Ana Sayfa / Yazarlar / Kültür Başkentimizin  Mülteci Sınavı / Oğuz CANDARLI

Kültür Başkentimizin  Mülteci Sınavı / Oğuz CANDARLI

Mültecilerimiz var.

Neden, niçin, nasıl?…
Bütün bu sorulardan ve cevaplarından bağımsız olarak “netice” üzerinde fikir teatisine şiddetle ihtiyacımız var..
Evet, ülkemizin bütün şehirleri gibi bizim şehrimizde de binlerce mülteci var.
Bu insanların sorunları var, dertleri var, ihtiyaçları var..
Bizim de o insanlara ilişkin dertlerimiz, sorunlarımız, sıkıntılarımız var. Farketmesek, kabul etmesek  bile belki bizim de onlara ihtiyacımız var pek çok fırsatlarımız da var..
Sorunları kısaca özetlemeye çalışalım.
Önce, kaderin ve Rabbimizin bize teslim ve emanet ettiği mültecilerin sorunlarına bakalım..
* Evvelâ, bu mültecilerin taştan, betondan varlıklar, heykeller olmadığını, onların da etten, kemikten, acıkan, susayan, üşüyen, üzülen, ağlayan, gülen, tıpkı bizim gibi Allah’ın c.c. insan olarak yarattığı varlıklar olduğunu farketmeye, kabul etmeye ihtiyacımız var.
* Ülkelerinde yaşanmakta olan savaşın, terörün bu insanların ruhlarında, hayatlarında, psikolojilerinde açtığı ve tedavi edilmesi  gereken derin yaraları var..
Savaş görmüş, bombardıman uçaklarını görmüş, uçaklardan atılan bombalarla şehirlerin yok olduğunu, akrabalarının belki aile fertlerinin bombalarla ya da sokaklarda kol gezen anarşi terör yüzünden her gün her gün ölümünü görmüş, ölümler, zulümler görmüş kadınlar, çocuklar, analar, babalar..
Bu travma tedavi edilmek, bu yürekler teselli edilmek ister…
* Bu insanlar doğup büyüdükleri şehirlerini, kültürlerini, bütün sevdiklerini, birikimlerini,  hatıralarını terk etmek zorunda kalmış, hayatta tutunacak hiç bir dalı olmayan tamamen sahipsiz ve çaresiz insanlar..
* Bu insanlar sığındıkları bu şehir hakkında, insanı, örfü, adeti, dili vb hakkında  hiç bir şey bilmeyen insanlar. 
* Bu insanların çoğunun bırakın ev kiralamayı, eşya almayı ekmek alacak paraları olmayan insanlar.
Hatta bazıları, ilk geldiklerinde ev bulamayıp, rehber bulamayıp bir kaç gün parklarda yatmak zorunda kalan insanlar..
* Bu aileler özellikle ilk geldikleri günlerde çok zorluk, perişanlık çekiyorlarmış.
Özellikle kış aylarında gelip bir ev tutmayı başarabilen fakat soba, odun kömür, yatak yorgan alamayan insanların hallerini tahmin edebilmek için şahit olmak gerek. O da yetmez ama, görmeyen asla anlayamaz.
Tok açın halinden, sıcak soba başındakinin soğuktan donanın halinden anlaması çok zor ama anlamaya, anlaşılmaya çok ihtiyaç olduğu, anlaşılmamanın en önemli sorunlardan biri olduğu kesin.
* Bu insanların iş bulma, aş bulma, hayatlarını devam ettirme sorunları var.
Kış günlerinde Kastamonu şartlarında iş bulmak hayli zor.
Gelirken, maddi birikimi olmadan gelen, gelirken yolda bir şekilde parasını kaybeden vb insanlar ne yaparlar, ne yer ne içerler?
Çocuklarının halleri nolur?
* Bu insanların resmi kurumlar nezdinde, toplum nezdinde kendilerini, dertlerini, ihtiyaçlarını anlatma sorunu var. Hastahanede, postahanede, emniyette, okulda vb her yerde doğru, dürüst, ahlaklı, vicdanlı, onları çarpmayacak rehberlere  ihtiyaçları var.. Bu rehberlerin, tercümanların takip ve denetime ihtiyaçları var.
* Bu insanların yaşadıkları topluma uyum sorunu var. 
Tanınmaya, anlaşılmaya, saygı duyulmaya, insan yerine konmaya, destek olunmaya, kucak açılmaya ihtiyaçları var. İnsan, insana muhtaçtır..
Bu insanların çoğu kendi ülkelerinde esnaf, tüccar, memur.. Bizim gibi ve bizim kadar asaletli insanlar.. Onların da saygıya ihtiyaçları var..
* Ve bu insanların kendi ülkelerinde yaşanan kültürü sürdürmeye ihtiyaçları var. 
Buna bizim de ihtiyacımız var.
Kendi kültürünü yaşayabilen insanlar köklerini, değerlerini kaybetmedikleri için bizim toplumumuza uyumları kolay olur, kötü niyetli insanların tuzaklarına düşmez. Ahlaken çökmez, kendi toplumundan, kültüründen aldığı değerlere bağlı kalabilirse asaletini kaybetmez, kolay kolay alçalmaz, alağılık işlere bulaşmaz.
* Bu insanların karınlarının doyurulması, bedenlerinin ısıtılması yanında yüreklerinin de doyurulup ısıtılması gerekir, manevi rehberlere ihtiyaçları vardır.
Şehrimizdeki mülteciler ya Arapça ya da Farsça konuşan coğrafyadan geldikleri için, o dili konuşan ve yine kendi içlerinden onlara rehberlik edecek insanları onlara önder yapmaya ihtiyaç var.
Şehrimizdeki dini cemaatlerin, tarikatlerin, topluca ve sistemli bir şekilde  bu insanlara kucak açması gerekir.
Burada önemli bir ayrıntı aktarmak isterim;  geçtiğimiz yıl Avrupa Birliği, ülkemizdeki mülteciler için vadettiği maddi yardımı, kendi yardım kuruluşları vasıtasıyla ve onların eliyle mültecilere ulaştırmak şartını getirmek istemişlerdi.
Neden olabilir?
Veren üstün el olmak istedikleri için,
Verirken misyonerlik yapmak için, 
Din ve kültür pazarlamak için, 
Türkiye’nin yapılan yardımlar üzerinden itibar kazanmaması için..
Adamlar yardımları bile kaç yönlü propaganda malzemesine dönüştürmek için ne hinlikler düşünüp teklif ediyorlar..
Bu insanların canları, malları, hayatları, çocukları, dinleri imanları üzerinde planlar yapanlara karşı, dinimizin, devlet ve milletimizin yüceliğini ilan ve isbat edecek şahıslara, kurumlara ve uygulamalara ihtiyaç var.
* Bu insanların mağduriyetinden yararlanmak isteyecek kötü niyetli insanlara karşı korunmaya ihtiyaçları var.
En başta misyonerlik faaliyetleri olmak üzere, bu sahipsiz insanların  suç örgütleri, fuhuş, uyuşturucu sektörü gibi sektörlerin eline ve tuzağına düşmesinin engellenmesi adına son derece titiz ve dikkatli çalışmalar yürütmeye, yürüretecek insanlara, kurumlara ihtiyaç var.
* Bu insanların, emeğini sömürmek isteyenlere karşı, az paraya çalıştıran, çalıştırıp parasını vermeyenlere, kiralık ev sektöründeki hukuksuz, vicdansız insanlara ve uygulamalara  karşı korunmaya ihtiyaçları var. 
* Bu insanların içlerinde sermayesi olanın hazırı tüketmek yerine sermayesini işletmeye, sanatı, mesleği  olanın da sanatını, mesleğini icra etmeye ihtiyacı var ki asalak gibi yaşamasınlar, içinde bulundukları topluma değer katsınlar, üretsinler..
Bizler de sürekli zekat, sadaka ve yardımlarla bu insanları ayakta tutmaya çalışmayalım iş bulalım, iş verelim. 
Taşıma suyuyla değirmen döndürmeye, balık tutarak yüzlerce insanı her gün doyurmaya çabalamanın anlamı yok… 
Hem bu mültecilerin içersinde bulunan sanatkarların, zanaatkarların, esnafın, tüccarın bize katacağı çok değer olabilir.
Bizde olmayan, bizde unutulan pek çok sanat ve meslek  dalını da şehrimize kazandırmış olabiliriz.
* Bu sene kış mevsiminde havaların çok yumuşak geçmesi bizi endişelendiriyor belki ama mülteciler için muazzam bir rahmet oldu.
Bu kış, havalar mevsim normallerinde gitseydi, Allah bilir ya, haftada, ayda bir soğuktan ve açlıktan donarak ölen mülteci aile haberleri yapmak, okumak, bu utançla anılmak zorunda kalabilirdik..
Çünkü Kastamonu’da mülteci sorunu hakkında resmi görevli bir kaç kurumdan başka elini taşın altına koyan kurum sayısı çok az. 
Sosyal Yardımlaşma Vakfı, Kızılay gibi resmi; IHH, Deniz Feneri, Damladan Deryaya, Beşir Derneği gibi gayrı resmi üç beş stk ve  birkaç din görevlisinden başka kimse sahada görünmüyor.
Organize yok, işbirliği yok, yardımlaşma yok, kimsenin kimseden haberi yok diyor görüştüğüm bir kaç kişi.
Birkaç hamiyetli insan çok kıt imkanlarla ve el yordamı ile ulaşabildiği bir kaç mülteci aileyi ayakta tutmaya çabalıyor.
Belediyenin yoksul aileler için açtığı market dışında bu işlere ayırdığı bütçe nedir, kaç personelini bu iş için istihdam etmektedir, bir ofisi vb var mıdır, bilemiyorum..
Sivil yardım kuruluşlarının ciddi bir sermayelerinin ve sabit elemanlarının olmadığını öğreniyorum.
Gönüllüler üzerinden yürüyor yardım hizmetleri.
Gönüllüler de zaten kendi işi gücü, çoluk çocuğu olan insanlar.
İşin olumsuz yanlarından biri de insanlarımız bu birkaç kurum var ve her türlü yardımı yapıyor zannettiği için kendisini yardıma muhtaç saymıyor, gördüğü mültecileri zengin zannediyor, hatta olumsuz propagandalar yüzünden, bizim ekmeğimizi yiyen beleşçi asalaklar zannediyorlar.
Oysa siz yoksanız kimse yok..
Siz uzatmıyorsanız başka uzanan el yok..
Son olarak, bir kaç din görevlisi kardeşimizin cami civarlarında oturan mülteci ailelere yardım etmek için alkışlanacak işlere imza attıklarını öğrendim.
Kendilerine eşlik ettim.
Yüreklerindeki insan sevgisi ve Allah rızasından başka sermayeleri olmadan, kimseden para pul da istemeden çok güzel işler başarmışlar, dokundukları yürekler çiçek açmış, gördüm..
Bir gününüzü, birkaç saatinizi bu insanlara, yardım kuruluşlarına ayırın, sokakta gördüğünüz o insanları bir de evlerinde görün.
 
Kastamonu 2018 Türk Dünyası Kültür Başkenti.
Bir başkentin siyasetini, kültürünü, medeniyetini, asayişini, emniyetini, ekonomisini, ticaretini idare edenlerin kafa kafaya verip topluca bu soruna eğilmeleri, sahadaki insanlara eşlik etmeleri, onların gözleri ve gönüllerinden yaşananları görmeleri gerekiyor.
Sahadaki insanların  tesbitlerini, önerilerini dinlemeleri gerekiyor. 
Hepimiz adına, devlet adına, insanlık adına..
Bir sonraki yazımızın konusu da bu olacak ya da  bu konuda bir iki yazı daha yazmak gerekecek.
Selam ve dua ile.

İlginizi Çekebilir

Osmanlı’nın kurtuluşu!

Eminönü Mercan’daki 17. Yüzyıl yapısı Büyük Valide Hanı, bir süre önce gündeme gelen bir haberle …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Osmanlı Tokadının Sesi / Vehbi KARA

Fırat Kalkanından sonra Afrin Operasyonu bütün emperyalist güçlere okkalı bir “Osmanlı tokadı” oldu. Öyle ki …

Kapat