Ana Sayfa / RİSALE-İ NUR & BEDİÜZZAMAN / Bediüzzaman ve Kastamonu / İşte Kastamonu İman Kahramanları / Turhan KARADERE

İşte Kastamonu İman Kahramanları / Turhan KARADERE

Kastamonu Vilayeti benim arzumu tam yerine getirdi, müteaddid kahramanları imdadımıza gönderdi.”

“Ben, ekser vakitte hayalen ve manen kendimi Kastamonu’nun mübarek dağlarında ve o kardeşlerimin yanında buluyorum”

(Bediüzzaman Said Nursî)

Kastamonu.. Nurlu, sırlı şehir…

7000 yıllık bir tarihle Anadolu’nun kadîm merkezlerinden, tam bir evliya denizi;

Toprağında Nebilerin, Ashab’ın, Tabiîn’in, secde izleri bulanan; Selman-ı Fârisî Hz.lerinin, içinde bir nur gördüğünü söylediği; Evtad-ı Erbaa’dan Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli’nin yurdu.

Hac delili Şeyh Osman Efendi’ye göre; küçük Medine-i Münevvere; Mehmed Feyzi Efendi’nin; “Taşıyla toprağıyla mübarektir bu Kastamonu. Mekke silsilesine bağlıdır. Buradan oraya yol vardır.” dediği yer;

İbn-i Batuta’ya göre; ucuz, bereketli; büyük ulema ve meşayihin beldesi; Evliya Çelebi’ye göre; âlimi, şâiri, hâfızı bol şehir.

Kastamonu; seyyidler yurdu; Osmanlı Padişahlarının birçoğunun hocalarının, mürşidlerinin beşiği; şehzadeler mektebi.

1. Cihan ve İstiklal Harplerinde en fazla şehit vermiş, zaferden sonra manevi, tarihî mirası tahrip edilmiş, ihmal edilmiş, gözlerden ve gönüllerden saklanmaya çalışılmış şehit yetimi.

Fakat her şeye rağmen, Abdülkadir Badıllı Ağabey’in ifadesiyle; “kahramanlar ili”,

Üstad Bediüzzaman’ın nazarında; Âlem-i İslam’ın şimal hududu, karakolu.

Ve.. helâket ve felâket asrının bir yerinde, karanlık günler yaşayan, yaralı Kastamonu’ya, âhir zamanın mana sultanı, tabibi Bediüzzaman gelir ve buradan, kasten zorlaştırılan şartlara rağmen, Üstadlarını, küfr-ü mutlaka karşı sekiz yıl boyunca ve sonrasında yalnız bırakmayan; imanına sahip çıkan kahramanlar yetişir. Onları anmak, berekettir, zira Hadis-i Şerifte; “Zikrü’s-sàlihîne keffâretü’z-zünûb“ buyurulduğu gibi, “Allah dostlarının anıldığı yere Allah‘ın rahmeti yağar” sözü de meşhurdur.

Kastamonu Ağabeyleri, bilindiğinden çok fazla ve keyfiyetli zatlardır. Bu zatlardan biri, ilk muhatap, Çaycı Emin Bey’dir.

EMİN ÇAYIRLI (ÇAYCI EMİN BEY) (?- 1967)

Aslen Vanlı olan Emin Bey, bir aşiret beyidir. Sürgün olarak gönderildiği Kastamonu’da ise Nasrullah Camii şadırvanında, çay ocağı işletmektedir. Buraya henüz gelmiş ve Polis karakolunda kalmakta olan Üstad’la, tanışır ve bir yorgan alışverişi bahanesiyle görüşmeye başlarlar. Böylece, Üstad’ın hizmetine giren ilk bahtiyar, Emin Bey olur. Yemen olan adını Üstad, Emin olarak değiştirir. Risale-i Nur talebelerinin, Çaycı Emin Ağabeyidir. Kastamonu’da uzun süre, çok yakın bir talebe ve dost olarak, tahammülü zor şartlarda yaşayan Bediüzzaman’a, hâlisane hizmet etmiştir. Risale-i Nur’da, ismi defalarca geçtiği gibi, diğer ağabeylerle yazdıkları birçok mektup da lâhikalarda yer almıştır. Mehmed Feyzi Efendi; “Benden üstündü.” diyerek kendisini övmüştür. 1943’te Denizli Hapishanesinde dokuz ay kalmıştır. Sonradan memleketi Van’a giden Emin Bey, 1967 yılında Van’da bir trafik kazasında yanarak şehit olmuştur.

MEHMED FEYZİ PAMUKÇU (ŞALLIOĞLU-1912-1989)

Kastamonu’nun medar-ı iftiharı, Nur’un sır kâtibi Mehmed Feyzi Efendi, Kastamonu’da doğar. 1938-1943 arası, Kastamonu’da Üstad’a, en yakınında bir talebesi olarak hizmet etmiştir. Fevzi olan adını Bediüzzaman Hazretleri “Feyzi” olarak değiştirmiştir. Hizmeti ve sadakati son derecededir. Şu sözü, Üstad’ına ve Nurlara bakışını güzel ifade eder:

“Arabî ve Türkî kendi eserleri olan Risale-i Nurların tamamını Üstad’a baştan sona okudum. İşte ben bununla iftihar ederim!”

Risale-i Nur’da, Kastamonu Hüsrev’i ve Rüştüsü, Küçük Hüsrev sıfatlarıyla övülür. Hapishanelerde dahi sakalını kesmemesi hârika bir hâldir. Denizli ve Afyon hapishanelerinde yatmıştır. Lâhikalarda çok sayıda mektubu ve müdâfaaları vardır. Hakkında, Üstad’ın şu sözü manidardır:

Selef-i SâlihînMehmed Feyzi gibi bir talebem olduğuna gıpta ediyorlar“

Yine Afyon’da, düşen dişini Mehmed Feyzi Ağabeye verip “Dişimi kime verdi isem, ilmimi de ona verdim.”der.

Üstad buradan ayrıldığında, hizmetler kendisi vasıtasıyla devam etmiş, şehirde, köyde çok kimseler Risaleleri yazmayı sürdürmüştür. Vefatına kadar etrafına feyz ve ilim yaymış muazzam bir âlim ve kerametleri zâhir bir velidir. Gelenlerin niyet, ihtiyaç ve kabiliyetlerine göre Kur’an, tefsir dersleri vermiş; ziyaretçileri, veciz, hikmetli, feyizli sohbetleriyle irşad etmiş; Risale-i Nur okumuştur.

1989 yılında vefat eden Feyzi Efendi, muazzam bir kalabalığın katılımıyla dâr-ı bekâya uğurlanmıştır. Kabri Kastamonu’dadır.

BABA OĞUL İKİ KAHRAMAN:AHMED NAZİF ÇELEBİ-SELAHADDİN ÇELEBİ (1891-1964)

İnebolu’da doğan Nazif Çelebi, 17 yaşlarındayken, gazetelerde gördüğü Bediüzzaman ismine muhabbet duyar. Üstad, Karadeniz üzerinden vapurla gerçekleşen bir yolculuk sırasında İnebolu’da mola verdiği sırada, Bediüzzaman’la bir anlık selâmlaşan Ahmed Nazif Çelebi’nin muhabbeti artar. Nihayet 1938 senesinde Üstad’ın Kastamonu’da olduğunu duyar, ziyaretine gider. “Yâ Rab, bana bir mürşid-i kâmil ihsan buyur” dualarının neticesiyle kavuştuğu Risale-i Nur’u, ömrünün sonuna kadar bırakmaz ve hayatını Nur hizmetine adar. Kendisi vasıtasıyla İnebolu’ya giren Nurlar, yüzlerce gayretli elle yazılmaya başlanır.

Oğlu Selâhaddin Çelebi’nin teksir makinesi satın almasıyla Risalelerin yazılması hizmeti, yerini büyük ölçüde teksir makinesine bırakır. Üstad, “Ya Rabbi! Bir kalemle beş yüz nüsha yazan Nazif Çelebi ve mübarek yardımcılarını Cennetü’l-Firdevste mes’ûd kıl” diye dua eder.

Baba oğul Çelebiler için Üstad yine şöyle demiştir:

“Bu iki zatın, Risale-i Nur’un neşrinde iki yüz adam kadar çalıştıklarını görüyoruz.”

Denizli ve Afyon hapishanelerine de giren, Üstad’ın, “Sarsılmaz sadakat”te dediği Nazif Çelebi, yine Bediüzzaman’ın ifadesiyle; “O mühim mevkide, Âlem-i İslâm’ın şimal hududunda hizmet-i imaniyenin bir kutbu” haline gelmişti.

Emirdağ Lahikası’nda ismi Bediüzzaman’ın vâris ve vekilleri arasında zikredilen, Kastamonu, İnebolu kahramanı, dirayetli ve haşmetli Nazif Çelebi’nin kabri, İnebolu’dadır.

Oğlu

SELAHADDİN ÇELEBİ de faal fıtratıyla İnebolu’ya teksir makinesini getirmesi gibi mühim hizmetlerde bulundu. Memuriyet için bulunduğu Van ve Kars’ta da hizmet etti. Zamanın Diyanet reisiyle, Risale-i Nur’un neşri konusundaki Üstad’ın arzusunu görüştü.  Başta Denizli hapsi, haksız muamelelere maruz kaldı. Risale-i Nur’da adı övülenlerdendir: “Selâhaddin’in pek uzun ve on mektup kadar beni memnun eden ve sadakatine ve sebatına bu fırtınalar hiç tesir etmediğini ve daima bir Abdurrahman hükmünde bulunduğunu ve o havalideki kardeşlerimiz fütursuz çalıştıklarını bildiren mektubunu aldım, mâşaallah dedim. Baba ve oğlu Isparta kahramanları gibi, sarsılmıyorlar.”

Selahaddin Çelebi, 1977 senesinde vefat etti. Kabri İnebolu’dadır.

ABDULLAH YEĞİN, Üstad’ın, “Nurcuların ağabeyi” iltifatına mazhar olmuş Abdullah Yeğin, 1924 yılında Araç ilçesinin Kıyan köyünde doğmuştur.

Henüz ortaokul talebesi iken Üstad’ı Kastamonu’da ziyaret edip elini öpmüş ve talebesi olmuştur. Arkadaşıyla gittiği bir ziyaretinde, Bediüzzaman’a; “Muallimlerimiz Allah’tan bahsetmiyorlar. Bize Hâlıkımızı tanıttır” demesiyle Meyve Risalesinin Altıncı Meselesi’nin telifine vesile olmuştur.

Üstad’ı ziyaret eden altı arkadaşıyla okuldan uzaklaştırma cezası almış, evlerini de polisler basmıştır. Araçlı Abdullah hakkında, Risale-i Nur hizmetinden dolayı defalarca dava açılmış, Urfa, Gaziantep, Ankara ve Adana hapishanelerinde aylarca yatmış, davaların hepsinden de beraat etmiştir.

Ankara’da üniversite tahsili sırasında da hizmete devam etmiş, tahsilini bırakarak hizmetine girmek istediği Üstad’ının talebi üzerine gittiği Urfa’da sekiz sene kalmıştır. Risale-i Nur’un bir düsturu gereği karşılık kabul etmeden, iman hizmeti yapan Abdullah Yeğinli yılları Urfa’da pek çok kimse hâlen hürmetle yâd etmekte; bu vesileyle Kastamonu’ya da çok muhabbet duymaktadır.

Emirdağ Lâhikası’nda Bediüzzaman’ın vârisleri arasında ismi zikredilen Abdullah Yeğin Ağabey, son nefesine kadar şevkle Kur’an ve iman davasına hizmette devam etmiş, 7 Temmuz 2016 günü dâr-ı bekâya göçmüş, Eyüp Sultan Kabristanlığı’da defnedilmiştir.

Üstad’ın izniyle, ciddi bir emekle hazırladığı Yeni Lügat, Risale okuyanlarca başvurulan önemli bir kaynaktır.

TAŞKÖPRÜLÜ SADIK DEMİRELLİ (1902-1971) Plevne kahramanı, mirliva Sadık Paşa’nın torunu, Binbaşı Mehmed Ali Bey’in oğludur. Taşköprülü Sadık Bey olarak bilinir. Son derece mert, cömert, eğitimli, iman hizmetine ve Üstadına tam sâdık, kalemiyle de çok hizmet etmiş asil bir zattır. Denizli hapsinde, Hilmi Bey’le ettiği kahramanca hizmetleriyle hafızalarda yer eder. Hapishanede Nur talebelerine çok sıkıntı verilir, Üstad’la irtibat çok zordur. Bu hâl, Kastamonuluların gelişine kadar sürer. Sadık ve Hilmi Beylerin dirayetle duruma el koymalarıyla işler kolaylaşır. Yine Hilmi Beyle birlikte, çorbasını pişirmek gibi hizmetlerini, pek görülmemiş bir tarzda, karşılıksız kabul eden Üstad, bunu, Kastamonulu talebelerde gördüğü, hâlis ve minnetsiz şefkat hislerine bağlar.

Memlekete döndükten sonra da hizmeti Üstadla irtibatı devam eder. Ziyaretlerinin birinde ağlaşmaları, Üstad’la yakınlıklarının bir işaretidir. Ömrünün son yıllarında, Taşköprü’de ıssız bir yere yerleşir. Üstadı gibi kabrinin bilinmesini istemez. Taşköprü Yazıköy’de, isimsiz bir mezarda medfundur. Sâdık Bey’in, Risale-i Nurlardan aldığı ilhamla yazdığı bir de divanı vardır.

HİLMİ ERKAL (1891 – 1960)

Said Nursî Hazretlerinin önde gelen talebelerinden Hilmi Bey, merkez Tepelice köyünde doğar. Şeyh ailesindendir, küçük Şeyhlerin Hilmi Bey olarak tanınır. Şimdiki Halk Eğitim Merkezi’nin yerindeki tekke ve müştemilatının tedbiri kendisinde iken, zamanın valisinin, keyfi istimlâk ve tahrip uygulamasına muhatap olur. O zaman camiler, tarihi mekânlar, kabristanlar da satılmakta, yıkılmaktadır. Hilmi Bey, bunu hazmedemez, vali Avni Doğan’ı öldürmeye karar verir, silahlanır. Düşünceli bir hâlde Üstad’ın karakol karşısındaki evinin önünden geçerken, tanışmadığı Üstad, pencereden kendisini çağırır, yazması için Tahmidiye duasını verir. Duayı yazan Hilmi Bey, niyetinden vazgeçer. Nur’un Kastamonulu ilk talebesi olup, Sadık Bey gibi çok kimseyi Üstad’la tanıştırır, kalemiyle de hizmet eder. Ailece ehl-i hizmettirler.

Hacı İbrahim Dağı’nda ve Tepelice Tepesi’nde Bediüzzaman’la görüşür, sohbet ve hizmetleri olur. Geç kaldığı bir gün Üstad: “Kardaşım, insanın yemeye, içmeye ihtiyacı olduğu gibi sohbete de ihtiyacı vardır. Sen nerelerdesin?” diyerek, serzenişini ve muhabbetini ifade eder.

Denizli’de Sadık Beyle birlikte, cesur ve hikmetli hareketleri, yine dokuz ay boyunca hâlis bir şefkatle çorbasını pişirmeleri Üstad’ı duygulandırır. Üstad’ın, adaşlığı hatırı için Hilmi Uran’a bedduadan vazgeçtiği, yine Üstad’ın tarifiyle “Kastamonu’nun yüzünü ak eden”lerden Hilmi Bey, 1960’ta vefat eder. Kabri Kastamonu’dadır.

HAFIZ TEVFİK YAKAMERCAN(1896-1965)

1896’da Kastamonu’da doğan, ilim ve takva ehli, kurrâ hâfız Mehmed Tevfik Efendi, Yeniçeri Ağası Salih Ağa’nın torunudur. Ağa İmareti (Yakup Ağa) Camii imamıdır. Feyzi Efendi’nin hocalarındandır. Üstad’ı tanıdıktan sonra, güzel hattıyla Risale-i Nur’un neşrine ciddiyetle hizmet eder. Denizli hapsine giren Nur talebelerindendir. Öyle ki Denizli’ye elleri zincirle bağlanarak, bir arabanın koltuk arasında yollanmıştır.

Hâfız ve hattat olan eşi de hizmet ehli olup, Üstadın çamaşırlarını yıkayanlardandır.

Denizli’de beraatle tahliye olduktan sonra İstanbul’a yerleşir. İstanbul Müftülüğünde Mushafları Tetkik Heyeti Reisliğinde bulunur. l965’te İstanbul’da vefat eder ve Sahrayıcedit Kabristanına defnedilir.

AHMED ÖZKAN (KUREYŞÎ) (1909-1987) Kastamonu talebelerinin önde gelenlerinden Ahmed Özkan, Devrekani ilçesindendir. Üstad’ı ziyaretinin ardından hemen Nurları yazmaya başlar. Bir ziyaretinde, Seyyid olduğunu Bediüzzaman’dan öğrenir. Uzun zaman sonra, eski kitaplar arasında seyyid olduklarını gösteren şecereyi bulacaktır. Bir gün Üstad kendisine:

“Bize bir hâl olduğunda seni burada bırakacağım, vazifen var.”der. İki hafta sonra patlak veren Denizli hadisesinde Kastamonu’dan yirmi civarında kişi hapse gönderildiği hâlde, ön saflardakilerden Ahmed Kureyşî garip bir şekilde tutuklanmaz; Üstad’ın bir kerametini daha müşahede eder. O da geride kalanları teselli vazifesini yapar. Sonraki yıllarda da defalarca Bediüzzaman’ı ziyaret eden Ahmed Kureyşî, 1987 yılında vefat etmiştir. Kabri Devrekâni’dedir.

İBRAHİM FAKAZLI (1912-2003) Risale-i Nur’da, İbrahim Mırmır’a nispetle “Küçük İbrahim” ve Selahaddin Çelebi’ye nispetle “İkinci Selâhaddin” şeklinde bahsedilen İbrahim Fakazlı İneboluludur. Üstad’ı ilk kez 1940’ta Kastamonu’da ziyaret eder. Denizli ve Afyon mazlumlarındandır.

Pek çok risaleyi yazarak çoğaltır. Birinci Söz’den Dokuzuncu Söz’e kadar olan kısmı beş yüz nüsha yazdığını söylemiştir. İbrahim Fakazlı, ömrünün son yıllarını, mütevazı bir halde memleketi “Küçük Isparta” İnebolu’da geçirdi. Ziyaretine gelenlere, tafsilatlı, nurlu hatıraları nakletti. 2003’te vefat etti. Kabri İnebolu’dadır.

TAHSİN AYDIN(1917-1981) Siirt Tillo’da doğar. Peygamber Efendimizin amcası Hz.Abbas’ın neslindendir. Kastamonu’da mecburî ikamete gönderilenlerdendir. Bediüzzaman’ın buradaki en yakın talebelerindendir. Tahsin Aydın, gurbet hayatını, her gün Üstad’ı ziyaretle, Nurları yazma ve tashih hizmetleriyle şenlendirmiş bir bahtiyardır. Risale-i Nur’da kendinden bahisler ve kendisinin de mektupları vardır. Bediüzzaman’ın küçük Abdurrahman diye iltifat ettiği Tahsin Aydın, Urfa’da vefat etmiştir.

Tahsin Ağabey gibi Kastamonu’da sürgün hayatı yaşayan ve çocuk yaşta Risale-i Nurla iman hizmetine giren, Nadir Baysal’ı, Yusuf Toprak’ı, Ahmet Ataklı’yı da burada şükran ve dua ile hatırlamalıyız.

Ve diğerle talebeler…

Hz. Üstad’ın Kastamonulu talebeleri üzerine bir araştırma oldursa, hayatlarını ciltlere sığdırmanın zorluğu görülecektir. Misal için bahsettiğimiz isimler dışında, hizmette daha geri olmayan, ismi olsun anılmadan geçilemeyecek ağabey ve annelerimizden bazıları:

Denizli Medrese-i Yusufiyesi’nde de çile çekmiş, Küçük Isparta İnebolu kahramanları; Nur Postacısı Ahmed Köroğlu, Halil Enercan, İzzet Turgut, Hüseyin Kuru, Ziya Dilek, Ömer Lütfi Gedik, Zühtü İşeri, yine Nur pervaneleri İbrahim Mırmır, Rüştü Mırmır, Salih Uğurtan, Hasan Kuru, İsmail Fakazlı, Gülcü Hüseyin;

Denizli hapsinde bulunmuş, yazarken uyuyakaldığı risalenin, uyandığında tamamlanmış olduğunu hayretle gören Küreli Hacı Dursun Özçelik, Saatçi Mehmed Nuri Efendi, Denizli Hapsine girmiş, Nurlarda övülen Küreli Hafız Emin Uzun;

Ciddiyet ve vakar sahibi, Denizli hapsine de giren Tosyalı Ahmet Dağdeviren, Baba Sadık, Üstad’ın şoförü, halen hayatta olan Hulusi Ok;

Denizli mazlumlarından, Nurlarda mektupları olan, İhsan Sırrı; Dadaylı Fuat’, Hafız Hasan’; Üstad’ın komşusu, Yunan Başkomutanını esir alan, Üstad’ın sadık muhibbi, kızı da Nur dostu Hâlit Bey; Araçlı Tahir;

Yine, Denizli mazlumlarından Cevdet Yazıcı; yazdığı rubai ile Üstad’ı memnun eden hattat Emrullah Demirkaya; Seydilerli İhsan Efendi;

Üstad’ın hep yanında olmuş, elinde Risale-i Nur’la vefat eden unutulmuşlardan Bakırcı Emin, İtfaiyeci Emin, Kâmil, Cevdet Çolak; husussan Ankara’da, neşriyat hizmetlerinde çalışan Kastamonulu üniversiteliler; Mehmet Günay Tümer, Feyzi Ertem, hayatta olan Veli Kalyoncu, Hasan Yeğin…

Üstad’a hürmetkâr, ailesinin hemen tamamı Nur’a hâdim, Seyyid Ahmed Siyahî Hz.nin torunu; Nur’un amansız hasmı Vali Avni Doğan’a karşı merdane duruşuyla, hamiyetli Belediye reisi Adil Yücebıyık.

Ve ağabeylerimiz gibi kahraman, Hz. Üstad’ın övdüğü; çeyizlik, bindallılarla Risaleleri ciltleyen, sadece Nurlarda adı geçen Kastamonu Anneleri..: Mevlana Halid hazretlerinin cübbesini Üstad’a ulaştıran, Nurlara dirayetle sahip çıkan Afyonlu Asiye Hanım, Kastamonu’dan sonra da Türkiye’de düzenli hanım derslerini başlatan Ulviye Hanım, aynı tarzda hizmette dâim Lütfiye hanım, okuyamadığı Nurlara sarılıp ağlayan âşık Zehra, aile meclisi kararıyla hizmetle görevlendirilen Zehra Baydar; yine Yücebıyık ailesinden ciddiyetle hizmet eden Zehra ve Necmiye, Hacer, Saliha, Şerife Hanımlar;

90 yaşında vefatına kadar, elinde Nur mecmuaları, muhtaçlara ulaştırmaya çalışan Saniye Hanım; Hatice, Fatma, Nimet, Âliye Hanımlar, bilinmeli..

Yine Kastamonu hizmetine dâhil Eflani, Safranbolu, Ilgaz kahramanları; Hıfzı Bayram, Ahmed Fuad, Mustafa Oruç, Mustafa Osman, Mustafa Sungur, Hüsnü Bayram, Ahmed Ilgazi ve daha niceleri…

Allah hepsinden razı olsun, şefaatlerinden bizi mahrum etmesin, bizi onlara layık evlatlar eylesin.

Üstad’ın Kastamonu hayatı, bilhassa buradaki talebeleri biraz gizli kalmıştır. Kader cihetinden bunun hikmeti başka mesele, fakat onların elleriyle gelen nimetlerden istifade edenlerimizin, daha vefalı olması üzerimizde onların ve gelecek neslin haklarıdır.

İlginizi Çekebilir

Zamanımızı medeniyet çaldı

Bu medeniyet bize hangi konuda bir iyilik yapmışsa, orada bizi eskisinden daha kötü duruma getirmiştir. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Bediüzzaman ve Kastamonu, Kastamonu Nur Talebeleri, Risale ve Bediüzzaman Üzerine, Son Şahitler, Ehl-i Hizmet, Yazarlar
Seyirci mi, kul mu; Onbirinci Söz – 4 / Prof. Dr. Himmet UÇ

Nereden başlayayım, seyirci mi kul mu.. Onbirinci Söz seyircinin hayatını yaşayış tarzını, bakmayı, görmeyi, düşünmeyi, …

Kapat