yapılan Balkapanı Hanı (Penbe Han) daha çok pamuk alınıp satılan bir mekân olduğu kabul edilmektedir. Pamuklu dokumalarla birlikte Tebriz’den ve Halep’ten gelen İpekli kumaşlar Kastamonu üzerinden Kırım’a ulaşmaktaydı.

Yünlü dokumalar içersinde yer alan keçe, çuka, sof, yün halı ve kilimler, giysiler daha çok halkın ihtiyacı için yapılır ihraç edilmezdi. Kastamonu’da kurulan Tiftik pazarından hammadde ihtiyacı temin edilirdi. Sofçuluk Kastamonu’nun Candaroğulları beyliğinden itibaren en önemli geçim kaynaklarından birisi olmuştur. Sofçuluk mesleğini icra edenlerin genellikle kalenin hemen altında yaşadıkları bilinmektedir. Bununla birlikte Kastamonu bu alanda Ankara kadar tanınmamıştır.

İsmail Bey’in yaptırdığı Kurşunlu Han’ın pamuk tüccarlarının yer yer deposu olarak kullandıkları görülmektedir. Kastamonu’ya pamuk genellikle Adana ve Aydın illerinden gelirdi.

Kurtuluş Savaşı yıllarında Kastamonu’daki kadınlar hep birlikte toplanmış, Mehmetçiklerimizin ihtiyacı olan fanila, çorap, kazak örüp cephelere göndermişlerdir.

Dokumacılık Kastamonu’nun en büyük gelir kaynaklarından birisi olmuş tarih boyunca… Cumhuriyetin ilk yıllarında 1930’lu yıllarda. Hemen hemen, her evde bir dokuma tezgahı kurmuş aileler, gelin kaynana, mutlaka evde dokuma işleri yaparlarmış. İyi bir gelir katarmış ailenin bütçesine... 35 bin dokuma tezgahının varlığından bahsedilmektedir.

Günümüzde dokuma tezgâhları tekrar kurulmuş değişik sivil toplum dernekleri ve kişiler tarafından. Ayrıca Kastamonu Valiliğine bağlı El Sanatları merkezinde değişik dokumalar yapılıyor.

Düz ve renkli dokuma olarak, yatak çarşafı, ön bezi, kadın iş önlüğü, başörtüsü, peşkir, fanila yapımı halen Merkez, Cide, Doğanyurt, Tosya, Azdavay, Seydiler, Araç, Pınarbaşı, Devrekani ilçelerimizde el tezgâhlarında dokumaya rastlanmaktadır. Tosya’da tela imalatıyla birlikte, tiftikten iç kuşağı, hamam kesesi, üç dilim kuşağı imal edilmektedir.

Kastamonu ve yöresi geleneksel el sanatları yönünden çeşitlilik ve zenginlik gösterir. Her ne kadar son yıllarda şehirlere sürekli göçler , teknolojik gelişmeler, hızlı ve ucuz üretim el sanatlarının giderek azalmasına karşın yine de Kastamonu ve çevresinde geleneksel el sanatlarının yaşadığını görmekteyiz. İşte bunlardan birkaçı:

Kastamonu ve İlçelerinin en yaygın gelir getirici olan el sanatı Çarşaf Bağı özellikle yerli dokuma "sarı kıvrak" yatak çarşaflarının iki uzun kenarına veya dört kenarına pamuk ipliğinden alet kullanılmaksızın kadınların parmak uçları tırnakları marifetiyle düğümler atılarak yapılan süslemelerdir.

Cide, Şenpazar, Küre, Azdavay, Pınarbaşı ilçelerinde keten dokumalarına rastlanılmaktadır. Düz ve renkli dokuma olarak yatak çarşafı,en böze (kadın iş önlüğü, başörtüsü, peşkir, göynek) dokumalarına sık olmasa da rastlanmaktadır. Tosya ilçemizdeki tela imali giyim sektörünün ihtiyacı için yaşamaktadır. Düz, beyaz tiftikten iç kuşağı ve renkli üç dilim kuşağı, hamam kesesi Türkiye çapında aranmaktadır.

Kastamonu Merkez, Daday ve Devrekani ilçelerinde düz beyaz patiska bez üzerine, ıhlamur ağacı üzerine elle oyma veya kabartma olarak yapılmış bitkisel, geometrik motif işli, değişik boyutlarda ki ahşap kalıpların özel hazırlanmış tek renkli boyaya batırılıp basılması suretiyle Sofra Bezi "sini bezi" yapılmaktadır.

Çağımızdaki gelişmeler nedeni ile pek çok sanat dalı kaybolmaktadır. Bunlardan biri de oya sanatıdır. Kastamonu'da iğne oyacılığını geçim kaynağı olarak kullanan sanatkârlar hayatta iken bilgi ve görgülerini belgelemek amacıyla, bu araştırmaya başlanmıştır. Kastamonu merkez ilçesi Topcuoğlu, İsfendiyarbey, Aşağıimaret, Kırkçeşme, Hisarardı, Beyçelebi, Aycılar mahallelerinde yaşamakta olan, 45-80 yaşları arasındaki 42 oya ustasına ulaşılmıştır. Yapılan görüşmeler sonunda, eserleri incelenmiş, örnekler alınmıştır.

İğne oyası, mendil, yazma, göynek yakası üzerine ipek İpliği ve iğne kullanılarak örülen veya örüldükten sonra dikilen düğümlü örgü sanatıdır.

Kastamonu'da hatıra iğne oyaları gelenek olarak, kutular içinde ve sandıklarda saklanıp nesilden nesile aktarılmaktadır. 80 yaşındaki oyacının anneannesinin annesinden kalma oya örneği, en az 150-200 yıllık oyadır. Kastamonu'da oyacılığın daha eski yıllardan bu yana var olduğu tahmin edilmektedir, iğne İle yapılan örgülerin XII. yüzyılda Anadolu'dan Yunanistan'a, oradan da Avrupa'ya geçtiği belirtilmektedir (Özben, 1948:4). Ulaşılan canlı kaynaklardan sağlanan bilgilere göre, Osmanlı'nın son döneminde de erkekleri savaşa giden kadınların tüccarlar aracılığı ile Avrupa'ya oya sattığı ve geçimini sağladığı öğrenilmiştir. Günümüzde az da olsa bu sanatı devam ettirenler bulunmaktadır.

Kadının önem verdiği bir konu da süslenmektir. İpeğin üretimi, oyanın yapılması tamamen kendi eseri olduğundan, daha ucuz bir şekilde süslenmesini sağlamakta; aynı zamanda sanat yönünü ortaya çıkardığından, ona toplumda bir statü kazandırmaktadır. Ayrıca, kadının ekonomik bağımsızlığını da sağlamaktadır.

Bakırcılık

Orta Karadeniz Bölgesi'nin en zengin bakır yataklarına sahip Küre'nin 68 km güneyinde bulunan Kastamonu, Küre'den çıkarılan bakırın işlendiği, en önemli kültür ve ticaret kentlerinden bir başkasını oluşturmaktaydı. Yazılı belgelerin eksikliği yüzünden bakırcı ve kazancıların oluşturduğu iş kolunun Ortaçağ'dan beri üretim yapıp yapmadıklarım şimdilik kesin olarak bilemiyoruz. Ancak çok büyük bir İhtimalle Beylikler döneminden beri üretim yapıldığı bilinen Küre yataklarından elde edilen bakırın bir kısmı, Kastamonu'da bulunan atölyelerde işlenmiş olmalıydı.

16. yüzyılın İkinci yarısında Küre madenlerinden elde edilen bakır, hem Orta Karadeniz ve Orta Anadolu Bölgesi şehirlerindeki kazancıların İhtiyacını, hem de Kuzeybatı İran ve Mezopotamya bölgesindeki şehirlerin bakır ihtiyacını karşılamıştır. 1568 yılında Kastamonu ve Küre kadılarına gönderilen bir fermanda özetle şunlar yazılıdır;

"... İran tarafından 400-500 tüccarın gelip büyük miktarda bakır satın aldıkları haber alınmakta, ancak hiçbir kimseye bir dirhem bile bakır verilmemesi..."Kastamonu'daki bakırcı ve kazancıların çok faal bir şekilde üretim yaparak, çevre illerdeki esnafın bile ihtiyacını karşılamış oldukları anlaşılmaktadır. 1568 yılında Kastamonu Kadısı'na yazılan bir fermanda özetle şunlar yazılıdır:

"... Sivas, Tokat ve Amasya bakırcı esnafı Kastamonu'da bakır eşya satın almak istediklerinde engellenmemesi, ancak tetikte bulunup, memleket haricine bakır eşyanın götürülmesine müsade edilmemesi..."

1573 yılında Kastamonu Beyi'ne gönderilen bir hükümde özetle şunlar yazılıdır:

"... Erzurum'da yapılan baruthane için gerekli olan kazan ve diğer aletlerin hemen hazırlanarak gönderilmesi..."

1578 yılında Kastamonu Kadısı'na gönderilen diğer bir fermanda ise, özetle şunlar yazılıdır:

"... Bağdat'ta işlenecek barut için yapılacak kazanlarla kullanılmak üzere Küre madeninden 1000 kantar (56.408 ton) bakırın gönderilmesi..."

Bakırcı ve kazancıların oluşturduğu iş kolu, Kastamonu'nun en büyük sanayi üretimini yapmaktaydı. Küre'den elde edilen bakır madeninin büyük bir kısmı, Kastamonu'da bulunan kalhanelerde ergitiliyordu. Kastamonu'daki bakırcılık ve kazancılığın çok canlı kazançlı bir iş kolu haline dönüşmesinde, kentte bulunan kalhanelerin bu iş koluna ucuz, bol ve kaliteli hammadde sağlamasının büyük payı vardı.

1783 yılma ait bir belgeden, Kastamonu'daki kazancılarının Küre madenlerinden elde edilen bakırı kullandıklarını öğrenmekteyiz.

"... Küre-i nühas madenlerinden elde edilen bakır eskiden beri Kastamonu'da bulunan kazancı ve tüccarlara her bir batmanı dokuz kuruşa satılırken, Tokat ve başka yerlerden gelen bakır satılmaya başlanıldığında araya anlaşmazlıklar girmiştir. Bu yüzden başka yerden gelen bakırın sattırılmaması..."

Kastamonu kalhanelerinin diğer şehirlerinde bulunan kalhanelerden ayrılan en önemli özelliği, son 40 yıl öncesine

1783 yılma ait bir belgeden, Kastamonu'daki kazancılarının Küre madenlerinden elde edilen bakırı kullandıklarını öğrenmekteyiz.

"... Küre-i nühas madenlerinden elde edilen bakır eskiden beri Kastamonu'da bulunan kazancı ve tüccarlara her bir batmanı dokuz kuruşa satılırken, Tokat ve başka yerlerden gelen bakır satılmaya başlanıldığında araya anlaşmazlıklar girmiştir. Bu yüzden başka yerden gelen bakırın sattırılmaması..."

Kastamonu kalhanelerinin diğer şehirlerinde bulunan kalhanelerden ayrılan en önemli özelliği, son 40 yıl öncesine kadar faal bir şekilde çalışmış olmasıdır. Bu kalhanelerden biri şehrin en yüksek tepelerinden biri üzerine yaptırılan Yakup Ağa Camii'nin altında yer almaktaydı. Bakır cevheri yüzlerce yıldan beri aynı teknikle kalhanelerde ergitilerek kömürüyle birlikte ocakta körük yardımıyla ergitilmekte ve daha sonra kalıplara dökülmektedir.

Kalıplar oldukça farklı biçim ve büyüklüklerdedir. İki parçadan oluşan kalıplar, tuğladan yapılmıştır. Demirden yapılan tek parça kalıpların bir kısmı 10 cm çapındadır. Üstü açık kalıplardan 2.5 kiloluk külçe elde edilmektedir. 45x30 cm boyutunda ve 5 cam derinliğinde olan bir başka demir kalıptan ise 35x45 kilo arasında değişin külçe bakırlar elde denilmektedir. Kalıplardan çıkarılan külçe bakırlar, ocaklarda kızdırıldıktan sonra yedi kişiden oluşan bir dövülerek farklı ağırlıklara sahip levhalar haline getirilmektedir. Külçe halindeki bakırın çekiçlenerek levha haline getirilmesi işlemi, tıpkı Surname-i Hü-mayun ve Surname-i Vehbi'deki minyatürlerde zanaatkarların külçe bakırı çekiçleyerek levha haline getirmeleri gibi yapıl-maktadır. Kastamonu'da artık bu işlem ortadan kalkmış olmasına karşın, Anadolu'da yalnızca Muğla-Kavaklıdere'de külçe bakır çekiçlerle levha haline getirilmektedir. Kastamonu'da bakırcı ve kazancılıkla uğraşan zanaatkarların büyük bir kısmı hem de İstanbul'daki atölyelerde çalışmaktaydılar. Bu konuda yazılı kaynaklar oldukça ayrıntılı bilgi vermektedir. Gerek Anadolu, gerekse İstanbul'daki atölyelerde Kastamonulu zanaatkarların elinden çıkan ve Kastamonu üslubunu yansıtan çeşitli eşya ve mutfak kapları, açık bir şekilde belli olmaktadır. 1934 - 1936 yılları arasında Kastamonu'da bakırcılık mesleğiyle ilgili olarak 50 usta, 35 kalfa ve 48 çırak dükkanlarda çalışmaktaydı. 1942 yılında Bakırcılar Çarşısı'ndaki atölye sayısı 22 iken, bugün ancak 3 bakırcı atölyesi üretimi sürdürmektedir. Yüzlerce yıldan kapaklı sahan, hamamtası, güğüm ve ibrikler, Kastamonu atölyelerinin karakteristik kaplarını oluşturmaktadır.

Kastamonu Bakırcılığının yaşayan ustası Ahmet Ortaakarsu, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın tertip ettiği festivallere katılmakta ve devamlı derecelere girmektedir.

Ağaç İşlemeciliği

Eski çağlardan beri başta örtünmek ve korunmak amacı ile El sanatlarının ilk örnekleri ortaya çıkmıştır. El sanatları, ortaya çıktığı toplumun duygularını, sanatsal beğenilerini ve kültürel özelliklerini yansıttığı için zaman içerisinde yaygınlık kazanarak geleneksel hale gelmiştir.

Bugün de Kastamonu'da ahşap işlemeciliğinin büyük ustaları çalışmalarını sürdürmektedirler.



Sofrabezi Baskıcılığı

 

Kastamonu Merkez ve Daday, Devrekani ilçelerinde yapılmış olan bölgeye has önemli ürünlerden biridir.

Düz beyaz patiska bez üzerine, ıhlamur ağacı üzerine elle oyma veya kabartma olarak yapılmış bitkisel, geometrik motif işli, değişik boyutlardaki ahşap kalıpların, Özel hazırlanmış tek renkli boyaya batınlıp basılması suretiyle meydana getirilmektedir.

Beyaz bez Üzerinde siyah olarak meydana getirilmiş olan "sini bezi", sofra örtüsü, masa Örtüsü, kadın baş örtüsü olarak kullanılmıştır. Son yıllarda Kastamonu'nun en sevilen hediyelik eşyası olan sini bezine değişik uyarlamalar yapılarak, etek, perde, örtü olarak kullanıldığı görülmektedir.

Çakıcılık ve Bıçakcılık

Tosya İlçemizin merkezinde elde yapılan, bir yüzü düz, diğer yüzü testere dişli, değişik ebatlarda çakılar halk arasında "tosya çakısı" olarak isimlendiril inektedir. Tosya çakısının bir yüzünün testere dişli olması nedeniyle, çifçinin küçük bağ işlerinde ve ziraat alanında kullanım imkanı çok olmaktadır.
Tosya eski çakı ustaları; resim ve isimleri...


ALİ BAYRAK    HACI HAFIZ HASAN ÇELİK   İSMAİL YANIK         ŞERİF ORUÇ

Çakının sapı, manda boynuzundan önce kesilir, sonra demir törpü ile biçimlendirilir. Kesici yüzleri ise krom çelikten Özel yapıldığından paslanma yapmamakta ve çok kesici olmaktadır. Aynı zamanda, mutfaklar için yüzü krom çelikten, sapı kemik veya sert ağaçtan olan değişik boyuttaki bıçaklar aranmaktadır.

Sepetçilik

Kastamonu'da üretilen sepetler, söğüt veya fındık dallarından; Daday ve Araç ilçelerinde üretilen sepetler ise fındık ağacı dallarından örülmektedir.

Kastamonu Sepeti olarak bilinen bu sepetler ince söğüt dallarının yine özel işlemelerle hazırlandıktan sonra elle değişik biçimlerde örülmesi ile yapılır.



Yaş fındık ağacı dallarının özel aletlerle ince dar çübuk'ır haline getirilmesinden sonra yine elle değişik biçimlerde, kullanım fonksiyonuna göre elle örülmesiyle meydana getirilen diğer bir çeşidi vardır ki; kullanımına göre, halk arasında, kapaklı pazar sepeti, yumurta sepeti, saman çit sepeti olarak isimlendirilirler. 

Fanilacılık

Fanila Nedir?

Fanila; Kastamonu’nun yöresel el dokuma sanatlarından biridir. Geçmişi hakkında bilinen en önemli bilgi Kurtuluş Savaşı esnasında ordunun iç giyim eşyasının Kastamonu fanilalarından karşılandığıdır. Geçmişte sadece iç giyim olarak kullanılan fanilalar günümüzde hem iç hem de dış giyim olarak kullanılmaktadır.

Kastamonu fanilasının en önemli özelliği sadece %100 pamuk iplikten üretilmesidir. Bu sayede fanila dört mevsim giyilebilme özelliği kazanır. Kışın vücudu sıcak tutmasından; yazın ise ter emme özelliğinden dolayı tercih edilmektedir. Dikiş ve dantelleri ev hanımları tarafından yapılmaktadır.

Urgancılık

Tarih boyunca Kastamonu’da ki en önemli geçim kaynaklarından birisi de kendirden urgan yapımı olmuştur. Halktan ve esnaftan önemli bir kesim geçimini bu sektörden sağlamaktaydı. Kastamonu’da bugün Urgan Hanı olarak bilinen han, Reis-ül Küttap Hacı Mustafa Efendi tarafından başlanılıp 18.yüzyılın ortalarında (1748) tarihinde oğlu Aşir Efendi tarafından tamamlanmıştır. Sabah erkenden gelip her gün dualarla açılırmış kendir hanları ve dükkânları. Yanık Han ise daha çok kendir hanı olarak kullanılırdı.

Kendir ekiminin özellikle Taşköprü Ovasında yaygın bir şekilde yapılması Selçuklu, Candaroğulları ve Osmanlılar döneminde halat ve urgan ihtiyacının bölgeden karşılanmasına yol açmıştır. Donanma ile birlikte öncelikle İstanbul’un kendir, urgan ve halat ihtiyacı urgancılık mesleğinin yaygınlığını göstermektedir. Sinop ve İnebolu Limanlarından en çok ihraç edilen ürünler arasında yer almıştır.

Günümüzde urgancılık; kendir üretiminin azalması, hazır naylon ip ve urganların piyasa da yaygınlaşması ile birlikte Kastamonu ve çevresinde eski önemini kaybetmiştir.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile