Ana Sayfa / KÜLTÜR – SANAT – FİKRİYAT / Makaleler / Kastamonu Lahikası üzerine / Süleyman Sargın

Kastamonu Lahikası üzerine / Süleyman Sargın

Bunu paylaşınız

Kastamonu Lahikası üzerine / Süleyman Sargın

Yıl 1935. Aylardan nisan… Eskişehir’de Bediüzzaman Hazretleri aleyhine haksız olarak bir dava açılır. Hapishaneden çıkmasını müteakip yine haksız olarak Kastamonu’ya sürülür. Hem de uzun bir müddet polis karakolunda kalmaya mecbur edilerek… Daha sonra karakolun tam karşısındaki bir evde daimi gözetim altında tutulacaktır.

Ev eşyası olarak birkaç parça tahtadan yapılmış bir divanın üstüne serilmiş ince bir yatak ve misafirleri (!) için küçük bir yer minderi vardır. Kastamonu’da geçen sekiz senelik ağır baskı ve göz hapsi sırasında aktif bir sabırla hizmetine devam eder. Eserler ve mektuplar yazma vazifesini burada da bırakmaz. Daha sonra yazılan mektuplar Kastamonu Lahikası olarak kitap haline getirilir. Bu arada kalbine doğan pek çok mesele ise imkânsızlıklar sebebiyle maalesef yazılamadan gelip gidecektir.

Dönemin şartlarında üstad, adeta tehlikeli bir cani muamelesi görmekte ve kimseyle konuşmasına izin verilmemektedir. Kendisine selam verenlerin, hatta bir bayram tebriki gönderenlerin bile sorguya çekildiği bir dönemdir o; Bediüzzaman yasaklıdır. Ancak yasak sadece şahsıyla sınırlı değildir. Mektuplarının taşınması da yasaklanmıştır. Yasaklı mektupları postaneler taşımayınca gönüllü “Nur Postacıları” devreye girer. “Nur iskele memuru Santral Sabri” ve daha yüzlercesi tarihe geçecek destanlar yazarlar. Köyden köye, kasabadan kasabaya, şehirden şehre, elden ele reçeteler ulaştırılır. Her biri ayrı bir derdin devası, bir hastalığın şifasıdır.

Eserde bugün pek çoğu hayatta olmayan Kastamonu ve Isparta kahramanlarının üstada ve birbirlerine yazdıkları mektuplar vardır. Kastamonu’nun büyük âlimlerinden Mehmet Feyzi Efendi, Kastamonu’da çayhane işletirken Bediüzzaman’la tanışan Çaycı Emin, Selahaddin Çelebi, Denizli hapsi arkadaşlarından İbrahim Mırmır, hâlâ hayatta olup hizmetlerine devam eden ve üstada meşhur “Muallimlerimiz bize Allah’tan bahsetmiyorlar, bize hâlikımızı tanıttır.” sorusunu soran Abdullah Yeğin, seyyid olduğunu üstaddan öğrenen Ahmet Özkan (Kureyşî) ve Batı Karadeniz havalisinin namlı efelerinden Sadık bey, aklımızda kalan Kastamonu kahramanlarındandır.

Bu bahtiyarların yazdığı ve ulaştırdığı mektuplar Nur Talebelerinin hayat düsturları olduğu gibi, her dönemde pek çok ruhi ihtiyacın tatminine de vasıta olmaktadırlar. İlmi rehberliklerinin yanında bu mektuplar, her gün yeni bir yalan, iftira ve menfi bir propagandayla sarsılan, ümitleri kırılan Nur Talebelerine inşirah, ümit ve sürur vesilesi olmuşlardır.

Lahikalar ve özellikle Kastamonu Lahikası hiçbir Nur Talebesi’nin bigâne kalamayacağı hakikatler ihtiva ediyor. Kastamonu Lahikası’nda zamanın cemaat zamanı olmasından imanla kabre girmenin işaretlerine, o dönemin en ehemmiyetli iletişim vasıtası olan radyonun nasıl külli bir şükür istediğinden uhrevi amellerde ortaklık düsturlarına, oradan dünya hayatının ahirete tercih edilmemesi gerektiğine kadar pek çok mesele hâzık bir hekim ve maharetli bir sanatkar titizliğiyle nakış nakış örgüleniyor. Sadık rüyaların kaderin varlığına delil olduğu, kadir gecesinin ehemmiyeti, ondan nasıl istifade edileceği ve gıybet meselesi de bu kitabın öne çıkan konuları arasında.

Eserde dikkat çeken başka bir husus da mektupların üslubu. Üstad ve talebeleri arasındaki en müşahhas bağlardan biri olan bu mektuplar adeta bir nezaket, edep ve incelik numunesi. Karşılıklı hitaplardaki zenginlik ve çeşitlilikle muhtevadaki derinlik, duygulardaki samimiyetin ve kalp duruluğunun dışa yansımış hali sanki… “Aziz, sıddık, mübarek kardeşlerim ve hizmet-i Kur’aniye ve imaniye’de ihlaslı ve kuvvetli ve şanlı arkadaşlarım!” hitabı hem bir iltifattır, hem de talebelere elde etmeleri gereken seviyeyi gösteriyor.

Bu çalışmada Risale-i Nurlar’a engin vukufiyeti ve İslami ilimlerdeki rüsûhu ile tanıdığımız Abdullah Aymaz, mektupları tek tek numaralandırmış, hemen her mektubun önüne açıklayıcı bilgiler koymuş ve açıklanması düşünülen kısımlarına yer vermiş. Tam metin olmamasının yanı sıra, alınan bölümler kısmen günümüz okuyucusu göz önüne alınarak sadeleştirilmiş. Gerek mektupların telif sebeplerine dair bilinmeyen noktaların belirtilmesi, gerekse de Nur Külliyatı içerisinde ilgili mektubun içeriğine dair daha geniş malumatın bulunduğu satırların nakledilmesiyle Kastamonu Lahikası’ndan umulan istifadenin daha da artacağı muhakkak.

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Kendini Başkalarıyla Kıyaslamak / Mustafa ULUSOY

Bir türlü sular durulmuyor içinde. Siyah lekeler seriyor ruhunun üzerine her bir şikayet. Gönlünün gözleri, …

Daha fazla Makaleler, Risale ve Bediüzzaman Üzerine, Uncategorized
Siyasi tarihimizde bir ilk: Kastamonu mebusu Halit Akmansü / Ahmet Turan Alkan

Siyasi tarihimizde bir ilk: Kastamonu mebusu Halit Akmansü (1) / Ahmet Turan Alkan 1897 Osmanlı-Yunan …

Kapat