Ana Sayfa / Yazarlar / Kur’an’a Âzam Mertebede Âyine Olan Risale-i Nur, Üçüncü Said’in Telifatıdır / Eyüp EKMEKÇİ

Kur’an’a Âzam Mertebede Âyine Olan Risale-i Nur, Üçüncü Said’in Telifatıdır / Eyüp EKMEKÇİ

Beğendiyseniz lütfen paylaşınız.

KUR’AN’A ÂZAM MERTEBEDE ÂYİNE OLAN RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI ÜÇÜNCÜ SAİD’İN TE’LİFATIDIR

HAZRET-İ ÜSTAD BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ (R.A) HAYATTA İKEN HANGİ KİTAPLARI BİZZAT MÜZAHERETİ İLE FORMA FORMA TAKİB EDEREK TAB’ETTİRDİ İSE, NUR ERKÂNLARI AYNEN ONLARI; AYNI NÜSHA HÂLİNDE TAB’ETMİŞ VE ETMEKTEDİRLER. HATTA BİR KİMSE, MESELA MUHAKEMAT’TAN BAHSETSE,
HZ.ÜSTAD (R.A):
“ŞİMDİ MEKTUBAT MÜHİM, ONU TAB’
ETMEK LAZIM.” DER, SÖZÜ, ÜÇÜNCÜ SAİD’DE TE’LİF EDİLEN KÜLLİYAT’A GETİRİRDİ,  DİYORLAR. SORUN…

Not: Milleti rahat bırakın da, Risale-i Nur’dan iman-ı tahkıkî derslerini okusunlar. Dünya ahvâli şimdi zelzeleli; nokta-i istinadlarını, kuvve-i maneviyelerini bulsunlar.(24 kitaptan bahsedenler için yazdık.)

Not: Hz.Üstad’ımızın mutlak vekili ve Nur derslerinin piri merhum Mustafa Sungur Ağabey, (R.A) Hz.Üstad Bediüzzaman’ın (R.A) vefatından sonra, Anadolu çapında, ihtilal şartlarında, yollar yol değil, arabalar paspal, devleti iğfal edenlerin 163. lastikli kanunla takibatları altında, CHP’li memurların Anadolu çapında, Risale-i Nur gibi hem asayişin te’minatı, hem hiç boş durmayan dış güçlerin içerdeki ifsadlarına karşı, milleti ve gençleri tahkiki imanla tahkim ederek millî istiklal kahramanlığı ile mücehhez kılan, Kur’an’ın Asr-ı Saadet’ten sonraki en kuvvetli, nafiz dersini, ilmi açılımını irtica yaftası ile altmış sene devlet terörü tatbik etmeğe çalışmalarına karşı kahramanca en müsbet bir mücahede ile mukabele kahramanlığı ile beraber Hz Üstadımızın sabah derslerine ittibaen kitab dağıtıp takib ederek TEVHİD, NÜBÜVVET, HAŞİR, İBADET esasları üzerinde tavsifi imkansız saadet bahş mücahidane ders turları yapmış, Rasûlullah (A.S.M)’ın: “Ümmetimin seyahatı cihaddır.” sırrına azam mertebede mazhar olmuştur.

Hz.Üstad : “Zübeyir kumandan, Sungur imam…”buyurmuşlar. Demek, bilhassa dersler hususunda bizlere imam idi.
Bence bir rüyayı sadıkada bir kardeşe: “Bundan sonraki hizmetim himmetimle olacak.” buyurmuşlar…

Şimdi bir mevzu var: Risale-i Nur, Sure-i Nur’dan Âyet-ün Nur’da beyan edildiği gibi:”Meselâ,

زَيْتُونَةٍ لَا شَرْقِيَّةٍ وَ لَا غَرْبِيَّةٍ

cümlesi der: “Nasılki elektriğin kıymetdar metaı, ne şarktan ne de garbdan celbedilmiş bir mal değildir. Belki yukarıda, cevv-i havada rahmet hazinesinden, semavat tarafından iniyor. Her yerin malıdır. Başka yerden aramağa lüzum yoktur” der. Öyle de manevî bir elektrik olan Resail-in Nur dahi ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve fünunundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki semavî olan Kur’an’ın, şark ve garbın fevkindeki yüksek mertebe-i arşîsinden iktibas edilmiştir.”

İşte burada beyan edildiği gibi Risale-i Nur Kur’an’a âzam mertebede ayine bir ders olduğu halde:
“Hem meselâ;

يَكَادُ زَيْتُهَا يُض۪ٓيءُ وَ لَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ

cümlesi, mana-yı remziyle diyor ki: “Onüçüncü ve Ondördüncü asırda semavî lâmbalar ateşsiz yanarlar, ateş dokunmadan parlarlar. Onun zamanı yakındır.” Yani bin ikiyüz seksen (1280) tarihine yakındır. İşte bu cümle ile nasılki elektriğin hilâf-ı âdet keyfiyetini ve geleceğini remzen beyan eder. Aynen öyle de: Manevî bir elektrik olan Resail-in Nur dahi gayet yüksek ve derin bir ilim olduğu halde, külfet-i tahsile ve derse çalışmağa ve başka üstadlardan taallüm edilmeğe ve müderrisînin ağzından iktibas olmağa muhtaç olmadan, herkes derecesine göre o ulûm-u âliyeyi, meşakkat ateşine lüzum kalmadan anlayabilir, kendi kendine istifade eder, muhakkik bir âlim olabilir.

Hem işaret eder ki; Resail-in Nur müellifi dahi ateşsiz yanar, tahsil için külfet ve ders meşakkatine muhtaç olmadan kendi kendine nurlanır, âlim olur.”

Burada Zübeyir Ağabey’in, Üstadımızı ilk ziyaretlerinde aldıkları bir dersi ifade edeceğiz. Zübeyir Ağabey şöyle anlatıyor:

“Orta okuldayken bir hocamızın sözüne binaen ben Âsa-yı Musa’nın bir sahifesini lügatla çalışarak kırk beş dakikada okuyordum. Hazret-i Üstad ziyaretimizde aynen şöyle ifade ettiler: “Bir kere okursunuz külliyatı, sonra bir daha okursunuz. Üçüncüde lügata bakarsınız.” buyurdular. Yukarıdaki Sikke-i Gaybî’de ifade edilen tarzın aynen ifadesi idi.

Benim gibi bazı tembel ruhlar okumaktan kaçtıkları için okumada yeni metodlar ararlar veya birilerinin sun’i tavsiyelerine muhatab olurlar. Gavvaslar gibi Risale-i Nur’un hakaik-ı Kur’aniye okyanuslarına dalıvermek yerine meselenin etrafında dönerler. Zamanlar geçer. Okyanuslar gibi hakikatlara dalıp ruhlarına almak nimet-i uzmasından mahrum kalırlar. Aman kardeşler, bu gibi vartalara düşmeyelim. Sikke-i Gaybî’deki cümleye binaen bu hakaik-ı imaniye dersleri çok yüksek bir ilim olduğu halde fırsat buldukça ferden ferda ve cemaat halinde müdakkikane, muhakkikane, dikkatle okumaktan ibarettir.

Usûl: Hazret-i Üstadımızın “imam” buyurdukları merhum Mustafa Sungur Ağabeyimizin yaptığı gibi: “Hangi kitab var.. dağıtın” diyerek yaptığı gibidir. Cemaat halinde okumamızın hikmeti, birilerinin hocalık yapması veya seminer vermesi için değildir, yukarıdaki nakillere göre; cemaat ruhundan istifadeyle külliyetle o feyyaz hakikatleri ruhlarımıza almaktır. Yani Üstadımızın imam buyurduğu Zâta ittibadır.
Namaz cemaatle kılındığında yirmi yedi derece daha makbul olması gibi…

Bir gün Hazret-i Üstad Nur erkânları olan ağabeylere Kader Risalesi’ni okuyor. Anladınız mı, diyor. Anlamadık Üstadım, diyorlar. Aynı bahsi tekrar okuyor. Anladınız mı, diyor. Anlamadık Üstadım, diyorlar. Üçüncüsünde Ağabeyler kendi aralarında; Üstadımızı yoruyoruz, anladık diyelim, diyorlar. Üçüncü okumadan sonra Hazret-i Üstad yine soruyor. Anladınız mı? Anladık Üstadım, diyorlar. Hazret-i Üstad: “Anlamadınız, fakat anlayacaksınız.” buyuruyor.

Merhum Zübeyir Gündüzalp Ağabey: “Hazret-i Üstad Arabi Mesnevi’nin bir sahifesini bize 45 dakika ders vermiştir. Fakat Türkçe Risaleleri asla izah etmezdi.” demişlerdi.
Vesselam

Beğendiyseniz lütfen paylaşınız.

İlginizi Çekebilir

Otobüste Bir Sohbet

Üniversiteden şehire geliyordum ve bu arada da Münacaat-ül Kur’an okuyordum. Yanımdaki bir bayan öğrenci merak …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Hazreti İbrahim’in milletinden olmak ve Haniflik hakkında

"Hazreti İbrahim'in milletindenim." ne demektir? Haniflik hakkında bilgi verir misiniz? "Millet" kelimesi burada din anlamında …

Kapat