Ana Sayfa / Yazarlar / Nursi Said’in Şeyh Said’e Cevabı / Prof. Dr. Orhan KÜÇÜK

Nursi Said’in Şeyh Said’e Cevabı / Prof. Dr. Orhan KÜÇÜK

Beğendiyseniz lütfen paylaşınız.

Eserlerinde farklı yerlerde ehl-i imanın duasını, gönlünü alarak savaşta muzaffer olanların Batı meşrepli tavırlara meyil göstermeye başlamalarının mühim olumsuz neticeleri olacağına parmak basan, Meclis’te konuşma yaparak mebusları namaza davet eden, … netice almanın zorluğunu görerek Van Kalesi’ne çekilen Bediüzzaman kendi dilinden dahilde karışıklığın yanlış olduğunu şöyle anlatmaktadır:

Eski Harb-i Umumîden biraz evvel, ben Van’da iken, bazı dindar ve müttakî zatlar yanıma geldiler. Dediler ki: ‘Bazı kumandanlarda dinsizlik oluyor. Gel, bize iştirak et. Biz bu reislere isyan edeceğiz. Ben de dedim:

“O fenalıklar ve o dinsizlikler, o gibi kumandanlara mahsustur. Ordu onunla mes’ul olmaz. Bu Osmanlı ordusunda belki yüz bin evliya var. Ben bu orduya karşı kılıç çekmem ve size iştirak etmem.”

O zatlar benden ayrıldılar, kılıç çektiler; neticesiz Bitlis hâdisesi vücuda geldi. Az zaman sonra, Harb-i Umumî patladı. O ordu, din namına iştirak etti, cihada girdi, o ordudan yüz bin şehidler evliya mertebesine çıkıp beni o dâvamda tasdik edip kanlarıyla velâyet fermanlarını imzaladılar.

Bir takım aşiretler Bediüzzaman’ı yanlarına alarak ordu aleyhine harekete geçmek istiyorlardı:
“Said Nursî’yi ziyarete gelen aşiret reisleri arasında, Haydaran aşiretinin nüfuzlu bir reisi ve Hamidiye Alaylarının yerine kurulan Aşiret Alaylarından birinin kumandanı olan Kör Hüseyin Paşa da vardı. Bu yönde bir kaç defa ziyarete gelmiş birinde de yanına, Bediüzzaman’ın yakın arkadaşlarından olan Van Müftüsü Şeyh Masum’un oğlu Abdülbaki’yi almıştı.

Bediüzzaman o dönemlerde Van Kalesi’nde münzevi bir hayat yaşamakta, zorlukla yanına gelenlere, ümitvar olmalarını, Cenab-ı Hak’kın bir ferec vereceğini müjdelemektedir.

Said Nursî ile Kör Hüseyin Paşa arasında şöyle bir konuşma geçer:
– Sizinle bir müşaverem var. Askerim hazır, atlar hazır, silahlar ve cephaneler de hazır. Sizden emir bekliyoruz.
– Sen ne diyorsun? Ne yapacaksın? Kiminle harp edeceksin?
– Mustafa Kemal’le.
– Mustafa Kemal’in askerleri kim?
– Ne diyeyim… İşte askerdir.
– Askerler bu vatanın evlâdıdır. Senin ve benim akrabalarımdır. Kime vuracaksın? Onlar kime vuracak?
Düşün, idrak et. Ahmed’i Mehmed’e, Hasan’ı Hüseyin’e mi kırdıracaksın?”
Kör Hüseyin Paşa, bu konuyu, Nurşin Camii’nde kılınan bir cuma namazının ardından, diğer bazı aşiret reislerinin ve önemli şahısların huzurunda, Said Nursî’ye bir defa daha açtı. Ali Çavuş, hatıralarında, Çaldıran Mebusu Hasan Bey ile diğer üç kişinin Bediüzzaman’ın desteğini nasıl kazanmaya çalıştıklarını anlatır. Diğer yandan aşiret reislerinin bu ziyareti, Van valisini çok endişelendirmişti. Vali, cenaze namazı bahanesiyle camiye geldi. Fakat endişesi yersiz çıktı. Çünkü aşiret reisleri, isyana iştirak etme niyetlerini Bediüzzaman’a söylediklerinde, onlara şöyle dedi:
“Acaba bu fikre hizmet neden ileri geldi? Soruyorum size. Şeriat mı istiyorsunuz? Böyle hareket zaten aslında şeriata muhaliftir. Bu olsa olsa bir ecnebi tahrikine alet olma keyfiyetidir. Şeriat isterim diye şeriatı alet ederek şeriata muhalefet edilmez. Böyle şeriat istemek olmaz. Şeriatın anahtarı bendedir. Haydi yerlerinize!

Said Nursî, konuşmasını bitirdiğinde ayağa kalktı ve Erek Dağı’na geri döndü. Kör Hüseyin Paşa ve diğer aşiret reisleri de bu uyarıları dikkate aldılar ve hadiseye iştirak etmediler.

Yine Şeyh Said, bizzat kendisi Said Nursî’ye bir mektup yazarak harekete katılmasını istemiş; kendilerine katıldığı takdirde “muzaffer” olabileceklerini belirtmişti.

Said Nursî’ nin cevabı şöyle olmuştu:
“Yaptığınız mücadele, kardeşi kardeşe öldürtmektir ve neticesizdir. Çünkü Türk-Kürt birdir, kardeştir. Türk Milleti bin senedir İslâmiyet’e bayraktarlık etmiştir. Dini uğrunda milyonlarca şehit vermiştir. Binaenaleyh, kahraman ve fedakâr İslâm müdafilerinin torunlarına kılıç çekilmez ve ben de çekmem!”

“Şeyh Sait hadisesi 13 Şubat 1925’te patlak verdiğinde, Said Nursî’nin tavsiyelerine uyanlar hem vatan içerisinde bir karışıklığın parçası olmadılar, hem ülke daha büyük bir kaosa sürüklenmedi hem de binlerce kişinin hayatı kurtuldu.

Bediüzzaman’ın desteğini kazanmak için çeşitli teşebbüslerde bulunan Şeyh Said’e, Said Nursî, bir mektupla cevap verdi ve aynı doğrultuda tenbihlerde bulundu. İki ay içinde ancak bastırılabilen bu isyan hadisesi, hem Said Nursî, hem bölge insanı ve tüm ülkeyi derinden etkileyecek sonuçlara neden olmuştu.

Said Nursî, haksız ve adaletsiz bir şekilde, yüzlerce insanla birlikte sürgüne gönderildi. Hükümet, 4 Mart 1925 tarihli Takrir-i Sükûn Kanunu’nu hemen çıkarabilmek için bu hadiseyi gerekçe olarak kullandı. Bu kanun, adaletsiz, insafsız ve vicdansız kararlarıyla tarihe geçecek olan İstiklal Mahkemelerini kurma yetkisini vermiş ve üstün yetkilerle donatılmış görevlilere fütursuz işlemler yapabilme imkânı sağlamıştı.

Kaynaklar
Necmettin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman.
Nursi Said, Şualar

Beğendiyseniz lütfen paylaşınız.

İlginizi Çekebilir

Risale-i Nur’un verdiği zevk ve şevk ve iman ve iz’ânın kuvvetli olmasının sebebi nedir?

“Evliya divanlarını ve ulemanın kitaplarını çok mütalâa eden bir kısım zâtlar taraflarından soruldu: “Risaletü’n-Nur’un verdiği …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Tecelli ve Zat / Ahmet KATIN

İlem Eyyühel aziz! Şu âlemi ziyalandıran şemsin, bir sineğin gözüne tecelli ile girip ışıklandırması mümkündür. …

Kapat