Ana Sayfa / Yazarlar / Kutb/Kutub

Kutb/Kutub

Sultan ül Ârifîn Bayezıd-ı Bestami buyurmuştur ki: Benim zamanımda binlerce veliyullah vardı. Hepsi, ibadet, riyazat, keşif ve keramat sahibi idi. Fakat kutbiyyet-i asriyye bir demirciye teveccüh etmişti. Ben bunun sır ve hikmetine agâh olamadığımdan taaccüb ve hayret içinde idim. Bir gün çoluğunun çocuğunun nafakasını tedarik için geceli gündüzlü sanatıyla meşgul olan o demircinin dükkatına gittim. Selam verdim, beni görünce pek sevindi. Hemen elime sarıldı, öptü ve benden dua rica etti. Aramızda şu muhavere geçti:

-Ben senin ellerini öpeyim, sen bana dua et.

-Ben sana dua etmekle içerimdeki dert sükûnet bulmaz ki

-Derdim ne? Söyle de ona çare arayalım?

-Acaba kıyamet gününde bu kadar ibadullahın hâli nice olur? İşte benim derdim bu.

Dedi ve ağlamaya başladı . Beni de ağlattı. O vakit sırrıma nida olundu ki “Bunlar nefsî nefsî diyen hod-endişlerden değil, ümmetî ümmetî diyenlerdendir.” Artık tevcih-i kutbiyete karşı  bende olan hayret zail oldu. Anladım ki bunlar kalb-i Muhammed (asm) üzere vâki ve mazhar-ı hakikat-ı Muhammediyelerdir. Bizim demirci de onlardan, fakat henüz mükâşefeye mazhar olmadığı cihetle kendisinin kutbiyetinden âgâh değil.

Binaenaleyh kendisine cevaben dedim ki – Halkın muazzep olmasından sana ne ? – Bana ne mi? Benim fıtrat mayam şefkat suyuyla yoğrulmuştur. Ehl-i cehennemin bütün azabını bana yükletip onlar af olunsa ben memnun ve derdimden halâs olurum.

Cenab-ı Bayezıd, konuşmanın bu noktasında demiş ki. Demircinin dükkanında hayli oturup sohbet ettim. Namazda okumak için kifayet eden miktarından fazla bilmediği Kur’an surelerini öğrettim. Fakat ben evet ben, işte o sohbette kırk senedir tahsil ve idrak edemediğim dereceye yükseldim. Bâtınım feyz-i Rabbanî ile doldu. O vakit büsbütün anladım ki sırr-ı kutbiyet başka bir manadır. Tevcih-i Hüdadır. Kutbiyet-i Kübraya yani gavsiyyete has bazı evsaf var ki, o bize şöyle dursun eazım-ı sofiyeye bile âyan değildir. Çünkü asıl kutup mazhar-ı hakikat-ı Muhammediyye ve câmi-i esma-i İlahiye olur. Lalelizâde Abdülbâki Meslek ül Uşşak kasidesine yazdığı zeyilde kutup için şu beyitleri söyler:

Avâlim çün merâyâ-yı kemalât-ı ilahidir (Âlemler Allah’ın kemalâtının aynalarıdır.)
Kutubdur cümleyi câmi ki zât-ı Hakk’a sûrettir. (Hakkın zatını toplayan bir cümle)

Eğer bir kimse kutb-ı vakti bulmayıp vefat etse
Muhakkak bil ánı ki meyte-i vakt-i cehalettir.

Bu kutbiyyet emanettir ki birden bire nakleyler
Aceptir iktisap (kazanılmaz) olmaz ezelden bir inayettir.

Ridâ vü hırka vü tâc ve teksîr-i ibâdâtı
Delil olmaz kemâl-i zâte bunlar hüsn-i sûrettir.

Nişan-ı kutb-ı vakt-i dilde bul, halka sual etme
Eğer makbul olursan rehberin candan muhabbettir.

Kutb ana derler ki dilediği kimseyi cezbesiyle sâlih eder, dilediği kimseyi padişah eder. Cemi tasarruf onun elindedir. Ancak kutbun vücudu fukaha katında sabit değildir.

Kutbiyet-i Kübra, manevi mertebelerin en yükseği yerinde kullanılır bir tabirdir. Bunun yerine kutbül aktab, gavs da kullanılır. Sofiyeye göre Hazreti Muhammed’in (asm) nübüvvetinin bâtını olan bu mertebe ancak ekmeliyet cihetiyle ihtisas kesbederek nübüvvet-i Muhammediyeye (asm) veraset ile ihraz olunur. Hatem-i velâyet ve kutb-ul aktab mücerred hatem-i nübüvvetin batını üzerine mahsustur. Kutbiyyet-i Kübra gavsiyettir ki hilafet-i maneviye-yi Muhammediyedir.(asm) Her asırda bir tane bulunur, ehl-i imanın imam-ı bâtınıdır. Kutbiyet-i kübraya yani gavsiyete has bazı evsaf vardır ki o bize şöyle dursun sofiyenin eazımına bile ayan değildir. Çünkü asıl kutbiyet hakikat-ı Muhammediyenin (asm) mazharı ve esma-i İlahiyenin câmiidir.

İlginizi Çekebilir

Bediüzzaman’ın Estetik Dünyası – III

Önceki bölüm Tasvir Bediüzzaman’ın üslübunun canlı olmasının nedenlerinden biri de tasvirleridir. Edebiyatta tasvir yapan şahıs …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Hizmette Kendi Kemalâtımızı Karşıdan Beklemeyelim!

“İnsanın bir eli diğer eline rekabet etmez, bir gözü bir gözünü tenkid etmez, dili kulağına …

Kapat