Ana Sayfa / KASTAMONU / Kastamonu Bilgi-Belge / KASTAMONU’DA YIKANMA KÜLTÜRÜNÜN MEKÂNA YANSIMASI

KASTAMONU’DA YIKANMA KÜLTÜRÜNÜN MEKÂNA YANSIMASI

KASTAMONU’DA YIKANMA KÜLTÜRÜNÜN MEKÂNA YANSIMASI

Yazıyı okumak için alttaki başlığı tıklayınız.

KASTAMONU’DA YIKANMA KÜLTÜRÜNÜN MEKÂNA YANSIMASI

Çalışmadan kısa bir bölüm:

KASTAMONU’DA YIKANMA KÜLTÜRÜ VE MEKÂNLARI

Kastamonu, Kuzey Batı Anadolu‟nun tarihi ulaşım yollarının dışında kalmış, deniz seviyesinden 790 m yükseklikte Ilgaz Dağı‟nın Kuzeyinde, Kastamonu Çayı‟nın açtığı Karaçomak Vadisinde kurulmuş tarihi bir şehirdir (şekil 3.1). Kastamonu‟nun geçmişi, şehir merkezinde bulunan kaya mezarından ve İsmail Bey Külliyesi’nin bulunduğu alandaki ġehinşah Kayası denilen kayalıkta bulunan kaya mezarlarından anlaşılacağı üzere M.Ö.7yy‟a kadar dayanmaktadır [27]. Kastamonu‟ya yerleşen ilk kavim, Ilgaz Dağları ile Karadeniz arasındaki alanı işgal etmek isteyen Mısırlılar, Suriyeliler ve Hititliler ile mücadele ederek milli varlıklarını kabul ettirmiş Gas Türkleridir. ġehrin ismi birçok rivayete göre farklılık gösterdiğinden kesin bir hüküm vermek pek mümkün değildir. Bir görüşe göre “Kastamonu‟ ismi bu kavmin adı olan “Gas‟ ve önemli şehir anlamına gelen “Tumania‟ kelimesinin birleşmesinden meydana geldiği söylenmektedir [31].

Kastamonu, uzun yıllar “Paflogonya‟ denilen bölge içerisinde kaldıktan sonra, Malazgirt savaşından sonra (1071) Türklerin egemenliğine geçmeye başlamıştır [1].

Kastamonu, Türklerin eline ilk olarak 1075 yılında geçmiştir fakat uzun yıllar Danişmentliler ile Bizanslılar arasında sürekli el değiştirdikten sonra 1143 tarihinde Selçuklulara geçmiştir [27]. Selçuklular Anadolu‟yu fethettikten bir süre sonra Anadolu‟ya gelmeye başlıyorlar.
İlk gelen kabilenin başında Hüsamettin Çoban Bey bulunuyor ve bu Komutan Kastamonu ve civarını Bizanslıların elinden alarak Kuzey Anadolu‟daki Türk Beylerinin lideri olduktan sonra 610/1212 tarihleri arasında Kastamonu‟da Çobanoğulları Beyliği kurmuştur [33]. Çobanoğulları Beyliği 14.yy‟ın başlarına kadar Kastamonu‟da egemenliğini sürdürmüş, Anadolu Selçuklu Ġmparatorluğunun dağılmasından sonra Candaroğulların‟dan Şemsettin Candar’ın oğlu Süleyman Paşa 1309 yılında şehri ele geçirmiştir [34-35]. 1383 yılında ikiye bölünen Beylik 1392 yılında Osmanlı İmparatorluğuna katılmıştır.[33]. Kastamonu ili bu tarihten Kurtuluş savaşına kadar Osmanlı İmparatorluğunun sınırlarında önemli bir merkez olarak yer almıştır.

Kastamonu şehrinin sahip olduğu bu geçmiş, yıkanma kültürüne ve mekânlarına da yansımıştır. Kastamonu‟da Selçuklular döneminde başlayıp Beylikler ve Osmanlı dönemine kadar devam eden dönem içerisinde 13 adet hamam yapılmış ve aktif olarak kullanılmıştır. Selçuklu Dönemi öncesine ait bir hamama rastlanmamıştır.

***

KASTAMONU’DA YIKANMA KÜLTÜRÜ
Kastamonu’da yıkanma kültürü, günümüzde eski cazibesini ve önemini yitirmiş durumdadır. Hamamlar eskiye oranla nerede ise hiç kullanılmamaktadır. Eskiden 13 hamamın hizmet verdiği Kastamonu ilinde şuan aktif olarak çalışan beş adet hamam bulunmaktadır.

Eski yıllara baktığımızda, 1950’li yıllarda kadınların büyük bir çoğunluğunun on beş günde bir mutlaka hamam gittiği bilinirdi. Hamama saat sabah 9’da gidilip akşama kadar yıkanılırdı. Hamama gidilirken iki adet bohça hazırlanıp içerisine, en az üç adet havlu, lif, kese, iki adet sabun, iki adet hamam tası, takunya ve nalın konulurdu. Baş en az üç kez yıkandıktan sonra, iki veya üç kez kese yapılır ve en son olarak sabunla ve lifle yıkanılarak yıkanmanın tamamlandığı bilinmektedir. Zenginler daha çok halvetlerde yıkanırlardı ve halvetlerin kapısında çiçekli demir korkuluk konulurdu. Ekonomik durumu düşük olan kimseler ise ana sıcaklık mekânında birbirlerini keseleyerek yıkanırlardı ve eskiden Roma hamamlarında olduğu gibi zenginler gelmeden hamamcı hamamı özel olarak temizleyip hazırladığı anlaşılmaktadır [34].

Özel gün hamam geleneklerinden en çok gelin hamamına özen gösterilirdi ve kayınvalide tarafından gelecek misafirler için hamam kapatılarak hazırlanırdı. Gelin, süslü takunyaları ve ipek peştamal ile soyunmalık mekânında elinde mumlarla arkadaşlarıyla beraber havuzun etrafında ilahiler eşliğinde dolaşırlardı. Daha sonra sıcaklık bölümünde, iyi bir evlilik yapmış her anlamda düzgün bir kişi tarafından yıkanırdı [34]. Hamam gidilirken, ekiili pilav, patates salatası, pastırmalı ekmek, turşu, ayran ve gazoz götürülüp yenilip içildiği öğrenilmektedir. Gelin hamamında ve normal günlerde sepetçioğlu, tiridine bandım gibi türküler söylenip tepsi ile tef çalınırdı. Ramazan aylarında gece hamamları yapılırdı ve haber verildiği zaman bazı gecelerde eile birlikte hamama gidilebilirdi. Eskiden bazı hamamlarda cinayetler de yaşanabiliyormuş. Kastamonu‟da bir kızın, annesinin kötü yola düştüğü öğrenince onu hamamda yıkanırken öldürdüğü bilinmektedir [35].

Hamam ritüeline baktığımızda, hamama girdikten sonra soyunma odalarına geçilirdi ve hamamcı tarafından peştamal ve terlik verilirdi. Yıkanma hamamın en sıcak bölümünde bailardı. 30 dakikalık bir bekleme sonucunda keselenme bailar. Kese işlemi bittikten sonra biraz soğukluk bölgesine geçilerek vücut dinlendirilir. Daha sonra tekrar en sıcak halvete girilerek beklenir ve sonra ikinci keselenme işlemi gerçekleşirdi. Buradan daha ılık bir halvete oradan da soğukluğa geçilir, vücut burada dinlendirilir aynı zamanda bir şeyler yenilip içilirdi. Dinlendikten sonra gene en sıcak halvete geçilir ve tekrar keselenme işlemi yapılırdı. Keselenme işlemleri tamamlandıktan sonra saç ve vücut 2-3 kez yıkanılır ve temiz bir havlu istenip kurulanırlardı. Kurulanma işleminden sonra vücut soyunmalık bölümünde yarım saat kadar dinlenilirdi [35].

***

İlginizi Çekebilir

Bediüzzaman Said Nursî’nin Kastamonu Hayatı / Abdülkadir BADILLI

ÜSTAD BEDİÜZZMAN’IN KASTAMONU HAYATI (1336-1943) KASTAMONU HAYATI FASLI Eskişehir hapis faslı ve müddeti, Yukarıda kısa …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Kastamonu Bilgi-Belge
1. Dünya Savaşı Sonrası Kastamonu’da Âsâyiş Durumu – VI

B- Emniyet Raporlarına Göre: 1. Dünya Savaşı Sonrası Kastamonu’da Âsâyiş Durumu Yazar: Muharrem KOÇ

Kapat