Ana Sayfa / KÜLTÜR – SANAT – FİKRİYAT / Makaleler / Kur’an-ı Kerîm’de Geçen Yerleşim Yerleri

Kur’an-ı Kerîm’de Geçen Yerleşim Yerleri

MEDİNE, MEKKE İLE BİRLİKTE “HARAMEYN” ADINI ALIR. CENÂB-I HAK, MEKKE’NİN, O’NUN RESÛLÜ İSE MEDİNE’NİN BELİRLİ SINIRLARINI HAREM TAYİN ETMİŞTİR. MEDİNE HAREMİ, TAMAMIYLA MEKKE HAREMİ STATÜSÜNDE OLMASA BİLE BAZI ŞARTLARDA ONUN GİBİ SAYILMIŞTIR.

Ahmet BEDİR
Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Kur’ân-ı Kerîm, birçok mekân ve coğrafyadan bahseder. Bunların hepsini bu mevkutede ele almak çok zor olacağından önemli bir kaçını beyan etmekle iktifa edeceğiz. Buna göre Kur’ân-ı Kerîm’de geçen yerleşim yerlerini biri, “ismi açıkça zikredilen büyük şehir ve ülkeler veya bunların bazı bölümleri, diğeri de mutlak zikredilenler olmak üzere iki ana başlıkta inceleyeceğiz.

İsmi Açıkça Zikredilen Büyük Şehir ve Ülkeler

Kur’an’da, “Bekke” (3/96), “Beledü’l-emîn” (90/1), “Ekinsiz Vadi” (14/37) ve “Ümmü’l-kurâ” (6:92) şeklinde zikredilen Mekke, dünya üzerinde ilk temeli atılan Kâbe-i Muazzama’yı (3:96) barındırması ve Hz. Muhammed’in (a.s.) de doğduğu yer olması hasebiyle İslâm âleminin merkez kutbu ve en mukaddes şehridir.1 İslâmî kaynaklarda Mekke’nin bundan başka birçok ismi de mevcuttur.2 Mekke dağları Ahd-i Atik’te “P(f)aran Dağı” olarak da geçer.3 Mekke, Allah’ın gönderdiği bütün peygamberlerin uğradığı bir şehir, Kâbe de yine her peygamber tarafından tavaf edilen bir metaf-ı kutsiyandır. Mekke, Mescid-i Haram, Kâbe, Safa ve Merve, Ebu Kubeys Tepesi, Mescid-i Cin, Cennetü’l-Mualla Kabristanı, Hira ve Sevr Dağı gibi en kutsî mekânları içinde barındırır. Kur’an’da zikredilen Makam-ı İbrahim, (2/125; 3/97) farklı anlamlarda yorumlanmıştır. Makam-ı İbrahim’den genel anlamda bütün hac ibadeti, Arafat (2/198), Meşar-i Haram (2/198) denilen Müzdelife (özellikle Kuzeh Tepesi), Mina (özellikle şeytan taşlama yerleri), Harem veya Harem’in hepsi kastedilmiştir.

Kur’an’da ismi geçen Huneyn (9/25), Mekke’den Taif’e giderken (ikinci uzun yol) Sabûha adlı köye 2 km. kala sağlı sollu her iki taraftan çöl bitkileri ile dolu, küçük mağaralardan meydana gelen bir vadidir.

Diğer bir adı da “Yesrib” olan (33/13) Medine-i Münevvere’nin bunlardan başka isimleri de vardır.4 Bu şehirde bulunan Mescid-i Nebevî, fazilet bakımından Mescid-i Haram’dan sonra ikinci yerini alır. Medine, kurulduğu günden beri hep canlı olarak kalmıştır. Medine ismi verilmeden önceki, Yesrib ismi, şehre ilk yerleşen Amalika’dan ve yedinci göbekten soyu Nuh’a dayanan Yesrib b. Kâniye’den dolayı verildiği rivayet edilir.5

Medine, Mekke ile birlikte “Harameyn” adını alır. Cenâb-ı Hak, Mekke’nin, O’nun Resûlü ise Medine’nin belirli sınırlarını Harem tayin etmiştir. Medine Haremi, tamamıyla Mekke Haremi statüsünde olmasa bile bazı şartlarda onun gibi sayılmıştır. Resûl-i Ekrem’in hicret ettiği sıralarda Medine halkını meydana getiren Arap ve Yahudi kabileleri kendilerine mahsus mahallelerde yaşıyorlardı. Böylece Medine, ayrı ayrı kabilelerin oturduğu birbirinden uzak mahallelerden müteşekkildi.6

Kur’an’da ismi geçen Bedir (3/123) ise, Medine’nin takriben 160 km. kadar güney batısında ve Kızıldeniz sahiline 30 km. mesafede, Medine’ye bağlı bir kasabanın adı olup, meşhur Bedir Savaşı burada vaki olmuştur.

Kur’ân-ı Kerîm, Hz. Peygamber’in, etrafı mübarek kılınan Mescid-i Aksa’ya yolculuğundan bahseder.7 (17/1) “Etrafı mübarek olan yer” Beytü’l-Makdis, Mescid-i Aksa, “etrafı” da Kudüs’tür. Kur’an’ın “el-Ardü’l-Mukaddese” (5/21) ifadesi ile de yine bu şehir ve civarının kastedildiği düşünülmektedir. Tarihi çok eski zamanlara dayanan bu şehir, günümüzde biri “Kudüs” diğeri Jerusalem (Yeruşalaym) olmak üzere iki meşhur isim ile anılır. Özellikle İslamiyet, Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi üç semavî dinin beşiğidir. Kur’ân-ı Kerîm, Kâbe’yi ve etrafını mübarek saydığı gibi (3/96) bizzat bu beldeyi de mübarek kabul etmiş ve Kur’an’ın daha birçok yerinde mübarek olduğuna atıflarda bulunulmuştur (17/1; 7/10; 34/18). Kudüs, çiçekleri, ağaçları ve havasıyla olduğu gibi, meleklerin iniş durağı, peygamberlerin ötelere çıkış yeri olması dolayısıyla da mübarektir. Hz. Muhammed (a.s.) miraca buradan açılan nurlu bir yolla yükseldi. Hz. İsa (a.s.) yine buradan açılan nurlu bir koridorla ötelere yürüdü. Tevhid mayasının yeryüzüne ilk çalındığı mekânlardan biri olan Kudüs’te kimlerin izi yok ki! Başta Hadis-i Şerif’te ziyaret edilmesi önerilen üç mescitten biri olan Harem-i Şerif ve onun içinde, Mescid-i Aksa,8 Kubbetü’s-Sahra Mescidi (Hz. Peygamber’in miraca yükselirken en son ayağını bastığı taşın etrafına yapılan mescit), Hz. Ömer Camii, Hz. Meryem’in Kabri, Hz. Davud’un şehri, Kutsal Mezar Kilisesi (Hz. İsa’nın refedildiği yer), Hz. Zekeriya’nın kabri, Hıtta Kapısı, Hz. Davud’un Kabri, Zeytin Dağı bunlardan bir kaçı.9

Kur’an’da birçok yerde geçen “Medyen” kelimesi (7/85) yer, şahıs ve kabile ismi olmak üzere üç anlamda da kullanılır. Hz. İbrahim’in oğlu Medyen’in bu şehri kurması ve burada yaşayan kimselerin de onun neslinden olması sebebiyle bu isim verilmiştir.10 Medyen kalıntıları, günümüzde Suudi Arbistan’ın el-Bed’ adı verilen şehrinin hemen yanında “Âsâru Kavm-i Şuayb” adıyla yer alır. Medyenliler, Kuzey Arabistan’da otururlarken, burasını merkez edinmişlerdi. Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Şuayb’ın peygamber olarak gönderildiği Ashâb-ı Eyke ve Ashâb-ı Medyen birbirine yakın şehirlerde ikamet ediyorlardı. Peygamberlerinin buyruklarını dinlemeyen Eyke ve Medyen halkı, en önemli ticaret merkezlerine ulaşan bir kavşakta, ticarette sahtekârlık yaptıkları için, peş peşe korkunç güneş sıcağı ile çekirge gibi kavrulup helâk olmuşlardır.

Ashab-ı Medyen’in yeri kesin belli iken Eyke’nin yeri belli değildir. Eykelilerin yerinin, Tebuk şehri veya Makna sahil kasabası olabileceği üzerinde durulur. Böylece, Ashâb-ı Medyen ile Medyenliler; Ashab-ı Eyke ile de buraya yakın yerde bulunan Maknalılar veya Tebüklüler kastedilmiştir.11

Âyet-i kerimede geçen Bâbil kelimesi (2/102), Akadça “Tanrı’nın kapısı” anlamına gelir. Grekçe’ye Babylon  olarak geçmiş ve Batı dillerinde de böyle kullanılmaktadır. Irak’ın Hille adlı şehrinin kuzeyinde yer alan Bâbil harabeleri Kur’an’ın kastettiği Hârut ve Mârut’un yaşadığı şehirdir.12 Burasının, sihrin ilk çıkış noktası olduğu anlaşılmaktadır.13 Tevrat tefsirlerine göre Babilonya Âdem, İdris, Nuh ve İbrahim’in yaşadığı bölge olarak kabul edilir.

Hz. Nuh (a.s.) muhtemelen M.Ö. 4000 yıllarında14 Kûfe’de yaşamıştır.15 Tufan’ın başlangıç noktası da burasıdır. Kur’ân-ı Kerîm Cudî’ye geminin konduğunu ve bu yerin de muhtemelen şimdiki adı Cudî Dağı veya buradaki dağlar silsilesi olduğu belirtilmektedir.16 Büyük çoğunluğa göre “Cudî” bir dağ ismidir ve yeri de Cizre ile Şırnak arasında kalan Cudî dağıdır.17 Şırnak iline 17 km. uzaklıkta bulunan ve oval biçiminde olan Cudî Dağı üzerinde, 2000 metreyi aşan dört doruk vardır. Bunlardan 2017 m. yüksekliğinde olanına “Nuh Peygamber Ziyaret Tepesi” denir.18 Cudî Dağı’nı, hem Cizre hem de Şırnak’tan görmek mümkündür. Bugün, Şırnak’ın doğusunda bu ile 4 km. uzaklıkta, eski adı Heştiyan (Semanin/Seksenliler), şimdiki adı Yoğurtçular olan bir köy mevcut olup, Hz. Nuh’un Tufan’dan sonra gemidekilerle beraber indiği ilk yer olarak bilinmektedir.19 Yüce Allah, dağlardan Cudî’yi Nuh ile Sina’yı Musa ile Hira’yı da Hz. Muhammed (a.s.) ile şereflendirdi.20

Mısır, bir rivâyete göre eski adı Mısr el-Kadime21 olan ve günümüzde harabeleri Kahire’nin 20. km. güneyinde kalan antik şehrin adı iken daha sonra bugünkü Mısır’ın adı olmuştur. Hz. İbrahim, Hz. Yusuf, Hz. Yakub ile neslinin ve Hz. İsa’nın, bazı rivâyetlere göre de Hz. İdris’in tebliğde bulunduğu bu havza dünyanın hiçbir tarihinde önemini yitirmemiştir. Hz. Yakub ve oğulları, Nil nehrinin İsmailiye’ye ayrılan kolu üzerindeki Vadi-i Timyulat’a yerleşmişti. Nil deltasının doğusunda kalan ve muhtemelen, Kassâsîn yakınlarındaki Pithom ve Kantir yakınlarındaki Pi-Ramses Yahudilerin başlıca yaşadığı yerlerdi. Mısır’dan çıkışta bu şehirlerden ayrılıp mucizevî bir şekilde Kızıldeniz’i veya Acıgöl’ü geçtikten sonra Tih Çölü veya Paran Çölü’ne vardılar. Hz. Hacer’in Mısırlı olması ve yine Hz. Muhammed’in (a.s.) eşlerinden Mariye’nin Mısır’dan gelmesi dolayısıyla Müslümanlar bu topraklara hürmeti hiç eksik etmemişlerdir.

Kur’an’daki Rum ile Doğu Roma (Bizans) kastedilir. Fars İmparatorluğu tarafından Müslümanlara yakın yerden (Edna’l-ard Ön Asya) silinen bu devlet (m. 614), bir daha toparlanma ihtimali yokken, âyet-i kerîmede (30/2) topraklarını geri alacakları ifade edilmiş ve belirtildiği gibi de çıkmıştır.

İsmi müphem olarak zikredilen şehirler

Kur’an’da geçen Sebe (27/22) ile, başkentleri “Me’rib” veya “Sırvâh” olan Sebe Devleti (m.ö. 950-115) kastedilmiştir. Kur’an’daki Belde-i Tayyibe (34/15) ifadesi ile de bu şehre işaret edilir. (Hatta bu âyet-i kerîme ile Beld-i Tayyibe’nin İstanbul olduğuna cifir düşürülür.) Hz. Süleyman (a.s.) vesilesiyle mânen de yükselen buradaki halk, daha sonra şirke ve tefrikaya düştü. M.Ö. 5. asırda ünlü Me’rib Barajı’nın çöküşü (Arim Seli) ile bu ülkenin yıldızı da söndü. Yemen’in Me’rib kenti civarında, meşhur barajın kalıntıları, Güneş Mabedi, Kadim Merib, Balkıs’ın Tahtı, Süleyman Mabedi yer alır.

Kur’ân-ı Kerîm’de geçen Hicr (15/80) ile Medâin-i Salih, Vâdî (89/9) ile de Vâdi’l-Kurâ kastedilir. Medâin-i Salih, Hz. Salih’in (a.s.) kavmi olarak bilinen Semûd Kavmi’nin yaşadığı şehirlerin merkezi idi. Bu şehrin harabeleri Suudi Arabistan’da Medine’nin kuzeyinde bulunan el-Ula şehrine 23 km. mesafede yer alır. Dağdan kayaları yararak muhkem barınak yerleri yapmışlardı. Medâin-i Salih denilen harabeler, mabet, ev ve kabirlerden meydana gelir. Söz konusu yapılar yekpare taşlar oyularak yapılmıştır. Kayalara oyulmuş mezarların sayısı, 80’ni geçer. Kaya mezarları normal insan mezarları ebadında olup, bu kavme nispet edilen dev cüsseli insanlar düşüncesi efsaneden öteye geçmemektedir.

Kur’an’a geçen İrem kelimesi (89/7), bir şehir veya coğrafyanın ismi olup, Hûd’un (a.s.) kavmi olan Âd Kavmi’nin sakin olduğu mahalle denir.22 İrem kelimesinin etimolojik yapısından kaynaklanan önemli anlamları vardır. Buna göre “irem” kelimesi ile, “İrem halkı, İrem kentinde, İrem bahçe ve şehirlerini kurdu” mânası çıkarılır. Halk arasında irem kelimesiyle daha çok “Bağ-ı İrem” şeklinde, mutluluk verici, gösterişli bina ve bahçeler kastedilir. Günümüzde, Umman’ın Salâle şehrine bağlı Semreyt kasabası yakınlarda Şisr denilen köyde “İrem” şehri ihtimali ile bir kazı çalışması yapılmaktadır. Bu çalışmaların ilham kaynağı ise yine eski coğrafya kaynaklarımızdır.23 Âd Kavmi, Umman ve Yemen devletleri ile Suudi Arabistan’ın güneyinde kalan bölgelerde yaşamışlardır. Kur’an’da zikredilen Ahkaf da (46/21) bu mıntıkadadır. Hz. Hûd ve oğluna ait olduğu söylenen kabir ve makamlar, Umman’ın Salâle şehri ile Yemen’in Terim şehrine bağlı Hûd Köyü’nde bulunmaktadır.

Allah (c.c.) Yunus’u Musul yöresindeki yüz bin nüfusu aşan Ninova şehrine peygamber olarak göndermişti.24 (37/147) Yunus’un (a.s.) kavmini tövbeye çağırması ve onların da bu tövbeye, kendisi ayrıldıktan sonra iştirak etmesi olayı Musul’da yaşanmıştır. Musul şehri kadim Ninova ile iç içedir. Burada Tevbe Tepesi’nde Hz. Yunus’un kabri mevcuttur.

Hz. Lut’un kavmi ise, Ürdün ile Filistin arasında kalan Lut Gölü’nün güneyinde yaşıyorlardı. Sodom ile beraber 5 veya 7 şehir bu bölgede idi. “Halkı iğrenç işler yapan karye” şeklinde sözü edilen yer ile Sodom ve civarı kastedilir.25 Bela yağmuruna tutulan, üstüne taş yağdırılan şehir de yine burasıdır.26 Bazı âyetlerde ise, “el-Mü’tefikât” (üstü altına çevrilmiş) şehirler olarak geçer. (9:70) Tevrat bu bölgeye Erden Havzası (Vadi-i Siddim) der. Erden Havzası, her biri 100 bin nüfusa sahip Sodom, Gomorrah, Admah, Zeboiim ve Zoar (Bela) gibi şehirlerinden meydana geliyordu.27 Türkçe’ye Sodom ve Gomore diye geçen bu beş şehirlerden ikisi daha çok meşhurdur. Sodom’un kalıntıları Ürdün’ün es-Safî kasabasının doğrultusunda olup bu yere, İsrail tarafından ulaşmak daha kolaydır. Homseksüelliği meşru hale getirip böylece çirkin işler tutan bu kavmin şehirleri, korkunç bir patlama ile altüst olmuştur. İbret almak için Kur’ân-ı Kerîm “Güneş doğarken o korkunç ses Lût kavmini bastırıverdi. Bir anda şehirlerinin üstünü altına çevirdik. Onları pişirilmiş çamurdan yapılmış taş yağmuruna tuttuk. Bu şehirlerin harabeleri uğrak bir yer üzerindedir (gidip bakınız ve ibret alınız)” (15/73-76) meâlindeki âyetinde bu yerin görülerek ibret alınmasını teşvik eder.

Yukarıda birkaç mevkii kısa şekilde anlatmaya çalıştık. Bunlardan başka, Kur’ân-ı Kerîm, müphem bir isimle ile Habib-i Neccâr’ın şehri Antkaya’dan, Hz. Musa’nın yaşadığı “Menf” (veya Memfis) şehrinden, uzman sihirbazların yaşadığı Luksor’dan, Hz. İsa’nın doğduğu Beytülahim’den, gizemli şehir Şam veya Şam bölgesinden ve birçok şehirden değişik münasebetlerde bahsetmektedir. Bu kıssaları insanoğluna sunulmasında, geçmiş medeniyetlerin izlerini bulup maddî ve manevî olarak istifade etmeye; Allah’a karşı gelenlerin kötü akıbetini gösterip insanları masiyetten uzak tutmaya ve Allah’a itaat edenlerin eriştiği nimetleri gösterip onları örnek alarak doğru yolda yürümeye teşvik vardır.

DİPNOTLAR

1. Şemsettin Sami, Kamûsü’l-a’lâm, (İstanbul: Mihran Matbaası, 1996), VI, 275.
2. Mirat-ı Harameyn, I-II/1147-51.
3. Kitab-ı Mukaddes, Habakkuk 3/3.
4. Ömer b. Şebbe en-Nemirî (262/876), 162-63, Tarihü’l-Medîneti’l-Münevver : Ahbarü’l-Medineti’l-Münevvere, thk. Fehim Muhammed Şeltut (2. Baskı, Cidde: Dârü’l-İsfahânî, 1973), I, 162-63.
5. Yakut el-Hamevî, Mu’cemü’l-büldân (Beyrut: Darü’l-fikr), V, 430.
6. Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberî, II, 296.
7. Nesâî, “Salât” 1.
8. Buharî, “Salât” 1,6.
9. Bk. Ahmet Bedir, Kur’an-ı Kerim Atlası (İstanbul: Kaynak Yayınları, 2009), s. 290-91.
10. Taberî, Muhammed b. Cerîr, Camiü’l-beyân an Tevil-i Âyâti’l-Kur’an, tah. Ahmed Muhammed Şakir (1. Baskı: Müessesetü’r-risale, 1420/2000), VIII, 237; CE, “Madinaites” md.
11. Taberî, XIV, 48.
12. Taberî, II, 417.
13. Lisanü’l-Arab, XI, 42.
14. Muhammed et-Tayyib en-Neccâr, Tarihu’l-enbiya fî Davi’l-Kur’ani’l-Kerim ve’s-Sünneti’n-Nebeviyye (İkinci Baskı, Mektebetu’l-Maarif, Riyad 1983), s. 63.
15. Ahmed b. Yusuf el-Kirmânî (1019/1610), Ahbaru’d-düvel ve Âsâru’l-üvel fî’t-tarih, (Birinci baskı, Beyrut: İlmu’l-kitab, 1992), I, 62; Beyyumî Mehran, Dirasatün tarihiyyetün min’l-Kur’ani’l-Kerim (2. Baskı, Beyrut: 1988), IV, 78.
16. Tabatabâî, Muhammed Hüseyin, el-Mizân fî Tefsiri’l-Kur’an (Birinci Baskı, Beyrut: Müessesetü’l-a’lemî li’l-matbuat, 1997) X, 220, 259-60; XXI, 71.
17. Muhyiddun İbnu’l-Arabî, Kitabu Muhadaratu’l-ebrar ve Müsameretu’l-ahyar fi’l-edebiyat ve’n-nevadir ve’l-ahbar, (Matbaay-ı Osmaniye, h. 1305), s. 480.
18. DİA, “Cudî Dağı” md.
19. Bk. Ahmet Bedir, Kur’an-ı Kerim Atlası, s. 437.
20. Kurtubî, IX, 42.
21. Suyutî, Hüsnü’l-muhadara fî Ahbâri Mısır ve’l-Kahire, s.7.
22. Taberî, XXX, 176.
23. Mu’cemü’l-Büldân, V,356.
24. Taberî, XXIII, 104.
25. Taberî, XVII, 49.
26. Taberî, XIX, 16.
27. Kitab-ı Mukaddes,Tekvin, 14. Bölüm.

Din ve Hayat Dergisi

İlginizi Çekebilir

Halk Takvimi Pek Şaşmaz!

Buna da bakınız.  Eskilerin şaşmaz bir takvimi vardır. Havanın nasıl olacağını önceden tahmin ederler. Soğukları, …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Makaleler
Âyetleri Beğenmeyen Nevzuhur “İlâhiyatçılar”

Nevzuhur bazı ilahiyatçı sahte tanrılar Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay 29 Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi …

Kapat