Ana Sayfa / Yazarlar / Niçin Roman? / M. Nuri BİNGÖL

Niçin Roman? / M. Nuri BİNGÖL

İnsan zihni mücerret -yenilerin tâbiriyle soyut- hâdise ve mefhumları hemen kavrayamıyor. Ancak belli bir “tekâmül”den ve kimi tecrübe merhâlelerini geçtikten sonra…

Hele gençler… Çoğu zaman resimli veya fotoğraflı olmayan kitapları okuyamıyorlar bile. Mâlum; dijital çağı denen ucube zamanları yaşıyoruz. Kitap alım oranı olarak İlk yirmilerdeyiz ama okuma ya da okuduğunu “doğru” anlama açısından çok gerilerdeyiz.

Türkçe bildiğini kabul ettiğini zannettiğimiz “kâmil” insanlar bile “gül” kelimesini “göl” şeklinde anlayabiliyorlar(!). Mevlâna’nın beyanıyla, “Ne dersen de, anlattığın karşının anlayışı kadardır.”  ve “Testinin içinde ne varsa, dışına da o sızar.”

Vaziyet bu merkezdedir diye kollarımızı yana düşüremeyiz ama. Bir şeyler bulmalıyız; hem devlet, hem “mütefekkirler” olarak çareler düşünmeliyiz.

Bu tedbirlerden biri mücerret -soyut- gelişme ve mefhumları, müşahhas -somut- şekle getirmektir. Aynı zamanda bir eğitimci olduğumdan çok denemişimdir. Osman Gazi’nin hayatı ve devrini anlatan tarihi, ilmi bir eseri okutup da öğrenciden aklında kalanları “dönüt” olarak istediğimde, çoğu defa emelime ulaşamıyorum.

Halbuki -okulumuzda akıllı tahta kurulu; kurduranlara minnet- akıllı tahtada “Kuruluş” dizisinden “tek parça” hâline getirilmiş filmi izlettiğimde öğrencilerimin çoğunun hâdiseyi, epizotlarına kadar bile akıllarında tuttuklarını müşahede ediyorum.

Osman Gazi ile alakalı “Osmancık” romanı “yerinde” bir yapı ve dille yazıldığı hâlde, öğrenciye ağır gelse de daha sâde ve hitap ettiği kitleyi  iyi ayarlayan Cavit Ersen’in “Osman Gazi” romanını okuyunca daha iyi hatırlıyorlar.

“İrfan Hayatımı” düşünüyorum da bana tarih ile beraber milli değerlerimi benimseten ilk husus tarihi romanlardı. Yakın tarihimizle alâkalı düşünmemi ve sorgulamamı sağlayan da mevzuyla irtibatlı roman ve hikâyelerdi.

Çok daha eskiye gidersem çocukluğumda babamdan dinlediğim “Hz. Ali Cenkleri” ve ilkokul son sınıfta hocamızın izahları ve yaptırdığı tarihi şahsiyetlerle ilgili resimlerdi. Hiç unutmam, bunlardan asıl hatırladığım da Fatih Sultan Mahmed portresiydi; Müştak hocamın kulakları çınlasın!

Sırf  “sanat cemiyet ve millet içindir” anlayışında değilim, sentezci bir sanat görüşüne sahibim ama, muhterem Bahadıroğlu’nun tenkit ettiği gibi, ben de “sanatı sadece ve sadece sanat için” gören insanlardan olamam. Çünkü bu milletin bir ferdiyim. Yazılanları hangi gaye ile  neşrediyoruz  o zaman? Piyasaya, okuyucuların istifadesine çıkarma da evde bir dolaba kilitle o zaman, arada bir çıkarıp okursun!

Asıl şuurlanmamı sağlayan romanlardı gençliğimde. Birkaç roman tadındaki kitaptan sonra ele aldığım ilk “İrfan Hayatı”mla alakalı eser, “Minyeli Abdullah”tı. Teknik olarak pek de sağlam olmayan eser, gösterdiği çarpıcı hayat sahneleriyle düşünmemi sağladı.

Ya sonradan tanıştığım Bahadıroğlu’nun eserleri. İlk okuduğum romanı “Buhara Yanıyor”du ve yayınevinden ödemeli istemiştim. Yakın tarihimizi “sorgulatan” romanlarla fakülte yıllarımda tanıştım. Beni en çok düşündürten “Küçük Ağa” ve “Firavun İmanı” (Tarık Buğra) oldu. Bu mânada, beni etkileyen son okuduğum eserse Hüseyin Yılmaz’ın “Elif Öğretmen”i… Deneme-Hatıra nevindeyse M. Nuri Yardım’ın “İstiklalden İstikbale”si.

Eli kalem tutan arkadaşlar, bence kuru kuruya hüner gösterme merakından öte biraz da günümüz gençliğini düşünerek roman yazsınlar. Gençlerimiz de tecrübeli sayılan bu dostlarını dinleyerek, bilgisayar ya da akıllı telefon oyunlarını; facebook’ta sörf yapmayı terkedip roman okusunlar.

Yazar : Mehmet Nuri BİNGÖL

1961 yılında Birecik’te doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Birecik’te, Dumlupınar İlkokulu, Birecik Ortaokulu ve Birecik Lisesi’nde tamamladım.
İlk hikâye ve şiirim ulusal bir gazetede yayımlandığında lise 1’deydim. ÖSS sınavından sonra gezmeye gittiğimiz İstanbul’da, daha sonra okuyacağım Fakülte’yi görünce:
“ Keşke burayı kazansaydım.” diye iç geçirdim.
Hakikaten orada tahsil görmem nasip oldu bana. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Yeni Türk Edebiyatı Bölümünden 1982 yılında mezun oldum.
Fakültenin son iki yılında fahri olarak Köprü Dergisinin editörlüğünü yaptım. İstanbul hayatımdaki en büyük şansım Hocam Prof. Dr. Mehmet Kaplan’la beraber, Tarık Buğra’nın romanları üzerine bitirme tezi yapmam, romancı-araştırmacı Hüseyin Yılmaz’la mesai arkadaşlığında bulunmam, tahsil senelerinde M. Nuri Yardım’la istişarede olmam, Yazar- Yayımcı Mustafa Kaplan ve Bünyamin Ateş’le tanışmamdır.
Anadolu’nun çok yöresinde öğretmenlik yaptım. Yaz-gı Dergisi ve Gap Gündemi Gazetesi’nde yazı ve hikâyelerim yayımlandı. Tefrika halinde romanlarım yanında birçok hikâyem de var.
Eserlerim: Sürgünda Tırmanış 1 ve 2 (Tefrika roman), Yokuşta (Tefrika roman), Kafkasya’da Sarp Ufuklar (Tefrika roman), Sürgündeki Çeçenya (1. Baskı: 1996; 2. Baskı:2000), Nur Üstad (Biyografi- Deneme; 2002)
Şu anda üç kültür-edebiyat web sitesinde yazıyorum. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniyim.

Tüm Yazıları Göster

İlginizi Çekebilir

Türkiye’deki Kesintisiz Darbe Süreci / Vehbi KARA

“Eşek olmaya gör, sırtına semer vuran çok olur” demiş atalarımız. Biz de tam bu söze …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Aliya Hangi Müslüman Tipine Karşıydı?

Vefatının 14. yılında, Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç'i rahmetle anıyoruz. ''İslam Deklarasyonu'' kitabındaki 'Hedefimiz: Müslümanların İslamlaşması' ifadesiyle, …

Kapat