Ana Sayfa / Yazarlar / İstiklâl Marşı’nın Kısa Tahlili / Prof. Dr. Himmet UÇ

İstiklâl Marşı’nın Kısa Tahlili / Prof. Dr. Himmet UÇ

Bir hafta içinde Akif iki defa gündeme geldi, 12 Mart İstiklal Marşı’mızın kabül günüydü, 18 Mart ise Çanakkale zaferinin yıldönümü. Bu iki günü de ebedileştiren Mehmet Akif ERSOY’du.

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
o benimdir o benim milletimindir ancak

İstiklâl Marşı’nın ilk kıtasında şair Mehmet Akif Ersoy, Türk milletine cesaret vermek ve onda bulunan milli duyguları harekete geçirmek için şiirine “Korkma” diye başlıyor. Göklerde dalgalanan bayrağımızın hiçbir zaman inmeyeceğini, sonsuza dek bu topraklar üzerinde dalgalanacağını belirterek, Türk Devletinin varlığını devam ettireceğine olan yüksek inancını milleti ile paylaşıyor. Türk milletinin en son ferdinin ölmeden bu ülkenin asla teslim alınamayacağını anlatarak, bayrağımızı Türk milletinin varoluş ve bağımsızlık sembolü olarak görüyor. Bayrağa millet adına sahip çıkmakla, ay yıldızlı bayrağın dolayısıyla bu vatanın Türk milletine ait olduğunu ve hiçbir kuvvetin almaya gücünün yetemeyeceğine işaret ediyor. İstiklal Marşı yazıldığında savaş devam ediyordu, bu yüzden Akif “korkma” diye başladı şiirine bir millete ümid vermek için böyle bir girişle başladı. Ülkenin en son ocağı sönünceye kadar korkma, yani bir ocak bile istiklali devam ettirecek yeterliliğe sahiptir.

Akif İstiklal Marşı okunurken gösterilen sevgi ve takdir gösterisine  dayanamaz meclisten dışarı çıkar, onun saflık ve çocuksu hamiyetini  gösterir. İstiklal Marşı saf ve temiz bir zihinden tezahür etmiştir, adeta ilhama mazhar bir şiirdir, onun gayret hamiyetine ödül olarak ilahi bir ilhamla ona yazdırılmıştır.

Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl…
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl

İkinci kıtada bayrağa seslenen vatan şairi Mehmet Akif Ersoy, milletimizin bulunduğu zor şartlardan dolayı ay yıldızlı bayrağımızın kırgın ve küskün halini dile getiriyor. Şair, bayrağımızın öfkeli halini bırakıp göklerde dalgalanmasını, kahraman Türk milletine artık gülmesi gerektiğini söylüyor. Bayrağımıza, eğer bu şiddetli ve öfkeli halini bırakmazsa uğruna dökülen şehit kanlarımızın helal olmayacağını söyleyerek, bağımsızlığın Allah’a inanan milletimizin hakkı olduğunu ifade ediyor. Henüz  savaş devam ediyor, bayrak bu devam eden muhatara zamanında kırgın bir tavır gösterir, ironik olarak öyle algılar şair. İslamın bin yıl bayraktarlığını yapmış bir millet kahramandır, kolay mı asırlarca bütün islam ümmetlerine babalık edip onları dini mübine hizmetettirmiş olmak. Bugün de farklı bir durum yok, bütün islam dünyası bizim Müslümanların çektiklerine yaptıklarımıza seyirci kalıyor, demek ki bir başkayız. Irkçılık kendini yüceltmektir ortada bir şey yokken ama ümmet olmak bütün mazlumları ve Müslümanları kucaklamaktır.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Türk milleti tarihi  boyunca hür yaşamıştır, adeta hürriyetin sembolü bir millettir. Kul olmak hür olmaktır, Türkler Allah’a sürekli kul oldukları için onlara hürriyet kulluklarına ödül olarak verilmiştir. Onların hürriyetine müdahale çılgınlıktır, akılla bağdaşmaz, öyle bir çılgın yok. O çılgınlık ve cüret bir şaşkınlıkla geçiştirilir. Çanakkale’de “öğlen vakti İstanbul’dayız” teranesiyle yola çıkan istila sürüsü bunun imkansız olduğunu kısa zamanda anlamıştır.

Burada şair “Ben” kelimesini Türk milleti adına kullanarak, Türklerin tarih boyunca hür bir millet olarak yaşadığını ve bundan böyle de bağımsız bir şekilde, kimsenin boyunduruğu altına girmeden yaşayacağını ifade ediyor. Türk milletinin özgürlüğünü elinden alacak olanların çılgın ve boş bir hayal peşinde koştuğunu söyleyerek, Türk milletinin bağımsızlık uğruna her türlü zorluğu aşabilecek güçte olduğunu, bu uğurda hiçbir engeli tanımayacağını belirtiyor..

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
“Medeniyyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?

Batı medeniyeti madde ile anlatılır, zırh bunu temsil eder, bu çelik zırhlı duvar bizim imanınızın karşısında dağılmıştır ve dağılacaktır. Bu iman karşısında istila sürüsü bir köpek sürüsüdür, ulumakla bir şey yapamaz, üstelik bu kadar yüce ve ulu olan bir milleti kimse tezelzüle mahkum edemez. Medeniyetler çeşitlidir, burdaki bizim medeniyetimiz değil insanı evrenin anlamını anlatan ve Allah’a kul olmayı örgütleyen bir medeniyettir. Batı ise başkasını boğan ve hukukunu çiğneyen bir medeniyettir, batı edebiyatı kağıt üstünde insanlık edebiyatıdır. Uygulama tamamen başkadır, batı yüzyıllardır doğu insanının vatanlarını istilaya maruz bırakmakla onların imkanlarını sömürerek varlığını devam ettirmiştir, buna devam denirse.

Batıdan gelen düşman kuvvetlerinin teknolojik olarak ağır silahlarla donanmış olmalarına rağmen, Türk milletinin maneviyatının üst seviyede olduğunun altını çizen Mehmet Akif, imanla dolu bir yüreği olan Türk milletinin Avrupa’nın her türlü gelişmiş silahlarından korkmaması gerektiğini, Türk vatanını ele geçirmek isteyen düşmanların boşuna heveslendiğini, asla imanlı kişilerin yenilmeyeceğini ifade ederek, medeniyet iddiasıyla insanlığa vahşet uygulayanların artık son hamlelerini yaptığını ve imanlı kimseler karşısında mutlaka yenileceğini izah ediyor. 

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

İstiklali için savaşmakta olan bir millete, ülkesine alçakları uğratmaması gerektiğini örgütler şair. Onlara mukabele ettiği göğsünü onlara siper ettiği sürece Hakk’ın zaferine ulaşacaktır. Bu genel bir kuraldır, her türlü alçaklığın karşısında duran insanlar Hakk’ın zaferini o günde bugünde göreceklerdir her zaman. Dünyada bizim kadar zafer tatmış bir millet yoktur.

Türk insanına (askerine) hitap ederek başladığı mısrasında, ne pahasına olursa olsun yurdumuza düşmanların girmemesi gerektiğini, gerekirse bu uğurda Türk insanının bedenini siper olarak kullanmasını, yani ölmesi gerekiyorsa ölmesi gerektiğini söyleyerek; Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de Müslümanlara vaat ettiği günlerin en kısa sürede geleceğine olan inancını belirtiyor.

Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Anadolu toprağı mukaddes bir topraktır, atalarımız her karış toprakta kanları ve kemikleri olan asil varlıklardır, bizim kadar mukaddes davalar, esasatı imaniye için ölmüş bir millet daha yoktur. Bu yüzden Anadolu toprağı üzerinde gezerken şuurlu hatta abdesli gezmek gerekir, çünkü altında kefensiz yatan kahramanlar şehitler vardır. Şehid oğlu, dedesinin emanetine saygı gösterir üzerinde yaşadığı toprakları korur.Bu cennete nice insanı taşımız topraklar cennetin kapısıdır, onu korumak için dünyaları verseler anlansızdır.

Şair Türk askerlerine vatan topraklarının kutsallığını hatırlatarak, toprak ile vatan kelimesinin arasındaki farka dikkati çekiyor. Vatan topraklarının sadece bir kara parçası olmadığını, binlerce şehit verilerek kazanıldığını anımsatarak, şehit atalarını aklından çıkarmamasını, ne pahasına olursa olsun bu cennet vatanın düşmana teslim edilmemesi gerektiğini söylüyor.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hüdâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.

Yine cennet vurgusunu yapar şair, bu topraklar için herkes ölür, dışında kalan kahpe yoktur. Bu topraklar şehitleri ile doludur, toprağı sıksan şüheda fışkırır, Akif’in nasıl tarihi realitelere göre konuştuğu görülür. Bütün sevdiklerimizi alsın ama bizi vatanımızdan uzak etmesin duasını yapar şair.

Akif, Türk vatanının cennet kadar güzel olduğunu, bu topraklar uğruna canlarını vermiş binlerce şehit bulunduğunu ifade ederek, bütün sevdiklerini hatta canını bile seve seve vermeye hazır olduğunu ancak bu milletin var olduğu süre içerisinde bu topraklardan ayrı kalmamasını Allah’tan diliyor.

Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli.
Bu ezanlar -ki şahâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

Şair duaya devam eder. Bu şehit kanları ile süslenmiş olan toprak aynı zamanda mabeddir çünkü islamda her karış toprak mabeddir, orda Allah’a ibadet edilir. Ezan dinin bütün esaslarını içine alan bir ilahi çağrıdır. O ilahi bir tasarımla bize gönderilmiştir, dinin temelidir. Yurdumuzun üzerinde ebedi inlemesi bizim dini istiklalilimizin de milli istiklalimizin de tezahürüdür.

Müslümanların ibadethanelerine düşman elinin değmemesini Allah’tan dileyen Mehmet Akif, okunan ezanların dinin temelleri olduğunu belirterek, camilerde okunan ezanların sonsuza kadar susmamasını, vatanın her bir yerinde sonsuza dek duyulmasını istiyor.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Bu topraklarda ezanın ifadesinde şekillenen vatan böyle devam ettikçe şair coşar, ağlar hattı yerdeki atalarımızın naşı ve bizim iistikbaldeki naşımız göklere yükselir.Arşa değer başı, çünkü dinin hakim olduğu toprakta mukaddes değerler için yaşayan insanlar başlarını arşa yükseltir.

Ezan sesleri vatanın her yerinde inledikçe şehit ruhlarının coşku içerisinde secdeye kapanacağını, ezan sesinin mezar taşlarına bile tesir edecek güçte olduğunu, vatan topraklarının düşman elinden tamamen arınmış olduğunda, ruhunun en temiz haliyle yerden göğe yükselerek huzur bulacağını anlatıyor.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!

Yukardaki bütün istekler gerçekleşir, ezan dinin temeli olmaya devam ederse, şehid başını arşa taşır, şair bunlar varken istiklal vardır, o zaman bayrağa bir tereddüd v e infial göstermedendalğalanmasını söyler. Bize yıkılma ümitsizlik, çözülme yakışmaz, ve biz Hakka taptığımız sürece istiklalimizi devam ettireceğiz, ama batıl mabudlar ve yalancı mabudlar ile tapmaktan kaçınısak o zaman tehlikede olabiliriz, ısrarla tapınmayı ve ibadeti ısrarla vurgular.

Bu kıtada şair, zafer gününün heyecanını yaşayarak, ay yıldızlı bayrağımızın artık gururla dalgalanması gerektiğini ifade ederek, Türk milletinin artık yok olmayacağını, tarih boyunca hür yaşamış olan milletimizin yine hür olarak yaşayacağını, bağımsızlığın, Allah’a inanan ve güvenen Türk milletinin hakkı olduğunu anlatmıştır.

İlginizi Çekebilir

Risale-i Nur Külliyâtının Yazım Kuralları – 2 ve 3

RİSÂLE-İ NUR KÜLLİYÂTININ YAZIM KURALLARINA (USÛL-İ TAHRİR) UYGUNLUNLUĞU VE YAPILAN İTİRAZLARA CEVAPLAR (II) Önceki bölüm  BAKALIM …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Mezheplere göre: Farz, sünnet ve edepleriyle gusül abdesti

Hanefî Mezhebi'ne Göre Gusül Abdesti Gusül Ne Demektir? Sözlükte gusül (gasl ve gusl) "bir şeyi …

Kapat