Ana Sayfa / Yazarlar / Peygambersiz Din Olmaz / Şevket ÖZSOY

Peygambersiz Din Olmaz / Şevket ÖZSOY

Bilindiği gibi dinimizin iki temel kaynağından birisi Allah Kelâmı olan Kur’ân-ı Kerîm, ikincisi ise Peygamber  aleyhissalât ü vesselâm Efendimiz’in söz ve fiilleri olan sünnetidir.

Her ikisinin de asıl kaynağı ise VAHİYdir. 

“Vahy”in; gizli konuşma, emretme, ilham etme, fısıldama, seslenme gibi anlamları vardır. Yüce Allah’ın vasıtasız olarak ya da değişik vasıtalarla emir ve yasaklarını peygamberlerine (a.s.) bildirmesi anlamında Kur’ânî bir terimdir. Vahiy bazen rüya ve benzeri yollarla, bazen de ve çoğu zaman Cebrail (a.s.) vasıtasıyla Peygamber aleyhisselâma gönderilen ilâhî mesajlar, bilgiler ve sırlardır. O kadar ki, bu sırlara bazen vahiy meleği Cibrîl-i EmÎn (a.s.) bile vakıf olamazdı. 

Rasûlullah’ın beslendiği manevi kaynak sadece ve sadece vahiydi. O (a.s.) kendi kafasından ve hevesinden bir şey söylemiyordu. Necm suresinin 3 ve 4. ayetlerinde bu durumu Cenab-ı Hakk, açık seçik bize bildiriyor. Şöyle ki:

”Ve ma yentiku anil hevâ, in hüve illâ VAHYUN yuhâ.”

“O kendi hevâ ve hevesinden (kendi aklından, kendiliğinden) konuşmaz, o(söyledikleri) sadece vahyolunmakta olan bir VAHİYdir.”

Sadece Kur’an ayetleri değil, Allah Rasûlü’nün söz ve fiileri de vahiy iledir. Yani ilâhî talim (öğretim) ve terbiye (eğitim) her zaman yürürlükte olmuştur. Zaten kendileri de bizzat “Beni Rabb’im terbiye etti/eğitti, ne güzel terbiye etti” buyurmuyorlar mı?

Peygamber aleyhisselâm elbette bizim gibi bir insandır/beşerdir, ancak peygamber olması hasebiyle vahiy alması, O’nu bizden farklı ve üstün kılmakta, O’nu bize önder ve örnek yapmaktadır. Evet O (a.s.m.) bir beşerdir, ama sıradan bir beşer değildir.

“(Rasûlüm) De ki, “ben de sizin gibi bir beşerim/insanım, ancak bana vahyolunuyor”…” (Kehf Suresi, 110)

Sonuç itibari ile, Kur’ân-ı Kerîm Peygamber Efendimiz’e inmiştir, O’nu en iyi anlayan, yaşayan ve anlatan da O’dur (a.s.m.). Kur’ân-ı Kerîm Peygamber aleyhisselâm tarafından açıklanıp yaşanmasaydı, biz O’nu tam manasıyla anlayıp emir ve yasaklarını yerine getiremezdik. Peygamber mirasçısı olan gerçek alimler de devraldıkları ilim mirasını yüzyıllar boyu muhafaza ederek bizlere aktarmışlar, İslamiyeti doğru anlama ve yaşama noktasında en büyük yardımcımız ve önderimiz olmuşlardır. Allah (C.C.) cümlesinden razı olsun.

“KUR’AN BİZE YETER” DİYENLER

Şimdi durum böyle iken bazı aklı evveller çıkmış, “Kur’an’da her şey var, bize Kur’an yeter; hadise, sünnete, ilim adamına lüzum yok” türünden cahilce bazı sözler söylüyorlar, daha doğrusu zırvalıyorlar. Onlara sormak lâzım, siz Kur’ân’ı, Kur’an kendisine indirilen, kalbinde ve bütün varlığında sindirilen, insanlığın iftihar tablosu, beşeriyetin en ekmeli ve Muallim-i Hakikisi, ahlâkı Kur’an olan, “benim bildiğimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız” buyuran, Rabbimizin alemlere Rahmet olarak gönderdiği Hz. Rasûlullah aleyhissalât ü vesselâmdan daha mı iyi anlıyor ve yaşıyorsunuz ki böyle sözleri söylemeye cüret edebiliyorsunuz? 

Abdestin nasıl alınacağını, namazın vakitlerine göre nasıl kaç rekat kılınacağını, Kâbe’nin nasıl tavaf edileceğini… ayrıntıları ile Kur’an’da bulabilir misiniz? Bu konularda Kur’an bize kısa ve öz bilgiler verir, yapmamız gerekeni emreder; ama bu ibadetlerin nasıl yapılacağını Peygamber Efendimiz bizlere ayrıntılarıyla yaparak ve yaşayarak ve yaşatarak göstermiş ve öğretmiştir. İhtilafa ve çıkmaza düştüğümüzde, hem Kur’an’a, hem de O’nun(a.s.m) sünnetine ve sözlerine bakarak problemlerimizi çözebiliriz.

Ben de onlara diyorum ki, evet Kur’an’da her şey var diyorsunuz, doğrudur, o zaman Kur’an bu konuda ne diyor, bundan haberiniz var mı? Yukarıda zikredilen ayetlere ilâveten daha bir çok ayet-i kerimelerde Cenab-ı Allah bize Habîb-i Ekremi’ne(a.s.v.) uymamızı ve O’na tâbi olmamızı istiyor ve emrediyor. İşte bunlardan bazıları:

“Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının.” (Haşir 7)

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan idarecilere de itaat edin. Sonra bir şey hakkında çekiştiniz mi, hemen onu Allah’a ve Rasûlüne arz ediniz; eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız… Bu müracaat, hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.” (Nisa59)

“De ki; `Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz (Peygambere uyun) ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Hiç kuşkusuz Allah bağışlayıcı ve esirgeyicidir.’ (Âl-i İmran 31)

Görüldüğü gibi Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’a itaatle birlikte, Peygamberine de itaat birlikte zikrediliyor. Kelime-i Tevhidi söylerken, sadece “Lâilâhe illallah” demiyoruz, “MuhammedenRasûlullah”ı da sonuna mutlaka ekliyerek birlikte söylüyoruz. Çünkü Rabb’imizi bize en doğru şekilde anlatan ve tanıtan Rasûlullah Efendimizdir. Aynı şekilde Cenab-ı Hakk’ın bizlerden ne istediğini, nasıl kulluk yapmamız gerektiğini, Kur’ân’ı nasıl anlamamız ve yaşamamız gerektiğini en doğru ve en güzel şekilde O’nun ELÇİSİ olan Hz. Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz’den öğrenip uygulayabiliriz.

Rasûlullah Efendimiz (a.s.m.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurdular. “Size iki şey bırakıyorum, bunları izlediğiniz sürece sapmazsınız: Kur’ân’ı Kerîm ve Ehl-i Beytim.” Buna benzer bir hadiste “ehl-i beytim” yerine “SÜNNETİM” ifadesi geçmektedir. Peygamber Efendimiz’in (a.s.) hane halkı olan ehl-i beyt (özellikle Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin –r.a.-) ve o soydan gelenler Kur’ân’ı ve sünneti en iyi anlayıp yaşayarak yüzyıllar boyunca emaneti koruyarak günümüze kadar getirmişler ve bu kutsal icra ve ifa görevini halen de devam ettirmektedirler. Efendimiz aleyhisselâm, Kur’an’la birlikte ehl-i beytini, bir başka rivayette “Itre” (torunlar, soyundan gelenler)’sini bizlere emanet bırakırken, onların adeta YAŞAYAN SÜNNET olmalarına da dikkat çekmişlerdir.

Konuyu özetleyecek olursak; DİN Allah’ın  peygamberleri vasıtasıyla va’zettiği, kurduğu bir sistemdir ve her zaman Peygamber’in (a.s.v.) rehberliğine ve örnekliğine ihtiyaç vardır.

“Andolsun ki, sizden Allâh’a ve âhiret gününe kavuşacağını uman ve Allâh’ı çok zikreden (mü’min)ler için Rasûlullâh’ta üsve-i hasene (en mükemmel bir örnek)vardır.” (el-Ahzâb, 21)

İlginizi Çekebilir

Türkiye’deki Kesintisiz Darbe Süreci / Vehbi KARA

“Eşek olmaya gör, sırtına semer vuran çok olur” demiş atalarımız. Biz de tam bu söze …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Risâle-i Nûr dâiresinde bulunanların eserleri, Risâle-i Nûr’a perde ve gölge olmamalıdır / Hulusi YAHYAGİL

İbrahim Hulusi Yahyagil Ağabeyden İhlâs, Sadakat Üzerine Mühim Bir Mektup Azîz kardeşim! Evvelâ hizmet-i Kur’âniyyenizde …

Kapat