“Tartışmanın galibi yoktur” denilir. Özellikle hakikatin ortaya çıkması ya da hâkim olmasından ziyade, kişilerin galibiyetinin hedeflendiği münazara ortamları, nefislerin meydan savaşına döner ki, kazananı da kaybedeni de zarar görür. İşte İmâm-ı Azam hazretlerinin dikkat çektiği incelik buradadır. Özleri henüz olgunlaşmamış kimselerin özellikle iman-küfür meseleleri üzerinde tartışmaları tehlikeli sonuçlara götürebilir.

“İmâm-ı Azam, kendisi ara sıra usûl ve akâid hakkında münâzaralar yapmakla beraber, talebelerini ve yakınlarını bu tür işlerden menediyordu. Bir defâsında oğlu Hammâd’ı bir kelâm meselesinde münâkaşa ederken gördü ve onu bundan vazgeçirdi. İmâm-ı Azam’a:

“Seni münâzara yaparken görüyoruz, bizi neden menediyorsun?” dediler. O büyük İmâm, Hâlık’ın nazarıyla mahlûkâta bakış tarzını da gösteren şu muhteşem cevâbı verdi:

“Biz münâzara yaparken, arkadaşımız kayıp düşecek, yanı­lacak diye korkudan başımızda kuş varmış gibi dikkatli duruyoruz. Siz ise münâzara yapıyorsunuz ve arkadaşınızın hatâ yapmasını istiyorsunuz. Arkadaşının ayağını kaydırmak isteyen kişi, onun günahkâr ve dalâlette olmasını isti­yor, küfre itiyor, demektir. Arkadaşını tekfir etmek isteyen ise, ondan ön­ce küfre düşer.”[1]

[1] İbn-i Bezzâzî, Menâkıb-ı İmâm-ı Azam, I, 121; Muhammed Ebû Zehrâ, İmâm Ebû Hanîfe, s. 29.

Kaynak: Adem Ergül, 365 Lider Davranış, Erkam Yayınları