Ana Sayfa / KASTAMONU / Kastamonu Bilgi-Belge / Meddah Aşkî Efendi’den İki Kastamonulu Hikâyesi

Meddah Aşkî Efendi’den İki Kastamonulu Hikâyesi

Bunu paylaşınız

Notumuz: Bu hikâyeler, V. A. Gordlevski’nin “İzbrannıe Soçineniya” (Seçilmiş Eserler) adlı kitabından çevrildiği, hatta tercümenin tercümesi olduğu (Aşkî Efendi’den Gordlevski, ondan da tekrar Türkçeye çevrildiği) cihetle dili elbette bir meddahın anlatımındaki lezzetti vermeyecektir. Aşkî Efendi’nin hikâyesinin özeti niyetine okunması isabetli olacaktır. (kastamonur.com) 

Gelin almak mı sadık köle almak mı?

İstanbul’da Sultan Ahmet döneminde Kaptan adında bir denizci yaşardı. Bir gün evinden çıkıp, Sirkeci’ye gitti. Orada gemisine bir dümenci aramaya gitmişti. Yolda Kastamonu’dan İstanbul’a yeni gelen Deli Mehmet ile karşılaştı. Saf olan Deli Mehmet’i Kaptan çok beğenmiş ve gemisine almış. Deniz görmeden büyüyen Deli Mehmet’i ilk önce deniz tutmuş, bu da yetmezmiş gibi, ayakaltında koşup, sürekli havlayan küçük köpek ona fazla gelmiş. Deli Mehmet kısa zamanda bu duruma alışmış. Uzun bir deniz yolculuğundan sonra onlar Basra’ya ulaşmışlar.

Kahvehanedekiler Deli Mehmet’in her soruya rastgele cevap verdiği için onu alay etmişler. Bir keresinde Basra pazarını gezerken, bir yaşlı kadının kız portresi sattığını görmüş. Kızın güzelliğine hayran kalan Deli Mehmet biriktirdiği tüm parası ile resmi satın alıp, gemideki kabinine asmış. Resimdeki kızı uzun süre seyreden Deli Mehmet onun hiç kımıldaman ona bakıp durduğunu görünce çok kızmış, bu matah için verdiği onca paraya acımış.

İstanbul’a dönünce ramazanın on beş günü pazara çıkıp resmi satmaya uğraşmış. O anda palyaçosu ile pazarı gezinen Şehzade Mustafa Deli Mehmet’in yanından geçiyormuş. Cüce, Deli Mehmet’in on akçeye satın aldığı resim için iki akçe istediğini duymuş. Şehzade buna şaşırmış, Deli Mehmet’e sultanlara yakışır ikramda bulunup kızın resmini satın almış. Şehzade odasında resmi uzun süre incelemiş. Kızın güzelliğinden mayhoş olup, yeise düşmüş.

Oğlunun hastalığını duyan Sultan, saraya Yahudi asıllı tabip Zahari’yi çağırmış. Ona üç gün içinde oğlunun hastalığının sebebini öğrenmesini emretmiş. Tabip odasında otururken çaresizlikten umutsuzluğa düşmüş, kendini darağacına asılacağı gününün yaklaştığını görmüş. Bir gün şehzade odasında yokken gizlice girmiş oraya, duvarda asılı olan resmi görmüş, anlamış şehzadenin derdini. Hemen Sultana gitmiş ve oğlunun hastalığını güzel bir kıza karşı duyduğu hasretinden olduğunu söylemiş. Sultan cüceyi huzuruna çağırıp resmi nereden aldıklarını sormuş, cüce istemeye istemeye pazarda Kastamonulu Deli Mehmet adındaki birinden aldıklarını söylemiş. Deli Mehmet’in denizci olduğunu öğrenen Sultan, Ahır Kapıya bir cami inşa ettirmiş. O taraftan geçen tüm gemicilerin kontrolden geçmelerini emretmiş. Böylece Sultan Deli Mehmet’i bulacağına inanmış. Caminin yanındaki imarete Şehzade ile cüce yerleşerek gelip geçen tüm kaptanlardan Deli Mehmet’i sormaya başlamışlar.

Bir gün Deli Mehmet’in de içinde olduğu gemi Ahır Kapı sahiline gelip durmuş. Sahile inen Deli Mehmet’i imarete götürmüşler. Açgözlü Deli Mehmet seksek iki kova suyun sığacağı kazanda pişen yemeği kendine doğru çekmiş, hepsini yiyip bitirmiş, bunu gören aşçı çok şaşırmış. Öyle yemeğinden sonra hizmetçiler onu şehzadenin huzuruna götürmüşler. Deli Mehmet ona resim için cömertçe para vereni tanıyıp, sevinmiş. Şehzadenin arkasına düşüp saraya gitmiş. Muhterem Şehzade, Deli Mehmet’e saray terbiyesini kısaca anlatmış ise de ne yazık ki, dersler boşuna gitmiş.

Sultanın huzuruna çıkartılan Deli Mehmet ona dik dik bakıp duruyormuş. Deli Mehmet’le yaptığı kısa konuşmadan sonra, Sultan ona ne pahasına olursa olsun pazarda Şehzadeye sattığı portredeki kızı bulup getirmesini emretmiş. Sarayın bahçesinde düşüncelere dalmış bir şekilde oturan Deli Mehmet’in yardımına Hızır yetişmiş. Deli Mehmet’in odasına üç kez giren nurlu Hızır, ona Sultana gidip iyi bir donanımlı gemi vermesini ve Basra’ya gideceğini söylemesini öğretmiş. Gerçi Deli Mehmet, Hızırın dediklerini Sultana tam anlatamadıysa da Sultan onun ne istediğini tahmin etmiş. Gemi yolculuğa hazırlanmış, ekip olarak erkek giysisi giymiş olan kırk kızı vermiş yanına Sultan. Deli Mehmet’in yardımcısı olarak gene erkek giysisi giyen Sultanın vezirinin kızı görev başına getirilmiş.

Sultanın veziri kötü bir efsuncuydu. Dolayısıyla kendi kızını bırakıp Basra’daki kızı gelin yapmak isteyen Sultana kızıyor, bütün bunlara sebep olan Deli Mehmet’ten öç almak istiyormuş. İstememesine rağmen Şehzade de Deli Mehmet’le birlikte gitmeye mecbur bırakılmış. Şehzade, Deli Mehmet patavatsız olduğu için ona hiç güvenmiyordu. Gece Deli Mehmet’in yanına gelen Hızır ona habercileri şehre gönderip, gemide İstanbul’dan gelen güzel mallar ve kıymetli takıların olduğunu, arzu eden herkesin gemiye gidip alabileceklerini söylemesini emretmiş. Uykulu olduğundan Hızır’dan korkan Deli Mehmet kendisini denize atmış. Gemidekiler Deli Mehmet’i zor kurtarmışlar. Kısa zamanda gemi Basra Boğazı’na ulaşmış.

Haberciler bir kaptanın şehre geldiğini ve gemisindeki mücevherleri halka dağıttığını haberini salmışlar. Bunu duyan tüm insanlar oraya akın etmişler. Portreyi satan yaşlı kadın bu haberi duyar duymaz resimdeki kızın evine gidip olayı kıza anlatmış. Evinde oturmaktan sıkılan kızı babası dışarıya çıkmasına hiç izin vermezmiş. Kızı istemeye gelen delikanlılar saraydaki güreşçi ile dövüşmek zorunda imişler. Güreşçi her defasında delikanlıları yener, Sultan ise onların başlarını kesermiş. Çünkü sultan sevgili kızından ayrılmak istemezmiş. Bundan dolayı çaresiz kız resmini yaptırmak zorunda kalmış ola ki, bu portreyi görüp kıza âşık olan delikanlı uzak yerlerden gelir ve kızı bu hapisten kurtarır diye umut edermiş. Yaşlı kadının dediklerini duyan güzel kız hemen erkek giysisi giyip, gizlice saraydan kaçmış. Gemiye sadece erkek alındığı için yaşlı kadını kız yanına alamamış ve kayığa oturup gemiye doğru gitmiş. Gemiye çıkan kız ilk önce oradakilerden utanmış, ama onlar da giysilerini çıkarınca bayan olduklarını anlayıp rahatlamış. Güzel kız, kızların eşliğinde geminin bodrumuna inip kıymetli mücevherleri incelemeye başlamış. O anda gemi İstanbul’a doğru hareket etmeye başlamış bile. Sahilde kalan yaşlı kadın her yere ayyuka salmış.

Deli Mehmet’i korsan sanan Basra’nın Padişahı sinirinden küplere binmiş, derhal gemiyi takibe almış. Deli Mehmet bir adada gemiyi durdurmuş, Basra filosu ona yetişmiş. Deli Mehmet onlara ateş atmış, böylece filodakiler korsanların elinden kızı almaktan vaz geçmişler. Kız, Şehzadeyi ilk gördüğünde korsan sanıp korkmuş, ama veliaht onu sakinleştirmiş. Yolda Deli Mehmet yine uyuyakalmış. O uyurken başucuna üç tane kuş gelip konmuş ve konuşmaya başlamışlar. Deli Mehmet’in aleyhine kötü kalpli vezirin yapmış olduğu korkunç planları haber vermişler. Kuşlar, Deli Mehmet’e bu duyduklarını birine söylerse taşa dönüşeceğini, bundan dolayı söylememesi gerektiğini anlatmışlar.

İstanbul’a dönmüşler. Oğlunun sevdiği kızı bulduğunu gören Sultan tüm dünyaya aş / düğün vermiş. Düğün oynanırken, Basra Sultanından, kızını çalan korsanları şikâyet eden bir dilekçe gelmiş. Sultan ona kızının prenses olduğunu, tüm kırgınlıkların unutulmasını iki taraf için iyi olacağını tavsiye eden bir mektup göndermiş. Cevap olarak bununla birlikte vezirin geceleri kaçmaya başlamış, kızının bahtına engel olan Deli Mehmet’i yok etmeliymiş. İlk önce o Şehzade ile prensesi sihirli bir ata oturtması gerekiyordu. Bunu başarabilirse, Deli Mehmet’i de çok kötü şeyler bekliyor olacaktı.

Ama Deli Mehmet tehlikeyi atlatmıştır. O anda sihirbaz yeni evli çifte büyülü elbiseyi sunar. Ama yine Deli Mehmet elbiseyi hemen sihirbazın elinden alır ve yakar. Sihirbazın yine bir kurnazlık yapacağından şüphelenen Deli Mehmet yeni evli çiftin yanından hiç ayrılmaz ve onlarla beraber yatak odalarına kadar gelir. Yeni evli çift yeni uyuduğunda Deli Mehmet yılan sesi duyar. Kılıcını alır ve yılanı öldürür. Tavanın aniden açıldığını ve oradan ejderhanın yeni evli çifte doğru geldiğini görür. Deli Mehmet kendini kaybetmeden ejderhayı ikiye böler. Ejderhanın kanı yeni evli çifte sıçrar. Gürültüye doğru koşan saray güvenliği Deli Mehmet’in suç işlediğini düşünerek onu padişaha şikâyet eder. Padişah Deli Mehmet’in başını kesmesini buyurur. Deli Mehmet kehanet kuşlarının uyarmasını hatırlatır. O padişahın oğluna karşı kötü niyet besleyen birisi olarak suçlanarak ölmek istemez. Ama Deli Mehmet sihirbazın yaptıklarını anlatırken taşa dönüşür. Saray görevlileri padişahın oğlunun ve hanımının yaşadığını görürler.

Kendilerinin vefalı hizmetçilerinin idam edildiğini öğrenen yeni evli çiftin üzüntüsü büyür. Bir keresinde padişahın oğlu rüyasında padişahtan (babasından) korkan yılanları görür. O yılanlar sihirbazın kötü niyetli olduğunu söylerler. Yılanlar, padişahın oğlunun kızı olacağını ve vefalı hizmetçisi Deli Mehmet’i tekrar dirilmek için doğacak kızı kurban etmeleri gerektiğini söylerler. Uyanınca rüyasını hanımına anlatır. Padişahın oğlu, kızı doğduktan sonra rüyasına daha da inanır ve yılanların söylediklerini hanımına hatırlatır. Ama hanımı kızının kurban edilmesini duymak bile istemez. Bundan dolayı padişahın oğlu hanımı uyurken kızını Deli Mehmet’in mezarında kurban eder. Deli Mehmet hemen tabutunda hareket eder ve kalkar. Bunu duyan padişah Deli Mehmet’i çağırır ve geçmişi unutmasını ister. Zalim sihirbaz ise idam edilir. Deli Mehmet ise padişahın oğluna kız seçmek için Basra’ya gittiğinde hoşlandığı kız ile evlenir. O zamandan beri padişahın ailesi mutlu mesut yaşarmış.

***

Türk’ün Rüyası 

Osmanlı Ayı Mehmet Kastamonu’dan Konstantinapol’e gelir. Sirkeci’de kayıktan inerken Polis Hüseyin ile karşılaşır. Polis Hüseyin onu Karagöz Ağanın gümrüğüne hamalların reisine getirir. Patronun isteği üzerine Karagöz Ağa, Mehmet’i Ermeni hamallarının ekibine işe alır.

Hamallar, arasında bir Türk’ün yani Mehmet’in olmasından memnun kalmazlar ve ondan kurtulmak isterler. Birkaç kere başkasının taşıyamayacağı yükü onun sırtına verirler. Ama Mehmet memleketi Kastamonu’da ayı ile güreştiği için Ayı Mehmet olarak biliniyordu ve bunun gibi ağırlıkları taşıyabiliyordu. Hamalların bu yaptıklarını görevli gözetmen görür ve onlara kızar. Mehmet aynı şekilde altı ay çalışır. Günlerden birgün pazar günü hamallar gezmeye giderler ve Mehmet’e gümrüğü emanet ederler. Mehmet banka uzanır ve denize bakar.

Bu arada Yahudi, Tophan’da paralarını sayıyordu. O yorulur ve hizmetçisini gümrüğe hamalı çağırmak için gönderir. Hizmetçi Yahudi sessiz bir şekilde Mehmet’e yaklaşır ve onu uyandırmak için bayağı uğraşır. Hizmetçi Mehmet ile beraber Yahudi’nin yanına gelir. Yahudi ise Mehmet’i küçük pencereli hücreye kapatır, parasını saymasını emreder ve kendisi gider.

Mehmet para saymaktan bıkar. Şalına 300 altını koyar, demir parmaklıkları koparır ve dışarı çıkar. Bu arada Konstantinapol’ün yanından bir geminin geçtiğini görür. Gemi Mehmet’in oturduğu yere kadar yaklaşır. Mehmet de gemiye atlar. Gemi hareket etmeye başlar. Laz gemiciler gemide yabancı birinin olduğunu görünce çok kızarlar. Ama Mehmet’in cömertliğinden dolayı kızgınlıkları geçer. Lazlar Mehmet’i Gavur İzmir’e getirirler ve kahvehanede işe başlatırlar.

Bir kere Mehmet çarşıda gezerken Arap kölenin satıldığını duyar. Mehmet, köle Arap’ı satın alır. Sonraki gün Mehmet daha iki tane köle satın alır. Biri siyah, birisi de beyaz. Üçüncü gün o, çarşıda fakirleşmiş (önceden zengindi), iş arayan bir bey efendi ile karşılaşır. Mehmet onun dediklerini ilk önce anlamaz, sonra onu zorla anlar ve kendine hizmetçi olarak alır. Bu beyefendi ile kölelerden biri aşk yaşar. Arap köle ise bunların hepsini Mehmet’e anlatır. Mehmet onları kendine çağırır. Onlar cezadan korktukları için olup bitenleri kabul etmezler. Ama merhametli Mehmet onları affeder ve imam çağırıp, nikâh kıyar. Beyefendi ise Mehmet’in evlatlık edinmiş oğlu olur.

Sonra Mehmet çarşıda gemi satan kaptan ile karşılaşır. Mehmet gemiyi satın alır ve tamir eder. Kaptan ise İzmir’den mal alıp yabancı ülkelere gider. Bir yıl sonra kaptan Mehmet’i bulur ve 100 para verir. Gemiyi unutan Mehmet’in gözleri şaşkınlıktan fal taşı gibi açılır. Parayı gören Mehmet daha fazla parası olsun ister ve gemi ticareti yapmak için gemileri çoğaltmak ister. Bunun için çarşıda gemi satın alacağını duyurur. Her insan öylesine eski gemilerini Mehmet’e iyi paraya satar. Kaptan yabancı ülkelere gider ve Mehmet birkaç yıl sonra zenginleşir.

Bu arada Yahudi’den çaldığı para Mehmet’in aklından hiç çıkmaz. Mehmet Yahudi’ye parasını geri vermek için Konstantinapol’e dönmek ister. Mehmet bir sürü gemisiyle Konstantinapol’ün gümrüğüne gelir. Bir geminin kaptanı ve gemi tayfaları Lazlar, ikinci gemide ise Yunanlılar, üçüncü gemide ise Osmanlılardı. Gümrük güvenliği Mehmet’i gümrük müdürüne zorla götürmek ister. Ama Mehmet onlara güç kullanır.

Birini denize atar, birini yere vurur, diğerleri kendileri kaçar. Gümrük memurları Yunan – gemi tayfasından bütün gemilerin Mehmet’in olduğunu öğrenirler ve ona iyi davranmaya başlarlar. Mehmet gemilerde vergi ödenecek bir durumun olmadığını söyler. O kendisiyle sadece yedi buçuk sandık altın, birkaç köle ve hizmetçi getirdiğini söyler. Mehmet’in zenginliğine başı dönen gümrük müdürü İhsan Bey kızını ona verir. Sarhoş olan düğün misafirleri koro ile aşağıdaki şarkıyı söylerler:

Toplandı bu halde birçok moloz,
Uskumrunun irisine derler koloz.
Makri köyünün harici ay stefanos,
Güvey de kokoz, biz de kokoz!

Çeviri: Çok moloz buraya toplanmış. Büyük uskumrunun ismi “koloz”. Makri köyünün arkasında kutsal Ayastefano bulunur. Ne damadın ne de bizim paramız var.

Bu mısralardan sonra misafirlere şerbet ikram edilmiş. Onlar içtiler ve damada yatak odasına itmeye başladılar. Mehmet ise geline yaklaşmaya utanmış. Gece köle yeni evlenenlerin kapısını çaldı ve Mehmet kölenin yanına olduğu gibi çıktı ve köleyi çok güldürdü. Meğer onun yanına, ticaret yapmak, yeri söylemek için kaptan olarak gelmiş.

Bu olay 9 Mart gecesinde olmuş. Âşık kediler damların üzerinde miyavlamayı başlamışlar. Bir kedi çiniye değmiş ve çini Mehmed’in kafasına düşmüş ve o uyanmış. Tatlı rüyadan Mehmet üzüntülü gerçek hayata döndü. Hamallar tarafında gümrükte bırakılmıştı ve bu sırada uyuya kalmıştı. Ve bu olup bitenler hepsi rüya olmuştu. Mehmet hamallarla borcunu kapatarak, İstanbul’da gece bekçisi olarak çalışmaya başladı.

Kaynak: V. A. GORDLEVSKİ “Seçilmiş Eserler”Moskova, 1961.
“Selected Works”
Çevirenler:

Mayramgül DIYKANBAYEVA
Albina KIRAN

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Ölümsüz Yürekler Şehri Kastamonu

Yazar: Sena Teper  İstiklal madalyalı tek ilçe olan İnebolu’su, Karadeniz’in en uzun sahil şeridine sahip …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Kastamonu Bilgi-Belge, Kastamonu Yazıları
Vâli Said Paşa’nın Hâtırâtında Kastamonu Camileri – 1

17 MUHARREM SENE 1296 VE 29 KANUN-I EVVEL SENE 1294 CUMA Bugün Cum'a namâzını Atabey …

Kapat