Ana Sayfa / KÜLTÜR – SANAT – FİKRİYAT / Kelimeler & Kavramlar / Mut’a Nedir? Mut’a Nikâhının Hükmü Nedir?

Mut’a Nedir? Mut’a Nikâhının Hükmü Nedir?

Bunu paylaşınız

Mut’a Nedir? 

Yararlanılan şey; umre ile haccı birleştirme; boşanan kadına verilen elbise ve baş örtüsü gibi eşya; bir kadınla geçici olarak evlenme. Çoğulu “muteun” dur. Aynı kökten meta’; yararlanma, yiyecek giyecek gibi yararlı olan her şey demektir. Çoğulu “emtia”dır. “Temettu” ve “istimta” ise; bir şeyden uzunca süre yararlanmak, onu lezzetli bulmak, zevk almak anlamlarına gelir. Yararlanılacak şey anlamında, meta’ ve mut’a eş anlamlı kelimelerdir.

Mut’anın bir fıkıh terimi olarak iki anlamı vardır. Boşanan kadına iddet süresince yararlanması için verilen şey ve geçici evlilik.

1. Mehir miktarı belirlenmeksizin yapılan nikah akdinden sonra, henüz cinsel birleşme olmadan boşanma veya fesih yoluyla evlilik sona ererse kadına mut’a denilen elbise ve baş örtüsü gibi bazı şeyler verilir. Bunlar mehir yerine geçen bir çeşit “teselli hediyesi” dir.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Kadınlara yaklaşmadan ve onlara mehir takdir etmeden boşarsanız, sizin için bir sorumluluk yoktur. Bu durumda zengin kendi imkanına göre, yoksul da kendi imkanına göre, usulüne uygun bir Şekilde onlara, yararlanacakları bir şeyler verin. Bu, iyilikte bulunanların üzerine bir borç”tur” (el-Bakara, 2/236); “Boşanan kadınların örfe göre bir takım eşyalar alma hakkı vardır” (el-Bakara, 2/241); “Ey iman edenler! Mü’min kadınları nikahlar, sonra da cinsel birleşmeden önce onları boşarsanız, artık sizin, onların üzerinde iddet sayma hakkınız yoktur. Onlara hemen mut’alarını (yararlanacakları bazı şeyleri) verin ve onları güzellikle serbest bırakın” (el-Ahzab, 33/49).

Bu ayetlerde yer alan “metea” veya “emtea” fiilleri; birisini bir şeyden yararlandırmak, boşanan kadınlara mut’a vermek anlamlarına gelir (Rağıb el-Isfehani, el-Müfredat, s. 461).

2. Mut’a evliliği anlamında kullanılır. Bu anlamda mut’a; evlenme engeli bulunmayan bir kadınla, belli bir süre içinde ve belli bir mal karşılığında, “senin cinsi yönlerinden şu kadar süre ve şu kadar bedel ile yararlanayım” diyerek icap ve kabulde bulunmaktır.

İslam’ın ilk devirlerinde zaruret gereği izin verilmiş olan bu evlilik şekli, sonradan neshedilerek ebedi olarak yasaklanmış ve belli bir süreyi kapsayan nikah akitleri batıl kılınmıştır. Çünkü bu çeşit bir nikah akdiyle, evlilikten beklenen amaçlar elde edilemez (Muhammed Ali es-Sabuni, Tefsiru Ayati’l-Ahkam, I, 457).

Mut’a nikahı anlamında bir de “geçici (muvakkat) nikah vardır. Bu da batıl bir nikahtır. Aralarındaki ayrılık hemen hemen lafız farkından öteye gitmez. Mesela; geçici nikahta, süreyle birlikte, evlilik ifade eden nikah ve tezvic sözleri; mut’ada ise; temettu, veya istimta’, yani “kadının cinsel yönlerinden yararlanma” anlamı ifade eden sözler kullanılır. Diğer yandan mut’a nikahında, şahit ve süre sınırlaması şart değildir. Geçici nikahta ise bunlar şarttır (İbn Abidin, Reddü’l-Muhtar, İstanbul 1984, III, 51, vd).

Kur’an-ı Kerim’de mut’a nikahının esaslarını belirleyen açık bir ayet yoktur. Konu ile bağlantı kurulabilen şu ayettir: “Evli kadınlarla evlenmeniz de haram kılındı. Sahibi bulunduğunuz cariyeler müstesna. Bunlar Allah’ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Bunların dışında iffetli olarak zina etmeksizin mallarınızla evlenmek istemeniz size helal kılındı. Onlarla cinsel temasta bulunduğunuzda, ücretlerini (mehir-mut’a) verin. Mehir takdir edildikten sonra birbirinizi razı etmenizde bir sakınca yoktur. Şüphesiz ki Allah, herşeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir” (en-Nisa, 4/24).

Ayetteki “ücret”, mehir* olarak değerlendirilmiştir. Bununla, mehirden sözeden diğer ayetler arasında benzerlik vardır. “Birbirinizle kaynaşıp başbaşa kalmışken ve onlar (karınız) sizden kuvvetli bir ahid almışken, verdiğinizi (mehri) nasıl geri alabilirsiniz?” (en-Nisa, 4/21), “Kadınların mehirlerini gönül hoşluğu ile verin. Eğer kendi istekleriyle mehrin bir bölümünü size bağışlarsa onu afiyetle yeyin” (en-Nisa, 4/4). “Kadınlara verdiklerinizden (mehir) herhangi bir şeyi geri almanız size helal değildir” (el-Bakara, 2/229).

Yukarıdaki ilk ayetin genel anlamının mut’a nikahını da kapsadığı öne sürülmüştür. Bu çeşit nikahın İslam’ın ilk yıllarında meşru kılındığında şüphe yoktur. Ancak daha sonra neshedilmiştir. İmam Şafii ve alimlerden bir grup, mut’anın önce mübah kılındığını, sonra neshedildiğini, sonra yine mübah kılınıp, neshedildiğini, yani bunun iki defa tekrar edildiğini söylemiştir. Diğer bazı bilginler, ikiden fazla, bazıları ise bir defa mübah kılınıp arkasından neshedildiğini ve bundan sonra da artık mübah kılınmadığını belirtmişlerdir (İbn Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, İstanbul 1985, II, 225).

Ayetteki “istemta’tüm (yararlandınız)” kelimesine, “dehaltüm (cinsel temasta bulundunuz)” anlamı verilmiştir. Şiiler ise bu kelimeye, mut’a nikahı anlamı vermiştir.

İbn Abbas ve Sahabeden bir grup, mut’anın zaruret sebebiyle mübah kılındığını söylemiştir. Diğer yandan İbn Abbas, Übey b. Ka’b, Said b. Cübeyr ve es-Süddi mut’a ayetini, “Belli bir vakte kadar” ilavesiyle şu şekilde okudukları nakledilir: “Onlarla belli bir vakte kadar, cinsel temasta bulunduğunuz da, süre dolunca mehirlerini verin” (en-Nisa, 4/24).

İslam hukukçuları mut’a evliliğinin haram olduğu konusunda görüş birliği içindedir. Şiilerden başka, cumhurun görüşüne karşı çıkan olmamıştır. Şiilerin bu konudaki sözleri Kitap, Sünnet ve icmaa ters düştüğü için reddedilmiştir. Şöyle ki,

1) Şia; “Onlarla cinsel temasta bulunduğunuzda, mehirlerini bir hak olarak verin” ayetini mut’aya delil getirir. Halbuki bu ayet, meşru nikahla evlenip, cinsel temastan sonra, kadının mehre hak kazandığından söz etmekte, bir önceki cümlede, “Bunların dışında iffetli olarak zina etmeksizin mallarınızla evlenmek istemeniz” ifadeleri yer alır. Burada zina, sifah ile ifade buyurulmuştur. Sifah veya müsafeha; sırf suyunu boşaltmak; yani aile yuvası kurarak çocuk sahibi olmak amacı bulunmaksızın sırf cinsel temas ve şehveti gidermek için evlenmek anlamını içerir. Bu durum yasaklanınca, geçici veya mut’a nikahı, başka bir deyimle “metres edinmek” de bu yasak kapsamına girer.

2) Şianın dayandığı başka bir ayet de şöyledir: “Mehrin belirlenmesinden sonra karşılıklı anlaşmak suretiyle birbirinizi razr etmenizde bir sakınca yoktur” (en-Nisa, 4/24). Onlara göre, bu ayetten maksat, mut’a akdinde belirlenen süre bittikten sonra, erkeğin ücreti, kadının da süreyi arttırarak akdi uzatmalarıdır.

Halbuki, bu ayet, mehrin belirlenmesinden sonra, karşılıklı anlaşmak suretiyle, belirlenenden az veya daha çok vermekte bir sakınca bulunmadığını bildirmektedir (el-Alusi, Ruhu’l-Meani, Kahire t.y., V, 5; Fahruddin er-Razi, et-Tefsiru’l-Kebir, y. ve t.y., X, 45, 46; Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul 1936, II, 1327-1329).

Daha önce de belirttiğimiz gibi İslam’ın ilk dönemlerinde mut’a caizdi. Tirmizi’nin naklettiği şu hadis bunu açıkça ifade eder; ancak daha sonra bu cevaz hükmünün neshedildiğini de belirtir. İbn Abbas’tan (r.a) nakledildiğine göre şöyle demiştir: “Mut’a, İslam’ın ilk döneminde vardı. Bir kimse tanımadığı bir beldeye geldiği zaman, orada kalacağı süre içinde, eşyasını koruyacak ve kendisine hizmet edecek bir kadınla evlenirdi. Bunun üzerine, şu ayet indi: “Ve onlar ırzlarını korurlar. Ancak eşleri ve sahip oldukları cariyeler bunun dışındadır. Bunlarla olan cinsel ilişkilerinden dolayı kınanmazlar” (el-Mü’minun, 23/5, 6). İbn Abbas bu ayet inince şöyle demiştir: “Bu iki evlilik dışında bütün yollar haram kılınmıştır” (Tirmizi, Nikah, 29. H. No: 1122, III, 430).

Bu ayetle, evliliğin meşru yolu iki olarak belirlenmiş, bunun dışındaki yollar kapatılmıştır. Mut’a nikahı bu iki şeklin dışında kalan bir yoldur (el-Cassas, Ahkamü’l-Kur’an, Kahire, t.y., III, 99).

Mut’a bir nikah olarak kabul edilemez. Dilde ve bir fıkıh terimi olarak nikah ile mut’a birbirinin yerine kullanılamaz. Bu iki terim arasındaki farkları şu şekilde belirlemek mümkündür:

1) Nikah akdinin bir takım özellikleri vardır ki, onlar olmayınca nikah olmaz. Mesela; sürenin geçmesi bu akdi etkilemez. Mut’a da ise, belirlenen süre sona erince, boşama tasarrufuna gerek olmaksızın mut’a kendiliğinden ortadan kalkar.

2) Nikah akdinde, cinsel birleşme olduktan sonra eşler boşanırlarsa kadının iddet beklemesi gerekir. Kocanın ölümü halinde ise cinsel birleşme olsun veya olmasın iddet gerekli olur (bk. el-Bakara, 2/228, 234). Mut’a da ise, erkeğin ölümü iddeti gerektirmez. Belki kadının hamile olup olmadığını belirlemek için bir hayız süresince bekletilir (bk. İbn Kesir, a.g.e., II, 226; “İstibra” madd).

3) Sahih nikah akdi miras hakkı doğurur (bk. en-Nisa, 4/12). Mut’ada ise miras cereyan etmez.

4) Nikah akdi meydana geldikten sonra, ölüm, boşama veya dinden çıkma gibi bir sebep bulunmadıkça sona ermez. Mut’a nikahı ise, sürenin dolmasıyla, kendiliğinden ortadan kalkar.

Nikahla mut’a arasındaki bu farklar, mut’anın nikah niteliğinde olmadığını gösterir. Mut’anın; nikah veya cariye edinme (mülk-i yemin) özelliğinin bulunmadığı sabit olunca da hakkında şu ayetin uygulanması gerekir: “Kim nikah eşi veya sahip olduğu cariyesinin ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi aşan mütecavizlerdir” (el-Mü’minun, 23/7; ayrıntı için bk. el-Cassas, a.g.e., III, 98 vd).

Mut’anın yasaklandığını bildiren sünnet delili:

Mut’anın tam olarak hangi tarihte yasaklandığı belirli değildir. Buhari’deki rivayette onun Hayber günü yasaklandığı (Buhari, Nikah, 7/16); Müslim’deki rivayette Mekke’nin fethinde nehyedildiği (Müslim, Nikah, 22); Müslim’in başka bir rivayetinde Huneyn savaşının bir kolu olan Evtas savaşı sırasında yasaklandığı (Müslim, Nikah, 3, H.18); İbn Mace ve Ebu Davud’un Sünenlerindeki hadislerde ise Veda haccı sırasında nehyedildiği (İbn Mace, Nikah, 44; Ebu Davud, Nikah, 14, H.No: 2072) bildirilmektedir.

Hz. Ali’den (r.a). şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Nebi (s.a.s), Hayber gününde mut’a nikahını ve evcil eşeklerin etini yasaklamıştır” (Buhari, Nikah, 31; Müslim, Nikah, 29-32; İbn Mace, Nikah, 44).

Semre b. Ma’bed el-Cüheni’den çeşitli yollarla nakledilen bir hadis, mut’anın sonsuza kadar yasaklandığını belirtmektedir. Rasulullah (s.a.s) ile birlikte Mekke fethine katılan Seleme, orada Allah elçisinin izin vermesi üzerine bir cariye ile mut’a yapmış, rivayete göre bir veya üç gün cariye ile beraber olduktan sonra, sabahleyin Rasulullah’ın (s.a.s) Hacer-i Esved ile Kabe kapısı arasında durarak şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Ey insanlar, ben size kadınlarla mut’a yapmanız konusunda izin vermiştim. Şüphesiz Allah, onu kıyamet gününe kadar haram kılmıştır. Kimin yanında (mut’a nikahı ile tuttuğu) kadın varsa, onu serbest bıraksın. Onlara verdiklerinizden hiçbir şey geri almayınız” (Müslim, Nikah, 19, 22, 24; İbn Mace, Nikah, 44; Darimi, Nikah, 16; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 406). Bazı rivayetlerde bu yasaklamanın Veda haccı sırasında yapıldığı belirtilir (bk. İbn Mace, Nikah, 44, H. No: 1962).

Mut’anın ne zaman yasaklandığını bildiren hadisler arasındaki bu çelişkiler, hadisçiler tarafından giderilerek, mut’anın birkaç kez yasaklanıp serbest bırakıldığı belirlenmiştir. İmam Nevevi’ye göre, mut’a hakkındaki nehy ve serbest bırakma iki kez vuku bulmuştur. O şöyle der: “Hayber’den önce helaldi. Hayber’de yasaklandı. Mekke fethinde mübah kılındı. Evtas vak’ası da Mekke’nin fethini müteakip olmuştur. Bundan üç gün sonra da mut’a ebediyyen haram kılınmıştır” (en-Nevevi, Şerhu Sahihi’l-Müslim, IX, 193, Alusi, a.g.e., V, 5, 6).

Mut’a konusunda sahabe uygulaması:

Hz. Ömer’in halifeliği sırasında, mut’anın hükmü üzerinde bazı tereddütler olunca, Hz. Ömer, mut’anın haram olduğunu ilan etmiş ve hiç bir sahabi O’na karşı çıkmamıştır. O, halife seçildiği gün yaptığı konuşmada şöyle demiştir: “Rasulullah (s.a.s) bize üç defa mut’a yapmaya izin verdi, sonra bunu haram kıldı. Allah’a yemin olsun ki, evli bir kimsenin mut’a yaptığını bilsem, Rasulullah’ın, mut’ayı, haram kıldıktan sonra, yeniden helal kıldığına dair bana dört şahit getirmezse onu taşla recmederim” (İbn Mace, Nikah, 44, H.No: 1963).

Hz. Ali’ye göre Mut’a Hz. Peygamber tarafından Hayber günü yasaklanmıştır (bk. Buhari, Nikah, 29-32).

İbn Abbas’ın mut’a ya ilişkin görüşü:

Mut’anın neshedilmediğini öne sürenler bu görüşlerini İbn Abbas’a dayandırmak istedikleri görülür. Şia mut’a ile ilgisi kurulan en-Nisa suresi 24. ayette İbn Mes’ud ve Ubey b. Ka’b’ın okuyuşlarında “ila ecelim müsemma (belli bir süreye kadar evlenme)” ilavesi şaz bir kıraattır. İbn Abbas’ın da bu kıraatı benimsediği nakledilir. Bu yüzden İbn Abbas’ın; “Onlarla belli bir süreye evlendiğinizde, süre dolunca mehirlerini verin” (en-Nisa, 4/24) ayetini “belli bir süreye kadar” ilavesiyle birlikte te’vil ederek, mut’ayı helal gördüğü ileri sürülür. Kimileri de ibn Abbas’ın, mut’ayı yalnız seferde zaruret halinde mübah gördüğünü söylerler (el-Cassas, a.g.e., III, 95; Alusi, a.g.e., V, 5, 6).

Said b. Cübeyr İbn Abbas’a; “Senin fetvan aldı yürüdü ve onun hakkında şairler şiir söyledi” diyerek bir beyit okuduğu zaman o buna hayret ederek şöyle demiştir: Sübhanellah, ben böyle bir fetva vermedim. Mut’a; “murdar ölmüş hayvan eti, kan ve domuz eti gibi bir şeydir. Bu yüzden ancak zaruret halinde helal olur” (Alusi, a.g.e., V, 6; el-Cassas, a.g.e., III, 95).

Ata’, İbn Abbas (r.a)’ın şöyle dediğini nakletmiştir: “Allah, Hz. Ömer’e rahmet etsin. Mut’a, Allah’ın Muhammed Ümmetine bir rahmetinden başka bir şey değildir. Hz. Ömer bunu yasaklamasaydı, çok az kimse dışında zinaya düşen olmazdı” (el-Cassas, a.g.e., III, 96). Abdullah b. Vehb’in naklettiği bir haberde de, bir adam İbn Abbas’a gelerek şöyle der: “Cariyemle ve arkadaşlarımla bir seferde iken cariyemi arkadaşlarıma helal kıldım ve ondan faydalandılar (yestemtiune)” der. İbn Abbas bunun üzerine; “Bu apaçık bir zinadır (sifah)” diye cevap verir” (el-Cassas, a.g.e., III, 96, 97).

İbn Abbas’tan nakledilen bu görüşlerin sonucunu şu şekilde değerlendirmek mümkündür.

1) İbn Abbas, bazı rivayetlerde yolculuk ve zaruret kaydını koymaksızın mut’ayı helal göstermektedir.

2) Ölü eti ve domuz etini zaruretten dolayı yemede olduğu gibi, mut’ayı da zaruret halinde olduğunu söylemektedir.

3) Mut’a nikahının neshedildiği kanaatindedir. Bunları şu şekilde cevaplayabiliriz:

İbn Abbas’ın, en-Nisa Suresi 24 ncü ayeti te’vil ederek mut’a nikahını helal kabul etmesi kendisi için delil olamaz. Çünkü ayette, yukarıda da açıklandığı gibi mut’anın mübahlığına dair bir delalet yoktur. Aksine ayet mut’anın haramlığını kapsamaktadır.

Onun mut’ayı ölü ve domuz etine benzetmesi ve zaruret halinde onlar gibi meşru sayması isabetli bir kıyas değildir. Çünkü haramları helal kılan zaruret mut’ada söz konusu olmaz. Zaruretten dolayı ölü veya domuz etinin helal olması nefsin telef olmasından korkulduğu içindir. Halbuki cinsel temastan uzak kalmakla, nefsin veya bir uzvun telef olmasından korkulmaz. Diğer yandan, Allah elçisi evlenme imkanı bulamayan bekarlara oruç tutmalarını tavsiye buyurmuştur. Yukarıdaki zaruret halinde mut’ayı mubah gören rivayette bir vehim olabilir. Çünkü İbn Abbas gibi bir zatın meseleyi kavramamış olması düşünülemez.

Sonuç olarak bu konuda İbn Abbas’tan nakledilen en sağlam rivayet, Tirmizi’nin de rivayet ettiği gibi, O’nun mut’a nikahını, haram kabul ettiği ve önceki kanaatinden döndüğü görüşüdür. Tercihe şayan görüşte budur (Ayrıntı için bk. el-Cassas, a.g.e., III, 99, 97 vd.; Alusi, a.g.e., V, 5 vd.; İbn Kesir, a.g.e., III, 226; Fahruddin er-Razi, et-Tefsiru’l-Kebir, X, 48 vd.; İbn Abidin, Reddü’l-Muhtar, İstanbul 1984, III, 51 vd.; Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul 1936, II, 1327-1329, IV, 3429, 3430).

Hamdi DÖNDÜREN

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Lâ ma’bûde illâ hû, lâ maksûde illâ hû

“LÂ MÂBÛDE İLLÂ HÛ, LÂ MAKSÛDE İLLÂ HÛ” (26. Söz)  “SUAL; Mütekellimîn uleması, âlemi, imkân …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Kelimeler & Kavramlar, Makaleler, Yazarlar
12 Mart 18 Mart ve Mehmet Akif

Mehmet Akif, Mart ayının içinde özel bir bahistir. 12 Mart'ta İstiklal Marşı yazılmış, 18 Mart …

Kapat