Ana Sayfa / KÜLTÜR – SANAT – FİKRİYAT / Makaleler / İslam Krallığından Budist Zulmüne: PATANİ

İslam Krallığından Budist Zulmüne: PATANİ

Yazar: Kadir Ariğ

Dünya üzerinde, tarihten gelen ve ne yazık ki günümüzde de devam etmekte olan birçok zulüm, baskı, tahakküm ve katliamlara tanık olmaktayız. Filistin, Irak, Suriye, Mısır, Tunus, Libya gibi birçok ülke, az da olsa kamuoyunun dikkatini çekebilmekte ve en azından haber konusu olabilmektedir. Fakat adını bile duymadığımız, bilmediğimiz zulüm altında yaşayan, katledilen, diri diri yakılan on binlerce insanın var olduğunu da unutmamalıyız.

İşte, Güneydoğu Asya’nın unutulan halkı olarak bilinen, her türlü baskı ve sindirmeyle karşı kaşıya kalan mazlum Patani halkı da bunlardan sadece bir tanesidir. Bir nebze de olsa oradaki mazlumlara dikkat çekmek için bu yazımda Patani’yi ve Patani halkının çektiği acıları anlatmaya çalışacağım.

Güneyinde Tayland, kuzeyinde ise Malezya’nın yer aldığı Patani’nin, batısında Hint Okyanusu doğusunda ise Çin yer almaktadır. Yüzölçümü 13.721 km. kareden oluşmaktadır. Malezya ve Endonezyalılarla aynı ırktan olan Patani halkının %85’i Müslümandır. Yaklaşık olarak beş milyon nüfusa sahip olan Patani bölgesi Yala, Naratiwat, Stol ve Songkhla eyaletlerinden oluşmaktadır. Aynı zamanda çok zengin yeraltı kaynaklarına sahip olan Patani, doğa güzelliği ile de görülmeye şayandır.

Budizm’in merkezi olarak sayılan Patani, ilk olarak 9. yüzyılda Hindistan’a, daha sonra da Malay yarımadasına ticaret amaçlı gelen Yemenli tüccarlar sayesinde İslam dini ile tanıştı. İslam dini, Patani halkına büyük bir coşku, heyecan ve maneviyat dolu bir yaşam getirdi.

Patani İslam Krallığı

15. Yüzyıla gelindiğinde ise Patani halkı, İslam kurallarıyla yönetilen bir krallık kurdu. Bu krallığın adına da Patani İslam Krallığı denildi. Yaklaşık iki yüz sene hüküm süren bu krallık, kısa sürede Güneydoğu Asya’nın ticaret merkezi haline geldi.

Kamboçya, Vietnam ve Burma’da İslam’ın yayılmasında, Patanili âlimlerin ve davetçilerin büyük etkisi oldu. Ancak Taylandlıların ataları olarak bilinen Siyamlar tarafından sürekli saldırıya maruz kalıyorlardı. Ta ki 1786 yılında yaşanan iç karışıklığın da etkisiyle, saldırılar karşısında zayıf düşen Patani Krallığı, büyük kıyımlar sonucu Budist hâkimiyetine girdi.

Daha sonra, İngiltere tarafından işgal edilen Patani, 1909’da İngiltere ile Tayland arasında yapılan bir anlaşma sonucu Budist zulmüne terk edildi. Buradan da anlaşılacağı üzere, İngiltere yine oyununu oynamış ve tıpkı Ortadoğu’da yaptığı gibi Güneydoğu Asya’da da sınırları cetvelle çizerek, arkasında sorunlu bölgeler bırakmayı başarmıştır.

Filistin ile birçok yönden benzerlik göstermesi de buradan gelmektedir. Nasıl ki Filistin toprakları Yahudi yerleşimcilerin işgaline terk edildiyse Patani toprakları da Tayland hâkimiyetine terk edilmiştir. Tayland askerlerinin her on yirmi metrede bir kontrol noktaları kurarak keyfi bir şekilde hareket etmesi ve her gün onlarca insanı katletmesi de Filistin ile olan bir başka benzerliğini gözler önüne sermektedir.

İngilizler bölgeyi terk ettikten sonra, Tayland hükümeti, Patani üzerinde her türlü ekonomik, siyasi, kültürel ve dini baskıları uygulamaya başladı. Bir yandan bölgeye Budist yerleşimciler yerleştirerek Müslümanların etkisini kırmaya çalışırken, diğer yandan da Müslümanların bölgeyi terk etmesi için her türlü şiddet ve katliama başvurmaktan çekinmedi.

Baskılar, katliamlar

1932’de, bütün İslami faaliyetler yasaklandı. 1944 yılında, geniş çaplı bir imha hareketi başladı ve birçok Patanili lider katledildi. 125 aile diri diri yakıldı. Her seferinde Patani halkının ibadethanelerine baskınlar düzenleyen Budist askerler, sebepsiz yere insanları vahşice katledebilmektedir. Tayland askerlerinin, el yazması olan Kur’an-ı Kerimi alabilmek için aynı köye beş defa baskın düzenlemesi, Tayland’ın bölgede İslam’ı yok etme çabasının en açık örneklerinden bir tanesidir.

Atadığı Budist vali ve müftülerle bölgeyi idare etmeye çalışan Tayland hükümeti, ekonomik yönden de büyük baskılar uygulamaktadır. Patani halkının hem devlet kademelerinde çalışması hem de yaşadığı bölgenin dışında ekonomik faaliyet göstermesi yasaklanmıştır. İkinci sınıf olarak görülen Patani halkı, geçimini tarım ve balıkçılıkla sağlamaya çalışmaktadır. Tarım ve balıkçılığın yetersiz kaldığı Patani’de büyük ekonomik sıkıntılar yaşanmaktadır.

Eğitimde de Tayland dilini dayatmaya çalışan Tayland hükümeti, Müslüman kesimin ilim ve eğitime verdiği önemden korktuğu için Müslüman erkek ve kadın eğitimcileri ile cami imamlarını her fırsatta bir bahane uydurarak katlediliyor. 2004 yılında, tarihi bir camiye yapılan baskında 36 kişi şehit edildi. Bunu protesto etmek isteyen halkın üzerine ateş açan Tayland askeri, 83 kişiyi daha katletti ve 200 kişi tutuklandı. 250 kişi hala kayıp.

Tay askerleri tarafından her ay yaklaşık 120 kişinin öldürüldüğü Patani’de, kesin bir sayı olmamakla birlikte, on binleri bulan şehit, tutuklu, dul ve yetim sayısı mevcuttur.

İslami hareketler

Direniş hareketi gösteren birçok örgüt vardır fakat birçok İslam beldesinde olduğu gibi Patani’de de birlik sağlanamamaktadır. Bu örgütlerden bazıları şunlardır: Patani Halk Kurtuluş Cephesi, Patani Milli Kurtuluş Cephesi, Milli-İslamcı Patani Cephesi, Patani Kurtuluş Ordusu ve Patani hareketleri. Patani halkına liderlik edenlerin en güçlü ve ünlü olanı Hacı Sulong’tur. Patani çok az da olsa Hacı Sulong döneminde kendini ifade edebilmiş; ancak şehadetinden sonra, yine farklı sesler çıkmaya başlanmıştır.

Patani’de yaşanan zulümler, gerek İslam Dünyası, gerekse de Batı’da pek fazla bilinmemektedir. Çünkü Tayland Hükümeti, Patani’de yaşananların dışarı yansımaması için medyaya sansür uygulamaktadır. Dış dünyadan koparılmak istenmekte, yaşananlar dünyaya, Tayland’ın bir iç sorunu olarak lanse edilmeye çalışılmaktadır.

11 Eylül saldırılarını bahane ederek İslam dünyasına saldıran Amerika Birleşik Devletleri de Tayland hükümeti ile işbirliği yaparak, Patani’ye karşı saldırılar başlattı. Amerika Birleşik Devletleri, Irak işgaline destek veren Tayland’a, Patani’ye karşı her türlü askeri yardımı yapmaktan kaçınmadı. Hatta Başkan Bush, Patani’yi Güneydoğu Asya’nın Afganistan’ı ilan etmiştir. Bir diğer destekçisi de Siyonist İsrail’dir. Patani direnişçilerini büyük bir tehlike ve düşman olarak gören İsrail, Tayland askerlerine eğitim vermenin yanında, askeri teçhizat yardımı da yapmaktadır.

Tüm baskılara rağmen dinini, inancını, kültürünü koruyabilen, günümüze kadar yaşatabilen Patani halkı, tüm Müslümanlara ve mazlumlara büyük bir örnek teşkil etmektedir. Ancak başka bölgelere gösterilen duyarlılık, Patani halkı için gösterilmemektedir. Tüm mazlumların yanında durulduğu gibi Patani halkının da yanında durmak, insanlık açısından erdemli bir davranış, İslami açıdan ise önemli bir vazifenin ifası olacaktır.

Patani’de yaşanan dram, batının ikiyüzlü politikasını bir kez daha gün yüzüne çıkarmıştır. Canları istediği ve çıkarları olduğu zaman büyük yaygara koparan ve insanlık adına hareket ettiğini savunan büyük güçler, müttefiklerinin yaptığı katliamları, soykırımları, zulmü ve her türlü insanlık dışı muameleleri görmezden gelmektedir. Bu tür katliamlar ve soykırımlar, tarihe kara bir leke olarak geçtiği gibi bunlar karşısında gösterilen direnişler de her zaman büyük bir saygıyla anılacaktır.

İnşaallah, bundan sonra Patani, bu acı hadiselerle ön plana çıkan bir bölge olarak değil de o muazzam tabiatı ile ön plana çıkan bir bölge olacaktır.

fikirnamedergi.com

***

Patani: Güney Asya’nın Filistin’i

Ersin Çelik

Patani halkı 15. yüzyılda bölgeye giden Müslüman tüccarlar ve davetçiler vasıtasıyla İslam’la tanıştı ve Müslüman Patani Krallığı 1786 yılında Tayland’ın eline geçene kadar bir Müslüman ülkesi olarak varlığını korudu. Patani’yi işgal eden İngilizler 1902 yılında İngiltere ile Tayland arasında yapılan anlaşmayla Patani topraklarını resmi olarak Budist hâkimiyetine teslim etti. Asya’nın Filistin’i benzetmesinin temel sebebi de bu durumdan kaynaklanıyor. İsrail, Filistin topraklarındaki varlığını İngiltere’ye borçlu olduğu gibi Tayland da Patani’deki varlığını İngilizlere borçlu. Filistin’le Patani arasındaki diğer benzerlik ise işgalci Tayland askerlerinin birkaç dakikalık aralarla keyfi bir şekilde kurdukları kontrol noktaları ve Patani ‘deki işgali beslemek amacıyla Tayland’dan Patani ‘ye getirilen Budist yerleşimciler.

Kadim Müslüman toprağı Patani

Tayland’ın güneyinde yer alan ve Malezya ile Tayland arasında kalan Patani’de yaklaşık 5 milyon Müslüman yaşıyor ve bu rakam nüfusun yüzde 85’ini oluşturuyor. Müslüman Patani Malayları, Tayland’da Çinlilerden sonra ikinci büyük etnik grubu oluşturuyor. Seçme ve seçilme hakkı bulunmayan Malay Müslümanların yaşadığı ve neredeyse tamamı Müslüman olan Patani bölgesi, Tayland’ın atadığı Budist valilerce yönetiliyor. 2 asır hüküm süren Patani İslam Krallığı’nı kurmalarına rağmen Malay Müslümanlarına resmi tarihte yer verilmiyor.

Bitmeyen baskılar ve zulümler

Patani bölgesinde Tay askerlerinin baskın ve saldırıları sonucu bu zamana kadar 20 bin şehit verildiği tahmin ediliyor, 40 bin çocuk ise yetim. Sayıları 30 bini bulan tutuklular toplama kampına benzer hapishanelerde tutuldu, tutulmaya devam ediyor. 2004 yılı Şubat ayında tarihi bir camiye Tayland askerleri tarafından düzenlenen sebepsiz baskında 36 kişi şehit edildi. Bu katliamı kınamak için düzenlenen yürüyüşe müdahale eden Tayland askerleri 83 kişiyi daha öldürdü ve en az 200 kişi tutuklandı. 250 kişi hala kayıp. Buna benzer saldırı ve baskınların rutin haline geldiği bölgede Müslümanları seslerini dünyaya duyurmakta zorlanıyor. Tayland işgalinin başladığı günden itibaren çeşitli direniş gruplarının faaliyet gösterdiği bölgede zaman zaman çatışmalar yaşanıyor.

Yakın zamanda İHH’nın yetim çalışmaları kapsamında bölgeye bir ziyaret gerçekleştiren Mazlumder ve İHH İnsani Yardım Vakfı’nda uzun yıllar görev almış olan yazar Demet Tezcan ile bölge Müslümanlarının durumunu konuştuk.

“Valisinden müftüsüne kadar Tayland hükümeti atıyor”

Mazlum coğrafyalarla uzun yıllardan beri ilgileniyorsunuz. Tüm bu tecrübenizle birlikte düşününce Patani’yi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Patani, işgali net olarak gözlemleyebildiğim bir tecrübe oldu. İşgalcinin varlığını, nefesini yanı başınızda bulduğunuz, baktığınız her yerde onları gördüğünüz tüm acı gerçekliğiyle ortadaydı. İşgalci askerler günlük hayatın her yerindeydi. Dükkanların önünde, sokaklarda, yol kenarlarında, boş arazilerde bile her kuytudan onlar çıkıyor. Yollarda o kadar sık kontrol noktaları var ki arabalar zik zak çizerek ilerlemesi durumu bir rutine dönmüş. Tay askerleri varlığını her an hissettiriyor ama günlük yaşamın içinde bu durum neredeyse doğallaşmış. Yüz yıldan fazla süren bir işgalden bahsediyoruz. Zaman zaman güçlü direnişler yaşanmış. Çatışmalar, zulümler dönem dönem artış gösteriyor ama bölge halkı tarafından Tay askerlerinin son yıllarda göreceli de olsa bir yumuşamaya gittiği ifade ediliyor. Bunun en önemli sebebi de diğer Müslümanlar tarafından bölgeye gerçekleştirilen ziyaretlerin ve giriş-çıkışların artması olduğu söyleniyor. Özellikle sivil toplum kuruluşlarının bölgedeki çalışmaları çok etkili olmuş durumda. Bu çalışmalar Patani’den dünyaya seslerini duyurabilecekleri, nefes alabilecekleri bir pencere açmış.

“Patani’deki işgal batının sömürge politikasının bir devamıdır”Patani neden işgal altında?

İslam dünyasındaki işgallerin tümünün temelinde sömürgeci devletlerin, sömürge politikalarını görüyorsunuz. Kadim bir krallık olan Patani Malezya’daki sömürüsünü korumak isteyen İngiltere’nin sınır anlaşması dayatmaları sonucu Tayland’a hediye edildi diyebiliriz. Filistin topraklarının Yahudi yerleşimcilere teslim edilmesi gibi.

İslam nasıl yaşanıyor Patani’de?

Eğitimin tamamı Budist Tayland hükümetinin denetimi altında. Bu sebeple her bölge kendi imkanlarıyla kendi eğitimlerini vermeye çalışıyor. Dinlerini yaşatma reflekslerini oluşturmuşlar ve koruyorlar. Pondoklarlarda yüzyıllardır süren medrese eğitimleri bugün de devam ediyor. Ormanların içerisindeki küçük ahşap barakalar bunlar. Yeterli mi yetersiz mi ayrıca tartışılabilir ama İslam’ı yaşatma yollarından biri olarak bunu geliştirmişler ve koruyorlar. İlahiyat düzeyinde yeni ve büyük medreseleri de var. Dini değerlerini, miraslarını canları pahasına koruyorlar. Yine İslam’ın bölgede asırlardır var olduğunu gösteren bir ayrıntı olarak el yazması Kuran-ı Kerimler var mesela. Ahmediye medresesi isimli küçük bir okulun bir odasında tutuluyor. Türk hükumeti bu eserleri tamir edip tekrar teslim etmişti hatırlarsınız. Ama bu paha biçilmez eserlerin içinde bulunduğu şartlar çok kötü. İçeriden korunmalı değil, yani müze şartlarından çok uzak, eserlerin olduğu yerde çürümesi söz konusu. Dışarıdan da korumalı değil, hiçbir güvenlik önemli yok, en ufak bir Tay baskınına dayanamaz ve bu her an olabilir.

“Güney Tayland değil ‘Patani'”

Patani’nin ne kadar köklü bir İslam toprağı olduğunu gösteren bunca veri varken Tayland yönetimi bir yok sayma politikası güdüyor sanırım?

Patani bölgesi dünyaya Güney Tayland olarak lanse ediliyor ve büyük çoğunluk bunu böyle biliyor. Doğu Türkistan bir Çin bölgesi, parçası olmadığı gibi Patani de hiçbir şekilde bir Tayland bölgesi değildir. Bu gerçeği her vesile ile vurgulamamız gerekiyor. Aynı şekilde burada yaşayan Müslümanlar da Taylandlı Müslümanlar olarak lanse ediliyor. Oysaki etnik köken olarak yüzde 80’i Malay.

Türkiye’de Patani diye bir bölge, Patanili Müslümanlar diye bir gerçeğimiz olduğunu ilk hatırlatan kurum İHH mıydı?

Kesinlikle. Arakan’da olduğu gibi Patani için de aynı durum söz konusu. Müslümanların zulüm gören bu bölgeleri fark etmesi, tanıması ve yardım eli uzatması girişimlerine ön ayak olan İHH oldu. Uzun yıllardır İHH’nın bölgede yetim çalışmaları sürüyor. Bu aynı zamanda eğitim projelerini de içinde barındıran bir girişim elbette. Sadece yetimin karnını doyurup, üzerini giydirip, yatacak yer sağlamıyor. Müslüman nesillerin yetişmesi için imkanlar sağlıyor. Bu ziyaretin sebebi de yine bir yetimhanenin açılışıydı.

Patani’de neden bu kadar yetim var?

Yıllardır süren baskılar, baskınlar, çatışmalar neticesinde çok fazla insan öldürüldü. 2004 yılında bir camiye yapılan saldırıyı ve sonrasında gelişen olayları biliyoruz. Buna benzer çok sayıda olay yaşandı, yaşanıyor bölgede. Açılışına gittiğimiz yetimhanede bu saldırı sırasında babasını kaybeden birçok yetim çocuk vardı.

“600 yıllık Kuran için beş kez baskın yapıldı”Tayland’ın bu politikaları bir sindirme, bastırma girişimi mi?

İşgalciler bu şekilde davransa da direnişi kıramıyorlar. Asimilasyona yönelik her türlü yola başvurmaktan çekinmiyorlar. Nüfus yapınızın, etnik, kültürel kimliğinizin, inanç değerlerinizin üzerinde tahribat yapmak işgalin doğasında var zaten. Uyuşturucu asker eli le bölgeye sokuluyor ve yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Mesela tek bir el yazması Kuran’ı almak için aynı köye beş kez baskın düzenlemiş Tay askerleri. Ama köylüler ellerinde kendilerini savunacak hiçbir şeyleri olmadığı halde canları pahasına her defasında direnip Kuran’ı teslim etmemişler. Günümüzde Kur’an-ı yok ederek sizin Kur’an’a ulaşmanızı, öğrenmenizi engelleyemez ama kutsalınıza yapılan saldırı aşağılama yönetmelerinin en ağır olanıdır.

Örgütlü bir direniş var mı Patani’de?

Örgütlü direnişler olmuş fakat maalesef birçok islam coğrafyasında olduğu gibi birlik yok. Uzunca yıllar tüm dünyanın gözünden uzak gerçekleşmiş hem katliamlar, hem direnişler. Bunu ilk kez dünyaya duyuran Hacı Slong diye bir liderleri var. Onun zamanında biraz kendilerini ifade etme şansı bulmuşlar. Onun şehadetinden sonra zaman zaman farklı tavırlar geliştirilmiş. Unutulmaya terk edilmiş bir bölge. Ama İHH’nın oraya yardım elini uzatmasıyla yeniden Müslümanların gündemine gelmeyi başarıyor.

Hapishanelerde çok sayıda insan olduğundan bahsediliyor, bunun temel sebebi ne olabilir?

Baskı rejimi uygulanan her yerde en ufak bir İslami duruş bile tehlike olarak görülmeniz için yeterli. Aynı camiye sürekli gidiyor olmak, beş vakit namaza camiye gitmek bile ‘siz örgüt üyesi misiniz, camide muhalif bir hareket mi örgütlüyorsunuz’ gibi paranoyalar üretip tutuklama yapmaları için yeterli görülebilir. İşgalciler için en büyük tehlike örgütlü bir hareket. Örgütlü hareket eşittir direniş demek. Söz konusu İslam toplumu ise Müslüman kimliği başlı başına gerekçe oluşturabilir

Türkiye’yi bilen tanıyan var mı?

Hem de çok. İHH nedeniyle Türkiye’yi de tanıyorlar. Oradaki yetimhanelerde İHH’yı da Türkiye’yi de gayet iyi tanıyan, seven ve dua eden nesiller yetişiyor. Mesela çok ilgimi çeken bir şey oldu. El yazması asırlık Kuran’ı Kerimlerin tutulduğu okulun müze olarak kullanılan odasında Patani’nin geçmiş büyük alimlerinin fotoğrafları asılmıştı duvarlara. Fotoğraflara bakarken bir anda çok şaşırdım, çünkü İHH İnsani Yardım Vakfı Genel Başkanı Bülent Yıldırım’ın fotoğrafı da orada özel olarak yerini almıştı. Bu örneğin de gösterdiği gibi bizleri gayet iyi tanıyorlar ve gerekli vefayı gösteriyorlar. Bugün her Müslüman coğrafyanın halkının olduğu gibi oradaki halkın da Türkiye’ye atfettiği değer ve beklentilerinin altını çizmek isterim.

Müslümanlar Patani konusunda neler yapabilir ve yapmalı?

Her Müslüman diğer Müslümanlar için çok şey yapabilir. İmkanı olan imkanı olmayan için neler yapabileceğini düşünmeli. Sadece kan akmasını beklememek gerek, açlıktan ölünmesini beklememek gerek. Bir dram yaşanmasını, bir kriz çıkmasını beklemeden, durmadan, her fırsatı değerlendirmek lazım. Bu kültürel, ekonomik, siyasal sorunlar olabilir. Biz gidemiyorsak buralara ulaşan kuruluşlar var onların projelerini destek verilmeli. Ümmetin sıkıntıları gündemde tutulmalı ancak gündemde tutup da hiçbir eylem geliştirmemenin de bir anlamı yok.

“Yürek coğrafyasında sınır olmaz”

Son olarak şunu belirtmek isterim ki, Asya ülkelerine coğrafi sınırlarımız kadar bir uzaklığımız var sanki. Müslümanın yürek coğrafyasının sınırları olmaz. Nefes alan her Müslümanın yaşadığı yerin bize aldığımız nefes kadar yakın olması lazım. Gözümüzün kulağımızın her an oralarda olması gerekiyor. Patani örneğinde olduğu gibi birçok ülke ve bölgenin tarihine baktığınızda İslam ile tanışmalarına sebep olanların Müslüman tüccarlar olduğunu görüyorsunuz. Bugün aynı günde birkaç ülkeyi dolaşabilen Müslüman tüccarlara sahibiz. O bölgelerin yeniden tanınması, çözümün parçası olunması, yalnız bırakılmaması için aynı işlevin yeniden canlandırılması gerekli.

Yenişafak-2014

İlginizi Çekebilir

Felak Suresi Hakkında

Hakkında Medine döneminde inmiştir. 5 âyettir. Felâk, sabah aydınlığı demektir Nüzul Mushaftaki sıralamada yüz on …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Makaleler
Millet Kütüphanesinin Kısa Tarihi

Yazar: Dursun GÜRLEK Kaleme aldığı birbirinden değerli eserleri kültür dünyamızı hayli zenginleştiren merhum Ekrem Hakkı …

Kapat