Merhamet Çıtası

Bunu paylaşınız

Yazar: Durmuş KOÇ

Merhamet; acımak, affetmek, bağışlamak, sevmek, saymak, gözetmek, şefkat, fazilet, erdem, adalet, ilgi ve alâka göstermek demektir.

Merhamet; en çok söylediğimiz, en çok özlediğimiz, en çok muhtaç olduğumuz, en çok savunup desteklediğimiz, dillerden hiç düşürmediğimiz bir tutum ve bir davranış biçimidir. Merhamet duygusuyla dolup taşan bir insan baktığı her şeyde iyilikler, güzellikler görür. Allah sevgisini kalbine güzel yerleştirdiğinden, her canlıya hürmet eder, sever, sevilir. Hiç kimseye diken olup batmaz, ateş olup yakmaz. Gariplere, mazlumlara kol kanat olur ağlatmaz. Zaten her Müslüman böyle düşünmeli, böyle davranmalı, böyle yapmalıdır. Duygusal bir varlık olan insan kimi zaman sevinir, kimi zaman üzülür, kimi zaman yüreği yanar. Bu durumdaki insana güzel yaklaşmak merhamettir.

İnsanların kalpleri farklı farklıdır, kimi hassas, kimi zarif, kimi katı ve kimi de engindir. Bizler merhametten uzak kalır, sırt çevirir, yabancılaşır, değer vermezsek, huzur ve mutluğa giden yolda yapayalnız kalırız. Gül eken gül biçer. Diken eken diken biçer. Merhamet edene merhamet edilir. Acıyana acınır. Merhamet ateşi sönmüş yüreklerde şefkat kıvılcımları tutuşmaz, muhabbet gülleri açmaz, gönlü şefkatle dolu olan insan merhametten asla kaçmaz. “Öz ağlamazsa göz ağlamaz” diyen atalarımız bu gerçeği ne kadar güzel dile getirmişlerdir.

Merhametsiz kalp hırs, kin, düşmanlık, bencillik, kişisel çıkarlarla dolup taşar. O kalp git gide katılaşır, taşlaşır. Bizi bizden uzaklaştıran zaaflarımız, yığın yığın hatalarımız, gönülleri param parça eden yanlış davranışlarımız, bir kıldan daha ince olan dostluklarımız merhamet çıtasını kırıp yerle bir eder. Gönül aynasından silinmişse merhamet, hiç yağar mı Mevla ‘dan ona rahmet. Bunun için merhamet kalplerin manevi cilası, gözlerin feri, yüzlerin nuru, karanlıkların ışığı, gariplerin de tutunacak dalıdır. Bir şairin ifadesiyle:

“Çatallı yol ağzında şaşırdım kaldım derviş,
Söyle hangi patika gül dağına gidermiş.”

Bu sözü duyan başka bir şair de bu mısralardan etkilenerek şu mısraları söyler:

“Kanayan yaraları sarmadan kendini sanma ermiş,
İnsanlıktan nasibi olmayan hiç gün yüzü görmemiş.”

Susuz çeşmeye, meyvesiz ağaca kimse dönüp bakmaz. Kalbinde merhamet olmayan insana da hiç kimse sevgiyle, saygıyla bakmaz. Merhamet ve merhametsizlik gönüllerde ve zihinlerde derin izler bırakır. Bu etkilerin insan üzerindeki olumlu ve olumsuz boyutları çok büyüktür. Su akan çeşme ile susuz çeşme, meyve veren ağaçla vermeyen ağaç bir olmadığı gibi merhametli insanla merhametsiz insan da bir değildir. Bulut yere yağmurunu dökmezse toprak kurur. Merhametin olmadığı yerde ise insanlık ölür. Sözle merhamet olmaz bunu mutlaka hayatımıza aksettirmemiz gerekir. Gerçek fakir olan insan maddi gücü olmayan insan değil, şefkat ve merhametten nasibi olmayan insandır. Allah yarattıklarına rahmet ve merhamet etmeseydi kurtulan olmazdı. Ya bizler merhametli olmazsak kulluk, insanlık, huzur ve mutluluk nasıl olacak? Bir lokma ekmeği paylaşan, bir fındığın içini bölüşen, bir yudum suya ihtiyacı olduğu halde arkadaşına canı pahasına sunan, üşüyenle üşüyen, dertlilerle dertleşen insan merhamet de zirveye çıkan insandır.

İsmail Atâ “Halka şefkat yolunda: Güneşte onun gölgesi olacaksın, soğukta hırkası, açlıkta ekmeği.” diyerek bu önemli gerçeği ortaya koymuştur. Hazreti Ömer de “Merhamet afetlerin perdesidir.” diyerek bunun önemini vurgulamıştır.

İçtimai bir organizasyon olan merhamet bir insanın en belirgin, en önemli özelliklerinden biridir. Toplum olarak yaşamanın olmazsa olmazıdır. Bugün kardeşleri bölen, kavgaların çıkmasına neden olan en önemli sebeplerden biri de merhamet eksikliğinin olmasıdır. Bu nedenle merhametsiz ahlak düşünülemez. Ahlakın temeli merhamettir. O halde insanım diyen insan bulut gibi yağmurunu dökmeli, ay gibi tebessüm etmeli, gül gibi koku saçmalı, arı gibi dili bal üretmeli, karınca gibi hayırda çalışmalı, su gibi berrak olmalı ki merhamet sel gibi kükresin, dalgalar gibi kabarsın ve merhamet çıtası daima yükselsin, şaha kalksın. Bugün hepimiz merhamete ekmekten, sudan daha çok muhtacız. Onsuz gönül fidanları kurur, dostluk kervanı durur, kardeşlik ruhu kaybolur, coşku ve heyecan yok olur.

Merhameti bir kuşun ağzında götürdüğü yemde, bir tavuğun civcivlerinin etrafında kanat gerişinde, boğulmakta olan bir insanın kurtarılışında, bir fakirin ihtiyacının giderilişinde, bir annenin yavrusunu kucağına alıp öpüşünde, bazen de bir aç insanın doyuruluşunda görürüz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz bu konuda çokca hadis-i şerif rivayet etmiştir. Bunlardan bazıları şöyledir:

“Allah uğrunda birbirine muhabbet eden kimseler, O’nun gölgesinden başka gölge olmayan günde, O’nun Arş-ı Alâsının gölgesindedirler. Kendilerine nurdan kürsüler kurulur. Onların Rableri ile olan meclislerine, Peygamberler, sıdıklar ve şehitler bile imrenirler.” (Ramuz el-Hadis s. 233)

Yüce Mevlamız Kuran-ı Kerimde buyuruyor:

“Rabbim! Bağışla, merhamet et. Sen merhametlilerin en hayırlısısın.” (Mü’minun suresi, 118)

Merhamet çıtası yüksek olsaydı çocuklar sokaklara atılır mıydı? Yuvalar param parça olur muydu? Anne ve babalar terk edilir miydi? Göz yaşları sel olup akar mıydı? Dünya kan gölüne döner miydi? Ey canlar! Ey dostlar! Ey kardeşler! Gelin hep birlikte Allah aşkına, peygamber aşkına merhamet çıtalarını yükseltelim. Ne garip kalsın, ne mazlum kalsın, ne aç kalsın, ne de bir çaresiz kalsın. Huzura, barışa, kardeşliğe, mutluluğa giden yolun inceliği ve sırrı buradadır. Son söz olarak diyorum ki:

Allah düşürmesin dermansız derde,

Mazluma kanat ol zalime perde,

Merhamet kapılarını sakın kapama,

Görürsün kârını inan her yerde.

.***

Kaynak: Altınoluk Dergisi, Sayı : 356 – Ekim 2015

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Konuşmacı

Yazar: Fatma Bayram Takıntılı bir şekilde ve sürekli konuşmak olarak tanımlanan yeni bir bağımlılık türü …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Seçme Yazılar
Müşterekler

Yazar: Mustafa Asım KÜÇÜKAŞCI Bir rivâyete göre Necran hıristiyanlarını, bir rivâyete göre yahudileri, fakat zâhiren …

Kapat