Ana Sayfa / KÜLTÜR – SANAT – FİKRİYAT / Seçme Yazılar / Ödünç Kitap Vermelere Dair

Ödünç Kitap Vermelere Dair

Beğendiyseniz lütfen paylaşınız.

ÖDÜNÇ KİTAP VERMELERE DAİR…

Eğer bir kitapseverseniz- daha iyisi bir kitap aşığı ya da delisi de denilebilirse- ola ki- olmaması daha büyük ihtimaldir ama- beğendiğiniz kitaplardan birini ya da bir kaçını bir dostunuza ödünç vermenin hatta sadece buna niyet etmenin bile sancısını çekmişsinizdir.

Niyet edersiniz ve aynı anda bir tedirginliktir sarar her yanınızı. Zihninizde bin bir türlü senaryolar kurgularsınız. Belki de en kötü sona göre kendinizi ayarlarsınız ki hayal kırıklığına uğramayasınız.

Anlatıldığına göre Mesnevi-i Şerif’in meşhur şârihlerinden Tahir-ül Mevlevi hiç bir kitabını ödünç vermezmiş. Kitaplarının sadece kendi evinde okunmalarına müsaade edermiş. Ve dermiş ki, “Kitaplar sevgili gibidir. İnsan hiç sevgilisini başkasıyla paylaşır mı?

Kitapçılardan, kitap fuarlarından geze geze arayıp bulduğunuz, belki beş parasız bir öğrenciyken cebinizdeki bozuklukları toparlayıp aldığınız, belki yazarına imzalattığınız, belki sevdiğiniz bir insandan özenli bir hediye olan, belki itirafı zor da olsa, ücra bir kütüphaneden okunmayacağından emin olarak araklayıp kütüphane izlerini yok ettiğiniz çok eski bir basım olan, belki aile yadigarı olup da anılarla yüklü, aile ortamında ve mum ışığında büyükler tarafından okunmuş olan, belki uzun bir zaman içinde arayıp da bulamadığınız ve en sonunda ücra bir sahafın kuytu bir rafında görüp heyecanlandığınız bir kitap… Ve raftan alırkenki ilk dokunuşlar ve o unutulmaz ilk koku…

Hemen açamazsınız kapağını. Kitabı seyretmenin tadını çıkarırsınız bir süre, antika bir koleksiyondan nadide bir parça seyreder gibisinizdir. Özenle komidinin üzerine ya da özenle bir köşeye koyarsınız. Gelip geçerken yanından, gözünüze çarpması hoşunuza gider. Belki arada, dayanamaz çok kısa şöyle birkaç yerini açıp hızlıca okursunuz kaçamakça, tırtıklarsınız orasından burasından, kitabın tadını kaçırmaktan korkarak. Tadı kaçmasın diye kısa tutmaya çalışırsınız bu anı.Satın alırsınız kitabı. İçiniz heyecanla doludur. İçi hazine dolu bir sandık gibi özenle tutarsınız kitabı elinizde. Evinize götürürsünüz.

Unutmadan ilk sayfasına isim, tarih ve yer adı yazarsınız belki de aceleyle bu anın bütün çağrışımlarını hatırlatacak.

Okumaya başlayacağınız anı, mekânı belki de kitaba özel, özenilmiş bir konforu kollarsınız. Ya da tam tersi olur. Bazen hiç beklemediğiniz bir anda, hiç ummadığınız bir yerde açıp okumaya başlarsınız kendinizi tutamayarak ve kaptırarak.

Sevdiğiniz satırların altını çizersiniz çoğu zaman. En çok beğendiğiniz satırları ise defalarca çizersiniz, koyulaştırırsınız adeta karalarsınız bütün bir satırı. Bazen yamuk çizdim diye üzülürsünüz kitabın düzenini bozmaktan korkarak. Belki çizerken farklı manâlar için farklı renkler kullanırsınız. Ve daha bir sürü farklı işaretler. Tik atarsınız, yıldız koyarsınız, soru işareti, ünlem vs. vs.

Çok beğenip unutmamak istediğiniz, hayatınıza bir ışık yakacağına inandığınız, okuması kolay olsun ve tekrar tekrar okunabilsin diye, çok ince de olsa içiniz acıyarak, kitaba zarar veriyorsunuz düşüncesiyle çok hafif kıvırırsınız köşesini bazı sayfaların. Belki yetinmeyerek kıvırdığınız yere konu adı yazarsınız.

Belki anlamını bilmediğiniz, belki kullanımını çok beğendiğiniz, belki çoktandır kullanmayı unuttuğunuz çok nadide, enfes bir kelimeye, kelime grubuna, ya da deyime rastlarsınız ve yuvarlak içine alırsınız gözünüze çarpsın diye her seferinde.

Kitabın kenar boşluklarına kelimelerin size hatırlattığı bir sözü, bir manâyı, bir onayı, bir reddi, bir itirazı not düşersiniz, boşlukların neden bu kadar dar bırakıldığına üzülerek… (Sanırım eski kitaplarda bu şerh geleneğine uygun şekilde geniş sayfa kenarlıkları olurmuş kitaplarda. Ne incelik, ne zarif bir düşünce, ne manâ dolu bir gelenek…)

Baskı hatalarını, imla hatalarını düzeltirsiniz varsa mesela….

Aslında bazen de okumaya başlarken kitaba tek bir nokta koymamak, tek bir çizgi bile çiziktirmemek niyetindesinizdir, öylece kalsın istersiniz, bazen belki başarabilirsiniz de bunu. Bunun için de ayraçlar koyarsınız belli sayfalara. Ayraçlardan görünmez olur kitap.

Kitabı okurken uykusuz geceler yaşarsınız, gülersiniz, ağlarsınız, bazı satırları tekrar tekrar okursunuz içinizden ve dışınızdan, tekrar tekrar. Çeşitli çağrışımlar yüklenir kitaba zaman içinde yaşanan olaylarla birlikte. Kokular siner. Yaşanmışlıklar siner. Belki istemeyerek de olsa bir şeyler dökülür, izi kalır. Sizden bir parça olur adeta zamanla… Konfüçyüs’ün “Dikkat edin, siz okuduğunuz kitaplar ve tanıdığınız insanlarsınız.” sözünü hatırlarsınız.

Eşinize, dostunuza, arkadaşınıza anlatmak istersiniz, bazen tutulur kalırsınız, anlatırken kitapta geçen o enfes kelimeleri seçemediğinize, daha kötüsü hatırlayamadığınıza hayıflanarak…

Bazen bir arkadaşınızı alıkoyar, karşınıza oturtarak belki de biraz emri vaki okursunuz ona, kitabın şurasından burasından, aynı tadı, aynı heyecanı onun da duyumsamasını bekleyerek. Belki de maalesef dostunuzu tartarsınız bu kelimelerle, aynı duyguları duyumsayıp duyumsamadığına bakarak, elinizde olmadan, farkında olmadan…

Kitap bittiğindeki o an, kitabın arka kapağını kapatırkenki çıkardığı o ses, o kalakalış, o boşluk, o hüzün, o neşe, o mutluluk, o haz… Ne kitap artık o eski kitaptır, ne de siz artık o eski siz…

Kitabı okumayı bitirdiğinizde belki notlar alırsınız kitaptan parça parça, el yazınızla yazarak not defterinize. Böylece sanki daha bir size ait olur kelimeler, manâlar…

Sonra kitaba kütüphanenizde özel bir yer bulursunuz saygıyla. Gelip geçerken göz ucuyla bakmak istersiniz o nefis sözleri ve kelimeleri hatırlayarak, hiçbir kelimenin hiçbir kitabın hatırı kalmasın istersiniz.

Ve işte böyle çağrışımlarla dolu bir kitabı dostunuza vermeye niyet ettiğinizde bütün bu duygular, duyumlar, duygulanımlar bir çırpıda hücum ediverir zihninize. Bir an kararsız kalırsınız acaba diye. Bütün bu anılara, yaşanmışlıklara saygısızlık olmasını istemeyerek. Birkaç gün dosyalarınızın arasında gelip gider kitap, siz gelip gidersiniz. Sonra kitabı uzatıp verdiğiniz an kitapla ve bütün bu anılarınızla vedalaşmak, hatta onlardan vazgeçmek zorunda kalıyormuşsunuz gibi bir hisse kapılırsınız haklılıkla.

Bilirsiniz ki kitap geri geldiğinde artık o eski kitap olmayacaktır. Belki de artık siz de eski siz. Kitaba ait bütün anılarınız hallaç pamuğu edilmiş gibidir. Ya da elinizden alınmış, elden çıkarılmış. Yani bir kitap ödünç verirken sadece bir kitap ödünç vermezsiniz. Çok daha fazlası da beraberinde yerinde oynar sanki.

Ve kitabın hali. Bir gün arkadaşınız kitabı belki ayaküstü, belki alelacele ve çoğunlukla önemsememiş ve okumamış olarak geri verir, daha doğrusu elinize tutuşturur. Eğer zamanınız ve şansınız da olursa belki biraz kitap hakkında birkaç söz söylemeye çalışırısınız, karşınızdaki kem küm etmeye başlar. Okuyabildiniz mi? sorusunu sormaya bile korkarsınız karşınızdakini zor durumda bırakmamak adına – karşınızdakinin bir bahane düşünmüş olduğunu hissetseniz bile.- Kitabı hatır için biraz karıştırmıştır, birkaç ifade hatırda tutmaya çalışmıştır nezaketen belki de. Ağız kalabalığına getirerek kusar onları bir hamlede gelişigüzel; yakışmayan oturmayan kelimelerle…

Biraz daha şanslıysanız ve yine tabi ki zamanınız varsa, kalbinize karşılık gelecek bir kalpse karşınızdaki insan, belki sessiz sakin bir köşede, çay kahve eşliğinde aynı kelimelerin, aynı satırların hazzını duya duya, keyfini çıkarırsınız birlikte. Tekrar tekrar okursunuz kelimeleri seçe seçe, sindire sindire, tadını çıkara çıkara, üzerine basa basa…

Bunlar iyi ya da kötü birkaç senaryo. Gelgelelim kitabın akıbetine. Kitabı geri aldığınızda en kötü durumlardan biri, kitabın boyuna doğru iz yapmış, kapağının kırılmış olmasıdır. Tek elde rulo yapılarak taşınmıştır çünkü. Felaket bir görüntüdür. Düz bir yere konduğunda maalesef sayfaları yukarı doğru kalkar, kitap düz duramaz bile. İyice hırpalanmıştır, hor kullanılmıştır, yorulmuştur.

Sonra sizin çizmediğinizi bildiğiniz çizikler, işaretler konmuştur bazı yerlere. En kötüsü tükenmez ya da dolma kalemle yapılmış olmasıdır. Silinmez. Belki bir çocuğun –mesela yeğeninin- eline geçmiştir sayfalar karalanmıştır öylece. Kıvırmadığınız yerler kıvrılmıştır sonra yine gelişigüzel…

Sonra kitap kirlenmiştir. Hele de kapak rengi açık bir renkse, parmak izleri bile bellidir maalesef. Siz okurken yere göğe koyamadığınız kitap, kim bilir nerelere konmuştur acaba?

Okuyanın kokusu sinmiştir sonra…

Ya kitaba bir şey dökülmesi, ıslanması ve böylece izlerinin kalması ve şeklinin de deforme olmasına ne demeli. Tam anlamıyla içler acısıdır bu durum.

Ve elinize bırakılıveren bu kitapla yetinmek zorundasınızdır artık. Ne çare! Gözyaşına dönüşemeyen bir keder ifadesi gelir yerleşir yüzünüze.

Ve sonra ne pahasına olursa olsun ödünç kitap vermemeye yemin etmeler…

Ama bunu insan yaşayarak öğrenir diye düşünürsünüz. İçiniz acıyarak biraz da…

Ve bir de eğer kitabı ödünç verdiğiniz kişi, kitabı en azından verdiğiniz gibi geri vermişse, kadir kıymet bilmişse, kitabı sadece okumak değil de adeta kitabı içmiş gibiyse ve gözlerinde bir ışık yanmışsa, o insan artık o insan değilse, işte o zaman artık bütün endişeler, bütün tedirgin bekleyişler bir anda yok olur, yerini tadına doyulmaz bir hazza bırakır.

Her halükarda kitabı, boynu bükük ve mahzun durmasından endişelenerek, yorgunluğunu hafifletmek amacıyla okşarsınız ve birkaç gün gözünüzün önünde bir yerde tutup daha sonra hüzün ve saygı karışımı bir duyguyla kütüphanenize koyarsınız.

Üstad Hazretleri, beraat kararı verilip, kendisine iade edilen kitaplarını üst üste koymuş, sevip okşuyormuş onları. Bir ağabey de okumak için bir tanesini rica etmiş. Üstad “Kardeşim” demiş; “Bunlar şimdi yeni cihaddan geldiler, yorgunlar. Ben onları dinlendiriyorum. Şimdi veremem.”

Altının kıymetini sarraf bilir. Kitabın halinden okuyan anlar. Gülün kıymetini ise sevda çeken bilir, derler… 

Beğendiyseniz lütfen paylaşınız.

İlginizi Çekebilir

Otobüste Bir Sohbet

Üniversiteden şehire geliyordum ve bu arada da Münacaat-ül Kur’an okuyordum. Yanımdaki bir bayan öğrenci merak …

Daha fazla Seçme Yazılar, Yazarlar
Çiğ Gelip Çiğ Gitmek / Sema Maraşlı

Çiğ Gelip Çiğ Gitmek Yıllar önce ergenlikle ilgili kitaplarımı yazarken bir okulda yedinci ve sekizinci …

Kapat