Ana Sayfa / Yazarlar / O’nu Bilmenin Neşvesiyle

O’nu Bilmenin Neşvesiyle

“Üstadım

Kolum kanadım

Verdiğin isim

Sanki soyadım

Çok susadım

Çok susadım diyen neslime

Buket buket nur sundunuz

Bizler kayıp ülkenin

Sizler Nurs’undunuz”

Diye Size sesleneli o kadar  oldu ki  niceden beri unutmuştum. İnsan “nisyandan” alınmış ya… “Üns”den diyen de var ama galip izah “nisyan” üzerindedir.

Ancak bu satırları kaleme alırken,  kimbilir hangi müsvedde dosyasına sıkışmış ve “mor mürekkep” hâline gelmiş mısralar hafızamdan fışkırır gibi günyüzüne çıktı.

“Bilmek isterseniz günlere sorun bir; gecelere, aylara, yıllara sorun. Gökkubbe ne günlere şâhit olmadı…

Zirvelerde, vâdilerde, şehirlerde – hâlâ- o söylenir, O’ndan söylenir!

Kalemler, kâğıtlar, diller pervâne..

Kalbi kilitli, zihni lâller  hâlâ idrâk edemezler.

“Niyet ve nazar” ikilisi, idrâk için ve  teşhis için  bir büyük iksir.

***

Zamanın çıkrığını önce paslandırıp, sonra durdurup, ardından da gerisin geriye iteceklerdi akıllarınca; ama heyhat, o pırıl pırıl tirkeşteki son okun varlığından ve hızından habersizdiler.

Ne zamana zincir vurulabilir, ne de tirkeşteki son okun uçuşuna mâni olunabilirdi. Zavallıların “hâlislik imtihanı”na akılsız bir âlet olduklarından bile haberleri yoktu!

Herşeye rağmen beyaza, yeşile, turkuaz ve pembeye, renk halitası bahara varmak için dağları aşmak gerekti; kalemler, kâğıtlar, eller gerekti.

Fidanlar için, filizler için….

VE SİZLER İÇİN!

***

1922 Ankara’sında, sadaktaki okların tükenip bir tane kaldığı ayân beyândı artık:

“- Üç kişi daha bulsaydım kardaşım, sadece üç kişi…”

Tirkeşte tek okun kalması mukadderse eğer, çiçeklerin gelecek baharı beklemeye değer.

Onca güvenilen ve sevilen kişinin sırt çevirmesi mi?

Öyle olacak ki “İhbarat-ı Kur’aniye ve Nebeviye”nin sırrı aşikâr olsun.

Geçmiş sâlihlerin işaretleri “izhar” edilsin.

Sürgünler, kelepçeler, zindanlar, mahkemeler…

Tirkeşteki Son Ok’a vazifesi âyândır.

Ondandır ki acayip sakin, garip ve emin…

Hedefi dağlar ardında gizli…

Baş dostlarırı oralar; Yıldız Sarayı’na değişmeyeceği mekânlar.

Her hakikat oraya iner çünkü, her yüceye kol ve  kanat gererler.

Bilmez miyiz?

Havada bir fırtına, kasırga; göz gözü görmez.

Şair  ne güzel der:

“Şakağında depreşir şafak

Zemzem kokulu gür sesin…

Sabır katıklı çileye

Bedir tohumu serpilmiş.

Ayşafağı müjdeler…

Eller kelepçeli de olsa

– Vay canım!-

Barla kıyılarında…”

***

Geceler cins cins; kara ve siyah,  bazen asıl fecrin habercisi.

Karanlığın en koyusu, sehere en yakın olanı değil midir?

Yolları oylum oylum işleyeni var, hedefe ok gezleyeni var.

Tirkeşteki “en azâm” Ok hedefe uçar.

Uzakta da olsa bahar,

Gene de görünmüştür.

Henüz vakti değildir belki…

“Çiçekler baharda gelir.”

O çiçeklere “zemin ihzar” ederken bulutlar birbiri üstüne örtünmüştür.

Hedef, baharla içedir.

Tirkeşteki Son ok hedefi vurmayacak, ona kavuşacak, yol açacaktır; alın yazısındaki iklime varacaktır; vardıracaktır.

Yollar O’nundur, yıllar O’nundur.

Ya Ay’lar?…”

Yazar : Mehmet Nuri BİNGÖL

1961 yılında Birecik’te doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Birecik’te, Dumlupınar İlkokulu, Birecik Ortaokulu ve Birecik Lisesi’nde tamamladım.
İlk hikâye ve şiirim ulusal bir gazetede yayımlandığında lise 1’deydim. ÖSS sınavından sonra gezmeye gittiğimiz İstanbul’da, daha sonra okuyacağım Fakülte’yi görünce:
“ Keşke burayı kazansaydım.” diye iç geçirdim.
Hakikaten orada tahsil görmem nasip oldu bana. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Yeni Türk Edebiyatı Bölümünden 1982 yılında mezun oldum.
Fakültenin son iki yılında fahri olarak Köprü Dergisinin editörlüğünü yaptım. İstanbul hayatımdaki en büyük şansım Hocam Prof. Dr. Mehmet Kaplan’la beraber, Tarık Buğra’nın romanları üzerine bitirme tezi yapmam, romancı-araştırmacı Hüseyin Yılmaz’la mesai arkadaşlığında bulunmam, tahsil senelerinde M. Nuri Yardım’la istişarede olmam, Yazar- Yayımcı Mustafa Kaplan ve Bünyamin Ateş’le tanışmamdır.
Anadolu’nun çok yöresinde öğretmenlik yaptım. Yaz-gı Dergisi ve Gap Gündemi Gazetesi’nde yazı ve hikâyelerim yayımlandı. Tefrika halinde romanlarım yanında birçok hikâyem de var.
Eserlerim: Sürgünda Tırmanış 1 ve 2 (Tefrika roman), Yokuşta (Tefrika roman), Kafkasya’da Sarp Ufuklar (Tefrika roman), Sürgündeki Çeçenya (1. Baskı: 1996; 2. Baskı:2000), Nur Üstad (Biyografi- Deneme; 2002)
Şu anda üç kültür-edebiyat web sitesinde yazıyorum. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniyim.

Tüm Yazıları Göster

İlginizi Çekebilir

Risâle-i Nur Külliyatı ve Yazım Kuralları

Risale-i Nur Külliyâtının Yazım Kuralları RİSÂLE-İ NUR KÜLLİYÂTININ YAZIM KURALLARINA (USÛL-İ TAHRİR) UYGUNLUNLUĞU VE YAPILAN …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Dîvan Şairi Tosyalı Ahmed Hicrî Efendi

Şair Ahmet Hicri Efendi 1875 yılında Tosya'da dünyaya geldi. Babası Hasan Rüşdî Efendi aslen Devrekâni'nin …

Kapat