Ana Sayfa / Yazarlar / İstiklal Şairi Mehmet Akif Ve Bediüzzaman Said Nursi

İstiklal Şairi Mehmet Akif Ve Bediüzzaman Said Nursi

Bunu paylaşınız

Yakın tarihin bilenen simalarının yolları aynı zaman diliminde kesiştiği malumunuzdur. Dönemin çalkantılı hadiseleri ve sıkıntılı durumları yakın simaları ya yakınlaştırmış veya birbirinden uzaklaştırmıştır. Hatta öyle ki, son şeyh-ül islam Mustafa Sabri Efendi ve İstiklal Şairi Mehmet Akif gibi zevat ülkeyi terk etmek mecburiyetinde kalmışlar. Elmalılı Hamdi bazı zevat da evinde inzivahayatı sürmüş. İskilipli Atıf Hoca gibi niceleri de İstiklal Mahkemelerinde can vermiş. Bediüzzaman Said Nursi ise ülkenin muhtelif yerlerine sürülmüş ve bir nevi sürgün hayatı yaşamıştır.

            Mehmet Akif ve Bediüzzaman Said Nursi’nin yolları son dönem Osmanlı  zamanında kesişmiştir. Rus esaretinden dönen Bediüzzaman, Darü’l-Hikmeti’l-Islamiye’de ilmine münasip bir mevkide vazifelendirilmişti. Ama Bediüzzaman, bu vazifeyi ısrarlar ile kabul etmiştir. Aynı dönemde Mehmet Akif’te Darü’l-Hikmeti’l-Islamiye baskatipliğine atandı. Osmanlıda manevi hayatın kalbi hükmünde bulunan bu kurumda daha nice tanıdık simalar beraber bulundu aynı çatı altında. Bu da bize gösteriyor ki, Osmanlı milletin manevi hayatını daima ıslah ve irşat faaliyetleriyle diri tutmak emelinde olmuştur. Münevver olan zümreyi, onlara layık mevkide vazifelendirmiştir.

            Darü’l-Hikmeti’l-Islamiye ise bir islam akademisi gibi faaliyet göstermekteydi. Müntesipleri içerisinde bazı isimleri ise, Bediüzzaman Said Nursi, Ahmed Cevdet, Hafiz Ismail Hakki, Muhammed Hamdi gibi, dönemin meşhur ilim ve fikir adamları yer aldı. Bu münevver zümre hamiyet-i diniye ile say u gayret içinde hareket ettiler.

Darü’l-Hikmeti’l-IslamiyeCemiyetin gayesi; Osmanlı ve İslam Aleminde ortaya çıkan dini meseleleri halletmek ve Islam’a yapılan hücumlara karşı İslamiyeti müdafa etmektir ilmi olarak. Herkesin çok rahat ulaşabileceği bir mahiyette olan Darü’l-Hikmeti’l-İslamiyeye gerek vatandaşlar gerekse yabancılar tarafından sorulan sualler ilgili komisyonlarda görüşülerek resmen cevap verilmekteydi. Darü’l-Hikmeti’l-İslamiye sadece bununla da sınırlı değil, basın yoluyla yapılan hücumlara cevap verilmeye çalıştı. Diğer taraftan üyeler muhtelif gazetelerde makaleler yayınlayarak, ferdi olarak da İslam’a hizmet etmeye çalışıyorlardı.

Cemiyetin faaliyetlerinden birisi de özellikle insanları ikaz etmek maksadıyla neşredilen beyannâmelerdir. Hayâ ve nâmus hakkında neşredilen beyannâmede; ahlâk kânunlarına, en ince noktalarına varıncaya kadar mutlak itaat etmenin, insanların en önemli vazifesi olduğuna işaret edildi. Ahlâk kânunları içinde yer alan en önemli hasletlerden birinin hayâ olduğu, bu ve benzeri hasletlerden uzaklaşmanın insanı insanlığından uzaklaştıracağına vurgu yapıldı. Bu tebliğ ve irşat faaliyetleri gerçekten meyve verdi. Toplumda islâmi hayata yönelme ve sui ahlâktan uzaklaşmalar görüldü. Bediüzzaman gibi zevat biliyorlardı ki, Bir Müslüman, şimdiye kadar hakikî Yahudi ve Nasrani olmaz belki dinsiz olur, bütün bütün bozulur. Öyle de bir Müslüman, Bolşevik olamaz. Belkianarşist olur, daha istibdad-ı mutlaktan başka idare edilmez. Biz Nur talebeleri hem idareye, hem asayişe, hem vatan ve milletin saadetine çalışıyoruz. Karşımızdaki dinsiz anarşist ve millet ve vatan düşmanlarıdır. Hükûmet bize ilişmek değil, tam himaye ve yardım etmek elzemdir.” [1]

Eşref Edip’tir. 1952 yılında kaleme aldığı makalesinde, “Üstadlatanışmamız kırk seneyi geçti. O zamanlar hemen her gün idarehaneye gelir; Âkif’ler, Naim’ler, Ferîd’ler, İzmirli’lerle birlikte saatlerce tatlı tatlı musahabelerde bulunurduk. Üstad, kendine mahsus şivesiyle yüksek ilmî mes’elelerden konuşur; onun konuşmasındaki celadet ve şehamet, bizi de heyecanlandırırdı.”[2] İfadeleriyleDarü’l-Hikmeti’l-İslamiye çatısı hakkında bize ipucu veriyor.

Gerek Akif’in gerekse Bediüzzaman’ın birbirleri hakkındaki ifadelerinden aralarında sıcak bir ilgi ve muhabbetin olduğu anlaşılmaktadır. Akif, değerli ediplerin bir arada bulunduğu bir mecliste,  “Victor Hügolar, Shakspeareler, Descarteslar edebiyatta ve felsefede Bediüzzaman’in bir talebesi olabilirler.”[3] sözleriyle takdirlerini bildirmektedir. Buna karşılık, Risale-i Nur’un muhtelif yerlerinde de büyük şairin adı ve şiirlerinden iktibaslar yapmıştır. Bu karşılıklı bir jest değil, hakperestliktir.

Bediüzzaman; “Hem merhum Fetva Emini Ali Rıza ve merhum Ahmed Sirani ve merhum Şevket Efendi ve merhum Mehmed Akif gibi insaflı, Risale-i Nur’u fevkalade takdir ve tahsin eden o muhterem ve merhum zatların hatırı için, biz İstanbul hocalarına dostuz, onlardan gücenmeyiz…”[4] ifadelerine yer vermektedir.

Akif’in, 

“O nuru gönder ilahi, asırlar oldu yeter!
Bunaldı milletin afakı, bir sabah ister.”  

“Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı,
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı.” [5]

şeklindeki niyaz ve arzuları Risale-i Nur’la hayat buldu. Akif’in arzusu, ilhamını direk Kur’an’dan alan Risale-i Nur’la gerçekleşti. Merhum Mustafa Sungur Ağabeyimiz ise, bu mısraları okuduğunda “hem de beynel âlem olmuş.” İfadesini kullanmıştı.

Mustafa Kemal, şifre ile dönemin manevi mimarlarına haber vererek Ankarada Kuva-yı Milliye çevresinde toplamak için Bediüzzaman, Akif, Hoca Fatin gibi zevatı da şifreli mektuplarla Ankara’ya davet etmiştir.

Mehmet Salih Yeşiloğlu Ağabeyin Akif’e sorduğu sualler ise El Yazma Emirdağ Lahikasında geçmektedir.

Hattâ Darülhikmet’te merhum şair Mehmed Âkif demiş ki: ‘En büyük âlim odur ki, bu tefsiri anlasın; değil ki emsalini yapabilsin.’ 

Hakikaten ben de merhum Mehmed Âkif gibi derim: Dehşetli eski harp içinde avcı hattında, bazan da at üzerinde îcazdaki i’cazın en ince münasebatını görmek, onlarla tam meşgul olmak ve koca dehşetli harbin tehlikesi onu müşevveş etmemek ve incimad derecesindeki soğuk içinde avcı hattında o incecik i’caz münasebetlerini herşeyden daha ehemmiyetli görmek, Eski Said’in hakikaten hizmet-i Kur’aniyede harika bir fedakârlığıdır. Hattâ Yeni Said’in 30 sene bu acib zamanda gazeteleri okumamasını ve 10 sene ikinci harbi bilmemesini, sormamasını ve idam niyetiyle hapisliğinde Kur’an esrarını yazmaktan vazgeçmemesini ve bütün tehlikeleri hiçe saymasını; o Eski Said’in ilmî ve manevî fedakârlığını, Yeni Said’in bu 30 senedeki fedakârlığından daha harika gördüm.”[6] Bu mektupta Akif, Risale-i Nur’a taktirkar senaları da görülmektedir.

Bu vesile ile Milli Şairimizi ve Bediüzzaman Said Nursi’yi rahmetle yad ediyoruz.

Selam ve dua ile

Muhammed Numan ÖZEL


[1] Şualar ( 516 )

[2] Tarihçe-i Hayat ( 626 )

[3] Sözler ( 764 )

[4] Emirdağ Lahikası-i ( 164 )

[5] Tarihçe-i Hayat ( 626 )

[6] El Yazma Emirdağ Lahikası

Yazar : Muhammed Numan ÖZEL

Muhammed Numan özel, 1987 Yozgat Doğumlu olup mesaisini Risale-i Nur''un tahkiki gayesiyle, Külliyattan derlemeler, tashihler ve makaleler yazarak geçirmektedir. Bu gayesinde ise Üstad Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin meslek ve meşrebinden sapmadan ve vâris-i Bediüzzaman (r.a.) ile sıkı irtibat içerisinde yapmaktadır.

Tüm Yazıları Göster
Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

ABD ve Hollywood’un Yalanları

Yalanlarla istediğin yere kadar gidebilirsin fakat geri dönemezsin. İşte günümüzde ABD’nin yaşadığı en önemli sorun …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Sakal Bıyık Yasağı Cinsiyetsiz Toplum Meydana Getirilmek İçin Yapılıyor

Bütün dünyada "Cinsiyetsiz toplum" projesi yürütülüyor. Türkiye’de de bu maksatla başta Sabetaycı medya organları olmak …

Kapat