Ana Sayfa / KÜLTÜR – SANAT – FİKRİYAT / Makaleler / Osmanlı Devleti Yazışmalarında İmana Atfedilen Önem

Osmanlı Devleti Yazışmalarında İmana Atfedilen Önem

Dr. Mustafa KÜÇÜK
Başbakanlık Osmanlı Arşivi Araştırmacısı-Yazar

Devlet İşlerinde İman Unsurunun Kullanılışı

İslâm Dini’nin mukaddes kitabı olan Kur’ân-ı Kerîm, îmânın yazılı ve İlâhî kaynağı olduğu gibi ilk cümlesi de Besmele-i Şerîfe, yani Bi’smi’llâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm’dir. Bu itibarla, Osmanlı Devleti’nin resmî yazışmalarıyla birlikte gerek halkın devlet makamına ulaştırdığı arîzalarında, gerekse mektup, pusula, risale ve kitap gibi şahsî veya şahıslar arası kaleme alınan her türlü “obje”nin bâlâsında, yani en üst kısmında, ya bütünüyle Besmele-i Şerîfe’nin, yahut da onun rumuzu sayılan ve bihî şeklinde okunan kelimenin yer aldığı cümlenin malûmudur. Kezâ yine kullanılan kâğıdın en üst kısmına gelecek şekilde Esmâü’l-Hüsnâ’dan bazılarının veya Huve zamirinin de yazıya başlangıç olarak tercih edildiği bilinmektedir:

(Sultan İkinci Abdülhamid’in kızı Naime Sultan’ın sarayına yapılan masraf senedi)

Osmanlı Devleti’nin ayırt edici dönemlerinden birisi olan Tanzimat’ı ilân eden fermanın üzerindeki Besmele-i Şerîfe’nin hemen ardından Mülk Sûre-i Celîlesi’nin birinci âyet-i kerimesinin yer alması ve Tanzimat’ın ilânına ihtiyaç duyulmasının sebebinin; halkın ve idarenin, bir müddetten beri dinî-imanî değerlerden uzaklaşmasının gösterilmesi de oldukça dikkat çekicidir:

Benim vezirim. Cümle ma‘lûm olduğu üzere Devlet-i Aliyyemizin bidâyet-i zuhûrundan beri ahkâm-ı celîle-i Kur’âniyye ve kavânîn-ı şer‘iyyeye kemâliyle riâyet olunduğundan Sultanat-ı Seniyyemizin kuvvet ve miknet ve bi’l-cümle tebe‘asının refâh ve ma‘mûriyyeti rütbe-i gâyete vâsıl olmuş-iken yüz elli senedir ki gavâ’il-i müte‘âkıbe ve esbâb-ı
mütenevvi‘aya mebnî ne şer‘-i şerîfe ve ne kavânîn-i münîfeye inkıyâd ve imtisâl olunmamak hasebiyle evvelki kuvvet ve
ma‘mûriyyet bil‘akis za‘f ve fakra mübeddel olmuş ve hâlbuki kavânîn-i şer‘iye tahtında idare olunmayan memâikin pâyidâr olamayacağı vâzıhâttan bulunmuş olup…”2

İmanın teşvik edici bir güç olarak kullanıldığı bir yazışmada; Devlet-i Aliyye’nin istiklâlini muhafaza maksadıyla Moskof’a karşı yapılacak sefere, iman sahibi herkesin katılmasının bir zaruret olduğunu belirtir padişah emri, Ankara Mahkemesi’nden ilâm olarak halka duyurulmuş ve bu hususta ilgililer uyarılmıştır.4

Başka bir örnekte ise: Osmanlı Devleti’ne saldıran Rum eşkıyasının da kendi hareketini bir din ve millet kavgası şeklinde gösterdiğinden bahisle, Osmanlılar’ın da bu işe iman noktasından bakmaları gerektiği belirtilmiş ve gayret lâzım iken gevşeklik gösteren iman sahipleri tenkit edilerek Balyabadra önünde olan ordu ile bi’l-ittifâk Mora gailesinin giderilmesi için padişah tarafından hatt-ı hümâyûn sâdır olmuştur.5

Kezâ bu dönemde, iman hususunda eser telif edenlerin takdirle karşılandığını görmekteyiz. Nitekim Kars ulemasından Hamid Efendi, iman konusunda Mecidiyye adlı bir risale yazdığından dolayı taltif edilmiştir.6

Sultan İkinci Mahmud’un kendi el yazısıyla
hatt-ı hümâyûnu üzerindeki bihî remzi

İmanın hakikatlerinin anlaşılması yönünde, sadece Müslümanların değil, Hıristiyanların da çalışmalarına olumlu bakılması câlib-i dikkat bir husustur. Buna örnek olarak, Gök âvâzı ve İsa el-Mesih’e imanın ne demek olduğu hakkındaki risale ile Tarîk-i Hıristiyanî’nin İsbatları isimli Bulgarca kitabın basımı için Boyacıyan Agop Efendi’ye ruhsatname verilmesini gösterebiliriz.7

Yakın zamanda Fatih’deki Dârü’l-kurrâ’da bir imam-hatib okulu açmak için hazırlıkları yapmak üzere buradaki çocukların başka bir yere naklinin sağlanmasının 7 Nisan 1883 tarihli bir yazışmayla talep edilmesi, Müslüman çocukların dinlerini öğrenmeleri yolunda yapılan çalışmalara örnek sayabiliriz.8

Günlük Hayatta İman Unsuru ve
Bunlara Sövmenin Cezası

Dinî ve imanî unsurların gerek Osmanlı Devleti yazışmalarında, gerekse günlük hayat muamelâtında daima dikkat ve itina ile değerlendirildiğinde hiç şüphe yoktur. Nitekim Mısır’a imal edilen sigara kâğıdı kutuları üzerine âyetler ve besmele yazılmasının istihfaf olup, tecdîd-i iman ve tecdid-i nikâhı iktiza eylediğine dair Fetvahane’nin verdiği kararın, bu husustaki hassasiyeti ve kararlılığı açıkça gösterdiği bellidir.9

Lisanından kelime-i küfür çıktığı için tecdid-i iman etmiş olan Ohri’deki Hacı Turgut Mahallesi’nden eski Mütesellim el-Hac Abdülkadir Ağa’nın zevcesi Ümmühanî Hanım’ın, kocasının tecdid-i nikâh etmesine razı olmayarak, ona Ohri kadısının ceza vermesini talep ettiğini gösterir mahallî mahkeme ilâmı, halkın şahsî olarak ne denli hassas olduğunun alenen delilidir.10

Başka bir örnekte ise; lisânından sâdır olan kelime-i küfriyye-i kerîhe mahkemede sâbit olan Bayındır kasabasında Tahsildar Moralı Mustafa’nın istiğfar ettiğine binaen nikâh ve imanı tecdid olmakla birlikte, kendisine küfür için ceza terettübünün lâzım geldiği, yani şahsî hukuk yoluna koyulurken âmme hukukunun da ihmal edilmediği anlaşılmaktadır.11

Din ve imana küfürden hapis cezası alan kişi hakkındaki kararın uygulanması gerekirken, bu hükmü yerine getirmeyerek yetkisi dışına çıkan müstantık hakkında tahkikat yapılarak
neticesinin bildirilmesinin talebi, hükmün isâbeti yanında onu uygulayacak olanların da hukuka uygunluğunun lüzûmunu gerekli kılmaktadır.12

Dine, imana ve mukaddesâta sövmek sebebiyle cezalandırılma hususunda birkaç örnek daha vermek mümkündür:

Kebanlı Aluş’un, Keban Naibi Davud Efendi’nin dinine imanına küfrettiği iddiasıyla çektiği telgraf hakkında gerekenin yapılması.13 İştib’de dine ve imana küfürden dolayı muhakeme edilerek cezaya çarptırılan Sanda ve arkadaşına dair mahkeme yazısı.14 Aziziye Kaymakamı Tevfik Bey’in bir zabıta neferinin din ve imanına sövdüğüne dair Aziziye Naibi Cafer
imzalı gönderilen telgrafnâme.15

Beyoğlu’nda tutuklu olup, iman akidelerine küfrü sâbit görülen Asım Bey’in, taşraya sürülmek üzere zabtiyeye sevkedilmesi ise idarî görevlilere de bu hususta müsamaha gösterilmediğini ortaya koymaktadır.16

Bazı kin ve garaz sahiplerinin, halkın ve devletin sahip olduğu bu hassasiyeti, hasımlarına karşı bir tehdit unsuru olarak kullanması ise bu işin fevkalâde nazik bir konu olduğunu daima göz önünde bulundurmayı gerekli kılar. Buna örnek olarak şu hâdiseyi vermek mümkündür: Niğde’de bulunan Rum metropolidi tarafından Niğde Kaymakamı Mehmed Said Paşa hakkında ırz, namus, din ve imana dil uzatma, darp ve tehdit gibi hareketlerinin yanısıra tebe‘a-i ecnebiyeden birisinin
tebe‘a-i şâhâneden bir Rum kızıyla evlenmesine kanuna aykırı olmasına rağmen müsaade ettiği şikâyetine karşı; Niğde Meclisince bu suçlamaların asılsız olduğu yönünde düzenlediği mazbata, Konya Eyalet Meclisince Sadaret’e takdim edilmiştir.17 Kezâ Mersin belediye reisinin imanî mevzulara sövdüğü konusunda Mersin Nüfus Memuru tarafından yapılan ihbarın
aslı olmadığı da buna örnek gösterilebilir.18

İhtidâ Edenlere Gösterilen İhtimam

İslâm Dini, fakirlere, yolda kalmışlara ve muhtaç akrabaya yardımı emrettiği gibi, kişileri İslâm’a ısındırmak için onlara
sadaka vermeyi de emretmektedir:

Osmanlı Devleti, tarihte hüküm sürdüğü bütün asırlar boyunca, daima bu konudaki hükme tâbi‘ olmuş ve Müslümanlığın yer yüzünde hüküfermâ olması için gerekli olan gayret ve faaliyetleri tam olarak göstermiştir.
Sultan Abdülmecid’e, Paris’te doğmuş ve Fransa kralı Onaltıncı Lui’nin hekimbaşılığında bulunmuş olan İngiliz tabib Geremy’in sunduğu arzuhâl tercümesi, bizzat padişahların bu konuda dikkatli olduklarını göstermektedir. Arzuhâl sahibi tabibin, okuduğu kitapların ilhamıyla ihtida edeceğini kaydettiği arzuhalinin üzerine padişahın kendi el yazısıyla kaleme aldığı hatt-ı hümâyûnunda; söz konusu tabibin istid‘âsının sahte olmayıp gerçek olduğu, kendisine telkîn-i iman ile bir kat elbise ve bin kuruş atiyye verilip üç yüz kuruş aylık tahsis olunması ve istediği kitapların celbedilmesi işaret olunmuştur.20

Bitlis Valisi Şerif Mehmed Rauf’un, 23 Muharrem 1308 (8 Eylül 1890) tarihinde Sadâret makamına gönderdiği tahrirâtında Müslüman olmak isteyen bir Yezidî ailesi ve bölge halkı için yapılacaklar şöyle zikredilmektedir:

Siirt sancağına mülhak Garzan [Zûk] kazâsı dahilinde olup ihtida ederek İslam ile müşerref olmuş bulunan Parti adlı Yezidî, köy halkından otuz nüfusa mâlik olduğundan, kendilerine yüzer kuruş verilerek “hissiyât-ı İslâmiyyelerinin takrîr ve te’yîdi için” bahsi geçen köyde inşası gereken bir cami ile mektebin yapılması hakkında Bitlis Valiliği’nden yapılan yazışmaya cevap olarak verilen 3 Kasım 1303 tarihli ve 5 numaralı Başbakanlık emriyle mekteb ve caminin yapımı için keşifler icra edilmiştir.21

Fakat idarî yapı ve şer‘î mahkemeler, Müslümanlığı tercih edenlerin kendi iradeleriyle iman ettiklerinin isbât edilmesi hususunda çok hassas davranarak, en küçük bir zorlamayı hâlinde bu kişilerin İslâm’a girişlerini kabulden geri durmuşlardır. Zira Kur’ân-ı Kerim’deki bir âyet-i kerîmesiyle Cenâb-ı Allah, insanların İslâm’a girişlerinde güç kullanmayı yasaklamıştır:

Osmanlı dönemi evrakı tedkik edildiğinde, bu hükme titizlikle riayet edildiği görülmektedir.

Bâb-ı Âli Evrak Odası’nın 6 Şabân 1315 (30 Aralık 1897) tarihli yazışmasından öğrendiğimize göre: İhtida arzusunda bulunan Almanya Devleti tebe‘asından ve Protestan mezhebinden Hans adlı kişi ile bu hususta talebi olan diğer kişilerin, ait oldukları konsoloslukların tercümanları çağrılarak maksatları iyice anlaşıldıktan sonra gereken muâmelenin ifası emredilmiştir.24 Yine bu şekilde, Rusya’dan gelen üç Gürcü çocuğunun Müslüman olma isteği üzerine, bunlara, Rus konsolosunun göndereceği vekil önünde iman telkin edilmesi istenilmiştir.25 Ancak mültecilerden kendi rızasıyla Müslüman olmak isteyenlere bekletilmeksizin iman telkin edilmesi hakkında Vidin valisine âcilen özel şukka gönderilmiştir.26 Yine Rusya tebe‘asından ve Gürcü milletinden Lomnaz oğlu Doment ile Demir oğlu Yorgi ve Ayaş oğlu Said’in ihtida taleplerinin araştırılarak incelendikten sonra gereğinin yapılması emredilmiştir.27

Bir başka örnek de Beyrut Valiliği’nden Sadâret makamına gönderilen telgrafta zikredilmektedir. Buna göre Cebel-i
Lübnan’nın Marunî tâifesinden olup bir müddettir Trablusşam’da Müslüman bir ailede hizmetçilik yapan iki kızdan büyük olanın İslâm’a girmek isteği üzerine Marunî Patrikliği’nin, kızın yaşının küçük olduğuna dair itirazı vukû‘ bulur. Yapılan yazışmalar ve icra olunan muameleler neticesinde, her iki kızın da yaşlarının on beşten küçük olduğu anlaşılınca, bunların geri verilmesinin oradaki Müslüman halkın hoşnutsuzluğuna sebep olacağı, İslâm’a girmelerinin ise zorlanamayacağı düşünülerek, evrakıyla birlikte her iki kardeşin de Dersaadet’e celbi emredilmiştir.28

Belge ve Mühürlerde Dinî ve İmanî Motifler

Osmanlı Devlet adamlarının yanı sıra halkan pek çok kişi, kazıttıkları mühürlerinde hadîs-i şerîflere atıflar yaparak, dinî ve fikrî inançlarını ortaya koymak istemişlerdir. Özellikle Fatiha-i Şerîfe Suresi’ndeki en mühim unsurlardan birisi olan ancak sana
ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz29 hükmünü düstûr edinenler, bunu mühürlerinde göstermişlerdir:

Rusçuk’ta Süleyman Paşa’ya ait olması muhtemel mührün üzerinde ise şu veciz beyit yer almaktadır:

“Umar senden İlâhi hatm-i iman / Kelâmın hıfzeden Ruhî Süleyman”.30

Devlet ile alâkalı mühürlerin üzerinde de buna benzer ifadelerin yer almasına şaşırmamak gerekir. Meselâ, Osmanlı
Devleti’nin yabancı devletler ile yaptığı anlaşmaları onaylayan mührün üzerinde bulunan şu cümle, devletin imana ve onun gereklerine atfettiği önemi açıkça göstermektedir:

Sultan Üçüncü Ahmed gibi iki Kur’ân-ı Kerim’i hüsn-i hat olarak yazmış san‘atkâr bir padişahın yine kendi el yazısıyla hazırladığı tuğralarında yer alan ibareler, onun imanın unsurlarına tebe‘iyetteki samimiyetini ve hassasiyetini çok güzel bir şekilde
göstermektedir.

Dipnotlar

1. BOA, HAT, 943/40671.
2. BOA. MFB, 48.
3. MS [MİLLÎ SARAYLAR], HH [Hazîne-i Hâssa]. AE-I, 174/6.
4. BOA, Cevdet-Askerî, 321/13293: 3 Receb 1225.
5. BOA, HAT, 525/25702: 1238.
6. BOA, MVL, 232/19: 21 Receb 1266.
7. BOA, MF. MKT, 60/52: 5 Rebî‘ü’l-evvel 1296.
8. BOA, MF. MKT, 80/24: 29 Cemâziye’l-evvel 1300.
9. BOA, Y. PRK. MŞ, 7/30: 14 Receb 1318. 10. BOA, Cevdet-Adliye, 11/732: 28 Cemâziye’l-evvel 1150.
11. BOA, Cevdet-Adliye, 74/4437: 29 Rebî‘ü’l-evvel 1261.
12. BOA, DH. MKT, 1948/12: 14 Şevval 1309.
13. BOA, DH. MKT, 403/67: 6 Safer 1313.
14. BOA, TFR1. M, 1/68: 22 Rebî‘ü’l-âhir 1321.
15. BOA, İ. DH, 1284/101055: 19 Zilhicce 1309.
16. BOA, ZB, 388/130: 23 Teşrîn-i sânî 1322.
17. BOA, MVL, 712/43: 29 Rebî‘ü’l-evvel 1282.
18. BOA, DH. MKT, 1181/7: 26 Cemâziye’l-evvel 1307.
19. Kur’ân-ı Kerim, Tevbe Sûre-i Celîlesi, 60. âyet-i kerîme. 20. BOA, Cevdet-Hariciye, 90/4452: 29 Rebî‘ü’l-evvel 1231 (Gün, tahmini tarihli).
21. BOA, A. MKT. MHM, 501/30: 22 Rebî‘ü’l-evvel 1308.
22. Kur’ân-ı Kerim, Bakara Sûre-i Celîlesi, 256. âyet-i kerîme.
23. Kur’ân-ı Kerim, Yunus Sûre-i Celîlesi, 99. âyet-i kerîme.
24. BOA, BEO, 64/75: 6 Şaban 1315.
25. BOA, HR. MKT, 42/7: 23 Rebî‘ü’l-evvel 1268.
26. BOA, A. MKT, 223/100: 23 Şevval 1265.
27. BOA, DH. TMİK. M, 63/80: 10 Şaban 1324.
28. BOA, A. DVN. MTZ, 04/ 1314.3.30.
29. Kur’ân-ı Kerim, Fatiha Sûre-i Celîlesi, 5. âyet-i kerîme.
30. BOA, Cevdet-Maliye, 549/225

Din ve Hayat Dergisi

İlginizi Çekebilir

Avrupa’nın Travmaları – 6: Türkler

Önceki Yazı: Avrupa’nın Travmaları 5 – Dünya Savaşları    Avrupa düşüncesini şekillendiren ve bugününe etki eden …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Makaleler
Zeytin, Hurma, Manolya, En Çok da Yasemin: Bir Tunus Gezisinin Ardından…

dunyabizim.com'dan Yasemin Dutoğlu'nun yazısı.  Ocak ayı sonlarında iki hafta geçirdiğim Tunus, sürprizlerle dolu mimari mirası, zengin …

Kapat