Ana Sayfa / RİSALE-İ NUR & BEDİÜZZAMAN / Nurdan Hatıralar / “İnsanlar okullarda yetişir. Bitkiler gibi topraktan çıkmazlar”

“İnsanlar okullarda yetişir. Bitkiler gibi topraktan çıkmazlar”

Kadir İNCİ, 1941 senesinde Konya’nın Ermenek Kazasının Büyükkarapınar Köyünde dünyaya gelir… İlkokulu bitirinceye kadar köyünde kalır… 1954 senesinde ailesiyle birlikte Torbalı’nın Ayrancılar Beldesine yerleşir… Burada bir müddet kaldıktan sonra Tire Kur’ân Kursuna okumak üzere kaydını yaptırır… Kur’ân kursunda okurken; Ayrancılara, ailesinin yanına geldikçe, Musa Yukarı Ağabey vasıtasıyla Risale-i Nurlarla tanışır… Sohbetleri çok sevdiğinden, derslere iştirak etmeye başlar… Konuşmalar esnasında bilhassa eski İzmir müftülerinden Hacı Sâlih Tanrıbuyruğu’na aid: “Bediüzzaman Said Nursi İslam düşmanları ile mücadele ve mücahade ederken bizler onun kanatları altında İslam’a hizmet etmeye çalışıyoruz” şeklindeki sözleri onu çok etkiler.

Nihayet 1960 senesinde, Ayrancılar’ın tanınmış simalarından Musa Yukarı ile beraber Emirdağ’ında bulunan Bediüzzaman Hazretlerini ziyaret eder, ellerini öper ve hayır dualarını alır. Kadir İnci, birisi askerde olmak üzere üç kere hapiste yatmış, beş kere de mahkemeye verilmiştir. 163. Madde kalkıncaya kadar da hiçbir zaman tarassud ve sıkıntılardan kurtulamamıştır. İşlediği suç mu? Sadece Kur’ân ve Kur’ân tefsiri olan kitapları okumak…

Kadir İnci Ağabey

Hatıraları okuyunca âlemimde bir fırtına koptu: Bu kahramanları, Nur Talebeleri bilmeli ve bu hizmetin nereden, nasıl ve hangi şartlarla geldiği unutmamalı, unutturulmamalıdır. Tâ ki mirasyedi olmayalım.

Ömer ÖZCAN

(…)

KARAKOL VE HAPİSHANE HATIRALARI

Cennet ucuz değil, Cehennem dahi lüzumsuz değil

Sene 1962 Ayrancılar’dayım. Bir gün Cumhuriyet Gazetesinde Risale-i Nurlarla ilgili bir yazı çıkmıştı. Yazı aleyhte olmasına rağmen Risale-i Nurların neşrine, duyulmasına sebeb olduğunu düşünerek gazeteye bir teşekkür telgrafı çekmiştik. Telgrafın altında benim imzam bulunuyordu. Bunu bahane ederek beni karakola çağırdılar. İfademi aldıktan sonra savcılığa sevk ettiler. Savcılıkta sormaları üzerine: “Risale-i Nurları okuduğumu, okuyacağımı ve bu hususta verilecek en ağır cezadan bile korkmayacağımı” söyledim. Savcı kızarak beni tevkif etti. Yaklaşık bir ay sonra beni Torbalı’da mahkemeye çıkardılar. Mahkemeye avukat olarak rahmetli Bekir Berk ve Necdet Doğanata katıldılar. Orada Bekir ağabeyin: “Cennet ucuz değil, Cehennem dahi lüzumsuz değil” şeklindeki Nurlara aid söylediği bir vecizeyi unutamıyorum. Duruşmada mahkememi İzmir 2. Ağır Ceza’ya, Beni de meşhur Buca Cezaevine sevk ettiler.

Buca Cezaevinde bulunduğum zaman içerisinde, Kur’an ve elimde bulunan Risale-i Nurlarla meşgul oluyordum. 14.12.1962 tarihinde İzmir 2. Ağır ceza Mahkemesine çıkarıldım. Mahkemede Necdet Doğanata vekilim olarak bulunuyordu. Netice olarak duruşmada, hâkimler; isnad edilen suçun oluşmadığını hükmederek beraatımıza karar verdiler. Böylece üç ay kadar bir mevkufiyetten sonra cezaevinden çıkmış oldum. Allah kusurlarımıza kefaret yapsın inşallah.

İnsanlar okullarda yetişir. Bitkiler gibi topraktan çıkmazlar

İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Risale-i Nurları okumanın suç olmadığına ve benim de hareketlerimde suç unsuru bulunmadığına karar verilmesine rağmen, durumum askerlik şubesine bildirilmiş. Beni şubeye çağırdılar, gittim.

Bir albay beni odasına çağırdı. Üstadımız, Risale-i Nurlar ve umum hocalar aleyhinde konuşmaya başladı. Bir müddet daha devam ettikten sonra, müdahale ettim. Dedim ki: “Kumandanım! Risale-i Nur kitaplarının ve umum hocalarımızın aleyhinde konuştunuz. Bilirsiniz ki: ‘Delilsiz, ispatsız hiç bir şey kabül edilmez. Madem aleyhte konuşuyorsunuz, sözlerinizin doğruluğunu ispat ediniz. İsterseniz size Risale-i Nurlardan istediğiniz eserleri getireyim, beraber okuyalım, yanlış gördüğünüz yerleri bana anlatın” dedim. Bu mevzuda güya anlaşmıştık.

Sonra o albaya dedim ki: “Eğer hocalarımız yetersiz ise ve bazı kusurları varsa bunun kabahatini onlara veremeyiz. Hem hepsini de suçlayamayız. Çünkü insanlar okullarda yetişir. Bitkiler gibi topraktan çıkmazlar. Mesela, bundan kırk sene evvel Tıp Fakülteleri kapatılmış olsaydı, bugün hastalarımız kocakarı ilaçlarıyla tedavi olmaya çalışırlardı. Çünkü ortalıkta uzman doktor bulunmazdı. Aynen öyle de: Din derslerinin yasak edildiği, Kur’ân kurslarının kapatıldığı, yetişmiş din âlimlerinin hapsedildiği, hatta idam edildiği bir süreçten geçiyoruz. Elbette böyle bir dönemde yetişen hocalarımızdan mükemmel olmalarını bekleyemeyiz…” dedim.

Bu sözlerim As. Şb. Başkanı Albayı kızdırdı ve konuşmamızın mecrasını başka tarafa çevirmek istedi… Birkaç tartışmamız da oldu… Bu sözlerim de Albayı kızdırdı ve söylenmemesi gereken galiz sözler söyleyerek beni oradan uzaklaştırdı.

Kaynak: Ömer ÖZCAN (Ağabeyler Anlatıyor)

İlginizi Çekebilir

“Ka­fa­dan ha­re­ket et­me, ka­fa­nı ça­lış­tır!”

Ey­üp Ek­mek­çi Ağa­bey, 1962-1971 se­ne­le­ri ara­sın­da fa­sı­la­sız ola­rak 9 sene Zü­be­yir Gün­dü­zalp Ağabeyi­mi­zin hiz­me­tin­de bu­lun­muş­tur. …

4 Yorumlar

  1. Mustafa Binkalem

    Bu zatın adı yok mu?

  2. Ey benim yüce Rabbim! Sen iki âlem güneşi olan Habibinden ve sehabelerinden, Üstadımdan önünü mütlak vekil ve erkânından, talebelerinden ve anne baba ile çocuklarından, bilhassa bu ulvi hizmeti biz âmi topluma ulaştırmaya çalışan gönül fedaileri ve yazar kardeşimiz Ömer ÖZCAN’dan razı ol..

  3. Ey dermansız dertlere müptela beşer! Soru sormadan her soruya cevap veren zat, her yaraya merhem her sıkıntıya da bir refahtır. Devekuşu gibi kum içinde bulunan kafanı çıkar, üstadım ve eserleri ile hak mabudunu ve aradığın ilacı bulursun

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Ramazan-Rahmet Ayı Elveda / Hasan ERDOĞAN

Rahmet ayı Ramazan geldi geçiyor. Maddî ve manevi rahmet ile elhamdulillah. Klasik "oruç tutmayana saldırı" …

Kapat