Ana Sayfa / KASTAMONU / Kastamonu Bilgi-Belge / Kastamonu’da Asa Suları

Kastamonu’da Asa Suları

Bunu paylaşınız

Yazar: Yrd. Doç. Dr. Gülten KÜÇÜKBASMACI
Kastamonu Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü

Öz
Su, hayatımızı idame ettirmede en önemli maddedir. Ayrıca ilk çağlardan beri şifalı suların kullanıldığı yapılan kazılarda görülmektedir. Kaplıca ve içmelerden başka şifalı olduğuna inanılan kutsal sular da vardır. Bu suların şifa verici etkileri inanışlara, kişiler arası telkinlere, efsanelere, kişisel inançlara, yapanları bilinmeyen etkileyici yorumlara ve faydalandıklarını anlatanların tesirlerine vb. bağlıdır. Türklerde suyun kutsal olduğu bilinmektedir. Yer-su kültü VIII. yy’da devletin resmi kültlerinden biri olmuştur. Türkler İslamiyet’i kabul ettikten sonra su kültünün izlerini uzun müddet muhafaza etmişlerdir. Suyun kutsiyetine dair inançların günümüze kadar geldiği görülür. Suyun kutsallığı
düşüncesi “zemzem suyu” ve “asa suları” ile devam etmektedir.

Bu makalenin konusu “asa suları”dır. Araştırma alanı Kastamonu ile sınırlı tutulmuştur. Kastamonu’da kutsal ve şifalı olduklarına inanılan Hz. Pîr Şeyh Şabân-ı Velî Külliyesi Asa Suyu, Benli Sultan Külliyesi Asa Suyu, Abdal Hasan Külliyesi Asa Suyu, Haraçoğlu Türbesi Asa Suyu, ve Mehmet Efendi Türbesi Asa Suyu etrafında oluşan efsane, inanış ve uygulamalarla birlikte ele alınacaktır.

Yapılan derlemeler ve gözlemler sonucu asa suları etrafında oluşan inanç ve uygulamaların devam ettiği görülmüştür. Ayrıca internet ortamında “asa suyu” ile ilgili bir tarama yapıldığında binlerce sonuçla karşılaşılmaktadır. Bu bulgular Türk kültüründe suyun kutsallığı fikrinin yüzyıllardan beri devam ederek günümüz insanının davranışlarına yön verdiğini göstermektedir.

Giriş

(…)

Kastamonu Asa Suları

Kastamonu’da bulunan asa suları, halkın inanış ve uygulamalarında tuttukları yerle toplumsal belleğin sürekliliğini sağlamaktadır. Hz. Pîr Şeyh Şabân-ı Velî Külliyesi Asa Suyu, Benli Sultan Külliyesi Asa Suyu, Abdal Hasan Külliyesi Asa Suyu, Haraçoğlu Türbesi Asa Suyu ve Mehmet Efendi Türbesi Asa Suyu, suyun kutsallığı fikrinin asa suları bağlamında Kastamonu özelinde devam ettiğini göstermektedir.

1. Şeyh Şabân-ı Velî Külliyesi Asa Suyu

Musa Fakih Mahallesi, Gümüşlüce Caddesi üzerinde bulunan külliye; cami, kütüphane, dergâh evleri, şadırvan ve türbeden oluşmaktadır. Şeyh Şabân-ı Velî, Halvetîye tarikatının Şabâniyye kolunun kurucusudur. Taşköprü ilçesi Harmancık Mahallesinde, 1499-1500 tarihinde dünyaya gelmiştir. Medrese eğitimi için İstanbul’a gitmiş, medrese eğitiminin ardından Hayreddîn Tokadî’nin yanında on iki yıl tasavvuf eğitimi almış ve halîfe olarak 1530-31 senesinden sonraki bir tarihte Kastamonu’ya gönderilmiştir. Şeyh Şabân-ı Velî, 4 Mayıs 1569 Çarşamba günü bu dünyadan göçmüş ve tekkesinin bahçesine defnedilmiştir (Tatcı, 2012: 3-16). Türbe 1611 tarihinde tamamlanmıştır (Yazar, 1998: 105).

Şeyh Şabân-ı Velî hakkında kerametler anlatılmakta (Abdülkadiroğlu ,1991: 46-54; Çağımlar, 2005: 454-461); külliye şehir içi ve dışından pek çok kişi tarafından ziyaret edilmektedir. Sünnette, sünnet çocuğuyla birlikte; düğünlerde, gelin ve damatla birlikte türbeye gelinerek dua edilir (Küçükbasmacı, 2000: 163). Türbe,
her türlü istek için adak adanan ve ruhsal hastalıkları olanların, çocuk sahibi olmak isteyenlerin ziyaret ettikleri yerler arasındadır (KK-8).

Külliyenin içinde bir de asa suyunun aktığı çeşme6 bulunmaktadır. Şeyh Şabân-ı Velî Külliyesi’nin içindeki bu asa suyu Kastamonu’da şifalı olduğuna inanılan suların başında gelmektedir. Su çok yumuşaktır ve tadından dolayı zemzeme benzetilmektedir. “Âb-ı zemzem”den galat olarak suya “ebizemzem” denilmektedir. Bu su, her hastalığa şifa olduğu düşünülerek türbeyi ziyarete gelenler tarafından içilir. Ayrıca ziyaretçiler yanlarında getirdikleri kapları asa suyuyla doldurmaktadırlar.

Abdülkerim Abdülkadiroğlu, suyun yarım parmak kadar aktığını, artılıp
eksilmediğini söylemektedir.(Abdülkadiroğlu, 1991: 115). 1998 yılından günümüze kadar olan gözlemlerimize göre, çeşmedeki kurna sayısı arttırılmış, ancak 2011 yılında yapılan yenilemeyle birlikte kurna sayısı tekrar bire indirilmiştir.
Kurna sayısının fazla olduğu dönemlerde asa suyundan içmek ya da doldurmak isteyenler en az akan kurnaya yönelmekteydiler. Diğerlerinin şebeke suyu, az akan kurnanın asa suyu olduğuna inanmaktaydılar.

Söz konusu suyun zemzeme benzerliğine dikkat çekilmektedir. “Çevredeki dağlardan çıkarak buraya akan suda zemzem rayihası vardır. Bu hâl, içilir içilmez hemen fark edilir. Hafif bir sudur ve ne kadar içilirse içilsin şişkinlik vermez. Halk ve ziyaretçiler bereket, bazı hastalıklara şifa ve psikolojik rahatlama duydukları için söz konusu bu sudan mutlaka içerler” (Abdülkadiroğlu, 1991: 115). Abdülkadiroğlu, asa suyunun zemzem kabul edilmesiyle ilişkilendirebileceğimiz şu geleneği bildirmektedir:

“Eskiden ramazanlarda şehrin Nasrullah Camii’ne asa suyundan getirilir ve camide bulunan çok sayıdaki madenî ve porselen zemzem fincanlarına konarak bir tepsi üzerine dizilirdi. İftar vaktinin yaklaşmasıyla camiye gelenler birer tane alarak içeri girerler ve saflardaki yerlerine, ön tarafa bu fincanı koyarlar; ya tespih çekerek veya Kur’an okuyarak iftar vaktini beklerlerdi” (1991: 116).

Halk arasındaki “asa suyu” ile ilgili rivayetlerden birine göre, Şeyh Şabân
zamanında bir adam hacca gitmek ister, ancak çok fakir olduğundan gidemez. Bir gün Hz. Pîr’in yanında bu isteğini yine dile getirir. Ağlayarak, “[h]iç olmazsa zemzem suyundan içebilseydim” der. Bunun üzerine Hz. Pîr elindeki asayı yere vurur ve yerden su çıkar (Küçükbasmacı, 2000: 163).

Asa suyunun çıkışıyla ilgili başka bir
rivayete göre de Hz. Pîr’in sabah namazını tayy-ı mekân ederek Kâbe’de kıldığına inanmayanlar delil olarak Kâbe’den zemzem getirmesini isterler. Bunu duyan Şeyh Şabân-ı Velî, şimdi yanında ev bulunan külliyenin önündeki kayalıkların dibine asasını vurur ve vurduğu yerden “asa suyu” çıkar (Atlı, 2012: 56).

Asa suyunu içme adabı zemzemin içiliş adabını hatırlatmaktadır. Su ayakta, kıbleye dönülerek besmeleyle üç yudumda içilir ve içerken dilek dilenir (Atlı, 2012: 57). Asa suyu konuşamayan çocuklara içirildiği gibi, yeni doğan çocuğa ilk tattığı nimetin zemzem olması isteğiyle; zemzemli gitsin diye de ölüm döşeğindeki kişiye içirilmektedir. (Çağımlar, 2005: 461).

Zemzem, kutsal su algısının dünyadaki tezahürüdür. İskender Oymak’a göre ab-ı hayat metaforik ve mitolojik bir suyu; Kevser suyu ve cennetteki ırmaklar, cennetteki suları; zemzem dünyada olanı ifade eder (2016: 88). Şeyh Şabân-ı Velî asa suyuna yapılan zemzem suyu vurgusu Hz. Pîr’in şahsiyetine dair kabullerle ilgili olmalıdır.

Hz. Pîr, pîr-i hatem, son pîrdir. “Tarih boyunca yaşayan bütün kâmil mürşidlerin ve pîrlerin irfânının vârisi ve hatemi; ledün ilminin manevî tasarrufun zirvesidir. Şabân-ı Velî hazretleri tarikat kurucusu pîrdir” (Tatcı, 2012: 22-23). Tarikat kurucusu bir pîr olan Şeyh Şabân-ı Velî’nin asasını yere vurmasıyla kaynadığına inanılan su da diğer sulardan farklı algılanmıştır.

Tasavvufî terminolojide zemzem kelimesi ile “hakikatlerin bilgilerine işaret edilir” (Cebecioğlu, 2009: 724).

Allah inancı olmayan birisi gelip bu sudan içmek isterse suyun kesileceği
inancı da halk arasında görülmektedir. Bu durum kutsalın saflığının bozulmaması, kirletilmemesi düşüncesiyle eski Türklerde de görülen inancı hatırlatmaktadır.

Zekiye Çağımlar’ın çalışmasında geçen başka bir inanca göre de hırsızlar, ayyaşlar, hayat kadınları, vb. rüyalarında Şeyh Şabân-ı Velî’yi görüp Hz. Pîr’in çağrısıyla türbeye gelmekte, tövbe edip türbenin bahçesinde akan zemzemden eve götürüp bununla yıkandıktan sonra rahatladıklarına inanmaktadırlar (2005: 457). Asa
suyunun tadının; onu içen kişinin niyetine, kalbinin temizliğine ve türbeyi ziyaret amacına bağlı olarak değiştiğine de inanılmaktadır. Kalbi temiz olmayan kötü niyetli kişilere suyun tadı acı gelirken, iyi niyetli temiz kalpli kişilere tatlı geldiği (Atlı, 2012: 57) söylenmektedir.

Şeyh Şabân-ı Velî’nin Taşköprü’deki evinin bahçesinde bulunan kuyu suyunun da şifalı olduğuna inanılmaktadır. Bu sudan içenler “suyun tadını unutamadık”larını söylemektedirler. Eskiden at koşularına katılacak atlara da bu kuyudan su içirilirmiş. (Abdülkadiroğlu, 1991: 116).

Şeyh Şabân-ı Velî asa suyu etrafındaki inanç ve uygulamalara bakıldığında bu
suyun zemzem suyu ile benzerliğine ya da zemzem olduğuna inanıldığı, çocuk sahibi olmak isteyenlerin, psikolojik rahatsızlığı olanların, konuşamayan çocukların şifa bekledikleri, yeni doğan çocuklara ya da ölüm anında içirildiği, her türlü dilek için adak adandığı görülmektedir.


2. Benli Sultan Külliyesi Asa Suyu

Benli Sultan Külliyesi Kastamonu’ya 27 km. uzaklıkta ve Ilgaz Dağı’nın kuzey eteğinde yer alan Ahlat köyünde bulunmaktadır. Külliye; türbe, cami, mutfak ve misafirhaneden oluşmaktadır. Sonradan bazı tamirler yapılarak yeni bölümler eklenmiştir. Hayatı hakkında bigi veren yazılı kaynakların az olduğu Benli Sultan, Bayramî Şeyhi Mehmed Muhiddin Efendi’dir. Yanağında büyükçe bir ben bulunduğu için bu lakapla meşhurdur. Türbenin içinde biri Şeyh Mehmed Muhittin Efendi’ye ait olmak üzere on adet sanduka vardır (Demirci, 1962: 71; Çifci, 2000: 48-53).

Ahmet Gökoğlu külliyenin bir bölümünün 1512-1520 yıllarında Yavuz Sultan Selim Han döneminde ve onun emriyle inşa edildiğini söylemektedir (1952: 288).

Benli Sultan’ın asasını yere vurmasıyla kaynamaya başladığına inanılan (KK-7, KK-11) bu suya da “asa suyu” denir. Benli Sultan asa suyu türbenin güney doğusunda  bulunmaktadır. Bu suyun üzerinde 2000’li yıllara doğru yapıldığı anlaşılan bir çeşme  ve çeşmenin yakınında yıkanma yeri görülmektedir. Rivayete göre Benli Sultan buraya geldiğinde asa suyunun aktığı yerdeki derenin başında bulunan büyük bir ağacın kovuğunda riyazete çekilmiş ve vahşi hayvanlarla ünsiyet kurmuştur (Çifci,  2000: 52).

Benli Sultan türbesinin etrafında pek çok inanç ve uygulama oluşmuştur. Çocuk sahibi olmak isteyen kadınların türbedeki kuşağı sarınmaları, Benli Sultan’ın riyazete  çekildiğine inanılan ağacın kovuğundan şifa niyetine üç kere geçilmesi bu inanç ve  uygulamalar arasındadır. Ayrıca türbeye hemen her dilek, istek ve özellikle çocuk  sahibi olmak için adak adanmaktadır (Küçükbasmacı, 2000: 163).

Asa suyundan şifa bulmak maksadıyla içilmekte ve bu suyla yıkanılmaktadır. Çocuğu olmayanlar  yıkanırlarsa çocuklarının olacağına ve suyun çeşitli cilt hastalıklarına şifa olduğuna inanılır (Abdülkadiroğlu, 1987: 8; Çifci, 2000: 52). Asa suyu her türlü hastalığa şifa kabul edildiği gibi büyümeyen, sürekli ağlayan çocuklar bu suyla yıkanırlarsa şifa bulacaklarına inanılır. Bu sudan doldurup götüren kimse suyu hiçbir yere dökmemelidir. Suyun yere dökülmesi hastalanmaya sebep olur (Küçükbasmacı, 2000: 164).

Tevfik Doğruoğlu adlı kaynak kişi asa suyu ile ilgili olarak şunları anlatmıştır:

“Benli Sultan Hazretleri’nin suyu var, asa suyu denir. Orada büyük bir ağaç var. İşte o ağacın dibinde yedi yıl yaşamış derler. O yedi yıl içinde, yedi gün olsa gine su ihtiyacı olacak değil mi? Asasını kakmış toprağa, süt gelmiş. ‘Yaa mübarek, bana su lazım.’ diyerek asasını bir daha kakınca su gelmiş. Şu sigara kalınlığında bir su. Akar şimdi, hâlâ akar. Efendim, şimdi sevmediği, mındar bir kişi olursa o su dururmuş. Eski uslulardan8 böyle duyardık. O kişi başından ayrılınca su gine devam edermiş” (KK-17).

Asa suyunun, velî şahsiyetin riyazete çekildiği ağacın dibinden fışkırması, hayat ağacı ve hayat suyu ilişkisini hatırlatmaktadır. Ayrıca dikkat çeken bir başka husus “süt”tür. Buradaki süt, Yakut ve Altay Türklerinde hayat ağacının yanında yer alan (Ögel, 1998: 365) süt gölünü akla getirmektedir. Altay Türk destanlarından Er-Samır’da kahramanın süt saçarak iyelerden yardım aldığı (Dilek, 1998: 333, 346),

Ak-Biy destanında süt saçarak Tanrı’ya ulaştığı (Dilek, 1998: 347) görülmektedir.
Maaday-Kara destanında ise kahraman Kögüdey-Mergen süt gölüne batırılarak iyileştirilir (Bekki, 2002: 1041). Süt ile kutsala ulaşma ve ilk yaratılış haline dönme arasında bir ilgi olduğu anlaşılmaktadır. Türk halk anlatılarında süt ile ilgili olarak yapılan bir çalışmada ise sütün benzetme unsuru olarak kullanıldığı; saflığı, iyiliği, temizliği, bolluğu, bereketi temsil ettiği; şifa için kullanıldığı tespit edilmiştir. (Doğru, 2013).

Tasavvufi terminolojide süt, ilmi temsil etmektedir. Su ise, Hacı Bektaş Velî’ye göre marifet makamındaki ârifleri temsil eder ve suyun aslı yeşil cevherdendir. Cevherin aslı da Tanrı’nın kendi kudretindendir (Güzel, 2012: 169-172). Benli Sultan asa suyu ile ilgili anlatıya göre; ilmi temsil eden süt9 (Uludağ, 2010: 269) velînin asasıyla yerden fışkırmakta, velînin suya olan ihtiyacını belirtmesiyle sütün yerine arifleri temsil eden su10 (Güzel, 2012: 172) akmaktadır.

Asa suyunun şifa uman kişinin niteliğine göre kesildiğine inanılması kutsalı koruma anlayışını hatırlatmaktadır. Söz konusu asa suyunun her türlü hastalıkta
şifa niyetiyle içildiği, bu suyla yıkanıldığı, büyümeyen çocuklar yıkandıklarında büyüyeceklerine inanıldığı görülmektedir.

3. Abdal Hasan Külliyesi Asa Suyu

Taşköprü’nün Abdal Hasan köyündeki külliye, Osmanlı mimarisinin erken
döneminin örnekleri olan hamam, medrese, türbe ve 20. yy başlarına tarihlenen camiden oluşmaktadır. Abdal Hasan’ın Horasan’dan geldiği ve II. Beyazıd zamanında yaşadığı söylenmektedir. Türbenin giriş kapısının sağındaki sanduka Abdal Hasan’a, solundaki ise II. Beyazıd’ın kızı olduğu söylenen Dilsiz Sultan’a aittir (Abdal Hasan Hal Tercemesi, 1997: 3-4).

Arşiv kayıtlarına göre Abdal Hasan’ın 15. yy’ın son 16. yy’ın başında yaşadığı öne sürülmektedir (Yıldız, 2005: S84-585). Türbenin ve avlusunu çevreleyen duvarların uzerinde geyik başları asılıdır.

Abdal Hasan ve türbesi etrafında da pek çok inanç ve uygulama oluşmuştur. Çocuk sahibi olmak isteyenler, cinnet geçirenler, her türlü hastalığına şifa arayanlar türbede bulunan sacayağın altından geçme, tespihin içinden geçme, sandukadan toprak alma gibi çeşitli uygulamalara başvurmaktadırlar (Küçükbasmacı, 2000: 164-166).

Derlemeler sırasında İbrahim Demirbaş adlı kaynak kişi, türbenin karşısındaki çam ormanının içinde bulunan ve söğüt olduğunu söylediği bir ağacı göstererek Abdal Hasan’ın asasını bu ağacın dibinden fırlattığını anlattı. Asa, türbenin biraz ilerisine düşmüş ve süt akmaya başlamış. Bunu gören Abdal Hasan, “Allah’ım ben süt istemedim, su niyaz ederim.” deyince süt suya dönüşmüş (KK-4). “Asa suyu” denilen bu suyun yanına yıkanmak için bir yer yapılmıştır. Vücudunda kaşıntı olanlar, cinnet geçirenler, büyümeyen çocuklar ve her türlü hastalığı olanlar şifa ümidiyle bu suyla yıkanmakta ve sudan içmektedirler. Özellikle konuşamayan çocuklar şifa için buraya getirilmektedir (KK-4).

Hayat ağacı ve hayat suyu ilişkisi, su ve süt ilişkisi Benli Sultan asa suyu örneğinde olduğu gibi Abdal Hasan asa suyunda da karşımıza çıkmaktadır. Her türlü hastalık için bu suyla yıkanıldığı ve sudan içildiği görülmektedir.

4. Haraçoğlu Türbesi Asa Suyu

Türbe, İhsangazi ilçesinin İsalar mahallesinde bulunmaktadır. Türbe ve cami Horasan’dan gelen Hoca Saadettin-i Harecî Efendi tarafından Nakşibendi Dergâhı olarak kurulmuştur. Ancak dergâh yapıları günümüze ulaşmamıştır. Haraçoğlu türbesinin giriş kapısında da geyik başı asılıdır. Ahlat Köyünde (Benli Sultan Köyü) Külliyesi bulunun Benli Sultan hazretleri ile dost ve postnişin oldukları, dolayısıyla 16. yüzyılda Nakşibendi Dergâhı olarak kurulduğu düşünülmektedir (http://
www.ihsangazim.com/ihsangazi-turizm/ihsangazi-camileri/haracoglu-camisi.html Erişim tarihi: 09.12.2016).

Saadettin Efendi buraya bir ikindi vakti gelmiş. Namaz kılmak için su bulamayınca bir çınar ağacının dibine gitmiş. “Allah’ım namaz kılacağım, abdest almak için su ihsan eyle” deyip asasını yere vurmuş. Süt akmaya başlamış. Bunun üzerine, “Süt ile abdest alamam, su niyaz ederim.” deyince süt suya dönüşmüş. Şifa niyetine bu sudan kim içerse, suyla yıkanırsa şifa bulur11.

Bir başka rivayete göre ise söz konusu su, havaların kurak gittiği bir dönemde Saadettin Velî hazretlerinin abdest almak için kayaya asasını vurarak çıkardığı sudur. (Kalafat, http://www.oocities.org/
yasarkalafat/mak12.htm Erişim tarihi: 09.12.2016).

Martin Lings, Kur’an’da rahmet ilkesi ile suyun özellikle yağmurun ayrılamayacağını söyler. Su da vahiy gibi Rahman tarafından aşağıya gönderilir. Abdest almak “madde dünyasında kendini bu rahmet dalgasıyla özdeşleştirmektir… arınma, kökenlerimize bir dönüştür” (Lings, 2003: 77-78). Suyun çıkışında abdest alma ihtiyacının hareket noktası olması gizli duran rahmetin açığa çıkması olarak yorumlanabilir. “Bir kaynağın fışkırması, yani gökten inmiş saklı durumdaki suyun yeniden görünmesi, ‘görünüşü’ aşan bir gerçekliğin örtüsünün ansızın aşılması”dır (Lings, 2003: 81). Abdest ve abdest almada en önemli araç olan su, beşerî boyuttan aşkın boyuta geçişi sembolize etmektedir (Oymak, 2016: 89).

Halk arasında “Haraco Türbesi, Horaca Tekkesi” de denilen Haraçoğlu türbesi, sünnet törenlerinde ve düğünlerde ziyaret edilmektedir. Türbedeki taş dibeğin Ilgaz’dan keramet yoluyla getirildiği rivayet edilmektedir. Türbeden şifa niyetine toprak alınır. Çocuğu yaşamayanlar, durmayanlar buraya gelip şeyhe satılır. Kadına bir bağ geçirilip Haraçoğlu’nun sandukasının etrafında üç kez dolaştırılır. “Çocuğum olur da kucağıma alırsam kurban keseceğim” diyerek adak adanır. Çocuğun adı Satı, Satılmış koyulur. Kurban olarak koyun, koç, keçi kesilir. Ancak tavuk, horoz kesen de vardır (KK-1, KK-3, KK-14). Türbeden şifa niyetine toprak alınır. Hasta olanlar bu toprağı karıştırdıkları suyla yıkanırlar. Ruhsal-sinirsel hastalıkları olanlar Haraçoğlu türbesine götürülür. Sacayaklar üzerinde su ısıtılıp hastaya gusül abdesti aldırılır. Türbedeki büyük tespihin içinden geçirilir (KK-6).

Söz konusu asa suyunun yöre insanı üzerindeki sosyo-psikolojik işlevinin
farkına varan İhsangazi Belediyesi’nin bu durumu dikkate alarak yıkanma yerlerini yenilettiği görülmüştür. Türbeden uzakta bulunan yıkanma yerleri değiştirilmiş, güneş enerjili ısıtma sistemi eklenmiştir (http://www.ihsangazi.bel.tr/index.
php?tip=1&modul=9_1&lang= tr&ID=170& pID=2 Erişim tarihi: 09.12.2016). Yerel yetkililerin bu yaklaşımının asa suyu etrafındaki inanış ve uygulamaların sürekliliğine katkı sağladığı söylenebilir.

Kaynak kişiler, velînin asasını suyun çıktığı kayaya kakınca suyun çıktığını ve şifa amaçlı kullanıldığını söylemişlerdir. Çocuklar götürülüp bu suyla yıkanmakta ve sudan içirilmektedir. Özellikle psikolojik rahatsızlığı olanlar asa suyuyla şifa aramaktadırlar (KK-5, KK-10, KK-16, KK-18). Mustafa Abaza adlı kaynak kişi, asa suyunun insanı rahatlattığını söylerken (KK-10), Kadir Kapıcı ise asa suyuyla yıkandığını, rahatladığını; bunun yolunun inanmaktan geçtiğini anlatmıştır (KK-5). Bir başka kaynak kişiye göre asa suyu, gelen ziyaretçileri severse çoğalırmış (KK-15).

Haraçoğlu asa suyunun bir çınarın dibinden çıkması hayat ağacı ve hayat suyu ilişkisini hatırlatmaktadır. Ayrıca suyun miktarının şifa uman kişinin niteliğine göre değiştiği inancı kutsalı koruma anlayışının göstergesidir. Asa suyunun bir ağacın dibinden çıkması ve suyun faydalanacak kişiye göre azalması Benli Sultan asa suyu ile; su yerine önce süt fışkırması, sonra suyun akmaya başlaması Benli Sultan asa suyu ve Abdal Hasan asa suyu ile ortak motiflerdir.

5. Şeyh Mehmet Efendi Türbesi Asa Suyu

Şeyh Mehmet Efendi Türbesi “Sacayaklı Sultan Türbesi” olarak da bilinmektedir.
Türbe, Şeyh köyü Akçasu Mahallesindedir. Kitabelerden türbenin 1662’de Şeyh Mehmet Efendi adına yaptırıldığı, 1951 yılında Hedânizâde Hacı Mehmet Kamil Efendi tarafından tamir ettirildiği anlaşılmaktadır. Altı sandukadan beşinin kime ait olduğu bilinmemektedir. 1662 tarihinden önce vefat eden Şeyh Mehmet Efendi’nin Şeyh Şabân-ı Velî’nin icazetli halifesi olduğu kabul edilmektedir (Çiftçi, 1995: 238-241).

Sacayaklı Sultan türbesi de dilek, adak ve şifa umuduyla ziyaret edilmektedir.
Türbenin girişinde bulunan ve Şeyh Mehmet Efendi’nin oturduğuna inanılan kayaya oturanların sırt ve bellerinin ağrımayacağına inanılmakta, sırt ve bel ağrısı olanlar bu kayaya oturarak şifa beklemektedirler (KK-2).

Kaynak kişilerin ifadelerine göre Şeyh Mehmet Efendi defnedildikten sonra
oğlunun rüyasına girerek mezarından su çıktığını, kendisini rahatsız ettiğini söyler.

Bunun üzerine oğlu Şeyh Mehmet Efendi’yi türbenin olduğu yere defneder. Türbenin dışında akmakta olan su “asa suyu” olarak bilinmektedir ve Şeyh Mehmet Efendi’nin mezarından çıkan su olduğuna inanılmaktadır (KK-12, KK-13). Bu asa suyunun da zemzem suyu niteliğinde olduğu kabul edilmektedir (KK-12). Türbede camekânın içinde Şeyh Mehmet Efendi’nin asası bulunmaktadır. Şeyh Mehmet Efendi asa suyu diğer örneklerden farklı olarak velînin asasının yere, kayaya ya da ağaca vurmasıyla değil, velînin vefatından sonra bedeninin toprakla teması neticesinde akmaya başlamıştır. Ayrıca asa suyunun zemzem suyu olarak kabul edilmesi Şeyh Şabân-ı Velî asa suyu ile benzerlik göstermektedir. Şeyh Mehmet Efendi’nin Şeyh Şabân-ı Velî’nin halifesi olduğunun kabul edilmesi bu benzerlikte etkili olabilir.

Sonuç
Yukarıda söz konusu edilen asa sularının her birinin ziyaret yeri haline gelmiş bir velînin türbesinin yanında olduğu görülmektedir. Asa suları; su, velî ve ağaç kültüne bağlı olarak şekillenmiştir. Şeyh Mehmet Efendi asa suyu dışındaki her bir asa suyu bağlı olduğu velînin asasını yere vurmasıyla fışkırmıştır. Velînin kendisi kadar kullandığı eşyalar da kutsaldır. Tasavvufî terminolojide asa kullanımı sünnet olarak kabul edilir ve tarikatlara göre anlamlar yüklenir. Velînin asasını yere vurarak su çıkarması onun kerametlerinden kabul edilir. Asayı yere vurarak su çıkarmanın Bakara sûresinin almışıncı âyetinde Kur’ân-ı Kerim referansı da vardır.

Şeyh Şabân-ı Velî ve Şeyh Mehmet Efendi asa suyu ile ilgili olarak vurgulanan zemzem benzetmesinin diğer asa sularına yapılmadığı dikkati çekmektedir. Bu durumun Şeyh Şabân-ı Velî’nin şahsiyetiyle ilgili algılamadan ve külliyenin bulunduğu yere yapılan Mekke benzetmesinden kaynaklandığı düşünülebilir. Şeyh Şabân-ı Velî’nin halifesi kabul edilen Şeyh Mehmet Efendi’nin türbesinde akan asa suyundaki zemzem benzetmesinde bu bağ etkili olabilir.

Benli Sultan ile Haraçoğlu asa sularının bir ağacın dibinden, Abdal Hasan asa suyunun ise bir ağacın dibinden fırlatılan asanın düştüğü yerden akmaya başladığı görülmektedir. Bu durum hayat ağacı-hayat suyu birlikteliğini hatırlatmaktadır.

Şeyh Şabân-ı Velî ve Şeyh Mehmet Efendi asa suyu dışındaki asa sularının çıkışıyla ilgili anlatılarda velînin asasını yere vurmasıyla önce süt kaynamaya başlamış, anlatılara göre velînin suya olan ihtiyacını dile getirmesiyle sütün yerine su akmıştır.

Asa sularının çıkışıyla ilgili anlatılarda dikkat çeken bir başka unsur velînin abdest almak istemesi, ancak etrafta abdest alacak suyun bulunmamadır. Bunun üzerine velînin asasını yere vurmasıyla suyun kaynamaya başladığı görülmektedir.
Anlatılardaki bu unsur, velî denilen kişinin beşerî boyuttan aşkın boyuta geçişini temsil eder.

Asa suları etrafında oluşan inanışlar arasında çocuk sahibi olmak için asa sularıyla yıkanıldığı, asa suyunun içildiği görülmektedir. Burada suyun hayat verici gücü akla gelmektedir. Yaratılışta rolü olan suyun üremede de etkili olacağı düşünülmüş, bu inanç günümüze kadar gelmiştir. Çocuk sahibi olmak isteyenler kutsallığına inandıkları asa sularından şifa beklemektedirler.

Asa suları çocuk sahibi olma arayışının dışında büyümeyen çocuklar için, her türlü hastalık için ve özellikle ruhsal sıkıntılardan kurtulmak için şifa niyetiyle içilmekte, bu sularla yıkanılmaktadır. Şifa beklentisi içinde olanlar asa sularından içtiklerinde ya da asa suyuyla kuralına uygun olarak (ritüellere bağlı kalarak) yıkandıklarında şifa bulacaklarına inanmaktadırlar. Kutsallığına inanılan bu sular aracılığıyla kişi ilk ana, yaratılıştaki kusursuz ana dönecektir. Şeyh Şabân-ı Velî asa suyu ile ilgili olan bir inanca göre de hırsız, ayyaş, hayat kadını gibi kişilere rüya yoluyla Hz. Pîr’den davet geldiğinde asa suyuyla yıkanmakta ve tövbekâr olmaktadırlar. Asa sularıyla yıkanmak arınmayı, kökene dönüşü sağlamaktadır.

Asa sularıyla ilgili olarak kutsala yapılan saygısızlık karşısında kutsalın korunduğu anlatılar da karşımıza çıkmaktadır. Suyun yanına “mundar” kişiler, “kötü niyetli” kişiler geldiği zaman suyun azaldığına, akışının durduğuna, kişi mekândan ayrıldığı
zaman ise asa suyunun tekrar akmaya, çoğalmaya başladığına inanılmaktadır.

Başlangıçta kendi halinde akan asa sularının üzerine çeşmeler, yanlarına yıkanma yerleri yapılmıştır. Haraçoğlu asa suyu örneğinde görüldüğü gibi son yıllarda yapılan yenilemelerde bu yıkanma yerleri modern ihtiyaçlara yönelik olarak (duşa kabin, sıcak su tesisatı gibi) düzenlenmektedir. Bu durum kültürün sürekliliğinin göstergesidir.

Suyun kutsallığı geçmişten bugüne devam etmekte, insan davranışlarına yön vermektedir. Ayrıca internet ortamında “asa suyu” ile ilgili bir tarama yapıldığında 15.08.2013 tarihinde 3.580, 06.11.2014 tarihinde 5940, 04.01.2017 tarihi itibariyle 9.870 sonuçla karşılaşılmaktadır. İnternetteki bu paylaşımlar haber, görsel, forum, şahıslar veya dergiler adına hazırlanmış internet siteleri, köylerin internet siteleri, resmî kurumların internet siteleri gibi farklı alanlarda karşımıza çıkmaktadır. Bu paylaşımların “asa suları”nın kutsallığının sürekliliğini sağladığı düşünülebilir. Elektronik ortam bilginin yayılmasını hızlandırmakta, paylaşımı arttırmaktadır. Geçen dört yıllık sürede görülen artış da bunu desteklemektedir. Böylece kutsalın etrafında oluşanların yeni bir ortam ve söylemde varlığını sürdürdüğünü görmekteyiz.

Söz konusu asa suları, suyun kutsallığı fikrinin günümüzdeki tezahürleridir. Etrafında oluşan efsane, inanç ve uygulamalarla birlikte asa suları aracılığıyla, Türk kültüründe suyun kutsallığı asırlardan beri devam ederek günümüz insanının davranışlarına yön vermeye devam etmektedir. Sonuç olarak; asa suları, velî kültüyle birlikte kişilerin maddi ve manevi sıkıntılarında başvurdukları kutsal mekânlar olarak Türk inanç sistemi içerisinde yeri ve önemini korumaktadır.

Sonnotlar
1 Kaynaklarda ıduk, iduk olarak gördüğümüz bu kelimenin karşılığı kısaca kutsal, kutsanmış olarak verilse de Jean Paul Roux’ya göre bu anlam yanlış olmamakla birlikte yetersizdir. Roux; Kaşgarlı Mahmut ve VIII. yüzyıla ait yazıtlardan yola çıkarak id- fiiline “serbest bırakılanlar” anlamının
verilebileceğini söylüyor. Ona göre bir mülkün serbest bırakılması, “kutsanması” anlamına geliyor ve bu da orada yaşayan hayvanların öldürülemeyeceği ve orada yetişen bitkilerin koparılamayacağı demektir (Roux, 2012: 76-79).
2 “… Kazan’ın önine bir su geldi. Kazan aydur: Su Hak dizdarın görmişdür, ben bu su-y-ile haberleşeyim didi. Görelüm hanum nice haberleşdi. Kazan aydur:
Çağnam çağnam kayalardan çıkan su
…..
Ordunun haberini bilür misin degil bana
Kara başum kurban olsun suyum sana.” (Ergin, 1997: 101)
3 Makale içinde kaynak kişiler KK kısaltması ve sıra numarası ile gösterilmiş, kaynak kişi bilgileri “Adı, Soyadı, doğum tarihi, eğitim düzeyi, mesleği, görüşme tarihi ve yeri” sıralamasıyla “Sözlü Kaynaklar” başlığında kaynakçada verilmiştir.
4 17 Ağustos 2013 tarihinde gözlenmiştir.
5 Su; Kur’an’da yağmur, pınar, sel, deniz, ırmak ve çeşme olarak geçmektedir. Hûd/7, Târık/5-6 âyetleri yaratılışta suyun rolüne dikkat çekerken, En’âm/99, A’râf/ 57 ve Furkân/48-49 âyetleri ise
suyun bereket kaynağı oluşuyla ilgilidir.
6 Zeki Başar, “Şifalarına İnanılan Kutsal Sular” isimli tebliğinde “Asa Suyu”na da yer vermiştir. Ancak Kastamonu’da bulunan “Pir Sultan Çeşmesi” adlı bir başka şifalı sudan daha bahseder. Bu su “Asa Suyu” ile aynı sudur. Şeyh Şabân-ı Velî’ye Hz. Pîr, Pîr Sultan da denildiğinden türbede bulunan su “Asa
Suyu”, “Pîr Sultan Çeşmesi”, “Ebizemzem” adlarıyla anılmaktadır.
7 Fotoğraf 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 9, 10 yazarın arşivindendir. Fotoğraf 8 ise şu adresten alınmıştır:
http://www.ihsangazi.bel.tr/index.php?tip=1&modul=9_1&lang=tr&ID=170&pID=2 ErişimTarihi: 09.12.2016.
8 uslu: yaşlı
9 Hz. Peygamver bir rüyasında süt içtiğini ve artanını Hz. Ömer’e verdiğini ve sütün ilmin simgesi
olduğunu söylemiştir (Uludağ, 2010: 269). Hacı Bektaş-ı Velî de Makâlât’ta imanı süte benzetmiştir (Güzel, 2002: 178).
10 Hacı Bektaş Velî Makâlât’ta Âdem’in toprak, su, ateş ve hava olmak üzere dört nesnedenyaratıldığını ve Cenab-ı Hakk’ın âbidler, zâhidler, ârifler ve muhibler olmak üzere dört bölük insan
yarattığını söyler. Âbidler şeriat kavmidir ve asılları havadır. Zâhidler tarikat kavmidir, asılları ateştendir.
Âriflerin aslı sudandır ve marifet kavmindendir. Muhibler ise hakikat kavmindendir ve asıllar topraktır
(Güzel, 2002: 165-175).
11 Bu bilgiler türbenin duvarında asılı bir levhadan alınmıştır.

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Kastamonu Şeyh Şaban-ı Veli Vakıf Müzesi

Fehmeddin DEMİRCİ Müze Araştırmacısı, Kastamonu Vakıflar Bölge Müd.  Şeyh Şabanı Veli Vakıf Müzesi Kastamonu’da aynı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Kastamonu Bilgi-Belge
Belgeler Arasında Kısa Kısa Kastamonu Notları

Kastamonu Dãrü'l-hadîs Medresesi 1900'lü yılların başında Kastamonu Dar'ülhadis Medresesi, müderrisler ve bevvâb (kapıcı) Dar'ülhadis Medrese …

Kapat