Ana Sayfa / HABERLER & Yorumlar / Kastamonu Eşrafından, Bediüzzaman Dostu Hasan Fehmi Ataulusoy Vefat Etti

Kastamonu Eşrafından, Bediüzzaman Dostu Hasan Fehmi Ataulusoy Vefat Etti

Kastamonu eşrafından ve önde gelen kunduracı  esnafından, Hasan Fehmi Ataulusoy vefat etti.

95 yaşında vefat eden, bir dönem Kastamonu Ticaret Odası Başkanlığı ve pek çok vakıf ve derneğin kuruculuğunu ve başkanlığını yapmış olan Hasan Fehmi Ataulusoy, şehrin sevilen ve hürmet edilen simalarındandı.

Merhum Ataulusoy, Kastamonu Lisesi talebesi iken, o yıllarda Kastamonu’da bulunan Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerini, aralarında merhum Abdullah Yeğin ağabeyin de bulunduğu onlarca lise talebesiyle ziyaret edip kendisinden dersler dinleyen, bu yüzden disiplin cezası alan bahtiyarlardandı.

Kendisi, hatırlı kisilerin araya girmesi sayesinde okuldan atılmaktan kurtulduğunu, aldiğı disiplin cezasını iftihar belgesi olarak sakladığını ifade ederdi.

Bahsi geçtiğinde söylediği şu cümlesi Üstad Bediüzzaman’a duyduğu hürmet ve muhabbeti 

“Hayatta bir seyle iftihar ederim, o da Bediüzzaman’ın arkasında namaz kıldım, kamet getirdim”

Merhumun cenazesi, Pazar günü (bugün) 16.00’da Anadolu Hastanesi’nden alınarak Şeyh Şaban Velî Camii’nde kılınacak ikindi namazını müteakip, Gümüşlüce’deki aile kabristanına defnedilecektir.

Allah rahmet eylesin.

Merhumla 2014 yılında yapılmış bir röportajda hayatı, mesleği ve Kastamonu’ya hizmetlerini anlatmıştı.

O röportajı arz ediyoruz.

Ekmeğin karneyle, şekerin taneyle olduğu günlerden bu güne meslekte geçen 63 yıl: Hasan Fehmi Ataulusoy

Röportaj: Mine ÖZGÜR

92 yaşında olduğu halde, her gün dükkanına giden, meslek ve özel yaşamındaki her anı not eden, çok iyi bir arşive sahip olan Hasan Fehmi Ataulusoy, sıradan gibi görünen ama özüne inildikçe farklılaşan mesleğini anlatı.

1966 yılında Kastamonu Ticaret Odası Başkanı olduğu dönemde Kastamonuspor’un kurucusu olan Ataulusoy, yaşama tutunma, insan, iş, toplum ilişkisi gibi konularda hayat dersleri verdi.

Hasan Fehmi Ataulusoy ile röportajı; yaşayan hazinelerimizle ilgili her zaman destek olan, telefonla ve mektupla bilgilendiren, öneriler sunan emekli Kaymakamlarımızdan Metin Boyacıoğlu’nun önerisiyle gerçekleştirdim.

Ataulusoy ailesi, 3 kuşaktır kunduracılık yapıyorlar. Hasan Fehmi Ataulusoy, dosyalar dolusu hazırlık yapmış olarak beni karşıladı. Dinginliğe çağıran yalın ve dolu ifadesiyle çok şey anlattı. Günümüzde, bağımlılıklarla, harcamalarla hızla geçip giden zamanı yavaşlattı, değer kattı.

Hasan Fehmi Ataulusoy’un Liva Paşa Konağı Etnoğrafya Müze’sine bağışladığı eserlerle kunduracılık mesleği ilelebet yaşayacak.

1922 doğumlu olan Hasan Fehmi Atatulusoy;

Yaş 92. İsmailbey Mahallesi, Tenekeci Sokaktaki dede evinde dünyaya gelmişim. Babam Katırcıoğlu Mehmet, annem Saplıoğlu Rabia Hanımdır” diye başladığı yaşam öyküsünü anlatmayı sürdürüyor:

“Eşim Hacı İsmail Efendi’nin torunudur. Damatları Tevfik Efendi, Kızı Nurten, annesi Teyfika Hanım’dır.

 4 çocuk sahibiyiz. Kızlarımdan Nimet ev hanımıydı, vefat etti. Saime Nihal öğretmen, Ayşe Ticaret ve Sanayi Odası’ndan emeklidir.  Oğlum Mehmet Sait Banka sokakta Şık Kundura’nın sahibidir. 8 torun sahibiyiz.

İlkokul, orta okul ve liseyi Kastamonu’da okuduktan sonra, 1949 yılında başladığım askerlik görevimi Gelibolu’da hazırlık kıtasında ve Iğdır’da yedek subay olarak tamamladım.

Sevgi ve saygı nasıl ısmarlama olmaz, insanın içinden gelirse; faydalı olma arzusu, sosyal yaşamın içinde yer almak da gönülden gelir. Fehmi Ataulusoy, anlatırken o günleri tekrar yaşıyor:

1954 ile 1997 seneleri arasında kurucusu olduğum ve çalıştığım birçok dernek var. Hz. Pir Onarma Cemiyeti, İsmailbey ve Hepkebirler camileri, İlim Yayma Cemiyeti, Hz. Pir Vakfı’nın ve Esnaf Kefalet Kooperatifi’nin kurucuları arasındayım. Kastamonu Bahçelievler Sulama, kütüphane, folklor derneklerinde, Demokrat Parti teşkilatında, ve 1968 yılında Ticaret ve Sanayi Odası Meclis ve Yönetim kurulu üyeliklerinde, başkanlığında bulundum. Bir çok da plaket aldım. Kundura ve Malzemeleri Satıcıları Derneği’ni kurduk. Ucuzluk Kundura Pazarı’nı açtık.

Yıl 1975 idi. Almanya’ya giden arkadaşlar buradan bazı deri parçaları götürmüşler. Almanlar geçirdikleri harpte her şeylerini kaybetmişlerdi. Biz burada Hz. Pir Derneği olarak deri işine girmiş, tarihi kitapları korumak için bir laboratuvar açmıştık. Kurtları Temizleme Laboratuvarı’nda kitapların yıpranmasına, yok olmasına neden olan gözle görülmeyecek kadar küçük olan mikroskobik kurtları temizliyorduk.

Lütfi İkiz Bey, Almanlara beni ve sayacım Hüseyin Polat’ı, bizim yaptığımız bu çalışmayı anlatmış. Almanların hayretlerine mucip olmuş. Bana Almanya’dan bu konu ile ilgili bir belge gelmişti.

 O belgede ‘Şeyh Şaban-ı Veli Derneği kitap patoloji çalışmaları kaydedilmiştir’ yazıyordu.”

Ataulusoy ailesi 3 kuşaktır kunduracılık yapıyor. Ayakkabı imalatçısı Mehmet Katırcıoğlu özellikle çarık ve yemeni yapıyormuş. Kardeşi Ömer Katırcıoğluyla birlikte sahip oldukları bu mesleği Fehmi Ataulusoy devralmış. Katırcıoğlu diye bilinen aile, soy adı kanunun çıkmasıyla, Ataulusoy soy adını almışlar.

1942 yılında Almanya’ya işçi alımı başlayınca Kastamonu’da ayakkabı imalatının da sonu gelmiş. Çalışan ustaların, çırakların işi bırakarak, Almanya’ya gitmeleri sonunda, diğer atölyelerle birlikte işçi sıkıntısı baş gösterip, ayakkabı üretimi sona ermiş.

Hasan Fehmi Ataulusoy, baba mesleğine sahip çıkmış, oğlunu da yetiştirmiş. El emeğinde, zanaatkarlıkta genellikle çırak yetişmiyor, gelecek kuşaklara aktarılmıyor derken, bunun karşıtı sevindirici bir durumla karşılaşıyoruz. Oğlu Mehmet Sait Ataulusoy değişen koşullara ve ihtiyaca göre imalattan hazır ayakkabı satışına geçse de, mesleği bırakmamış.

Hasan Fehmi Ataulusoy’a  sorduğum “Sizin döneminizde ayakkabı imalatı nasıl yapılıyordu? O günkü terimleri de kullanarak bilgi verebilir misiniz?” sorusunun cevabını onun anlatımından dinliyoruz:

Bizim yaptığımız bir kundura hazırlanırken ve müşteriye teslim edilmeden önce beş işlemden geçer. Önce ıstampası (ayakkabı sayasını oluşturan parçaların kartondan hazırlanmış şablonları) hazırlanır. Bu işlerde saya makinesinin rolü önemlidir. Kesimini yapar, sayasını (ayakkabıların yumuşak olan üst bölümü) dikeriz. Kalıba çeker, ayakkabının diğer çiftini hazırlarız. İç kısımları yapılıp, gön (işlenmiş deri) kapanır. Çiviler çakılır. Kundura temizlenir. Buna da perdah denir.

Burada şu hatırıma geldi. Senelerdir kunduracılık yapmış bir malzemeci geldi. Sap istedi. Ben de tığ sapı şurada, al, kullan, tekrar alet kutuma koy dedim. Kunduracı olduğu halde imalatla ilgili bilgisi yok. Perdah deyince anlamıyor. Sadece frezede çalışıyor. Çünkü yeni zamanda işe başladığı için, eskiyi, bizim yaptığımız imalatı bilmiyor. Onunla bunları konuşup,  gülüştük.

Livapaşa Konağı’ndaki müzede bana düzenlemem için bir oda verdiler. Kundura, kundura malzemeleri, alet ve edavatlarım orada sergilenmektedir.”

“İş yaşamında karşılaştığınız sizi etkileyen anılarınızı paylaşır mısınız?” diye soruyorum, yanıtlıyor:

 “Yıl 1935- 1936 arasıydı. Şimdiki Hisarardı okulunun yerinde Kazım’ın bahçesi vardı. Kazımların bahçesinde mevlüt okunacaktı, yemekliydi. Herkes davetlidir, gelebilir, diye dellallar bağırmıştı. Sabahtan akşama kadar herkes bahçeyi doldurdu. Biz 10 kişi filandık. Bizi Hoca Efendi ve kahyanın karşısından geçirdiler. Önlük takındık. El öptük, duadan geçtik. Bu benim çırak oluşumdur.

1956-1957 yılları olarak hatırlıyorum. Beyçelebi mahallesinde Vali Konağı’nın iki ev üzerinde Mithat Karaduman’ın bahçesi idi. Yine iki gün dellallar bağırıp, milleti davet ettiler. Bahçe, sabahtan dolmaya başladı. Yine yemekler yendi, ilahiler söylendi, mevlüt okundu.  Meydanda önlükler bağlandı. Eller öpüldü. Bu da benim kalfalık törenimdi.

Bundan sonra birkaç defa Nasrullah Cami’nde yapıldı. Ustalık dualarımız da orada oldu. Bu gün artık her yıl Ahilik Haftası yapılıyor. Şimdi sanayide çıraklık kalfalıkta kurs görerek, Ahilik Haftası’nda ön bezi tutuluyor. 2009 yılında bana da yılın ahilik ünvanı verilmişti.”

“Bu mesleği yapmak, sürdürmek için neleri feda ettiğinizi düşünüyorsunuz? Ve kazanımlarınız neler?”

“Askerlik dönüşü bir işe girseydim, emekli olurdum. Bu yüzden zararlı çıktım. Bir bağ-kur maaşıyla geçinmek pek zor. Yan gelirlere ihtiyaç var. Bereket köyden yiyeceğimiz geliyor. Evimiz eski yapı. Tarihi eser diye yıktırmıyorlar. Sobalı, merdivenli eski yapı olduğu için yaşamımızı karşılamıyordu. Kaloriferli, asansörlü apartman dairesine kiraya çıktık.

En büyük kazanımım; şerefimle çalıştım, yaşadım. Hiç kimseye yük olmadık, muhtaç da olmadık. Baba ve annemden kalanları muhafaza ettik. Halimize şükrediyoruz.

Haç ve Umre vazifesini yaptık. Zamanında mahalle mektebinde namaz surelerini kaçak öğrenmiştik. Çünkü yasak olduğu için polis ve jandarmalar takip ediyor, basıyorlardı. 80 yaşından sonra Kuran’a başladım. Candaroğulları Kur’an Kursu ayağımıza kadar gelip, bizlere Kur’an dersi verdiler.

Mehdi (Keskin) Bey ile yaptığınız röportajda söylediği Karanlık Cami’de imamlık yaptığı gibi, ben de aynı camide bir çok kez ezan okumuştum. Dini açıdan da insanlık açısından da elimden geleni yaptım. Kazanımlarım bunlar.”

“Eski yıllardaki komşuluk ilişkilerinden, şehir yaşamından söz eder misiniz?”

“Her mahallede tek ya da çift katlı, bilemedin üç katlı evler vardı. Bahçe içindeki evlerden diğer bahçelere de geçen kapılar olurdu. Komşular birbirinin bahçesine geçer, kapılarını çalardı. Konuşup, birlikte yiyip içilirdi. Bu gün apartmanlarda hem masraflar çoğaldı hem de komşuların birbirini görmesi de mümkün olmuyor. Gidip gelme olmayınca hiç kimse birbirini tanımıyor” derken, ahşap evleri bırakıp, apartman dairesine kavuşmanın rahatlık açısından iyi, eskiyi özleme konusunda hüzünlendirici olduğunu söylüyor.

Eski geleneklerimizden yeni değerlerin çok farklı olduğunu düşünen Ataulusoy;

“Hep birbirimize bağlıydık. Büyüklerimizin yaptığına saygılıydık. Bu gün öyle değil. Küçükler de, büyük küçük dinlemeden hakkını almak istiyor” diye duygularını paylaşıyor.

Bürosunda her şey gün gün kaydedilmiş, dosyalar tarihine ve konusuna göre ayrılmış olarak raflarda, dolaplarda, çekmecelerde sıralanıyor. Röportajı hazırlarken, Fehmi Ataulusoy ile defalarca görüştük. Her seferinde röportaj için yeni hazırladığı, düzenlediği onlarca klasörü, eskilerinin üstüne ekledi.

Örneğin, 1957 yılındaki kunduracıların listesi var. İsimlerin baş harflerine göre düzenlenmiş, el yazısıyla hazırlanmış listeye göre o yıl Kastamonu’da odaya kayıtlı 227 kunduracı var.

Bir başka defterde, 1995 yılında kunduracı esnafının mevlütlerde kullandığı bakır kap kacağın kilosu ve değerinin kaydedildiği tutanak yer alıyor.

“Bu eşyalar Kunduracı Hacı Ömer Efendi yedieminindeyken, ölümü ile vereselerin eline düşmüştür” yazıyor. Şimdiki ahvali aydınlatmak için bu zabıtın tutulduğu ifade edilen tutanakta bakırları alanın Ahmet Ortaakarsu, bakırları muhafaza altına alanın Fehmi Ataulusoy, satışında bulunanların ise; Numan Erkulu, Mustafa Karameşe, Mustafa Yalnız, Hakkı Çelik, Mehmet Yalnız olduğu kaydedilmiş.

Kastamonu Kütüphanelerinde mevcut kitap ve mecmuaların devir cetvelleri adlı kayıtlardan ise o devirde 17 kütüphane olduğu anlaşılıyor.

Memleket, Merkez, Numaniye, Yılanlı, Semhiye, Halidi, Darulkurra, Merdiye, Münire, İsmail Bey, Sıtkiyye, Ata Bey, Ziyaiyye, Adbülbaki, Mevlevi, Şabanı Veli ve Ağa İmareti Kütüphanelerinin kayıtları mevcut.

4206 esere sahip olan Memleket Kütüphanesi’ndeki Fransızca eserlerin çokluğu, Merkez Kütüphanesinde 1245 eser, Şeyh Şabanı Veli Kütüphanesi’nde dini eserler ve Darulkurra Kütüphanesi’nde fıkıh kitapları dikkat çekiyor.

16/7/1997 tarihli tutanakta; “Mubarek Kandilde Nasrullah Camiinde mevlüt için 600 adet şeker, 4 şişe gülsuyu, içine esans ilavesi, 2 şişe meyve suyu, 4 kez Belediye anonsu, tahta ilanı, kasete çekim olmak üzere 15 milyon 900 lira harcama yazılmış. Ayrıca 3 milyon 165 lira da fakir fukaraya vermek üzere kaydedilmiş.

Hattat Emrullah Demirkaya’nın 1336 yılında, lise defterine aldığı kayıtlar ve Ömer Ül Fuadî’nin yazdığı, Fehmi Ataulusoy tarafından düzenlenmiş olan Gülabbiye gibi eserler, kayıtlar, belgeler, fotoğraflar ve anımsadıklarıyla kunduracı esnafı Hasan Fehmi Ataulusoy, yaklaşık bir Asır’a ışık tutuyor.

Ataulusoy’a; El emeğinin yerini alan teknolojinin yaşamındaki etkileri soruyorum, eski ve yeni dönemleri objektif bir şekilde karşılaştırıyor:

“El emeği ile çalışırken 20 – 25 kişi çalışır, çekiçlerin şakır şakır sesi duyulurdu. Satışımız; hazırlamış olduğumuz işleri sepetlere doldurup, götüreceğimiz yere, pazarlara arz şeklindeydi. Mesela Daday’a, Devrakani pazarına, Gossar’a (Şimdiki Ilgaz’ın o zamanki adı) getirir, satardık.

Vesait (araba) yoktu. Bu yerlere katır sırtında, yaysız araba içinde gelinirdi. Sonra otobüsler, taksiler çıktı. Bunlarla da Ankara, Çankırı ve İstanbul’a mal getirmek doğdu. Pazar genişledi.

Eskiden bir saya makinesi kafiydi. Temizleme, ateş önü olurdu. Şimdi saya makinesinin yanı sıra kol makinesi, freze, temizleme aletleri var. Bizin saatlerce uğraşıp yaptığımız işi dakikalar içinde hallediyor. Paketlemeleri de yaparak, temiz bir şekilde piyasaya sürülüyor. Kargoya verilmek suretiyle elinize ulaşıyor.”

Hasan Fehmi Ataulusoy, babasından, atasından duyduklarına göre iş yaşamındaki değişiklikleri paylaşıyor:

“Babamdan gördüğümü her yönüyle muhafaza ettim. Babam, ‘Başka işe girmeyin, olan ile kalın, fazla açılmayın’ diye nasihat ederdi. Ama sonraki dönemlerde durum değişti. Hal öyle değilmiş. Etrafı gözleyerek iş gücünü artırmak lazımmış. Bizler bunu yapamadık.

Harp yıllarıydı. Ekmek karneyle, şeker taneyleydi. Bu gün her şey bol, yok demek yok. Her şey fabrikasyon oldu. Fabrikalar harıl harıl çalışıyor. Şimdi, eskisi gibi, aynı derecede yokluk çekilmiyor.”

Her  dönemde ayakları soğuk, sıcak, yağmur ve çamurdan koruyan en temel ihtiyaçlarından birisi olan ayakkabının el emeğiyle yapıldığı günleri heyecanla anlatırken, toplumsal yaşam hakkında da konuşma fırsatı bulduğumuz Fehmi Ataulusoy’a saygıyla…

Fotoğraflar:

1-      1955 yılında 1. Genel kurul toplantısında Fehmi Ataulusoy çalışma raporunu okuyor

2-      1959 yılında 5. Kunduracılar Derneği toplantısında Dernek Başkanı Ata Yaman konuşma yaparken

3-      Kastamonulu kunduracılar

4-      Ankara’da Federasyon Üyeleri

5-      Kunduracılar Derneği toplantısı

6-      Fehmi Ataulusoyçalışma masasında, oğlu Mehmet SaitAtaulusoy ile birlikte

7-      Fehmi Ataulusoy

10.12.2014

Yeni Kastamonu

İlginizi Çekebilir

Trump’ın Kudüs kararında Evanjeliklerin rolü / Prof. Dr. Özcan HIDIR

ABD Başkanı Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ve Amerikan Elçiliği’ni Kudüs’e taşıyacağını açıklaması, ABD’deki …

2 Yorumlar

  1. Merhaba, yapmış olduğum röportajı paylaştığınızı gördüm. Çok mutlu oldum. Teşekkür etmek istedim. Hayırlı günler, iyi çalışmalar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Kudüs: Tarihi ve Önemi

İslam'ın kutsal kentlerinden Beytü'l-Makdis, Mukaddes, el-Kuds ve Kuds-i Şerif gibi adlarla da anılır. İbranice'de Yeruşalim …

Kapat