Ana Sayfa / Yazarlar / Otuzuncu Lem’a Üzerine Notlar

Otuzuncu Lem’a Üzerine Notlar

Bunu paylaşınız

Otuzuncu Lem’a, Lemalar isimli Bediüzzaman’ın eserinin otuzuncu bahsidir. Bediüzzaman eserinin hakkında bilgiyi beşinci nüktenin sonunda, hatimesinde verir. Dehaların bizim gibi ritmik zekaları yoktur, nerde akıllarına gelirse orda bilgi verirler. Bizim zekamız geometrik olduğu için herşeyin alfabetik veya matematik düzende olmasını isteriz. Neden Bediüzzaman bahsin İslâm kültüründeki yerini buraya getirmiş, onun hikmetini düşünmek gerek. Bu bahsin adı Hatime, ama konunun hatimesi olsa son bahsin arkasından olur, her iyi yönde de bizim anlama kudretimizin dışında. Burada ne diyor. “İsm-i Azam herkes için bir olmaz, belki ayrı ayrı oluyor. Mesela İmam-ı Ali R A’ın hakkında Ferd, Hayy, Kayyum, Hakem, Adl ve Kuddüs altı isimdir. Ve İmam-ı Azam’ın ism-i azamı Hakem, Adl iki isimdir. Ve Gavs-ı Azam’ın ism-i azamı Ya Hayy’dır. Ve İmam-ı Rabbani’nin ism-i azamı Kayyumdur. Ve hâkeza, pek çok zatlar daha başka isimleri ism-i azam görmüşlerdir.” Neden Hazreti Ali RA’ın altı isim de imam-ı Azam Hakem ve Adl, bunun da hikmeti vardır ama bizim bileceğimiz bir şey değil. Yenilmiş tavuğun kemiklerine Ya Hay diye saslenince tavuk masadan aşağı fırlamış. Bir çocuk var orada onun annesi şaşmış kalmış. Bizim sineği bile yerden kaldırmayan nefasimiz, heyhat ne olur bizim halimiz yani. Bırak ism-i Azam’ı elli yıldan fazladır, o kadar imdad üstadım diye bağırdım, ne gelen var ne giden, demek sesimiz günahlarla meşbu, ne duyan var ne işiten. Yerler sağır gökler sağır işin yoksa durma bağır, diyor ünlü bir mutasavvıf.

“Pek çok zatlar daha başka isimleri ism-i azam görmüşlerdir” demek işin çok tafsilatı var, Bediüzzaman en büyükleri zikretmiş, yoksa ekabir-i fuzalâ ve mutasavvıfenin ism-i azamlarını biliyor, ama onlardan bahsetmiyor. Büyükler büyükleri konuşur, küçükler küçük şeyleri. Arabanın rengi ne, nerdan aldın gibi.

Bediüzzaman ism-i Kayyum bahsinin başında bir itizar yani özür yazar okuyucularına, küçükler büyüklerden özür diler, büyükler kimlerden, bu itizarın muhatabı kim acaba, muhakkak muhatabı vardır, ben değilim belki Muhiddin-i Arabi olabilir mi?

İtizar. Bu çok ehemmiyetli meseleler ve çok derin ve geniş ism-i Kayyum’un cilve-i azamı hem muntazam değil, belki ayrı ayrı lemalar tarzında kalbe hutur ettiğinden hem gayet müşevveş ve acele ve tedkiksiz müsvedde halinde kaldığından elbette tabirat ve ifadelerde çok noksanlıklar, intizamsızlıklar bulunacaktır. Meselelerin güzelliklerine benim kusurlarımı bağışlamalısınız.

İsmi Kayyum 19 sahife. İsm-i  kuddüs 5 sahife. Adl ismi dört sahife. Hakem sekiz sahife. Ferd, on iki sahife. Hayy on iki sahife. Kayyum ismi İmam-ı Rabbani’in on dokuz sahife, bahis mi öyle gerektirmiş, yoksa Üstad mı böyle düşünmüştür, o da ayrı bir konu. Ama her halde bahis öyle gerektirmiştir. Kayyum ismi bütün isimleri içine alan bir isim değil mi?

Genel anlamda ismi azam bahisleri için bir cümle kullanır. “Bu çok ehemmiyetli meseleler ve çok derin ve geniş ism-i Kayyum’un cilve-i azami.” Bütün ismi azam çok ehemmiyetli meselelerdir. Hem sürgünde hem hapiste olan müellifin telif sahrasına çok büyük zulüm gördüğü hapishanelerde hutur etmiştir.

Bediüzzaman bunların telif sırasındaki veya doğuş esnasındaki durumu anlatır. Hayy ismi için şöyle der: “İsm-i Hayy’ın bir cilvesi Şevval-i Şerifte Eskişehir Hapishanesinde uzaktan uzağa aklıma göründü.” Çok yakından değil uzaktan uzağa aklıma göründü, diyor. İki defa zamanı ifade ediyor uzaktan uzağa. Demek kötü hapishane şartları içinde ancak uzaktan uzağa görünmüş. Uzaktan uzağa akla görünmek ne demek? Sonra “vaktinde kaydedilmedi ve çabuk o kudsî kuşu avlayamadık, teb0âud ettikten sonra “Aklına doğan meseleyi k u d s i kuş olarak ifade ediyor, hem de çabuk onu avlayamadığından yakınıyor. Tebaud ettikten yani uzaklaştıktan sonra “hiç olmazsa bazı remizlerle o hakikat-i ekberin ve o nur-ı azamın bazı şualarını muhtasaran göstereceğiz” İsm-i Kayyum’un doğuş ortamı ve şartları konusunda da şöyle der: “Kayyum isminin bir cilve-i azamı Zilkade ayında aklıma göründü. Eskişehir hapishanesindeki müsaadesizliğim cihetiyle o nur-ı azamı elbette tamamiyle beyan edemeyeceğim.”

Bediüzzaman İsm-i Azam bahislerine neden önem verdiğini de anlatır. “Fakat Hazret-i imam-ı Ali R.A. Kaside-i Ercüzesinde Sekine nam-ı âlîsiyle beyan ettiği İsm-i Azam ve Celcelutiyesinde yine pek muhteşem isimlerle İsm-i Azam içinde bulunan o altı ismi en azam en ehemmiyetli tuttuğu için ve onların bahsi içinde kerametkârane bize teselli verdiği için bu ism-i Kayyum’a dahi evvelki beş esma gibi, hiç olmazsa muhtasar bir surette, Beş Şua ile o nur-ı azama işaret edeceğiz.” Sebebi Telifi Bahis Hz Ali’nin RA bahse verdiği önemdir.

Bediüzzaman hapishaneleri bir ders yeri olarak görür, medrese-i Yusufiye der. Hapishanelerde yazdığı eserlere de  d e r s- i azam, ders-i ekmel ve yine ders-i azam der. Karanlık ne kadar şiddetli olursa nur o kadar parlar hükmünce hapishanelerde ne kadar karanlık bir zulüm varsa da Allah Bediazzaman’a o karanlıklarda büyük eserler nasip etmiştir.

“Denizli Medrese-i Yusufiyesinin  bir ders-i azamı Meyve Risalesi olduğu ve Afyon Medrese-i Yusufiyesinin kıymettar bir ders-i ekmeli Elhüccetü’z Zehra olması gibi, Eskişehir Medrese-i Yusufiyesinin gayet kuvvetli bir ders-i azamı da ism-i Azamı taşıyan altı ismin altı nüktesini beyan eden bu Otuzuncu Lem’adır”

“İsm-i Azamdan Hayy-ı Kayyum’a dair parçada pek dedin ve geniş meseleleri herkes birden bilemez ve zevk etmez fakat hissesiz de kalmaz.”

İsm-i Ferd Şevval-i Şerifte Eskişehir hapishanesinde bana göründü” diyor. İsm-i Hakem Ramazan-ı Şerif’de görünmüş. İsm-i Adl Eskişehir hapishanesinde uzaktan uzağa görünmüş. Onu yakınlaştırmak için yine “temsil yoluyla deriz” diyor. İsm-i Kuddüs Şaban-ı Şerifin ahirinde Eskişehir Hapishanesinde bana göründü, diyor. Üstadın orta Anadolu’daki sürgün hapislerindeki eserleri daha mı derin, bilmem denebilir mi? Barla’daki zulümle sonraki zulüm hangisi daha büyük ne bilelim.

Yukarda ism-i azam bahislerinin çok ehemmiyetli ve çok derin olduğunu söyler. İhtarın başında ise “ism-i azama ait nükteler azami bir surette geniş hem gayet derin olduğundan” diyor. İki defa derin, bir defa geniş diyor. Bir şeyin derin ve geniş olması konuya ıttılaın zorluğunu ifade eder, geniş olması da ihatanın zorluğudur. İnsan derine dalmakta kabiliyetine göre başarılıdır. Geniş olan bir şey de aynı şekilde yorumlanabilir.

Bediüzzaman Kayyum ismi bahsinin Birinci Şua’ında şöyle bir kayıt koymuştur. “Hususan ism-i Kayyum’a ait meseleler ve bilhassa Birinci Şuaı Maddiyunlara baktığı için daha ziyade derin gittiği” ismi Kayyum risalesi bütün hayatı boyunca felsefenin eleştirisini yapan büyük bir batı felsefesi eleştirmeni olan Bediüzzaman’ın Materyalizm, diğer adiyle Maddiyyun‘un münhasıran eleştirisidir. Kayyum risalesi çok farklı tezleri ve temaları olan bir risaledir. Materyalizm ta Sokrat’tan, Eflatun’dan beri insanlığın gündeminde olan bir ontolojik meseledir. Bediüzzaman bu ikibin yıllık büyük ifsad felsefesini eserlerinde çeşitli yerlerde tenkid eder. Bediüzzaman ve Materyalizm, Bediüzzaman’ın neredeyse en büyük tenkid ve tavzihlerinden biridir, müstakil bir yorumunun yapılması gerekir.

Bediüzzaman’ın yeni bir ilim yorumu, ilim felsefesi, batı ve doğu felsefesi eleştirisi, kelam ilmine getirdiği yeniliğin boyutları, kültür ve sanat felsefesi ve daha bir çok konuda temel tematik mülahazaları var bunlar ayrı ayrı ele alınmalıdır.

İsmi Kayyum risalesinin başındaki ihtarda Bediüzzaman okuyucularına bazı hatırlatmalarda bulunur. Burada özellikle İsm-i Kayyum genelde Risale-i Nur’un anlaşılması konusunda genel yorumlar yapar. “Her adam her meseleyi her cihette anlamaz. Fakat herkes her meseleden bir derece hisse alabilir. Bir şey bütün bütün elde edilmezse bütün bütün elden kaçırılmaz.” Bunun arasında yine bir ifadesi vardır, özelde ve genelde farklı yorumlara açık. “Bu manevi bahçenin bütün meyvelerini koparamıyorum diye vazgeçmek kâr-ı akıl değildir.

İsm-i Kayyum için ve genelde İsmi Azam bahsi için şunları da söyler. “İsm-i Azama ait meselelerin ihata edilemeyecek derecede genişleri olduğu gibi akıl görmeyecek derecede inceleri de vardır. Hususan ism-i Hayy ve Kayyum’a ve bilhassa hayatın iman erkânına karşı remizlerine ve bilhassa kaza ve kader rüknüne hayatın işaretine ism-i Kayyum’un Birinci Şua’ına herkesin fikri yetişmez, fakat hissesiz de kalmaz.”

Bahislerin iman üzerindeki tesirlerine vurgu yapar. “Belki her halde imanını kuvvetlendirir. Saadet-i ebediyenin anahtarı olan imanın kuvvetleşmesi ehemmiyeti çok azimdir. İmanın bir zerre kadar kuvveti ziyade olması bir hazinedir. İmam-ı Rabbani Ahmed-i Faruki diyor ki, “bir küçük mesele-i imaniyenin inkişafı benim nazarımda yüzler ezvak ve kerametlere müreccahtır”

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Allah Onları Kahretsin!

… Onlar (münafıklar) düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar. (Münafikun …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Tosya’da Yetim Bırakılan Vakfiye ve Unutulan Gelenek “Toyga”

Mer'aşî Abdurrahman Paşa Cami Vakfiyesi…. Meraşi Abdurrahman Paşa Camii Osmanlı’nın Tosya topraklarına vurduğu mühürdür. Sanatlı …

Kapat