Ana Sayfa / KASTAMONU / İz Bırakanlarımız / Kastamonulu Bir Tezkireci ve Divan şairi Lâtifî / Mehmet TÜRKAN

Kastamonulu Bir Tezkireci ve Divan şairi Lâtifî / Mehmet TÜRKAN

KASTAMONU’LU BİR TEZKİRECİ VE DİVAN ŞAİRİ / Mehmet TÜRKAN

Bir yazımızda; “Kastamonu gerçekten değerleri bakımından çok kıymetli bir şehir fakat bu kıymetinin farkında değil” demiştim. Gerçekten de öyle… Bu yazımda da edebiyat tarihimiz ve edebiyat tarihçilerimiz açısından önemli Kastamonulu bir şahsiyeti daha kısaca tanıtmaya çalışacağım.

Lâtifi, Abdüllatif (Ö. 1582/990)Lâtifi, Hatibzâdelerdendir. Kastamonulu Lâtifi Çelebi diye anılır. Asıl adı Abdüllatif’ dir. 1491 (896) tarihinde Kastamonu’da doğmuş ve ilköğrenimini memleketinde yapmıştır. Ne derecede bir öğrenim gördüğü bilinmiyor. Âşık Çelebi’nin verdiği bilgiye göre, öğrenimini yarım bırakarak Kastamonu’dan ayrılmış, İstanbul’a gelerek kâtip olmuştur. Bu arada şiir de yazmaya başlayan Lâtifi, devrin önemli kişilerinden İskender Çelebi’ ye sunduğu bir “Bahariye” kasidesiyle kendisini tanıtmış ve bu kasideye karşı Belgrat’ta imaret kâtipliği almıştır.

Lâtifi, arada İstanbul’a uğradığı kısa süreler dışında- bütün gençliğini çeşitli Rumeli illerinde kâtipliklerde geçirmiş, ancak 1543 (950) yılında elli yaşında İstanbul’a dönebilmiştir. Bu sırada Sehî Bey tezkiresini tamamlamış (1538/945) ve eseriyle üne kavuşmuş bulunuyordu. Bunu gören Lâtifi, dostu şair Za’ifî ‘nin de ısrarıyla Âşık Çelebi ile de görüşüp anlaşarak, yıllar süren hazırlıklarını bir araya getirmeye ve topladığı bilgileri bir tezkire halinde yazmaya başladı. Eserini 1546(953) yılında tamamlayarak devrin padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ a sundu. Bu eserine karşılık kendisine Taşlıcalı Yahya Bey’ in mütevellisi olduğu Eyüp Vakfı Kâtipliği verildi. Lâtifi, on yıl kadar bu görevde kaldıktan sonra imâret katipliğiyle Rodos’a sürüldü. Bir süre Mısır’ da da kâtipliklerde bulundu. Hayatının son yıllarını İstanbul’da geçiren Lâtifi, bir ara tekrar Mısır’a gitmiş ve buradan Yemen’e geçerken bindiği geminin batmasıyla 1582/ 990 yılında boğularak ölmüştür. Öldüğünde doksan yaşını aşmış bir ihtiyardı.

Tezkire, ilki büyük şair ve devlet adamı Ali Şir Nevâi tarafından yazı Çağatay Türkçesi ile yazılmış ardından Anadolu şairleri arasında yetişen Sehi Bey’in tezkiresi ile ikincisi yazılmıştır. Şairler antolojisi anlamına gelen üçüncü Teksire yazarı Kastamonu Abdüllatif Çelebi yani latifi’dir. Latifi bu eserinde ilk defa şairleri harf sırasına yani alfabetik sıraya göre dizmiştir. Bu tezkire yani şairler antolojisi üç bölüm ve bir sonuç bölümünden oluşmaktadır. Kendinden önce yaşayan ve kendi devrinde yaşayan şair olan devlet adamlarından en ücra köşelerdeki şairlere kadar araştırmış ve günün imkânları çerçevesinde en güzel antolojiyi oluşturmaya çalışmıştır.

Latifi ile ilgili birçok kaynakta bilgilere rastlamak mümkün ancak en etraflı çalışmayı Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk İPEKTEN’ yapmıştır. Tabiî ki bu yeterli demek mümkün değil. Kastamonulular olarak hakkında çok daha fazla araştırmalar yapmak gerekir diyorum. Çünkü bu büyük ve önemli bir şahsiyet, hakkında konuşulması ve araştırma yapılması gereken bir kişilik. Şehrimize üniversitenin de kurulumuş olması belki de bu alanda bir hızlanmaya sebep olabilir diye ümit ediyorum.

Kaynaklar:

1-Âşık Çelebi; Meşâ’irü’ş-şu’ara. İstanbul Üniversitesi Ktp. TY 2406 yk. 132 b.

2-Lâtifi, Tezkire-i Latifî. İstanbul 1314. s 229

3-Şuara Tezkireleri, Prof. Dr. Haluk İPEKTEN, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yay. Erzurum

4-Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Dergah Yayınları

__________________________________________________________________________________________

Lâtifî’nin eserleri ve Tezkiresinin Özellikleri

Latîfî çeşitli eserler yazmıştır: Bunlardan en meşhuru 1546da tamamlayıp Kânûnî Sultan Süleymana sunduğu Tezkiret-üş-Şuarâ adlı eseridir. Tezkirecilik târihimizin en önemli örneklerinden olan eser bir mukaddime üç fasıl ve hâtimeden meydana gelmiştir. Birinci faslıda, Anadoluda yetişen şâir şeyhler; ikinci fasılda şâir pâdişahlar; üçüncü fasılda ise harf sırasına göre Sultan İkinci Murâd Han devrinde 1543e kadar yetişen üç yüzden fazla şâir yer almaktadır. Tezkirede yer alan şahıslar alfabetik olarak verilmiştir. Şâirler hakkında edebî tenkid ve değerlendirmelere yer vermesi esere orijinallik kazandırmıştır. Ancak birçok mühim şahsiyeti de ilgisi olmadığı halde Kastamonulu olarak göstermiştir. Eser 1896da Ahmed Cevdet tarafından yayınlanmıştır. H. Theodor Chabet tarafından kısaltılarak Almancaya çevrilmiştir (1800). Latîfî, tezkiresinde; 500 gazel ve 33 kasideden meydana gelmiş bir Dîvânı olduğunu yazarsa da, henüz bu eser ele geçmemiştir.

Diğer eserleri ise şunlardır:

Risâle-i Evsâf-ı İstanbul: İstanbul’un birçok semtini, devrin yaşayış ve düşünce hayâtını anlatan bir eserdir. Eser 1977de İstanbulda yayınlandı.

Fusûl-i Erbaa: Dört mevsimin özelliklerinin anlatıldığı bir eser olup 1870te Münâzarâ-i Latîfî olarak yayınlandı.

Subhat-ül-Uşşâk: Yüz hadîs-i şerîfin tercümesidir.

Nazm-ül-Cevâhir, Ahvâl-i İbrâhim Paşa, Vasfı Âsaf-nâme, Enis-ül-Fusehâ, Esmâ-üs-Suver-il-Kurân.

16.yy’da yaşayan Latifi (1491-1582) şiirleri de bulunmasına rağmen edebiyatımızda tezkiresiyle ünlü bir yazardır. Latifi tezkiresinde 310 şaire yer vermiştir. Latifi tezkiresinde şair ve sanatçıları objektif olarak değerlendirmiştir.

Latifi tezkiresi bu yönüyle edebi tenkit örneğidir. Latifi’nin 1546’da tamamlayıp Kanuni’ye sunduğu kendi adıyla anılan tezkiresi, 1896’da Tezkiretü’ş-Şuara adıyla yayınlanmıştır. Tezkiretü’ş-Şuara süslü nesir şairidir.

Tezkiresini hazırlarken şunlara dikkat etmiştir:

Osmanlı ülkesinde yetişen bilgili, güzel söz söyleyen veya başka bir ülkede doğup Türk şairleri yoluna giden şairleri tespit etmiştir.

Osmanlı ülkesi şairlerinin eşsiz şiirleriyle tanınan, halkın dilinde şiirleri ve adları dolaşanlarla, defter ve divanıyla tanınıp şöhret olmamış faziletli şairleri tespit etmiştir.

Şairlerin değerini, liyakat, kudret ve yeterliliklerini belirlerken sanattan anlayan dostlarının düşüncelerini ve bilgili kişilerin ortak kanaatlerini dikkate almıştır.

Şairlerin birbirlerinden meziyet ve üstün tutulma sebeplerini araştırmıştır.

Şairlerin edebî sanatların hangisi üzerinde başarılı olduklarını ve ustalık alanlarını öğrenmiştir.

Şairlerin ne zaman doğduğunu, nerede yetiştiğini tespit etmiştir.

Şairlerin şiir ve inşa alanında divan, risale, mesnevi ve makale olarak neleri yazdıklarını tespit etmiştir.

Şairlerin yazdım diye bildirdiği eserlerin, kendi telifi, kendi buluşu veya başka bir dilde yazılmış eski şairlerin eserlerinden, tercüme, çalıntı yahut iktibas olup olmadığını tespit etmiştir.

Her bir sanatçının meydana getirdiği eserleri ve yazdığı şiir ve beyitleri çalışıp çabalayarak bir bir bulmuştur.

Türkçede şiir ve nesir olarak yazılmış ne kadar divan, risale, mesnevi ve makale varsa hepsini inceden inceye gözden geçirmiştir.

Uzun bir süre de yaşlı, bilge kişilerden ve edebiyatla ilişkisi olanlardan sorup bazı bilgiler öğrenmiştir.

Bilgin sohbetlerinde, beliğ kişilerin toplantılarında mahal ve münasebetle okunan renkli gazelleri, dostların gönül sayfalarında ve kültürlü kişilerin içlerindeki defterlerde yer alan seçkin şiirleri, Osmanlı ülkesi şairlerinin eserleriyle bir araya getirip her birinin güzel matlalarını, beğenilen maktalarını, renkli ve makbul mesnevilerini, zevkle dinlenen manevi beyitlerini, yararlı müfredlerini ve rubailerini, nazik latifelerini, şairlerin birbirleriyle yapılmış olan güzel şakalaşmalarını bu tespit etmiştir.

 

liseedebiyat com

İlginizi Çekebilir

Ahilerin Efendisi Zahreddin Resul veya Ahi Şorba

Yeni Bulunan Vakfiyenin Işığında: AHİLERİN EFENDİSİ ZAHREDDİN RESUL veya AHİ ŞORBA Yazan: Tuncay SAKALLIOĞLU Ahi Şorba …

Daha fazla İz Bırakanlarımız, Uncategorized
Şahıs Merkezli Okumak / Prof. Dr. Mehmet Görmez

ŞAHIS MERKEZLİ OKUMAK/Prof. Dr. Mehmet Görmez* Adını okuma fiilinden alan Kur’an’ın ilk kelimesinin imana, ahlâka …

Kapat