Ana Sayfa / Yazarlar / Kastamonu Mevlidine ve Kahramanlarına Arzedilmiştir / Prof. Dr. Himmet UÇ

Kastamonu Mevlidine ve Kahramanlarına Arzedilmiştir / Prof. Dr. Himmet UÇ

Göklerin ve yerin yaratılmasında, gecenin ve gündüzün değişmesinde, insanlara faydalı şeylerle denizde akıp giden gemilerde, Allah’ın gökten su indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, her türlü canlıyı yeryüzüne yaymasında, rüzgârları sevk etmesinde ve gökle yer arasında Allah’ın emrine boyun eğmiş bulutlarda, aklını kullanan bir topluluk için Allah’ın varlık ve birliğine, kudret ve rahmetine işaret eden nice deliller vardır. Bakara Sûresi, 2:164.

Kastamonu Bediüzzaman’ın iki şahaserinin doğmasına neden olmuştur. Kastamonu Osmanlı şehirleri içinde adeta bir büyük üniversite gibi rol icra etmiştir. Çok büyük âlimler bu coğrafyanın sakin bir yerinde meskun olan şehirde yüzyıllarca ilim, tasavvuf, kelam, tefsir okumuşlar, zemin ve semayı nurlandırmışlardır. O şehrin varlığı birilerinin kurduğu yeni çarpık dünya düzenine bir zarar verir diye büyük felaketlere duçar olmuştur. Ordaki âlimleri bir bahane ile dünyadan göndermekle kendilerini garantiye alacaklarını zannetmişler. Çok dar görüşlü oldukları ortada, insanları öldürmekle, bin yıllık Anadolu maceramızı sona erdireceklerine inanmışlar, “bir şem’a ki Mevlâ yaka üflemekle sönmez” ve sönmemiş de.

Bediüzzaman da her an ölümle sonuçlanacak bir büyük zulme maruz kalmış, ama bu aziz milletin tarihi misyonu devam edecektir, dünya coğrafyasına bu din-i Mübîn için binlerce şehid tevdi etmiş olan bu milletin bu gayret-i diniyesi birkaç hokkabazın yalan icraatıyla sönmemiştir ve sönmez.

Bediüzzaman bu şehirde iki önemli eserini yazmıştır biri Ayet ül Kübra, diğeri de Münacaattır. İki eser de öncekilere kıyasla çok sade bir Türkçe ile yazılmışlardır.

Zulüm ne kadar kavi ise eserler de o kadar güçlü ve anonimdir. Kastamonu tabiatı çok zengin ve metafizik bir mahiyet gösterir. Bediüzzaman Âyet ül Kübra’yı orada yazarken yazdığı metinleri birileri elinden alır tahrib ederler, o da yazdıklarını ağaç kovuklarına koyar ve talebeleri oradan alarak istinsah ederler. Münacaat yukardan yani semavattan aşağı doğru inen bir gözlemler zinciri ile yazılmıştır.
“Ben imanın gözüyle ve Kurân’ın talimiyle ve nuruyla ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın dersiyle ve ism-i Hakîmin göstermesiyle görüyorum ki..”
yukardaki cümlede Bediüzzaman eserini dört  kaynaktan aldığını söyler.

Ben imanın gözüyle

Kur’an’ın talimiyle ve nuruyla

Resul-i Ekrem asm dersiyle

İsm-i Hakim’in göstermesiyle

İmanın gözü yoksa kainattaki olayları göremez ve okuyamaz, demek evvela imanın gözü ile bakmak gerekir. ”Onların gözleri vardır ama göremezler, kulakları vardır ama duymazlar,“ Mesele imanın gözüyle bakmakdır,

İkincisi de Kur’an’ın öğrettiği tarzda ve onun ışığında bakmaktır. İlimler de tabiata bakmıştır ama ne göz, ne Kur’an’ın talimi ne de nuru onlarda yoktur.

Sonra Peygamberimizin dersi de gerekir; o, zaman zaman tabiatı seyreder ve Allah’ın azametine karşı secde edermiş. Onun dersi olmadan yüzyıllarca insanlar kainatı ve olayları okuyamamışlar. Bakar körler gibidirler. Son  olarak İsm-i Hakim’in olaylara nasıl bakılması lazım geldiği konusundaki perspektifini alması gerekir, Batının ilmi ve tabiat karşısındaki tutumu bu herşeyin ilahi faydacı yanını görmemiştir. Bediüzzaman bu dört bakış açısı ile Münacaat’ı yazmıştır.

Semavat, ecram-ı semaviye, yıldızlar, seyyareler, sekeneler.. Bediüzzaman bu beş değişik tavsifle semaya bakmıştır. Ne kadar nesnelere farklı yönlerden bakıyor. Münacaat olaylar ve nesnelere farklı sıfatlarla bakan ve anlatan bir zeka ve muhayyilenin eseridir.

Seyyare yıldızı anlatır: “Hikmetli hareketiyle ve itaatli musahhariyetiyle ve intizamlı vazifesiyle ve ehemmiyetli peykleriyle Senin vücub-u vücuduna şehadet ve saltanat-ı ulûhiyetine işaret etmesin.”

Tam dört sıfat kullanmış

Hikmetli hareket/hareketi faydaya göre hem tek fayda değil faydalar zinciri

İtaatlı musahhariyet /şaşmaz bir itaatle binlerce yıldır yörüngesinde gider

İntizamlı vazife/vazifesi intizamla gider, zaten vazife intizamla olur

Ehemmiyetli peykler/bir de kendine bağlı üyelerini yönetir, güneş sisteminin kendine bağlı gezegenleri yönetmesi gibi.

Semavattan birden zerrata iner, onlar da tâbileriyle yani mürekkebatıyla idare olunurlar.

“ve ey zerrâtı muntazam mürekkebatıyla tedbirini gören ve idare eden“

Göklerden sonra hava boşluğuna iner o bölgenin önemli olaylarını anlatır.

“Kur’ân-ı Hakîm’in dersiyle ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tâlimiyle anladım: Nasıl ki gökler, yıldızlar Senin mevcudiyetine ve vahdetine şehadet ederler. Öyle de, cevv-i semâ, bulutlarıyla ve şimşekleri ve ra’dları ve rüzgârlarıyla ve yağmurlarıyla, Senin vücub-u vücuduna ve vahdetine şehadet ederler.
Evet, câmid, şuursuz bulut, âb-ı hayat olan yağmuru, muhtaç olan zîhayatların imdadına göndermesi, ancak Senin rahmetin ve hikmetinledir; karışık tesadüf karışamaz.
Hem elektriğin en büyüğü bulunan ve fevâid-i tenviriyesine işaret ederek ondan istifadeye teşvik eden şimşek ise, senin fezadaki kudretini güzelce tenvir eder.
Hem yağmurun gelmesini müjdeleyen ve koca fezayı konuşturan ve tesbihatının gürültüsüyle gökleri çınlatan ra’dat dahi, lisan-ı kàl ile konuşarak Seni takdis edip, rububiyetine şehadet eder.”

Allah bu şaheseri farkeden ve nesillere Allah’ı tanımayı gözlemlere dayanarak anlatan bir insanlar grubuna şevk versin.

Necip Fazıl:

Haykırsam kollarımı makas gibi açarak

Durun kalabalıklar bu sokak çıkmaz sokak

İlginizi Çekebilir

Osmanlı-Malay Dünyası Münasebetleri ve Uzakdoğu’da Halifenin İzleri-1

Sultan Abdulhamid-i Sani ile Moro Müslümanları 2003 senesinde ilk defa Filipinler Manila’ye gelmiştik. İki sene …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Bahriye’den Yetişmiş Kahraman Necip Fazıl Kısakürek / Vehbi KARA

Bahriye mektebi yani Deniz Harp Okulundan yetişen insanlar içinde en değerli şahsiyet; Necip Fazıl Kısakürek’tir. …

Kapat