Ana Sayfa / Yazarlar / İttihad-ı Nur İçin Çözüm

İttihad-ı Nur İçin Çözüm

Şahıslara tâbi olma mesleğinde giden herkes “gel gel benim şeyhime tâbi olmaya gel. Benim hocama gel” dediği için memleketimizde İslami müstakim cemaatler arasında bu iftirak ve ittifaksızlık ve zaaf ortaya çıkıyor… ve neticesinde ehli küfrün ve masonların halen belli bir üstünlüğü var ki Ayasofya 2018 yılında dahi tekrar camiye çevrilemiyor.

Halbuki bütün cemaatler, tarikatler, STK’lar deseler ki “gel gel Kuran’a gel. Sünnete gel…” o zaman islam kardeşliği hissiyatı ve tesanüd, her zamanki gibi mucizelere vesile olabilecek… inşaallah.

Bütün Nurcu grupları deseler ki “gel gel… Risaleye gel.. Esas Düsturlara bak. Kitabı Mürşid al”… o zaman hepimizin şeyhi bir… hocası bir… müracaat kaynağı /mercisi bir… yani ittihad-ı nur oldu işte…!

Çünki meşru ittihad ve ittifak Risale-i Nur’daki esasat ve düsturlar üzerinde olur..

O düsturları anayasa gibi değişmez, sabit, kıyamete dek sarsılmaz esas düstur alırsa Nurcular, o zaman herkes ayrı kasabada, ayrı şehirde, ayrı ülkede, ayri abilerin yaninda veya abisiz veya hocasız da olsa, Risale-i Nur Mürşidi sayesinde herkes BİR VE TEK CEMAAT demektir..

Çünki ilkeleri ve düsturları aynı…

100 grup da olsa Aynı Düsturlara itaat eden Nurcular tek bir Cemaat demektir..

Bazı ihtisaslaşma ve meşreb ve mizaç farklarından dolayı, bazı kardeşler, bazı hizmet metodları ve vesilelerinde daha çok yoğunlaşabilirler. Bir kısmı öğrenci hizmetlerine, bir kısmı işçi ve memura, bir kısmı çiftçi ve köylüye ders yapmaya ağırlık verebilir. bir kısmı evrimci maddeci akademisyenlere iman hakikatlerini tebliğ etmeye yoğunlaşır. kardeşlerimizin bir kısmı sadece kendi akrabalarına ve ailelerine Nurlardaki Kuran ve iman hakikatlerini ders vermeye hasrederler. bir kısmı Arabça, İngilizce, İspanyolca, Almanca, Fransızca Risalelerde vukufiyet kesbedip o dillerde yurtdışında hizmet ederler. En fedakar bir kısmı, hayatlarını vakfederek, vakıf hizmetkarlar olarak medreselerde Haslar Dairesinde bulunup gelen dostlara ve talebelere tam tevazu içinde hizmet ederler. Bir kısmı matbaalarda eserlerin baskısında kaliteyi kontrol ederler. Bir kısmı video ve internet medyası ve websiteleriyle iman Nurlarını Türkçe ve her dilde dünyaya neşretmeye kendilerini adarlar. Bir kısmı Osmanlıca hat ile risaleleri yazarak okuyup istifade ederler. Ve İslam âleminin asıl alfabesi ve yazısını muhafaza ederler. Bir kısmı matbaalarda basılmış Osmanlıca külliyattan alıp risaleleri asıl orijinal yazısı ile okur. Bir kısmı mp3 risale dinler ve muhtaç dost ve akrabalarına bu mp3’leri gönderir. Bir kısmı yurtdışında dindar İsevilere bu Nurları ulaştırmaya çalışır, deccaliyete karşı birlikte mücahede ederler. Bir kısmı 5. Şuadaki hakikatleri neşretmeye yoğunlaşır. Bir kısmı 7. Şua Ayet-ül Kübra ve benzeri risaleleri ders yapmaya yoğunlaşır ve hakeza… herkes kendi kabiliyet ve mizacına göre Hakka hizmet için bu Kur’an Hizmetinin bir veya birkaç yerinden tutar ve bu ağır yükü kaldırmakta kardeşlerine yardım eder… Bunları yaparken de ihlas, sadakat, tesanüd, uhuvvet ve tevazudan ayrılmaz.

“Ehl-i dalalet, Risale-i Nur’un elmas kılınçlarına mukabele edemedikleri için, şakirdleri içinde derd-i maişet cihetinden ve bahar mevsimi gafletinden istifade ederek; -meşrebler veya hissiyatları muhalefetinden- zayıf damarları bulup şakirdler içindeki tesanüdü sarsmak istediklerini hissettim ve anladım.

Sakın! Çok dikkat ediniz, içinize bir mübayenet düşmesin. İnsan hatadan hâlî olamaz, fakat tövbe kapısı açıktır. Nefis ve şeytan, sizi kardeşinize karşı itiraza ve haklı olarak tenkide sevkettiği vakit deyiniz ki:

“Biz değil böyle cüz’î hukukumuzu, belki hayatımızı ve haysiyetimizi ve dünyevî saadetimizi, Risale-i Nur’un en kuvvetli rabıtası olan tesanüde feda etmeye mükellefiz. O bize kazandırdığı netice itibariyle dünyaya, enaniyete ait herşeyi feda etmek vazifemizdir.” deyip nefsinizi susturunuz!

Medar-ı niza’ bir mes’ele varsa, meşveret ediniz.

Çok sıkı tutmayınız, herkes bir meşrebde olmaz. Müsamaha ile birbirine bakmak, şimdi elzemdir….” Kastamonu – 234

İşte Risale-i Nur Külliyatı’nda, hususan Lahikalarda muhtelif yerlerde bulunan Hizmet ve Meslek Düsturlarının tamamına müteveccih olup, bu Esas Düsturları kendine Üstad ve İmam ve Lider ve Hoca kabul eden bir Nur Talebesi, ölene dek ihlas ve sadakat ile imana hizmet eder.

Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, aynı Esas Düsturları kabul eden Kardeşleri ile aynı Cemaat içinde iştirak-ı a’mal-i uhreviye / manevi şirketinde ortak olur, onların sevab ve manevi kazançlarına iştirak eder… Yeter ki tesanüd ve uhuvvete zarar verecek söz ve davranışta bulunmasın.

Risale-i Nur Külliyatındaki bu Esas Düsturların tamamına birden baktığımızda, şimdi ve kıyamete dek, Üstadımızın, Hocamızın, Abimizin, İmamımızın aslında Kuran-ı Kerim’in en mühim elmas Tefsiri olan Risale-i Nur Eserleri ve şahsı manevisi olan Has Talebelerin Dairesi olduğunu anlıyoruz.

İlginizi Çekebilir

‘Yönlendirilmiş Evrim’ mi?

2018 Nobel Kimya Ödülü, biyokimya alanında geliştirdikleri ve oldukça yoğun olarak kullanılan biyomoleküler mühendislik yaklaşımları …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Bediüzzaman’ı Tanımamak Büyük Ayıptır

“Bediüzzaman Said Nursi” ismi hakkında çeşitli sorulara cevap vermek maksadı ile yazdığım bir makaleye eski …

Kapat