İnebolu Nur Talebelerinden Recep UYSAL Ağabey

Bunu paylaşınız

BEDIÜZZAMAN HAZRETLERİ İnebolu için ‘Küçük Isparta” diyor. Bu taltif elbette sebepsiz değildi… 1940’lı yılların ortalarından 1950’lerin sonlarına kadar Risale-i Nur’un Isparta’dan sonra en önemli hizmet merkezlerinden birisi İneboludur. Nurları kalemle değil, bin kalemli nurcu olan teksir makinesi ile on binlerce sayfa çoğaltıp muhtaçlara gönderen Ahmed Nazif Çelebi ve yardımcıları İneboluludur. Oğul Selahaddin Çelebi ile beraber İbrahim Fakazlı, İsmail Fakazlı, İbrahim Mırmır, Gülcü Hüseyin, Salih Uğurtan, İzzet Turgut, Ziya Dilek ve daha niceleri hepsi İneboluludur. Bu kahraman ağabeylerimizin hepsi de vefat ettiler. Cennete gittiler inşalah. Çoğunun hatıralarını nasip oldu kitaplarımızda yayınladık, hamdolsun. Diğer bazıları için de elimizde kayıtlar var, sırası gelince gün yüzüne çıkacak inşallah.

İnebolu’da o günlerin hayatta kalan şahidi var mı acaba derken, gördük ki varmış… Recep Uysal ağabeyimiz kalmış o günlerden..

RECEP UYSAL ANLATIYOR:

1933 İnebolu doğumluyum. Mesleğim o tarihlerde terzilikti. Sonradan konfeksiyonculuk çıktı, biz de konfeksiyonculuk yapmaya başladık. Şu anda çocuklarımla beraber aynı işe devam ediyoruz.

Recep UYSAL Ağabey

Kimsenin Haberi Yoktu Isparta’ya Geleceğimizden Ama..

Üstadımız Bedîüzzaman Hazretlerine yaptığımız ziyaret şöyle oldu:

1958 senesinde önce İneboludan İstanbul’a geçtik. İstanbul’dan trene bindik, sabah saat 7.30’da Isparta’ya vardık. Yanımda kunduracı Mehmed Mırmır vardı. Rüşdü Mırmır’ın kardeşi, İbrahim Mırmır’ın da amca çocuğudur. Biz daha kompartımandan çıkmadan bir ağabey geldi: “Hoş geldiniz
İnebolulu kardeşler. Ben sizi Üstad’a götüreceğim” dedi. Tabi biz yabancıyız, gurbette bizi kim tanır ki diye şaşırdık… Kimsenin haberi de yoktu Isparta’ya geleceğimizden. Heyecandan siz kimsiniz, diye de soramadık. Biz: “Yanımızda bir mektup var, Ahmed Nazif Ağabeyin mektubu var, adres olarak da Rüşdü Çakın yazıyor. Bizim onun vasıtasıyla görüşmemiz lazım Üstad’la” dedik. Rüşdü Çakın Ağabey Isparta’da esnaftı.. Bizi karşılayan zat: “Ben sizi önce oraya götürürüm, oradan Üstada gideriz” dedi. “Olur” dedik. Sivil taharri memurları var, ben önden gideyim siz arkamdan gelin” dedi. Biz 40-50 adım aradan onu takip ettik, Rüşdü Çakın ağabeyin dükkánına vardık. 
Mübareğe selam verdik, elini öpmeye çalıştık. Tabi öptürmüyorlardı… Mektubu verince okudu, güldü: “Bize hiç gerek yok sizi trenden alan bu kardeşimiz sizi Üstad’a götürür” dedi. Biz yine soramadık, bu kardeşimiz kim?” diye. Meğer Ceylan Çalışkan Ağabey imiş. Sonradan öğrendik… O da benim gibi 1933 doğumludur… Ben o zaman 28 yaşındaydım.

Benim Hiçbir Meziyetim Yok, Ben Sayfaların Arasındayım

Ceylan Çalışkan ağabeyle Üstad’ın restore edilen evine geldik. Orada antenli bir jip vardı. Her gün Ankara’ya haber veriyorlarmış.. İşte bugün şunlar geldi filan diye… Kuş bile uçsa haber veriyorlar.. Takip altındaymış Üstad hazretleri… Eve çıktığımızda heyecandan beraber geldiğimiz Mehmed Mırmır’a: “Sen önden git” dedim. O da: “Sen önden git” diyordu. O benden birkaç yaş büyüktür. O anda Tähiri Mutlu Ağabey geldi yanımıza: “Hoş geldiniz kardeşler” diye bize cesaret verdi. Üstad’ın kapısı açıldı. Cephesi tam da salona, kapıya
doğruydu. Bir anda Üstadımızı gördük, göz göze geldik. Bizi elektrik çarpmış gibi kendimizden geçtik. Üstad elini öptürmüyor, çekiyordu… Biz de ağlayarak sarıldık boynunu, kulağını öptük. Baktık orada Sungur, Zübeyir, Bayram, Tähiri ve bizi trenden alıp getiren Ceylan ağabey var. Üstad karyolasındaydı. Kitap tashihi yapıyorlarmış. Biz yere diz çöktük. Tashih yaparken Üstad ara verdi. Bize dönerek: “Kardeşlerim benim hiçbir meziyetim yok. Her meziyet Risale-i Nur’a aittir. Benimle görüşmek isteyenler Risale-i Nur’u ihlâsla okusunlar. Ben sayfaların arasındayım. Siz buralara kadar geldiniz, ben sizi İnebolu namına kabul ettim. Siz bu akşamki trenle
hareket edin. Burada fazla eğlenmeyin. Ankara’ya gidecek kitaplar var, onları arkadaşlar size versinler, götürür teslim edersiniz” dedi.

Üstad’a Şalvar Dikmiştim

Ufak bir hediyemiz vardı. Ben terzi olduğum için Üstad’a geniş bir pantolon dikmiştim. Şalvar gibi… Beraber geldiğim Mehmed Mırmır da kunduracı olduğu için bir mest ve lastik yapmıştı. Biz, Üstadımız hediye kabul etmiyor diye duymuş, belki veremeyiz diye de düşünmüştük. Orada Mustafa Sungur ağabeyle yan yana oturmuştuk. O Üstad’a yakındı. Sungur Ağabeyden rica ettim: “Bizim ufak bir hediyemiz var. Bunu Üstad’ımıza vermemiz mümkün mü?” dedim. Sağ olsun o tercümanlık yaptı. O zaman Üstad’ımız şahadet parmağını şöyle uzattı: “Muadil olarak birer tane yeni basılan kitaplardan verin” dedi. Lâhikaları basmışlar o tarihte. Yeni harflerle, matbaa baskısı… Yeşildi kapakları… Bize birer tane hediye ettiler. Biz de böylece hediyemizi vermiş olduk, çok şükür. Biz Üstad’in yanında bir saat kadar kaldık. Bir saat nasıl geçti hâlâ şaşıyorum. Ağlayarak vedalaştık, oradan ayrıldık. Aksam sekiz treni için bilet almıştık. Saat 7.30’da Zübeyir ve Ceylan ağabeyler istasyona geldiler. Bize Üstad’ın dediği kitapları getirdiler, paket halinde verdiler. Ankara’ya geldik, Cebeci dersanesine gittik, kitapları teslim ettk. Fazla eğelenmeden aktarmalı olarak
İnebolu’ya döndük.

(…)

Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor – 7

Yazar : Ömer ÖZCAN

1950 yılında Milas’ta doğdu. Ortaokul ve lise eğitimini İzmir’de tamamladı. 1968 senesinde lise ikinci sınıfta iken Risale-i Nur’u tanıdı. 1969’da ‘Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’na (Bugünkü adıyla: Teknik Eğitim Fakültesi) kaydoldu… Ankara’da beş seneye yakın Bayram Yüksel Ağabeyin nezaretinde muhtelif Dersane-i Nûriyelerde kaldı. 1973 senesinde öğretmen olarak mezun oldu. 1973’den 1984’e kadar 11 sene Zonguldak’ta lise öğretmenliği yaptı. Sonra İzmir’e, mezun olduğu liseye öğretmen olarak atandı. 2000 senesinde aynı okuldan emekli oldu. Ömer Özcan evli ve iki kız babasıdır. Şimdi İzmir’de ikamet ediyor. Bütün mesaisini iman ve Kur’an hizmetlerine ayırmaya çalışmaktadır.
Ömer Özcan’ın Bediüzzaman Said Nursi ve talebeleri hakkında hatırı sayılır bir arşivi vardır. Kendisinde, Hz. Üstad’la görüşen veya görüşmeyen kadim ağabeylerden fotoğraf, ses, video veya yazılı olarak yaptığı kayıtlar mevcudtur. Ayrıca Risale-i Nur’un teksir veya matbaa olarak ilk baskılarının tamamına yakını Ömer Özcan’ın arşivinde bulunmaktadır. El yazılı orijinaller de vardır.
Ömer Özcan, Üstad Said Nursi Hazretleriyle hatıraları olan Ağabeylerle yaptığı röportajların bir kısmını kitaplaştırmıştır. “Risale-i Nur Hizmetkârları AĞABEYLER ANLATIYOR” adıyla seri olarak yayınlanmış altı kitabı bulunmaktadır. Yeni kitap hazırlıkları ve araştırma çalışmaları devam etmektedir.

Tüm Yazıları Göster
Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Allah Onları Kahretsin!

… Onlar (münafıklar) düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar. (Münafikun …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Kastamonu Nur Talebeleri, Nurdan Hatıralar, Son Şahitler, Ehl-i Hizmet, Yazarlar
Allah, Dilediğini Dinine Hizmet Ettirir

Dünya hayatını, sahip olduklarını kaybetmek, yaşlılık ve ölüm korkusu gibi onlarca korkuyla yaşayan inkârcıların birçoğunun, …

Kapat