Ana Sayfa / Yazarlar / Mukaddes Mefhumları Araçsallaştırmak

Mukaddes Mefhumları Araçsallaştırmak

(Nevileri çoktur.. hususan MEŞVERETİ) Birileri mukaddes olan her şeyi araçsallaştırmağa kalktı.. Gayretullaha dokundu; Allah c.c.bir memurunu, memurlarını gönderdi dünyayı başına yıktı makbul dua ve duallar bereketiyle. Allah ile.. yani adını kullanarak sizi aldatmasınlar bile var. Mesela bunu bile yaptı Feto.

Mesela meşvereti araçsallaştırma nasıl oluyor! Şimdi “meşveret farzdır” diyor; onu kullanıyor. Halbuki “Emruhum şûrâ beynehum” ayetini imtisal farzdır. Fakat senin kağıda döktüğün metinler… Nur erkânları meşveretin içinde olduğu zamanlardaki tatbikatda olduğu gibi, meşveret metnine yazılanlar ancak tavsiye kararı olabiliyor. Çünkü bizim tatbikatta merciimiz Kitaptır, Sünnettir. Onun azam mertebede manevi mu’cizesi ve ayinesi olarak Risale-i Nur’dur. Tarihçe ve lahikalardır. İşte tatbikatta, ameli cihette, Sünen-i Seniyenin ittibaında yanılmaz ve yanıltmaz rehber örneğe ihtiyaç var. Bu meyanda Hz Üstaz Bedi’üzzaman Said Nursi (R.A.) has hizmetinde bulunan Nur Erkânı, Mutlak Vekillere: “Bu zamanda öyle muallimler lazım ki; delilsiz sözlerine itimad edilsin.” buyurarak, o mertebede sıddıkıyet dersleri ve terbiyesi vermişlerdir.

Onların hey’eti için Merhum Zübeyir Ağabey: “Üstadımız bir şûrâ bırakmıştır” buyurmuşlardır. İhlas Risalesi’nde “on akılla düşünüyor, yirmi kulakla işitiyor” tabirinde ifade edildiği gibi, Risale-i Nur’un tatbiki metinlerinin tatbikata geçmesinde, on akılla düşünerek en doğru tatbikatı ortaya koymada yol gösterici olmaktır. Yani kitabi amelde hatar ve vartalara düşmemek için, tatbikatın doğru ve istikametli tarzını, külli akılla tesbit etmeye çalışmaktır. Yoksa bizim yazdıklarımız, amel mercii olamaz (hem su’-i istimale açıktır); doğru tatbikat için yol gösterici olabilir. Risale-i Nur; imani metinleri,en yüksek mertebede Kur’ani dersler olduğu gibi,(Sikke-i Gaybi’de: Vahyin makamı bindir; Risale-i Nur’un Kur’an’ın arşından nüzulunün mertebesi 998-999’dadır buyruluyor). Merhum Zübeyir Ağabeyimizin, Nur’un meslek meşrebinin tatbiki dersleri olan lahikalar hakkındaki beyanları aynen şöyledir:((Lahikalar da ilhamidir. İhtara binaen yazılmıştır. Kıyamete kadar gelecek talebelere derstir. Onun için, ben Üstad’ımızın “Aziz sıddık kardeşlerim” hitabını okuyunca: ‘Lebbeyk Üstadım!’ diyorum.” derdi.

Kendi yazdıklarını me’haz, merci yapmak isteyenler Risale-i Nur’un bu, Kur’an’dan in’ikss eden vasfının cahilidirler.
Risale-i Nur’un esasatının imtisali, Kur’anî olduğu için imtisal;
hem mesleğimiz hem en kudsi vazife,
hem kıyamete kadar kafi, hem her
derdimize çaredir. Kendi mülahaza ve
metinlerini merci göstermek; cehalettendir. Ve Hazret-i Üstad’a, asrın dimağına Kur’an’ın dersi Risale-i Nur’a ihanet olur. Ve geçmişte çok örnekleri görüldüğü gibi, İslam’ın gizli, aşikâr düşmanlarının projelerine, ihanet edebilmelerine müsait bir zemin teşkil eder.

Risale-i Nur’un serapa Kur’anî mesleğini cemiyet şekline sokmağa çalışmak ihanetin ta kendisidir. Bir, İslam düşmanları iprojesine alet olmaktır. Kur’ani esasat üzerinde beşeri mülahazalarla tasarruf, değiştirmek; dalalet ve ihanet olur.

Bir de bu mevzuda merhum Sungur Ağabeyimizden, me’hazin kudsiyeti üzerine gösterilmesi gereken hassasiyete numune bir hatıra:

Denizli meşveretinde bir zat 20 senelik meşveret metinlerini dosyalar haline getirmiş. Dosyaları meşveret hey’etine dağıtmaya başladı. Merhum ağabeyimiz, Hz Üstad’ın mutlak vekili, “Hayatım hayatınla devam edecek” buyurdukları Nur Erkânı, Mutlak (Vekîl) şöyle müdahale etti: “Ne bu kardeşim … bey!. Bunun sana da zararı var. Davalar böyle yozlaşır.” dedi. O zat dosyaları yeniden topladı. Merhum Sungur ağabeyimiz: “Bu cemaat sizin yazdıklarınızı mı okuyacak!. Kastamonu Lahikası’nı, Emirdağ Lahikası’ nı mı okuyacak!” buyurdu. Çünkü Nurcuların amel mercii; Ayet ve Hadisler ve sünen-i seniyenin muhassalı ve ayinesi olan Üstad’ımıza ihtaten, ilhamen yazdırılan lahikalardır. Merhum davasının şehidi Zübeyir Gündüzalp Ağabeyimizin beyanları ilr:

“LÂHİKALAR DA İLHAMİDİR, İHTARA BİNAEN YAZDIRILMIŞTIR, KIYAMETE KADAR GELECEK TALEBELERE DERSTİR.
Merhum Zübeyir ağabeyimizden meşveret usulü hakkında bir naklimiz var. Ki Üstad’ımızın Sıddık-ı ekberi ve lisan-ı hâl ve káliyle Nur’un Kur’an’î meslek ve meşrebinin hücceti olan bir zattır.

Bir kardeşimiz soruyor.”Ağabey meşveret nasıl yapılır?” Zübeyir ağabey cevaben: “Biz ağabeyler (mutlak vekiller) toplanırız. Mevzu ortaya konur. Herkes Üstad’dan ve Risale-i Nur’dan mevzu hakkında hatırına gelenleri söyler veya okur. Neticesi meşveretin kararı olur. Sıddık ve Nur meslek meşrebinin hücceti merhum Zübeyir ağabeyden bir hatıra:

Cemaatten bir zat, otogarda Zübeyir ağabeyi uğurlarken: “Ağabey bizim bu beldede bir mes’elemiz var. Bu mevzuda kanaatinizi sormak istiyoruz.” diyor. Merhum ağabeyimiz: “Kardeşim Üstadımız hakkında, Risale-i Nur hakkında, Nur meslek ve meşrebi ve hizmet-i Nuriye hakkında sual sorarken, kanaatiniz nedir, diye sormayınız. Mesela, bu tarzda 7-8 ağabey ve kardeşe sorarsanız, herkes ayrı kanaat izhar edebilir ve mes’eleniz muallakta kalır. Fakat ağabey, bu mevzuda Üstad’ımız ne buyurmuş ve Külliyatta bu bahis nerededir diye sorarsanız, cevapların birbirine tevafuk ettiğini görürsünüz ve mes’eleniz hallolur” diyor.

Bir de dershanede Nur talebelerinin birbiriyle muamelatı üzerine ehemmiyetli bir hatıra var. Zübeyir ağabey şöyle buyuruyordu: “Müessesede müdür veyahut amir, kardeşim şu işi yapar mısın dese, müessese yatar. Fakat biz burada birbirimize yap, al, getir, götür demeye başladık mı burası yıkılır!”

Evet Üstad’ımız buyuruyor: “Mesleğimiz hakikat ve uhuvvettir. Kardeş kardeşe peder olamaz; mürşid vaziyetini takınamaz… Uhuvvetteki makam geniştir; gıptakârane müzahameye medar olamaz.” Hazret-i Üstadımız; Nur Erkânları “mutlak vekillere”, o seviyede bir sıddıkıyet dersi ve terbiyesi üzerine tahkimat yapmışlar ki: “Bu zamanda öyle muallimler lazım ki; delilsiz sözlerine itimad edilsin.” buyuruyorlar. Ve diyor: “Biribiri içinde daireler halinde yetmiş daire düşmanlarınız var.” “Düşmanlarınız cin gibi; siz ahmaksınız!İkiyüz derece aklınız ziyade çalışması lazım.” buyuruyorlar Hz Üstad. “Umur-u hayriyenin muzır manileri çoktur.” buyuruyor Risale-i Nur’da. Okuyucu cematinin – ki mutlak vekillere en yakın cemaattır; meşvereti tam takdir edemediği gibi bir zan kendilerine telkin edilenlere: Meşveret vazifesinin; Kitap ve Sünnet.. meslek ve meşreb-i Nuriye ölçüleri dairesinde imtisali, yapılması lazım… Yani ne ifrat ne tefrit. Yani; ne ihmal, ne de kendi tesbitlerimizi, metinlerimizi kudsi me’hazın yerine geçirmek.. ne de 2005’te olduğu gibi, araçsallaştırıp o kudsi mefhumu, ihtilafa ve bühtana alet etmek…
Ehl-i hakikat, o hadise için: “Adem(A.S.)’dan kıyamete kadarki zamanda ehl-i İslam içinde bu denli
bir fitne ve ihanet ceteyan etmemiştir.” denildi, deniliyor. Ki: Mukaddes meşveret emr-i İlahisinin mü’minler üzetindeki nüfuzu kullanılmak istendi. O gibi hatarlardan Allahu Zülcelale iltica ederiz. Vesselam.

Not:Risat-ün-Nur ve hizmeti, Necip ve Müdebbir-i Azam Üstadımızın beyan ve beşaretleridir ki: SADAKA-İ MAKBULE’dir. Ona ilişmek akıl kârı değildir. Zira buyuruyor: “Risale-i Nur, nur’dur. Nur incitmez; ışığıyla okşar.” buyuruyor. Fakat yine diyor: “Nur fenalara NAR’dır.” Ne demek SADAKA-İ MAKBULE: 1969’da Merhum M. Sungur Ağabeye soruluyor: “Ağabey ittihad-ı İslam ne zaman olacak?” Merhum Ağabegimiz cevaben: “Üçüncü Cihan Harbi köprüsünden geçtikten sonra…” diyor.Ve İlave ediyor: “Üstadımız Türkiye haritasının güneyini göstererek,  Bu sınırdan içeri girmiyecek.” buyurdular.” diyor. Biz şimdi (güncel hadise, patlama olayına ne?) diyelim. Acizane arzedelim: Ladini rejimin, kardeş ırklar arasına-kısmi de olsa- soktuğu yabaniliği, gavurların fırsat bulup kullanmasından ibarettir. YENİ TÜRKİYE DEVLETİMİZ mazideki pislikleri, ebedi kardeşlerimiz arasına sokulan soğuklukları büyük öçüde kaldırdı. Fakat vaktiyle ellerine fırsat geçen içerdeki ahmak piyonlarla dışarıdaki gaddar sömürgeciler yakaladıklarını zannettikleri fırsatı bırakmak istemiyorlar. Fakat onlar Din-i Hak’taki ebedi kardeşliğin sırrını, kuvvetini hesabedemiyorlar. Geçti B o r’un pazarı…

Bu arada arzedelim dostlarımıza ki: SADAKA-İ MAKBULE hizmetleri yavaş gidiyor. Allahu a’lem!
Yani: Nur’a çalışmak. Risale-i Nur ile,
a’zami veya münhasıran Rıza-yı Bari’
için imana hizmet. Ve bu yolda Kur’an’a hizmet eden halis ehl-i iman ve kuvvetlerle elele, omuz omuza olmak.

İnayet-i Hak’la İnşaallah.

İlginizi Çekebilir

Risale-i Nur Külliyâtının Yazım Kuralları – 2 ve 3

RİSÂLE-İ NUR KÜLLİYÂTININ YAZIM KURALLARINA (USÛL-İ TAHRİR) UYGUNLUNLUĞU VE YAPILAN İTİRAZLARA CEVAPLAR (II) Önceki bölüm  BAKALIM …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
En tehlikeli “Üç Harfliler”

İnsanlar adını anmaya korktukları “üç harfli”nin boş yere günahını almaya devam ederken, daha başka bir …

Kapat