Ana Sayfa / KÜLTÜR – SANAT – FİKRİYAT / Bunları Biliyor musunuz? / Namazda Tâdil-i Erkân ve Kıraat Hataları

Namazda Tâdil-i Erkân ve Kıraat Hataları

Namazı tâdil-i erkân ile kılmak ne demektir? Namaz surelerini eksiksiz okumak da buna giriyor mu? Eğer okuma hataları namazı bozuyorsa, bu güne kadar kılınan namazları kaza etmek mi gerekir?

Tadil-i erkan, namazın rükünlerini ölçülerine uyarak yerine getirmek demektir. Daha çok ruku, kavme (rukudan doğrulma), iki secde ve secde arası olarak toplam beş yerde, vücudun en az sübhanallah diyecek kadar hareketsiz olarak beklemesi olarak tarif edilmiştir.

Kıyam ve kıraatin de birer rükün olduğunu dikkate alırsak, bunların da olması gereken miktarda yapılması tadil-i erkandan sayılabilir. Kıyamda kıraat yapılırken, yani Kur’an okunurken, Fatiha ve en az üç ayeti tane tane okumak ve bu kadar süre ayakta kalmak da şarttır. Bazen öyle namaz kılanlarla karşılaşılıyor ki, Fatiha’nın yarısını okumaya yetmeyecek sürede, hem Fatiha’yı, hem de zamm-ı sureyi okuyup rukuya gidiyor. Bu kadar süratli bir okuyuş ve bu kadar kısa süre kıyamda durmak da tadil-i erkana uygun değildir.

Hızlı okumanın dışında bir de sorduğunuz okuyuş hataları konusu vardır. Bu hatalara fıkıhta zelletü’l kâri denir. Bir kısmı namazı bozarken, çoğu namazı bozmaz. Geniş bir konu olup fıkıh kitaplarında bunlar hakkında tafsilat verilmiştir. Ömer Nasuhi Bilmen İlmihalinde sualinize ışık tutan şu bilgiler mevcuttur:

“Kur’ân-ı Kerîm’in okunuşunda yanılarak i’rab (harekeler) yönünden yapılacak hata, manayı ne kadar değiştirecek olursa değiştirsin, namazı mutlaka bozmaz. Çünkü insanların çoğu i’rabın şekillerini ayırmaya güç yetiremez. “İbrahime” kelimesinin sonunu “İbrahimu” şeklinde ötre ve “Rabbuhu” kelimesinin “Ba” harfini de üstün “Rabbehu” şeklinde üstün okumak gibi… “Na’budu” kelimesinin be’sini de “Na’bedu” şeklinde esre okumak böyledir.

-İki harf arasında mahreç birliği veya yakınlığı olmadığı halde çoğunluk bakımından güçlük bulunup bunların aralarını ayırmak zor olsa, bunlardan birinin yerine diğerinin telâffuz edilmesi, fıkıh alimlerinden çoklarına göre namazı bozmaz” (Ö. Nasuhi Bilmen, Büyük İlmihal)

Namazların Kazası Gerekir mi?

Bu suale cevap mahiyetinde yine Ömer Nasuhi’de şu izahlar vardır:

“Deniliyor ki, bir namaz birçok yönlerden sahih olduğu halde, bir yönden bozuk olsa, ihtiyat olarak bozulduğuna hüküm verilir. Bundan kıraat hususu müstesnadır; çünkü bunun üzerinde çoğunluk bakımından düzgün okuma güçlüğü vardır. Onun için sıhhat yönü tercih edilir. Bununla beraber bu hususta da, namazı yeniden kılmak ihtiyata daha uygundur.

İmam Şafiî’ye göre, Fatiha’nın gayrındaki hata namazı bozmaz. Çünkü bu İmama göre kasden olmayan söz namazı bozmaz. Bu hatanın ise kasıd ile bir ilgisi yoktur. Fatiha’daki hata ile namazın bozulması ise, mezhebine göre, Fatiha’sız namazın caiz olmamasından dolayıdır.”

Buradaki izahlardan yola çıkarak şunu söyleyebiliriz. Hanefi mezhebinde, en az üç ayet ve hatta bir ayet okumakla kıraat farzının yerine geldiğine dair hüküm var. Kıraat hataları olan birisi bunu kasden yapmadığından ve hiç olmazsa bir, iki veya üç ayeti doğru okumuş olması kuvvetle muhtemel olduğundan, hatalı okuyuşlar bulunan namazlarını kaza etmesi gerekmez.

Çünkü bunda halkın üstesinden gelemeyeceği bir zorluk vardır. On yıl boyunca bir harfi yanlış okuduğunu ve bunun manayı bozduğunu öğrenen kimse bu kadar namazı sil baştan nasıl kılacaktır? Ayrıca aynı kişi avam olduğuna göre önündeki on yılda doğru okuyacağına nasıl emin olacaktır.

Bu noktada kulun vazifesi, namazının eksik ve layıkı ile olamadığını bilip Allah’ın rahmetinden kabulünü ummaktır.

Buna benzer vesveselerin cevabı olarak Bediüzzaman Hazretleri şöyle güzel bir tesellide bulunur:

“Böyle vesveseli adam, amelini güzel görüp gurura düşmektense, amelini kusurlu görse, istiğfar etse, daha evlâdır. Madem böyledir, sen vesveseyi at. Şeytana de ki:

Şu hal, bir harecdir (zorluktur). Hakikat-ı hale muttali olmak (ibadetin şartlarının tam yerine gelip gelmediğini bilebilmek) güçtür. Dindeki yüsre (kolaylığa) münafîdir (terstir).(Dinde zorluk yoktur – Din kolaylıktır) esasına muhaliftir. Elbette böyle (kusurlu) amelim, bir mezheb-i hakka muvafık gelir (uyar). O bana kâfidir.

Hem lâakal (en azından) ben aczimi itiraf ederek ibadeti lâyık-ı veçhile (layık şekilde) eda edemediğimden istiğfar ve tazarru’ (yalvarma) ile merhamet-i İlahiyeye dehalet edip (sığınıp), kusurum affolunmak, kusurlu amelim kabul olunmak için mütezellilane (tevazuyla) bir niyaza vesiledir.” (21. Söz)

Namazın rükünlerinin (erkanının) nasıl yapılması gerektiğine ve tadil-i erkana dair iki güzel makaleyi aşağı alıyoruz.

Namazın Rükünleri

1) İftitah Tekbiri:

Namaz kılanın ayakta ve kendi işiteceği kadar bir sesle “Allahu ekber” demesine “iftitah tekbiri” veya “tahrîme” denir. Bununla namaza başlanmış ve dış dünya ile ilgi kesilmiş olur.

    Ayakta duramayan kişi oturarak tekbir alabilir. Tekbir, gücü yetenler için arapçadır. Başka dilde olmaz. Arkasındaki cemaate duyurabilmesi için imamın tekbiri açıktan alması müstehaptır. Dilsiz veya başka dilde tekbir getirmekten aciz olan kimseden, tekbir getirme farizası düşer. Tekbirin yalnız bir bölümünü, söylemeye gücü yetene, o kısmın bir anlamı varsa gücünün yettiği kadarı yeterli olur.

    Allah Teala’yı yüceltme anlamı taşıyan “Allahul-Kebîr”, “Allah Kebîr” veya yalnız “Allah” denilmesi de farz için yeterlidir. Ancak, “Allahümmağfirlî (Allah’ım beni bağışla)”, “Estağfirullah (Allah’tan bağışlanmamı istiyorum)”, “Euzübillah (Allah’a sığınıyorum)” veya “Bismillah (Allah’ın adı ile başlıyorum)” gibi sözlerle namaza başlanmış olmaz. Çünkü bunlar birer dua cümlesi olup, yalnız ta’zîmi ifade etmez. Hanefilere göre, namaza “Allahu Ekber (Allah her şeyden yücedir)” sözü ile başlamak vacip, bu sözden başkasını tercih etmek ise tahrimen mekruhtur.

    Namaza, iftitah tekbiri ile başlamanın farz oluşu ayet-i kerime ve hadis-i şeriflere dayanır: Allah Teala; “Rabbini yücelt” (el-Müddessir, 74/3) buyurur. Hz. Peygamber (s.a.s) de şöyle buyurmuştur: “Namazın anahtarı temizliktir, tahrimesi ise tekbirdir” (Ebü Davud, Salat, 73, Taharet, 31; Tirmizî, Mevakît, 62, Taharet, 3; İbn Mace, Taharet, 3). “Allah Teala abdesti yerli yerinde almadıkça, sonra kıbleye dönüp Allahu ekber” demedikçe bir kimsenin namazını kabul etmez” (Ebû Davud, Salat, 144).

    Hz. Peygamber namazını hatalı kılan bir sahabeye namazı tarif ederken; “Namaza kalktığın zaman tekbir getir” (Buharî, Ezan, 95, 122; Müslim, Salat, 45; Ebû Davud, Salat, 164; Tirmizî, Mevakît, 110) buyurmuştur.

    Ekber yerine “ekbar” veya Allah yerine “Allah” şeklinde uzatarak okumak manayı bozacağı için bununla namaza başlanmış olmaz. Namaz içinde böyle bir okuyuş, namazı bozar. Ekber’in “kaf’ını yumuşak okuyarak “eğber” denilmesi namaza zarar vermez. Çünkü bundan kaçınmak güçtür.

    İmama uymak üzere alınan iftitah tekbirinin tamamının ayakta alınması şarttır. Bu yüzden rüku halindeki imama uyan kimse “Allah” lafzını ayakta, “ekber” lafzını ise rükûda iken söylese bununla imama uymuş olmaz. Yeniden doğrulup tekbir alması gerekir. Bu arada rüküyu kaçırırsa, birinci rekatı kaza eder.

    Ebû Hanife’ye göre, Arapça dışında bir dilde tekbir getirmek de yeterlidir. Çünkü Allah Teala; “Rabbinin ismini anıp, namaz kılan, mutlaka kurtuluşa ermiştir” buyurur.

    2) Namazda Kıyam:

    Gücü yetenin farz namazda ve vitir veya adak gibi vacib namazlarda ayakta durması bir rükündür. Bu yüzden ayakta durmaya gücü yeten kimsenin oturarak kılacağı bir farz veya vacib namaz caiz olmaz. Rükünler farz olduğu için onlara uymak gerekir (Zeylaî, a.g.e., l, 104; İbnul-Hümam, a.g.e, 1,192, 304, 378; eş-Sîrazî, el-Muhezzeb, l, 70; ez-Zühaylî, a.g.e., l, 635 vd.; Bilmen, a.g.e., s. 122 vd.). Çünkü, Allah Teala; “Allah’a itaat ederek ayakta durun” (el-Bakara, 2/238) buyuruyor. Hz. Peygamber bir hadisinde; “Ayakta namaz kıl” buyurmuştur. Hadis, İmran (r.a)’dan şu sözlerle rivayet edilmiştir. “Bende basur hastalığı vardı. Hz. Peygamber’e namazı nasıl kılacağımı sordum? Ayakta kıl, eğer gücün yetmezse oturarak, yine gücün yetmezse yaslanarak kıl” buyurdu. Nesaî şunu ilave etmiştir: “Eğer gücün yetmezse sırt üstü kıl. Allah kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez” (Buharî, Taksîr, 19; Ebü Davud, Salat, 175; Tirmizî, Salat, 157; İbn Mace, İkamet, 139).”

    Bu duruma göre, hasta ayakta namaz kılmaya güç yetiremez veya ayağa kalkınca hastalığının artmasından veya uzamasından yahut da şiddetli ağrı duymasından korkarsa, namazı oturduğu yerde kılar, gücü yeterse rükû ve secdeye varır. Çünkü zorluk kolaylığı celbeder, zaruretler kendi miktarlarınca takdir olunur.

    Bir hasta, bir yere dayanarak ayakta namaz kılabildiği sürece, farz namazları oturduğu halde kılamaz.

    Yine bir süre ayakta kılmaya gücü yeten kimse o kadar ayakta durur, sonra oturarak namazını bitirir. Hatta yalnız iftitah tekbirini ayakta alabilen kimse, bu tekbiri ayakta alır, sonra oturup namazını kılar (bk. el-Kasanî, a.g.e., l, 105 vd.; İbnul-Hümam, a.g.e., l, 375 vd.; el-Meydanî, el-Lübab, l, 100 vd.; Zeylaî, a.g.e., l, 109).

    3) Namazda Kıraat:

    İmamın veya tek başına namaz kılanın, nafile namazlar ile, vitir namazının bütün rekatlarında, üç veya dört rekatlı farz namazların ise iki rekatında bir miktar Kur’an-ı Kerim okuması farzdır.

    Namazda kıraatın farz olan miktarı, Ebû Hanîfe’ye göre, her rekatta kısa da olsa bir ayettir. Böyle bir ayet okununca bu farz yerine getirilmiş olur. Fakat Ebû Yusuf’a, İmam Muhammed’e ve Ebû Hanîfe’den başka bir rivayete göre bu miktar, kısa üç ayet veya böyle üç ayet miktarı uzun bir ayettir. İhtiyata uygun olan bu görüştür.

    Bir harften veya bir kelimeden ibaret olan bir ayetin, mesela; “Nûn” ve “Müdhâmmetân” ayetlerinin okunması, sağlam görüşe göre yeterli olmaz. Çünkü bu, bir kıraat sayılmaz.

    Kıraatin farz oluşu şu delillere dayanır: Allah Teala şöyle buyurur: “Kur’an dan kolayınıza gelen ayetleri okuyun” (el-Müzzemmil, 73/20). Burada mutlak emir vücub ifade eder. Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Kıraatsız namaz yoktur” (Müslim, Salat, 42; Ebü Davud, Salat, 132, 167).

    Yukarıdaki ayet, namazda mutlak olarak Kur’an okumayı emretmektedir. Bu yüzden Kur’an adını taşıyan en az okuyuşla kıraat gerçekleşir. Bununla birlikte namaz dışında Kur’an okumak farz değildir. Çünkü ayetin gelişinden bu anlaşılmaktadır.

    Namazda Fatiha’yı okumak vacibtir. Fatiha terkedilse, namaz tahrîmen mekruh olmakla birlikte sahihtir. Hz. Peygamber’in; “Fatiha’yı okumayanın namazı kabul değildir” (Tirmizî, Mevakît, 69; Darimî, Salat, 36) hadisi Hanefi müctehitlerince, “Fatiha’sız namazın fazileti yoktur” anlamına hamledilmiştir.

    İmama uyan kimsenin Kur’an okuması gerekmez. Çünkü, Allah Teala şöyle buyurmuştur: “Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki, merhamet olunasınız” (el-A’raf, 7/204). Ahmed b. Hanbel bu ayet hakkında şöyle demiştir: “Bu ayetin namazla ilgili olarak indiği konusunda görüş birliği vardır. Ayet namazda dinlemeyi ve susmayı emretmektedir. Dinlemek ise açıktan kıraat yapılan namazlara mahsustur. Susmak hem gizli, hem de açık okunan namazları içine alır. Bu yüzden namaz kılanların açık okunan namazlarda da, gizli okunan namazlarda da susmaları vacibtir” (ez-Zühaylî, a.g.e., l, 648).

    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Bir kimse imamın arkasında namaz kılarsa o imamın okuyuşu onun da okuyuşudur” (İbn Mace, İkame,18). Bu hadis, gizli okunan namazları da, açık okunanları da kapsamına alır. Yine Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “İmam kendisine uyulması için nasbedilmiştir. İmam tekbir getirdiği zaman siz de getirin, Kur’an okuduğu zaman sizler susun ” (Buharî, Taksîr, 19; Ebü Davud, Salat, 68, 175; Tirmizî, Salat, 150,157; İbn Mace, İkame, 13, 144; Ahmed b. Hanbel, II, 230).

    Hanefiler dışındaki çoğunluk, namazda kıraattan maksadın Fatiha suresi olduğunu söylemiştir. Dayandıkları delil: “Fatihayı okumayanın namazı yoktur”, “Fatihatül-Kitab’ın okunmadığı bir namaz yeterli değildir” anlamındaki hadislerdir (bk. Tirmizî, Mevakît, 69, 115, 116; İbn Mace, ikame, II).

    4) Rükû:

    Namazlarda rükûda bir rükün olup farzdır. Kıraattan sonra eğilerek rükuya varılır. Rükûda baş ve sırt düz tutularak eller dizlere kadar varır. Bu yüzden ayakta namaz kılan kimsenin rükü için yalnız başını eğmesi yeterli olmaz, arkasını da eğerek, baş ve sırt düz bir hat meydana getirmelidir. Bu tam bir rüküdur. Bununla birlikte namaz kılan, rüküda tam bu durumda bulunmazsa bakılır, eğer kıyama daha yakın görülürse rüküu sahih olmaz, fakat rükü durumuna daha yakın görülürse sahih olur. Sırtı kambur olan kişi, eğer gücü yeterse, normal rükuya göre biraz fazla eğilir (İbnül-Hümam, a.g.e., l, 193, 208 vd.; İbn Abidîn, a.g.e., l, 416; el-Meydanî, a.g.e., l, 69).

    Rükû’nün farz oluşu ayet ve hadislere dayanır. Allah Teala şöyle buyurur: “Ey İman edenler! Rükü edin” (el-Hacc, 22/77).

    Resulullah (s.a.s)’in yaptığı rükû şeklini Ebü Humeyd (r.a) şöyle açıklar: “Hz. Peygamber’in rükü yaparken ellerini dizleri üzerine koyduğunu gördüm. Sonra sırtını düzgün tutardı” Hz. Aişe (r.anha) rüküda başın eğilmesi şeklini şöyle nakleder: “Resulullah (s.a.s) rükuya gittiği zaman başını yukarıya doğru kaldırmaz, aşağı doğru da eğmezdi. İkisi arasında bir vaziyette tutardı (Müslim, Salat, 240; Ebü Davud, Salat. 122; İbn Mace, ikame, 16; Ahmed 6. Hanbel, VI, 31,194)

    Başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurulur: “Hz. Peygamber rükuya gidince, sırtı üzerinde bir bardak su bulunacak olsa, hareket etmezdi” (Buharî, Ezan, 120; Ahmed b. Hanbel, l, 123).

    Oturarak namaz kılan kimse rüküda biraz eğilmesi, secdede bundan daha fazla eğilmesi gerekir.

    5) Secde:

    Secde namazda bir rükün olup, farzdır. Namaz kılan kimse rüküdan sonra secdeye varır. Secdede alın, yüz, iki ayak, iki el ve iki diz yere veya yere bitişik bir şey üzerine konulur. Böylece Allah Teala’ya ta’zîmde bulunulur. Bu secde her rekatta birbiri ardınca iki kere yapılır.

    Secdelerin farz olduğu konusunda görüş birliği vardır. Allah Teala şöyle buyurur; “Ey iman edenler! Rükû ve
secde yapın ” (el-Hacc, 22/77).

    Resulullah (s.a.s) de namazını kötü bir şekilde kılan kimseye şöyle emretmiştir: “Sonra mutmain olacak şekilde secde et. Sonra mutmain olacak şekilde secdeden kalkıp otur, sonra yine mutmain olacak şekilde secde yap.

    Tam ve mükemmel secde yedi aza üzerine yapılan secdedir. Yüz, iki el, iki diz ve iki ayak. Bunun dayandığı delil İbn Abbas (r.a)’dan rivayet edilen şu hadistir: “Ben yedi kemik üzerine secde etmekle emrolundum. Bunlar da; alın (eliyle burnuna işaret etti), iki el, iki diz ve iki ayaktır” (Buharî, Ezan, 133, 134, 137; Müslim, Salat, 226, 227, 229, 230; Nesaî, Tatbîk, 40, 43-45, 56, 58; İbn Mace, İkame, 19).
   
    Alın ve burnun ikisiyle birlikte secde etmek vacibtir. Secdede elleri, dizleri yere koymak farz değil, sünnettir. Çünkü bunu yapmaksızın da secde gerçekleşebilir. Ancak bu, Züfer ve İmam Şafiî ile Ahmed b. Hanbel’e göre farzdır.
   
    Secdede iki ayağı yere koymak farzdır. Bu yüzden iki ayağın veya bir ayağın parmakları yere konulmadıkça, secde caiz olmaz. Tercih edilen görüş budur. Bir ayağın yalnız bir parmağını veya ayağın yalnız üstünü yere koymak yeterli olmaz. Eğer bir kimse iki ayağını da yere koymazsa secdesi geçerli olmaz.
   
    Atılmış yün, pamuk, saman, sünger ve kar gibi bir şey üzerine secde edildiği zaman, eğer bunlar yoğunluk meydana getirip, hacimleri anlaşılırsa secde caiz olur. Fakat bunların içinde yüz kaybolup hacimleri anlaşılmaz ve yüz aşağıya tam yerleşip sertlik hissedilmezse secde caiz olmaz.
   
    Rükü ve secdede durmada sünnet miktarının en azı üçer kere tesbih okumaktır. Ortası beş, en mükemmeli yedi kere tesbih okumaktır. Namazı tek başına kılan kimse, daha çok tesbihte bulunabilir. Fakat imam olan kimse, cemaatin rızası bulunmadıkça, üçten fazla tesbih okumamalıdır. Çünkü cemaatı usandırmak ve namazları kaçırmak uygun değildir.
   
    Rükûda okunacak tesbih; “Sübhane rabbiyelazîm (pek büyük olan Rabbim, her türlü eksikliklerden münezzehtir)” ve secdelerdeki tesbih de; “Sübhane rabbiyel a’la (En yüce olan Rabbim, bütün eksikliklerden) münezzehtir”.
   
    Her rekatta iki secde yapılır. Bunlardan birisi bilerek terk edilse namaz bozulur, sehven terk edilse, selamdan sonra bile hatırlansa, namaza aykırı bir şey yapılmamışsa secdeye varılır, daha sonra son oturuş iade edilerek sehiv secdeleri yapılır. Çünkü farz olan secde normal yerinden geri bırakılmıştır.
   
    6) Son Oturuş:
    
    Namazların sonunda teşehhüt miktarı oturmak da namazın bir farzı, bir rüknüdür. Buna “Ka’dei ahire (son oturuş)” denir. İki rekatlı namazlarda ikinci rekattan, dört rekatlı namazlarda ise dördüncü rekattan sonraki oturuşlar “son oturuş”tur.
   
Teşehhüt miktarından maksat ise “Tahiyyati” okuyacak kadar bir süredir. Şafiî ve Hanbelîlere göre ise, son otu-
ruşta teşehhüt ile birlikte Hz. Peygamber’e salavat getirmek, yani; “Allahümme salli ala Muhammed” diyecek kadar oturarak teşehhütte bulunmak bir rükündür.
   
Hz. Peygamber’den nakledilen “Tahiyyat” duası şudur: “et-Tahiyyatü lillahi ve’s-salavatü vettayyibatü, es-selamü aleyke eyyühan’Nebiyyü ve rahmetullahi ve berakûtühû. es-Selâmü aleyna ve ala ibadillâhi’s-salihîn. Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve Rasûluh”.

Anlamı: “Bütün dualar, senalar, bedenî ve malî ibadetler Allah Teala’ya mahsustur. Ey Peygamber! Sana selam olsun, Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerine olsun, (Ey Rabbimiz)! Selam bize ve Allah’ın salih kullarına olsun. Şunu bilir ve herkese açıklarım ki, Allah’tan başka hiç bir gerçek mabud yoktur ve yine bilir ve açıklarım ki, Hz. Muhammed, Allah’ın kulu ve peygamberidir” (bk. Buharî, Ezan, 148, 150; Deavat, 16; Tevhîd, S;Müstim, Salat, 56,60,62; Ebu Davud, Salat, 128).
   
Son oturuşta, teşehhüt miktarı oturmanın farz oluşu şu hadise dayanır: “Hz. Peygamber, İbn Mes’ud (r.a)’a teşehhüdü öğrettiği zaman şöyle buyurmuştur: “Bunu söylediğin veya yaptığın zaman namazın tamam olmuştur” (Ebü Davud, Salat, 178; Nesaî, Tatbik, 15). Yani teşehhüdü okuduğun veya oturma işini yaptığın zaman namazın tamamdır. Burada, Resulullah (s.a.s), namazın tamamlanmasını fiile bağlanmıştır. Bu fiil de oturma işidir. Hz. Peygamber, tahiyyatı ancak oturduğu zaman okumuştur. Bu yüzden namazın gerçekten tamam olması oturmaya bağlıdır (bk. el-Kasanî, a.g.e., l, 133; İbnül-Hümam, a.g.e., l, 113; Zeylaî, Tebyînül-Hakaik, 1,104; İbn Kudame; a.g.e., l, 532; ez-Zühaylî, a.g.e., l, 665 vd.; Bilmen, a.g.e., s.129,130).

Namazda Tadil-i Erkân

Ta’dîl-i Erkân, İmâm-ı Ebû Yûsuf ve İmâm-ı Şâfiî hazretlerine göre farz, İmâm-ı A’zam ile İmâm-ı Muhammed Hazretlerine göre ise vâciptir.

Ta’dîl-i Erkândan maksad; namazın, kıyam, rukû’ ve secde gibi her rüknünü sükûnetle yerine getirmek ve bu rukünleri yaparken her uzvun yatışıp hareket hâlinden berî olmasıdır. Meselâ: Rükû’den sonraki kıyâmda vücut dimdik bir hâle gelmeli ve sükûnet bulmalı, en az bir kere “Sübhânellâh” diyecek kadar ayakta durup, ondan sonra secdeye varmalıdır. Her iki secde arasında da böylece bir tesbih miktarı durmalıdır.

Tadîl-i erkâna riâyet edenler, Namazda mânevî haz duyarlar, acele etmekten sakınırlar. Acele etmeyi, hürmete ve edebe aykırı görürler.

Bu târif ve îzâhattan anlaşılan odur ki, ta’dîl-i erkân, rukû’da, secdelerde, kavme ve celsede her âzâ hareketsiz olduktan sonra “sübhânellâh” diyecek kadar durmaktır.

Ebû Hüreyre Hazretleri’nden rivâyet edildiğine göre; Rasûlullah Efendimiz bir gün mescide girdi. Bir kişi daha gelerek, ta’dîl-i erkâna riâyet etmeden namazını kılıp Peygamberimizle selamlaştı. Peygamberimiz ona: “Dön ve namazını yeniden kıl, çünkü sen namaz kılmadın” buyurdular. O şahıs dönüp aynı minval üzere namazını kılarak Rasûlullah Efendimize selam verdi.

Peygamberimiz selâmını aldıktan sonra “Dön, namazını kıl, zira sen namaz kılmadın” buyurdular. Bu durum üç defa tekrar edince o kimse: “Seni Hak peygamber olarak gönderen Hz.Allah’a yemin ederim ki, bundan daha iyisini yapamıyorum, bana öğretiniz, yâ Rasûlallah” dedi.

Rasûlullah Efendimiz de “Namaza başlayacağın zaman tekbir al, sonra Kur’ân-ı Kerîm’den ezberinde olan kolay yerlerden oku, sonra mutmain olacak şekilde rukû’ yap, sonra kıyam hâlinde azaların mutmain oluncaya kadar kâim ol, sonra secde halinde mutmain oluncaya kadar secde yap, sonra secdeden başını kaldır ve iki secde arasında mutmain oluncaya kadar otur, ve bütün namazlarını böyle kıl” buyurdular.

“Bir mümin secde ve rukûunu tam yaparak güzel bir şekilde namazını kılarsa, onun namazında bir güzellik ve nur olur. Ve o namazla melekler semaya yükselirler de, namaz, namazı kılan kimseye: Beni muhafaza ettiğin gibi Hz. Allah da seni muhâfaza etsin” diye duâ eder.

Eğer mümin namazını güzel kılmazsa; o namaz zulmânî olur. Ve melekler kerih görerek onu semaya yükseltmezler. Bu namaz namazı kılana bedduâ ederek: “Beni zâyi ettiğin gibi Hz. Allah da seni zâyi etsin” der.”

İsmâil Hakkı Bursevî Hazretleri: “Rukûunu ve secdelerini tam yapmayarak namazından çalan musallînin, vâsıl-ı ilallah olma (Allah’a kavuşma) gücü kuvveti kesilir, murâdına ulaşamaz. Hz. Allah’ın emrini kısaltarak, namazda sû-i edepte bulunduğundan (mühim ve ciddî bir hataya düştüğünden) hicranda ve boşlukta kalır.”

İbrâhîm Nehâî Hazretleri: ‘Rukû’ ve secdelerinde hafiflik yapan, (Hakkını vermeyen) bir kişiyi gördüğün zaman, (maîşet sıkıntısına düşme ihtimâlinden dolayı) âile efradına merhamet ediniz” buyurmuşlardır.

Nitekim İmâm-ı Rabbânî Hazretleri de:

“İnsanları, ta’dîl-i erkâna ve âzâların itmi’nânına riâyet ederek namazlarını kılmaya delâlet etmek lâzımdır. İnsanların çoğu bu devletten mahrumdurlar. Ve bu amel, (tâdîli erkân ile namaz kılmak) bilkülliye (tamamen) terk edilmiştir. Binâenaleyh bu amel’i (öğreterek)ihyâ etmek İslâm’ın en mühim husûslarındandır” buyurmaktadır.

Görülüyor ki, tâ’dîl-i erkâna riâyet, çok mühim bir husûstur. Maalesef bir çok insan bu mühim husûsa riâyet etmemektedirler. Müminlerin bu noktada îkâz ve tenvir edilmesi lazımdır.

***

Namazın kıraatinde yapılan hatalar (Zelletü’l-kâri) hakkında detaylı bilgi verir misiniz? Namazda okunan Kur’an, düzgün okunmazsa namaz olur mu,sehiv secdesi mi gerekir? Yapılan harf, hareke hataları namazı bozar mı?

Zammı sureyi okurken hata edilse ve o hatayı düzeltmek için baştan alınırsa, sehiv secdesi gerektirmez. Ancak sure okunmasa veya yanlış yapılıp baştan alınmazsa sehiv secdesi gerekir.

Namaz içinde Fâtiha okunduktan sonra, hangi âyet veya sûreyi okuyacağı bir müddet tefekkür edilse, sehiv secdesi icab eder. Çünkü vâcib te’hire uğramıştır. Eğer böyle bir bekleme olmamışsa kıraatın öncsinde Tin suresinden, ortasında Asr suresinden, sonunda ise tekrar Tin suresinden ayetler okumakla kıraat gereçekleşirse, bunun için sehiv secdesi gerekmez.

Namazda kıraatte bulunurken dil kayması veya yanılma sonucu kelime ve harflerde yapılan hatalarla ilgili hükümler:

Fatiha ya da bir sûre okurken dilin kayması veya yanılma sonucu kelime ve harflerde bir takım hatalar yapılabilir. Bu konu fıkıhta önemli bir yer kapsamaktadır. Çünkü mânanın değişmesi namazın bozulmasına yol açar. Kur’ân’ı iyice öğrenmek, ezberlere çok dikkat etmek gerekir. Özellikle imam olacak şahısların hem namazın farz, vâcib, sünnet ve adabını, hem kıraati yeterince bilmesi -kıldıracağı namazın sıhhati bakımından- aranır.

Kıraatte Dil Kayması:

Fıkıh dilinde buna “zelle-i kâri'” denir. Yani okuyanın kayması, demektir.

A) Bir Kelimedeki Harfi Diğer Kelimedeki Harf ile Bitiştirmek:

Bir kelimedeki son harfi diğer kelimenin başındaki harfle bitiştirmek namazı bozmasa da kelimelerin rahat teleffuzunu ve ahengini bozar. Buna birkaç örnek verelim:
– “İyyake na’budu”yu “iyyakene’abdu” şeklinde (kâf) harfini (nun) ile bitiştirmek.
– “ğayri’l-mağdubi aleyhim”i ğayri’l-mağdûbia leyhim” biçiminde (ba) harfini (ayn) harfiyle bitiştirmek,
– “semi’allahu limen hamidehu” yu “semi’allahuli men ha-mideh” şeklinde (he) harfini (lam) ile bitiştirmek…

Bütün bu bitiştirmelerde mâna ciddi ölçüde bozulmadığından, namazın sıhhat ve cevazına engel sayılmamıştır. İsterse bu bitiştirmeleri kasten yapmış olsun. Ne var ki dikkat etmek, kelimelerin yerli yerince hakkını vererek hem Kur’ân’a saygımızı, hem sünnet ve adabına uygun okumamızı sağlar. (Fetâvâ-yi Hindiyye – El-Hulasa.)

B) Bir Harfi Başka Bir Harf Yerine Okumak:

Bir harfi başka bir harf yerine okumak mânayı değiştiriyorsa ve iki harf arasında mahreç yönünden bir yakınlık da mevcut değilse, namazı bozar. Ama iki harf arasında mahreç yakınlığı bulunduğundan, onları birbirinden ayırt etmek ve telaffuzda bu yüzden sıkıntısız okumakta meşakkat varsa, namazı bozmaz. Şimdi bu iki hususa birkaç örnek verelim:

Mahreçleri birbirine çok yakın olup ayırt edilmeleri meşakkatli olanlar: (za) ile (dad), (sad) ile (sin), (ta) ile (te) gibi. Her misaldeki iki harften birini diğeri yerine okumak, fukahanın ileri gelenlerinin çoğuna göre namazı bozmaz. (Fetâvâ-yi Kaadıhan) Fetva buna göredir. Ne var ki Kadi Ebû Hasen ile Kadi Ebû Asım’a göre, bu kasten yapılırsa namazı bozar. Ama dil kayması sonucu olursa, bozmaz. Muhtar olan da budur. Ama birincilerin görüşünde kolaylık bulunduğundan fetvaya daha uygun görülmüştür. O halde bazı harfleri rahat teleffuz edemeyen kimse, mazur sayılmayacağından gayret göstermesi gerekir. Ama bazı harflere dili bir türlü yatışmıyor ve bu aksaklığı gidermesi de mümkün olmuyorsa, beceremediği harflerin bulunmadığı âyetler varsa onları okur. Yoksa, teleffuz edebildiği şekliyle okuyarak namazını kılar, ancak imamlık yapması doğru olmaz. (Fetâvâ-yi Kaadıhan – Fetâvâ-yi Hindiyye.) Sahih olan görüş de budur.

C) Bir Harfi Hazfetmek:

Kıraatta bir harfi olduğu gibi okumayıp kaldırmaya «hazf-i harf» denir. Hazfedilen harf mânayı bozarsa, namaz bozulur. Mânayı bozmaz da icaz ve terhim kaideleri uygulanarak böyle yapılırsa namaz bozulmaz. Buna birkaç örnek verelim:

– “le-kad câethüm rusulüna” yerine “le-kad câehüm rusülühü” okunur da “caet” fiilinin sonundaki (te) harfi hazfedilirse, mâna bozulmayacağından namaz sahihtir.
– “fe-mâ lehüm lâyü’minûne” yerine “fe-mâ lehüm yü’minûne” okunur da fiili olumsuz yapan (lâ) edatı hazfedilirse, mana bozulacağı için namaz sahih olmaz. (El-Muhit,  Radîyüddin Serahsi.)

D) Kelimeye Bir Harf İlâve Etmek :

Kelimede bir harf fazla etmek mânayı bozarsa, namaz sahih olmaz; bozmazsa namazın cevazına fetva verilmiştir. Buna bir örnek verelim:

– “Venhe anil münkeri” yerine “venha anil münkeri” okursa, mana bozulmayacağından namaz sahihtir. Veçhe’deki (ha) harfine bir (ya) harfi ilâve edilmiş oluyor.
– “Ve zerabiyyü mebsusetün” yerine “ve zerabîbün mebsusetün” okunursa, mâna bozulacağından namaz sahih olmaz.

E) Bir Kelimeyi Başka Bir Kelime Yerine Kullanmak:

Kur’ân’da bir kelimeyi bir başka kelime yerine koyup okumak da mânayı bozup bozmadığı, iki kelime arasında mâna yakınlığı bulunup bulunmadığı, Kur’ân’da o kelimenin bulunup bulunmadığı gibi bir takım meselelerle ilgilidir:

a) Değiştirilen kelime ile diğer kelime arasında mâna yakınlığı ve Kur’ân’da da yeri varsa namaz bozulmaz. Buna bir örnek verelim:

– “alîm” yerine “hakîm” ya da “gafur” yerine “rahîm” kelimesini koymak gibi. Bunların hem mânaları birbirine yakın, hem de Kur’ân’da yerleri vardır.

b) İki kelime arasında mâna yakınlığı var, ama Kur’ân’da o tür bir kelime yoksa, İmam Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed’e göre namazı bozmaz. İmam Ebû Yusuf’a göre, bozar. Buna bir örnek verelim:

– “tevvabîn” yerine “teyyabîn” okumak. Kur’ân’da “teyyabîn” diye bir kelime yoktur. ama ikisi arasında mâna yönünden yakınlık mevcuttur.

c) Değişik kelimeyle asıl kelime arasında mâna yönünden bir yakınlık olmamakla beraber, Kur’ân’da da öyle bir kelime yoksa namazı ittifakla bozar.

d) Değişik kelimenin Kur’ân’da yeri var, fakat iki kelime arasında mâna yönünden bir yakınlık olmamakla beraber, itikad edildiği takdirde küfrü gerektiren bir anlam taşıyorsa, namazı bozar, fukahanın bu hususta görüş birliği vardır. Sahih olan da budur. Buna bir örnek verelim:

– “Va’den aleyne innâ künnâ failîn” yerine “ğafilîn” kelimesini koymak gibi. Çünkü “fâilîn” ile “ğâfilîn” arasında mana yönünden hiç bir yakınlık olmamakla beraber, tamamen ters bir mânaya yol açmaktadır. Bu, daha çok İmam Ebû Yusuf’un ısrarla üzerinde durduğu bir konudur. Fetva onun görüşüne göredir.

Kelime asıl nispet edileceği isimden başkasına nispet edilerek okunursa, Kur’ân’da o nispet edinilen kelime varsa, İmam Muhammed’e göre namazı bozmaz.

– “Ya meryeme’bnete imrân” yerine “ya meryeme’bnete mûsâ” gibi. Ama Kur’ân’da öyle bir isim yoksa, fukahanın ittifakıyla namazı bozar. “ya meryeme’bnete ğilân” okumak gibi. Çünkü Kur’ân’da “ğilân” kelimesi yoktur.

F) Doğrudan Doğruya Bir Kelime Fazla Olarak Okumak:

Bir kelimeyi diğer bir kelimenin yerine değil, doğrudan doğruya fazla olarak getirip okumak, mânayı bozuyorsa -Kur’ân’da yeri olsa bile- namaz sahih olmaz. Bunlara birer örnek verelim:

– «Vellezîne âmenû billahi” yerine “vellezîne amenû ve keferû” okumak suretiyle cümlede “keferû” kelimesini fazladan kullanmak, mânayı tamamen bozmaktadır. Kur’ân’da her ne kadar “keferû” fiili bazı yerlerde kullanılmışsa da, burada fazla olarak kullanılması nazmı ve mânayı alt-üst etmektedir.

– “İnnemâ nümlî lehüm lî yezdadû ismen”de “ismen ve cemalen” şeklinde “cemal” kelimesini fazla olarak kullanmak da namazı ittifakla bozar. Çünkü Kur’ân’da bu tür bir kelime yoktur. Hem mânayı da kısmen değiştirmektedir.

Manayı bozmaz, Kur’ân’da da o tür kelime bulunuyorsa, o takdirde namaz sahih olur. Buna bir örnek verelim:

– “İnne’llahe bi-ibadihî lehabirün basir” âyetine bir (kâ-ne) kelimesini ilâve ederek okumak, “innellahe kâne bi ibadihî habîran basîra” demek, âlimlerin icmaıyla namaz bozulmaz.

Kur’ân’da o tür kelime bulunmaz, ama mânayı da bozmuyorsa, namaz bozulmaz. Buna bir örnek verelim:

– “fîhâ fakihetün ve nahlün ve rumman” cümlesine bir de “tuffah” kelimesini ilâve ederek okumak. (El-Muhit / Radıyüddin Serahsî – Fetâvâ-yi Hindiyye.)

G) Aynı Harfin Tekrarı:

– Tekrar edilen harf, muda’afın izharı ise namaz bozulmaz. “Ve men yertedde” yi “ve men yertedid” şeklinde okumak gibi.
– Muda’if’i izhâr değil de, mânayı bozuyorsa namaz da bozulur. “El-hamdu lillahi” cümlesini, “Elle’l-hamdu lillahi” şeklinde okumak gibi.
– Kelimeyi tekrar etmek de böyledir: Mâna bozulursa, namaz da bozulur. “Rabi’l-âlemîn” i, “rabbi rabbî’l-âlemîn” şeklinde okumak veya “mâliki yevmi’d-dîn” i, “mâliki mâliki yevmî’d-dîn” biçiminde okuyarak “mâlik” kelimesini tekrarlamak gibi.

Ne var ki kelimenin tekrarı halinde namazın bozulacağını ve sahih olan kavlin de bu olduğunu söyleyenler de var.

H) Kelimeler Arasında Takdim – Te’hir Yapmak:

Kıraatte hatâ yaparak bir kelimeyi öne almak ya da geriye almak mânayı bozmuyorsa, namaz da bozulmaz. “Lehüm fihâ zefîrün ve şehîk”i, “lehüm fîhâ şehıkun ve zefîr” biçiminde okumak gibi.

Dikkat edilirse burada “şehık” kelimesi “zefir” kelimesinin önüne geçirilmiştir. Bu durumda mana bozulmamaktadır. Ama manayı bozacak olursa, haliyle namaz da bozulmuş sayılır. “innel ebrare lefi naîm ve înne’l-füccare lefi cehîm” yerine “İnne’l-ebrare lefî cehîm ve inne’l-füccare lefî naîm” okumak gibi.

Burada dikkat edilirse, mana tam aksine olmuştur. Bu nedenle namaz da bozulur. Fukahanın çoğu bu görüştedir, sahih olan da budur. (Fetâvâ-yi Hindiyye.)

İki kelimenin diğer iki kelime üzerine geçirilmesi veya geriye bırakılması da böyledir; mânayı bozmadığı takdirde namaz sahih sayılır. Buna bir örnek verelim:

– “Yevme tebyaddu vücuhun ve tesvaddu vücuhun” yerine, “yevme tesvaddu vücuhun ve tebyaddu vücuhun” okumak gibi.

Dikkat edilecek olursa burada sonra gelmesi gereken iki kelime öne alınmıştır. Ama mânada bir değişiklik meydana getirmemiştir. Bu bakımdan namazın bozulmasına neden sayılmaz.

İ) Bir Âyeti Diğer Bir Âyetin Yerine Almak:

Bir âyeti diğer âyet yerine alıp okur ve sonunda vakfın tam ölçüsüyle duracak olur da sonra asıl okuyacağı âyeti getirip başlar veya diğer âyetin bir kısmını okur da sonra asıl okuyacağı âyeti getirip başlarsa namazı bozulmaz.

– “İnne’l-ebrare lefi naim” âyetini okuyacağı yerde dili kayıp “ve’l-asrı inne’l-insane” okur ve sonunda tam bir vakfe yaparsa veya,
– “ve’t-tinî ve’z-zeytuni ve tur-i sinine ve hazel’-beledi’l-’emîn” i okuduktan sonra tam bir vakfe yapıp sonra,
– “lakad halakne’l- insane fi ahseni takvim” yerine “lakad halekne’l-insane fi kebed” okursa, namaz bozulmaz.

Ama bunlarda ve benzeri yerlerde âyetin sonunda vakf-ı tam yapmadan diğerine geçip okursa, sahih olan kavle göre namazı bozulur. (El-Hulasa – Fetâvâ-yi Hindiyye.)

J) Yeri Olmadığı Halde Vakıf, Vasıl ve İbtida Yapmak:

Durulması gerekmeyen yerde durmak (vakıf yapmak), başlanması gerekmeyen yerde başlamak mânayı bozmadığı takdirde namaz bozulmaz. Buna bir örnek verelim:

– “inne’llezîne amenû ve amilu’s-sâlihati” yi okuyup vakfettikten sonra “ulâike hüm hayrü’l-beriyye” ye başlamak bu cümledendir. Burada mâna bozulmadığından namaz bozulmaz. Ulemânın icmâ’ı vardır. Bunun gibi vasıl yapılmayacak yerde vasıl yaparsa namaz bozulmaz, ama uygun değildir. Buna bir örnek verelim:

– “ashabu’n-nari” yi okuyup durmadan “ellezîne yahmilune’l-arşe” ye geçmek gibi. Aslında birinci cümleden sonra durması gerekirken vakıf yapmadan vasıl yapmış oluyor. Ama bu durumda mâna fahiş biçimde değişirse, bu konuda farklı görüşler vardır. Fakat sahih olan kavle göre, namaz yine bozulmaz. Buna bir örnek verelim:

– “Şehidellahu lâ ilahe” deyip vakfettikten sonra “illâ huve” derse, dış görünüşü itibariyle mâna bozuluyorsa da bir ilâve yapılmadığından namaz bozulmuyor. Çoğu ilim adamlarının görüşü böyledir. Azınlıkta olanlar ise bozulacağına hükmetmişlerdir. Fetva birincilerin kavline göredir. Çünkü Müslüman halk için bunda kolaylık vardır. (Radiyüddin Serahsi, El-Muhlt)

K) İ’rabda Hata Yapmak:

İ’rabda hata yapmak mânayı bozmadığı takdirde namazı da bozmaz. Meselâ:

– “lâ ter’faü asvâteküm”ü “lâ turfeû asvateküm” şeklinde okuyarak (te) harfini ötre okursa, mânayı fahiş biçimde bozmadığından, namaz da bozulmuş sayılmaz. Bunda icmâ’ vardır. Ama mânayı fahiş biçimde bozarsa, meselâ “ve asâ âdeme rabbuhu” derse mana fahiş biçimde bozulmuş olacağından namaz da bozulmuş sayılır. Çünkü âdem kelimesinin sonunun ötre olması gerekir. Üstün okununca şu mâna çıkmış olur:
– «Âdeme Rabbisi isyan etti.» Mütekaddiminin bunda görüş birliği vardır. Müteahhirin ise bu hususta farklı görüş ortaya koymuşlardır. Başta Şem-sü’I-Eimme El-Helvanî olmak üzere Ebû Cafer Hindevanî ve benzeri ilim adamları namazın bozulmadığına kâildirler. (Fetâvâ-yi Hindiyye.)

O halde bu konuda Müteahhîr’inin görüşlerinde de Müslüman halk için kolaylık vardır, fetvâya daha uygundur. Mütekaddimîn’in görüş ve içtihadı ise ihtiyata daha uygundur. (Fetâvâ-yi Kaadıhan – El-Muhit / Serahsî.)

L) Şedde ya da Meddi Terk Etmek:

Bilindiği gibi Arap sözlüğünde gerek i’rabın, gerekse şeddenin mânayı değiştirme yönünden önemli yeri vardır. Şeddeli bir kelimenin delâlet ettiği mâna ile aynı kelimenin şeddesizinin delâlet ettiği mâna arasında büyük fark vardır.

Bazı istisnaî kaideler bunun dışındadır. Bu bakımdan namazda kıraat farzını yerine getirirken gerek i’raba, gerekse şedde ve medde’ye çok dikkat etmek gerekir. Gerçi bununla namazın bozulamayacağı görüşünde olanlar vardır, ama aksini iddia edenler de eksik değildir.

O halde Fatiha’yı okurken iyyake na’budü yerine iyyake na’budu der ve böylece şeddeyi düşürürse, namaz bozulmaz ama bu tarz bir okuyuş kıraat ilmine ve adabına aykırıdır. Bununla beraber mânayı değişikliğe uğrattığı için namaz bozulur diyenlerin görüşünü dikkatten uzak bulundurmamak gerekir.

Medd’i terk etmek, mânayı bozuyorsa namaz fâsid olur. Buna bir misal verelim: “sevâun aleyhîm”i “seveun aleyhim” şeklinde, okumak gibi, fukahanın bu konudada görüşleri farklıdır. Çoğuna göre mânayı bozsa bile namaz bozulmaz. Çünkü insanların çoğu kıraati hakkıyla yerine getiremez. Fetva da buna göredir. (Fetâvâ-yi Hindiyye – El-Hulasa.)

Bunun gibi idğam yapılacak yerde onu terk etmek, yapılmayacak yerde idğam yapmak doğru değildir. Çoğu ilim adamlarına göre mâna fahiş biçimde değişikliğe uğruyorsa, o takdirde namaz bozulur. Buna bir örnek verelim:

– “lillezîne setuğlebûne”yi “kul lillezîne setuğğabûne” şeklinde okuyarak (ğayn) harfini idğam etmek mânayı fahiş biçimde bozduğundan namaz da bozulur.

Yine idğam yapılmayan yerde idğam yapmakla mâna bozulmuyorsa, namaz fâsid olmaz. Buna bir örnek verelim:

– “kul sîrû”yu (lam)ı (sin) e idğam ederek okumak mânayı bozmaktadır. (El-Muhit / Serahsî.)

İmâle yapılmayacak yerde imâle yapmak veya yapılacak yerde onu terk etmek, kıraat yönünden hatalıysa da namazı bozmaz. Çünkü bu tür değişiklikler mânayı bozmamaktadır. (El-Muhit / Serahsi.)

M) İbn Mes’ud ve Diğer Ashab’ın Mushafı:

Bilindiği gibi, elimizdeki Mushaf, Hz. Osman (R.A.)’ın ilk nüshadan istinsah ederek İslâm ülkelerine gönderdiğidir. Bundan başka bir de İbn Mes’ud Hazretlerinin yine ilk nüshayı esas tutarak hazırladığı ve fakat mânada değil lâfızda bazı değişiklikler gösterdiği Mushaf’ı vardır; ona göre okunduğu takdirde, namaz bozulmaz. Çünkü mânada bir değişiklik meydana gelmemektedir. (El-Muhit / Serahsi.)

N) Kelimenin Bir Kısmını Okuyup Gerisini Okumamak:

Kıraat esnasında kelimenin yarısını ya da üçte birini okuyup geriye kalan kısmını okumamak namazı bozar mı bozmaz mı?

Bunun cevâbı kesin değildir. Bu, ya nefesin kesilmesinden, ya da unutmadan dolayı meydana gelir. Meşayihin çoğuna göre her iki surette de namaz bozulur. Buna bir örnek verelim:

“el-hamdu” diyeceği yerde “EL” deyip durur sonra “Hamdu” diyerek tamamlarsa, veya Fatiha, ya da Zammı Sureyi okumadığını sanarak (EL) diye başlar ve sonra okuduğunu hatırlayarak vazgeçerse veya kelimenin bir kısmını hatırlar gerisini hatırlayamadığı için onu bırakıp başka bir kelime hatırlarsa, bütün bunlarda namaz bozulur. Fukahadan bir kısmına göre ise bozulmaz. Sahih olan birincilerin görüşüdür. (Fetâvâ-yi Kaâdıhan – El-Muhit / Serahsi.) Ama ikincilerin görüşünde Müslüman halk için kolaylık bulunduğundan tercihe uygun görülmüştür. (Ez-Zahîre / Burhaneddin Mahmûd b. Taceddin.)

Kelimenin bazı harflerini yeri olmadığı halde esreyle okursa, namaz bozulmaz. Çünkü Müslüman halkın çoğu bu tür teleffuz hataları yapabilirler. O halde bozulmayacağına dair fetvada kolaylık vardır.

O) İlâhî İsimlere Nispet Edilen Fiilin Te’nîs Getirilmesi:

Allah (C.C.) ve isimleri hakkında erkeklik ve dişilik söz konusu değildir. Ancak Kur’an-ı Kerîm’de bu isimlere isnad ettirilen fiiller genellikle tezkîr biçiminde kullanılmıştır. Zaten fiiller ya dişi, ya da erkek için kullanılır. Bu ikisi dışında bir üçüncü kullanma şekli yoktur. Erkeklik ve dişilik sıfatlarını taşımayan eşyaya daha çok erkeklik ifade edilen fiiller isnad edilir. Bu, o eşyanın erkek olduğu için değil kullanma yöntemi bulunduğu içindir.

İşte bu kurala göre Allah (C.C.) isim ve sıfatlarından herhangi birine bir fiil isnad edilince müzekker fiillerden seçilir. Kur’ân’da bil-has hep bu ölçüde kullanılmıştır.
O halde namazda kıraati yerine getirirken isnad eden fiili müzekker biçiminde değil, müennesle ilgili olarak teleffuz ederse namaz bozulur mu?

Fıkıhçılar bu konuda farklı hüküm getirmişlerdir: Muhammed bin Ali bin Muhammed El-Edîb’e göre namaz bozulur. Çünkü “lem yelid velem yuled” dahil her yerde fiil müzekker getirilmiştir. Şeyh Ebû Bekir Muhammed bin Fadl’e göre namaz bozulmaz. Sahih olan da budur. (El-Muhit / Serahsî – Ez-Zahire / Burhaneddin Mahmûd.)
Buna bir örnek verelim:

– “hel yenzurune illa en yetiyehumullahu fi zulelin” deki “yetiyehüm” ü “te’tiyehüm” şeklinde okumak bu cümledendir. El-Fevaid kitabında deniliyor ki:
«Namazda kıraatte fahiş hata yaptıktan sonra dönüp onu doğru okuyan kimsenin namazı bozulmaz. İ’rablarda da hatâ yapıp sonra bunu düzeltenin de namazı caizdir.»
(bk. Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/275-286.)

.

Kaynaklar: Risaleonline ve Sorularla İslamiyet

İlginizi Çekebilir

Erdoğan bir halife görevi yapmadı mı? / Prof. Dr. Himmet UÇ

Yıldırım Bayezıt, Avrupa’da Müslümanlara yapılan zulümlerden ötürü, “ehli İslama zulmetmesinler, yoksa senpiyerin mihrabında atıma ot …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
“Rab” ismi/kavramı

Rab, “bir şeyi safhalar hâlinde kemâle erdiren”, “karşılık beklemeden terbiye eden, besleyen, büyüten,” demektir. Terbiye, bir şeyin, bir …

Kapat