Ana Sayfa / Yazarlar / Necip Fazıl’ın Etik Anlayışı / Prof. Dr. Himmet UÇ

Necip Fazıl’ın Etik Anlayışı / Prof. Dr. Himmet UÇ

Bu yazı 9 Mayıs 2018’de Gaziantep Üniversitesi’nde “Uluslararası Etik Araştırmaları Sempozyumu”na bildiri olarak sonulmuştur; Necip Fazıl’a doğum günü hediyesi  olarak.

Necip Fazıl, iki dünya iki etik anlayışı ve varlığı kavrayışın arasından Çile şiiri ile çıkmış. Çile‘de bıktığı, iğrendiği bir dünya ve etik telakkinin bir nefret hissi ile yeni bir dünyaya uyanmıştır.

Nasıl bir dünya hikâyesi zor

Mekânı bir satıh zamanı vehim

Bütün bir kâinat muşamba dekor

Bütün bir insanlık yalana teslim

Dörtlükte fiziki dünyaya mutad bakışı eleştirir. Öyle bir dünyaki hikayesi zordur, mekanı ve zamanı ruhsuz. Adeta dünya pagan dönemlerin ve ilkçağ filozoflarının dünyasından yansımıştır. Zaman ve mekan varlığın iki garip sahnesi ve olayların ipi iken buradaki şair onlardan bir ruh kapamaz, biri düz bir satıh diğeri ise vehimdir.

Mevsimler dört değişik dekora sahip varlık ve olaylar sahnesi iken, onun ile birlikte dünyanın kendi etrafında dönmesinden hasıl olan yirmi dört saatlik zaman ve bu iki hayat arkadaşı hayatın vazgeçilmez iki sahnesidir. Bütün büyük filozofları şaşırtan olayların garip görüntü yeri olan zaman tasarımı ve insan hayatına takılması idrakin sadece seyredeceği bir keyfiyettir. Buradaki zamandan irkilen şair zaman ile ilgili şiirinde yeni bir maverai etikin içinde kaybolmuştur, üstüne düşen bu paltoyu tarif etmeye çabalar.

Nedir zaman, nedir?
Bir su mu, bir kuş mu?
Nedir zaman, nedir?
İniş mi, yokuş mu?

Bir sese benziyor;
Arkanız hep zifir!
Bir sese benziyor;
Önünüz tüm kabir!

Belki de bir hırsız;
İzi, lekesi var.
Belki de bir hırsız;
O yok, gölgesi var.

Annesi azabın,
Sonsuzluk, şarkısı.
Annesi azabın,
Cinnetin tıpkısı.

İçimde bir nokta;
Dönüyor aleve.
İçimde bir nokta;
Beynimde bir güve.

Akrep ve yelkovan,
Varlığın nabzında.
Akrep ve yelkovan,
Yokluğun ağzında.

Zamanın çarkları,
Sizi yürütüyor!
Zamanın çarkları,
Beni öğütüyor.

Zaman her yerde ve
Her şeyin içinde.
Zaman her yerde ve
Acem’de ve Çin’de.

Kime kaçsam ondan;
Ha yakın, ha ırak?
Kime kaçsam ondan;
Ya sema, ya toprak…

(1936)

Şair yeni bir zaman felsefesi keşfetmiştir, gündelik hayatın bayat zaman anlayışından çıkmış zamanı sorgulamaktadır. Bütün satırlara ve hayatın bütün safhalarına nüfuz etmiş garip bir öznedir .

Zaman, su, kuş, iniş, yokuş, hırsız, azap, şarkı, cinnet ve daha başka şeylerdir. Bilinmekte zorlanılanı varlık ve nesneler ve insan üzerindeki tesirleri ile şöyle böyle tarif eder. Bütün gençlikte cömert, daha sonra sarartan solduran ve öldüren bir esrarengiz dosttur, sever okşar sonra bir tokatla insanı hayattan çekip alır.

Hayret beş duyunun insanı aşan durumlarda şaşkınlığının  adıdır. Resulullah Hira’da Cebrail ile ilk karşılaştığında altı yüz kanatlı bir görüntü karşısında hayret etmiş, çünkü varlığın bizim gözümüne göre ayarlanan geometrisinden farklıdır görüntü, Necip Fazıl Çile şiirinde hakikatlerle ilk karşılaşması ve zihnine doğmasının hayret sancılarını yaşar. Sanki şiir şairin mağarasıdır, sanatta hayatta bir mağaraya benzetilir, Eflatun’un mağarası da maveradan yansıyan bir ışıkla aydınlanır. Hayat da bir mağaradır vahyin ışığı olmasa karanlıklarla doludur, Allah bu karanlık dünyada vahyin ışığı ile bu anlamsız dünyayı aydınlatmıştır.

Hayat bir deliler köyüdür, deli varlığı anlamlandıramaz, birçok insan gibi zahiren akıllı hakikatte deli. ”Deliler köyünden bir menzil aşkındır” mağara. Mağarada hakikatı bulamadığı için aylarca gezinmiştir yıkık ve şaşkın. Varlığın ister etik ister dini ister estetik boyutunu gör emeyen sadece eveleyip geveleyen ilkçağ filozoflarına benzer.

Çile’nin hakikat evreni ve oradaki hakikatın haritası şairin dizginsiz ilhamına tabi olmuştur. Belli bir tarife ve teoriye girecek gibi değil. Ama klasik etik telakkisinin dünyası darmadağın olmuş, yıkılmış, perişan olmuştur.

Ve uçtu tepemden birden bire dam

Gök devrildi künde üstünde künde

Uçan dam ne, devrilen gök ne. Bakılmamış keşfedilmemiş hakikattir başımızın üstündeki dam bakmadığımız bakamadığımız evrendir, yeni bir dünya telakkisi dama yıkmıştır, vahiyle karşılaşan sonranın ashabı böyle değil miydi?

Necip Fazıl

Tam otuz yıl saatim çalışmış ben durmuşum

Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum

Orada da burada da yıkılan dam ve bakılamayan gökyüzüdür.

Bu yüzden Allah insanları eşya ve olayları, fiziki varlıkları yeniden keşfe çağırır. Deveye bakmaz mısınız, der, dünya düzdür, bakmaz mısınız, nasıl gökyüzünü dam yaptım tepenize, bakmaz mısınız?

Sanat da din de felsefe de ilim de hep yeniden keşif seyahatıdır.

Şarin Çile’si bir uzlet mağarasıdır, nübüvvetin ışığını bekleyen nebiler nebisi nin formu burda da geçerlidir, şair bir ışık bulmuştur, ama bu ışık onun bütün köhne dünyasını yıkmıştır, her taraf yıkılmış dünyasın hasarlı nesneleri ile doludur.

Pencereye koştum kızıl kıyamet

Sahte bir kainat telakkisi insanın hevesleri ile şişmiş bir balon, atılan ok ile patlamıştır. Şair ateşten zehrini tatmıştır okun. Bu ok bildiğimiz ok değil, müphem bir nesne, ama bir hayali, yıkmıştır. Okun tesiri ile şair

Kustum az ağzımdan kafatasımı

O hakikatı göremeyen kafadır, kafatasıdır, ok ile yıkılmış dağılmıştır. Din ile sanat arasındaki dengeyi şair korumaktadır, bunlar demonik ve apokaliptik nitelik kazanmış imajlardır, ama camideki din değildir.

Çile de o kadar mesele var ki bir kitap yüklüdür bu şiire.Şiirin yüksek ve çarpaşık bir geometrisi vardır. Kavak gibi değil, söğüt gibi ivicaclıdır.

Demonik dünyanın imajları ile yeni keşfedilen apokaliptik dünyanın imajları birlikte anlatılır. Etik metafizik olmaktan çok dünyevidir, demoniktir, ama şairin dünyası maverai ve apokaliptiktir.

Bir bardak su gibi çalkandı dünya

Söndü istikamet yıkıldı boşluk

Hep olumsuz kelimeler ve fiiller seçilmiştir. Sönmek, çalkanmak, yıkılmak.

Bütün bu yıkılışların arkasından kanlı  bir şafakta bir çil horoz şaire yeni bir dünya hediye etmiştir. Çil horoz kim, hangi manayı anlatır, demonik bir kalıpta hangi apokaliptir dünyayı öne sürer.

Butün bu yıkılanlar klasik etiğin tanrısal keyfiyeti olmayan levazımatıdır.

Yıkılan demonik dünya değil şair  de yıkılmıştır.

Ensemin  örsünde  bir demir balyoz

Kapandım yatağa son çare diye

Etik Törebilim, Osmanlıcası ilm-i ahlak, Fr. ethique, Alm. ethik, İng. ethics, İt. etica. İyi ile kötünün ayrılabilmesi için ölçüler koyan ilim. Yunan kökünden gelen ethique sözcüğüyle Latin kökünden gelen morale sözcüğü, Osmanlıcada ahlak ve Türkçe’de törebilim kelimeleriyle karşılanmıştır.

Farklı töre şekilleri vardır. Metafizik ve bireyci temele dayanan töre. İdeailst öğretiler töreyi Allah’ın emirleri, buyrukları aklın ve ruhun mukavimi olan düşünceler sayarlar.

Necip Fazıl ‘ın töre telakkisi yukardan bakan, semavi, metafizik insanı düzenleyen evreni anlamlandıran bir töredir, dünyevi ve sosyal değil insanı düzenleyen evreni anlamlandıran bir etiktir. Kısacası  semavi bir ahlak felsefesidir.

Bu yönüyle Çile şiiri ve kitabı şairin eskimiş misyonunu yitirmiş etiğin yerine metafizik ve sorgulayan bir etik ve davranış prospektüsüdür.

Necip Fazıl’ın etiği semavi ilişkiler ağını tesbit etmek ve ona göre davranışını düzenlemektir. Bunun anlamak “haşmetli azap”tır.

“Yalvardım gösterin bilmeceme yol,

Ey yedinci kat gök esrarını aç

Annemin duası düş te perde ol

Bir asa kes bana ihtiyar ağaç”

Kendine matifizik bir etik, davranış modeli bulamayan şair, arayış içinde yardım ister çözümlemede. Bilmecesi nedir? Neyi arar, bilmek ister. Yedinci kat göğün sırları ile ne kazanacaktır.? Kapıları açan en önemli dua anne duasını perde olarak ister, Musa’nın asasının olağan üstü gücü gibi bir asa ister, hangi zorlukları açacaktır bu asa ile .

Onun etik yürüyüşü varlığın sırlarını ve kafasına takılan  yüce sorunların cevabını bulduktan sonra gerçekleşecektir. “sırrını arar, fikir çilesi büyük işkencedir, onda herşey bir gizli düğümdür, dibi yok göklerden ürker, mesafelerden çekmiştir, büyücü ile başı derttedir, kendinin ne olduğunun dahi farkında değildir, ismi bile yok lügatten istimdad eder, hayattan muhacirdir, dev sancıları vardır, iç dünyasının büyüleyiciğini farketmiştir. Birden gerçeğin kucağına düşmüştür, bu hangi gerçektir. Mavera dede ile buluşmuştur. Bir sır için açıl susam açıl der. Varlığın iç içe mimarisi merak konusudur. Bütün sırları çözeni bulmuştur. O kim Rabb, bilinmez meşhur. Nizam, ezel ebed fikri, evrenin düzenini sağlayan ahenk, büyük sırları çözen bir sanatkâr olmak ideali, öteler ve dipsizlikler, bütün mesele nefsi hakikata diz çöktürmek ve sonsuza varmak.Onun ulvi etiğinin ve bütün hayatının etrafında, döndüğü sırlar ve çözümsüzlükler bunlardır. Bunların hepsi Necip Fazıl’dır. Bütün dünyevi etik bu maverai etiğin çözümü ile mümkündür.

Antik çağda etik ve estetik sorunları iki kelime etrafında şekillenir. O dönemde iyi ile güzel aynı olarak algılanmıştır. Güzel ve iyinin adı kologagahia’dır. Sokrates birine verdiği bir cevapta “İyi ve güzel arasında bir ayrım olduğunu mu sanıyorsun? Aynı şeyin hem iyi hem güzel olduğunu bilmiyor musun? Etik ve Estetik Değerler, 62 Xenephon, güzeli gayeye uygun olan, elverişli yahut yararlı olan şey, iyi de maksada uygun olan elverişli ve yararlı olan diye tanımlar.(62)

Platon’un iyi ideasını idealar dünyasının kavranan gerçek dünyanın saltık değeri yapmış olduğunu düşünür.Ona göre güzel ve iyinin kaynağı Tanrıdır, Allahtır. “insan onu kolay kolay göremez. Görebilmek için de dünyada iyi ve güzel ne varsa, hepsinin ondan geldiğini anlamış olması gerekir.”63

Çile’nin başındaki elliye yakın şiir Platon’un iyi ve güzel felsefesine uyar, aslında bunlar İslam felsefesinin imaja dönüşmüş, apokaliptik imajla şekillenmiş şiirleridir. Bu ilk çağın ilk filozofları mütekaddimin diye anılır ve bunların fikirleri islam felsefesiyle bazı yönleri ile parelellik gösterir.

Ta mâverâdan

Rüzgâr öyle esti öyle esti ki

Her şey uçup gitti kaldı yaradan

Ayna düştü hayal perdelerdeki

Bir akiscik gibi çıktı aradan çile 36

Olmaz mı?

Yön yön sarılmışım ne yana baksam

Sarılan olur da saran olmaz mı?

Kim bu güzel yüzü çizen sanatkâr ressam

Geçip de aynaya soran olmaz mı? 29

Allah Derim

Sırtımda taşınmaz yükü göklerin

Herkes koşar zıplar, ben yürüyemem

İsterseniz hayat aşını verin

Sayılı nimetler bal olsa yemem 28

Platon’a göre en yüksek iyi veya saltık güzeli elde edip mutluluğa erişmek isteyen kimse duyular dünyasından kendini kurtarmalıdır. Çünkü bu dünya sürekli oluş durumunda olan  değişen gerçekte var olmayan bir dünyadır. Oysa iyiyi ve güzeli isteyen ölümsüzlüğü istemek zorundadır. Bir başka filozof kötülük ve ölümlü doğalar ve şu topraklar üzerinde egemenlik sürdüğüne göre buradan olabildiğince yukarılara kaçmaya uğraşmalıdır. E E D 64

Necip Fazıl da ölümü güzel şey olarak vasıflandırır.

Ölüm güzel şey budur perde ardından haber

Hiç güzel olmasaydı  ölür müydü peygamber 188/1927

Necip Fazıl da bu iniş ve çıkışlar çoktur. Sanat şiirinde yukarıya çıkmak vardır Allah’a.

Anladım işi sanat Allah’ı aramakmış

Marifet bu gerisi yalnız çelik çomakmış..44

Şu şiirde de şair semadan ve söylemlerinden habersiz olduğu dönemlere haykırır.

Tam otuz yıl saatim çalışmış ben durmuşum

Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum…40

Aynalar Yolumu Kesti

Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İste yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karsıma,
Başımın tokmağı indi başıma.

Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!

Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.

Günah, gunah, hasad yerinde demet;
Merhamet, sucumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti…1958

Gökyüzünü görmeye ve yorumlamaya başlayınca  eşya ve nesneler eski parlaklığını yitirir, bunların başında ayna gelir, güzelliğini hergün yeniden keşfettiren bu nesne ona dik dik bakmaya çalışır bir estetik nesne iken sorgulayan bir vicdan aynasına dönüşür.

Şair burada duyular dünyasından kendini kurtarmak ister ama kendi ile kavgalıdır, muhasebe devam ede durur.

Bu dünyadan semaya sıyrılamamanın acısını çeker.

Hırsıma ne şöhret yetti ne de şan

Döndüğüm  her nokta dünyadan nişan

Nefsimin ardından koştum perişan

Ondan bir kıl bile avlayamadım 76

Kaldırımlar şiiri 1927’de yazılmış, şiirde Necip Fazıl şair karakteri ile görünür, ama etik ve estetik değerler açısından şiirde bir şey göremeyiz.

Gökyüzünden habersiz mısraları 1934’te yazılmış, Kaldırımlar ise 1927’de. Kaldırımlar şiiri de şairin gökyüzünden habersiz olduğu dönemlerin şiiridir. Şair sadece bir şehir çocuğunun kaldırımlarla olan muhasebesini anlatır bunun yanında karanlık kelimesinin melankolisi içinde kendine has bir mutluluk icad etmiştir. Ama genel anlamda mutsuzdur.

Kara gökler  kül rengi bulutlarla kapanık

Evlerin bacasının  kolluyor yıldırımlar

Aman sabah olmasın bu karanlık sokakta

Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum

Aydınlıktan kaçar, aman sabah olmasın der. Sabah hakikat midir, yoksa şairin kendini karanlığa bürüyerek kendinden kaçması mıdır?

Yine sabahtan kaçar

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim

Gündüzler size kalsın verin karanlıkları

Islak bir yorgan gibi sımsıkı bürüneyim

Örtün üstüme örtün serin karanlıkları

Kaldırımlar’da şirin görünme öğelerinden kaçıp kaldırımlarda kendini isbata çalışır. Aynalar yolumu kesti şiirinde şair kaldırımlardan kurtulmuş, bir yükselme merdiveni bulmuştur. Ama şiirlerin tarihleri butesbitimizi doğrulamaz. Aynalar yolumu kesti şiiri Kaldırımlardan biraz sonra yazılmış olmalıdır. Çünkü şiirin tarihinde şair maverai bir dünya bulmuştur kendine.

Necip Fazıl’ın ahlak /etik anlayışı Shaftesbury ‘in ahlak anlayışı ile yakınlık gösterir.” O ahlak duyusunun  evrenin birliğini yapmış olan  şey hakkında  bir kavrayışı yansıttığını düşünüyor.”108

Ahenk evrenin estetik anlamda birliğini ifade eden bir kelimedir. Derbeder kişiliğinden evreni bir ilke etrafında toplayan ahenge kaçmak ister

Kaçır beni ahenk, al beni birlik

Artık barınamam gölge varlıkta

Ver cüceye onun olsun şairlik

Şimdi gözüm büyük sanatkarlıkta 1939

Daha sonra ahenk kelimesini daha başka bir vadiye aktarır, ahenk içinde bir kainat, ahenkli yöneten bir irade ve o iradenin yansıtıcısı peygamber.

Solmaz solmaz bu bir renk

Ölmez ölmez bir ahenk

İnsanlık hevenk hevenk

Onun ümmetinden ol 131

Hume de ahenk kelimesini başka bir ifade de anlatır. “Beğeninin ölçütü varlığın çeşitli düzen ve sınıflarını düzenleyen ve her birine kendine özgü doğasını veren Allah tarafından saptanmıştır”145

Ahek kelimesinin profesör dilinde ifadesi.

Etik ve estetiğin birlikte işlev ifa ettiği bir kelime arınma kelimesidir. Şair Çile’de arınma örnekleri verir. Dünyada arınmak, arınmışların ülkesine gitmek.

Bir hamam ki arınma gayesinden şahaser

Arınmışların yeri Cennette nurlu kevser1980

Platinos da arınmayı anlatır. “insan kendini sürekli olarak yetkinleştirerek beden güzelliğinden tem, us ve Allah güzelliğine yükselebilir. Her alt basamaktan bir üst basamağa geçişte yöntem ve mikyas arımmadır. Platinos da güzellikle erdem arkadaştır.59

Dayan Kalbim şiirinde arınma zorlukları çeker.

Seni dağladılar değil mi kalbim

Her yanın içi su dolu kabarcık

Bulunmaz bu halden anlar bir ilim

Akıl yırtık çuval sökük dağarcık

..

Sensin gökten gelen oklara hedef

Oyası ateşle işlenen gergef

Çekme üç beş günlük dünyada esef

Dayan kalbim üç beş nefes kadarcık1972
Örümcek Ağı şiiri de yükselme düşme paniği yaşayan bir ruhu anlatır.

Duvara bir titiz örümcek gibi

İnce dertlerimle işledim bir ağ

Ruhum gün doğunca sönecek gibi

Şimdiden ediyor hayata veda

Kalbim yırtılıyor her nefesinde

Kulağım ruhumun kanat sesinde

Eserim duvarın bir köşesinde

Çıkamaz göğsünden başka bir seda 1922

Yarar da bir etik öğedir, Allah’ın bütün insanların, varlıkların yararına göre eşya ve olayları tanzim ettiği fikrine göredir yararcılık. Necip Fazıl herşeye Allah açısından bakar, onun yararlarına göre kendini tanzim eder. Sen şiirinde O’na göre bakar

Sen

Senden senden hep senden

Akisler aynalarda

Göğe çıksam mahzenden

Hasretim turnalarda

Seni buldum bulduysam

Gökten bir davet duysam

Ben ki suçumu yuysam

Su biter kurnalarda

Garibe sensin vatan

Nur yurdunu aratan

Sensin sensin yaratan

Rahmeti analarda/1973

Herşeyi O na göre yorumlamak  yani Yararcılık bir ekoldür etik tarihinde. “Bu görüşün çıkış noktası Tanrının yararcılığına inanmaktır. Allah’ın yararcılığına inanmak, genel mutluluğun gerçekten kendi başına iyi olduğunun göstergesi sayılabilir. John Brown‘ın vardığı sonuçtur. Essays on the Charecteristics. Adlı eserinin ll denemesinde erdemin tek kaynağının insanlığım mutluluğu olduğunu savunuyor.” 97

Bütün herşeyin ötesind O vardır ve ebedidir.

Necip Fazıl’ın etik dünyası mukayeseli çalışılsa yüksek bir hacimli eseri ortaya çıkarır. Şiir estetiği ile estetik görüşleri de ayrı bir bahistir. O evreni estetik kavradığı gibi şiirini de maverai bir estetik kalıba dökmüştür.

Çile, Necip Fazıl Kısakürek

Himmet Uç, Dev ve Dâhi Necip Fazıl Ankara 2012

Necla Arat, Etik ve Estetik Değerler , Say Yayınları  Kasım 1986

İlginizi Çekebilir

Ey Ayasofya Seni Kapayanlar da Açmayanlar da Suçludur / Vehbi KARA

Bediüzzaman Said Nursi, Necip Fazıl Kısakürek, Arif Nihat Asya, Ziyad Ebüzziya, Fahir Armaoğlu, Türk Milliyetçiler …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Bahriye Mektebinde Garip Bir Ramazan / Vehbi KARA

1986 yılında Bahriye mektebini bitirmiş savaş gemilerinde görevime başlamıştım. Fakat o yıl çok üzüldüğüm bir …

Kapat