Ana Sayfa / HABERLER & Yorumlar / Prof. Dr. Orhan KÜÇÜK’ün Sır Kâtibinin Esrarı isimli kitabı çıktı

Prof. Dr. Orhan KÜÇÜK’ün Sır Kâtibinin Esrarı isimli kitabı çıktı

Kastamonu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Orhan KÜÇÜK’ün “Sır Kâtibinin Esrarı” isimli kitabı çıktı. Eser, Mehmet Feyzi Efendi’yi iki yönden ele alarak tanıma fırsatı sunuyor.

Birincisi; Bediüzzaman’ın talebeliği cihetiyle Risale-i Nurlarda geçen yönleriyle Mehmet Feyzi Efendi ele alınıyor. Bu kısımda Risale-i Nur’dan belli mektuplar paylaşılıyor.

İkincisi ise; bizzat Mehmet Feyzi Efendi’nin sohbetine iştirak etmiş, kendisinden istifade etmiş, şu anda hayatta olan kişilerin feyiz hatıralarından oluşuyor.

Yazarın eserle ilgili ifadeleri şöyle:

Mehmet Feyzi Efendi Kastamonu’nun yetiştirdiği mümtaz âlim ve fazıl şahsiyetlerden biri olarak, Kur’an’a hücum edilen dönemlerde kente sürgün gelen Bediüzzaman’a talebe olmuş, eserlerini yazmış ve “sır kâtibi” olarak anılmıştır.

Mehmet Feyzi Efendi Bediüzzaman’ı tanıdığında, Kastamonu’da ve İstanbul’da eğitim almış, hafızlığını tamamlamış, ilme aşık, yirmili yaşlarda bir genç idi.

Bediüzzaman ise; talebeleri ile Kurtuluş Savaşında Doğu Cephesinde Ruslara ve Ermeni çetelerine karşı mücadele etmiş, Ruslara esir düşmüş, esaretten kaçarak İstanbul’a gelmiş, orada Milli Mücadelenin bizzat içerisinde bulunarak ateşli konuşmalar yapmış, vaazlar vermiş, makaleler kaleme almış bir mücahit…

Van’da Medretezzühra isminde, din ve fen ilimlerinin bir arada okutulduğu bir üniversite hayalinin peşinde padişah ile görüşmek üzere İstanbul’a gelmiş, bu sevdasından Kurtuluş Savaşından sonra da vazgeçmemiş, gerekli tahsisatları almış fakat türlü manilerle üniversitenin kuruluşunu gerçekleştirememiş vizyoner bir ders-i âm…

İngilizlerin İstanbul’u işgal ettiklerinde, kilise papazlarının suallerine; “size tek kelime ile dahi cevap vermem! tükürün o hayasızların yüzüne!“ Diyecek bir kahraman…

Burada her suale cevap verilir fakat hiçbir soru sorulmaz diyecek, bu yazıyı odasının kapısına astıracak kadar bilgi sahibi bir alim…

Dar’ül Hikmetiye azalığı yapmış bir ulema…

İstiklal zaferi kazanıldıktan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne davet edilmiş, bütün mebuslara yönelik konuşma yapmış ve namaza, esasat-ı İslâmiyeye teşviki tesir etmiş bir hoca ve hatip…

Doğu’da isyan etmek isteyen aşiretlere ”Müslümanı Müslümana mı kırdıracaksınız?“ diyerek sert çıkan ve kimini engelleyen, kiminin de tesirini kıran bir vatansever…

Hülasa, genç, ilim aşığı, iman kahramanı Mehmet Feyzi’nin (kendi ifadesiyle) arayıp bulamayacağı bir Hoca, rol model veya mürşit idi.

Mehmet Feyzi Efendi ayağına kadar gelen bu kısmetin kıymetini çok iyi bilmiş, manevi hamisinin iznini alarak hem istifade etmiş, hizmetinde bulunup yardımcı olarak misafirperverlik göstermiş ve işlerini kolaylaştırmış, hem de iman esaslarının neşrinde çalışarak bütün sevaba ortak olmuştur.

Bediüzzaman’ın ifadesiyle Mehmet Feyzi, ilmine rağmen kendisini diğer sade nur talebelerinden ayırmamıştır. Fakat devam eden süreçte ve günümüze tevarüs eden engin manevi mirasına bakıldığında, nurları sahiplenmesi ve üstadına hürmeti ömrü boyunca devam etmekle birlikte, kendisine has, müstesna yönüyle yaklaşmanın münasip olacağı değerlendirilmektedir.  

Mehmet Feyzi Efendi’nin kendisinden ders aldığı ve uzun yıllar hizmetinde bulunduğu Bediüzzaman’a bağlılığı Kastamonu’dan ayrıldıktan sonra da devam etmiş, Bediüzzaman’ın ölümünden sonra bu hürmet ve bağlılığın devamı, anlattığı hatıralar ve verdiği derslerle günümüze kadar tevarüs etmiştir.

Bediüzzaman’ın vefatından sonra da Mehmet Feyzi Efendi’nin ilimle meşguliyeti devam etmiş, nur hizmetinde dahil etmediği tasavvufi yönü süregelmiş ve biiznillah kıyamete kadar devam edecektir.

Böyle olunca, Mehmet Feyzi Efendi hem ilimde günden güne derinlik kazanarak kendini geliştirmiş ve dersler vermiştir. Hem de tasavvuf berzahında mertebeler kat ederek velayet mertebesini bihakkın taşımıştır. Allah razı olsun, amel defteri kapanmasın!

Ben de böyle bir ilim ve kalp ehlinin manevi mirasına sahip çıkma ve elimden geldiğince faydalı olma adına bu eseri ortaya koymaya çalıştım. Niyet, eşyanın mahiyetini tağyir eder. Güzel bir niyetle az amel çok netice verebileceğine, müflislerin de en kazançlılar safında ödüllendirilebileceğine Rahmet-i Rahman’dan ümitvârım…

Bu eserin ortaya konmasının temelde iki amacı var. Birincisi; Mehmet Feyzi Efendi’nin Bediüzzaman nezdindeki kıymetini ve kendisinin de üstadından istifadesi ve hürmetini nur eserlerinde geçtiği kadarıyla ortaya koymaktır. İkincisi ise; Mehmet Feyzi Efendi’nin aynı zamanda tasavvufi veya manâ yönünü, kalp yönünü bilenler aracılığıyla tespit etmek, ilmî derinliğini, hiçbir dünyevi maksada veya akıma alet edilemeyecek bilgi birikimini yine ondan istifade edenlerin hatıralarını paylaşarak ortaya koymaktır.

Böylece Mehmet Feyzi Efendi’den insanlığın istifade edebilmesine belli ölçüde katkı sağlanması, inşallah şefaatine mazhar olunması, rızaya muvafık hareket edilmesi temel beklentimdir. Cenab-ı Hak istikametten ve rızasından ayırmasın. Niyetimin böyle olmasının yanında, “niyet hayır, inşallah netice hayır!” temel düsturuyla, inşallah hayırlı neticeler murat edilmekle birlikte yapılan bir kusur varsa bana aittir.  Nefis cümleden edna, vazife cümleden alâ…

SIR KÂTİBİNİN ESRARI

Prof. Dr. Orhan KÜÇÜK

İlginizi Çekebilir

Wilders’ın provokasyon özgürlüğü

Yazar: Prof. Dr. Özcan Hıdır Özelde Hollanda, genelde ise Avrupa ve Batı’da bir “Wilders problemi” var. …

Yorumlar

  1. Meftun Kaptanoğlu

    Eseri okumak, sonra fikir beyan etmek lazım. Fakat buradaki takdim/tanıtım yazısından, M. Feyzi Efendi’nin tasavvufî yönünün devam ettiği ifade ediliyor ki yakından ve hasbî/hesapsız tanıyanlar bunu (tarikata bağlı olmak, tarikat dersi vermek vb manasında) reddeceklerdir. İnşaallah kitapta bu hata yapılmamıştır.

    Zühd, takva, amel-i sâlih ilh ise o tasavvufa mahsus değil. Hafız Ömer Edendi’ye muhabbetinin devamı vs ise müminâne bir hâldir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla HABERLER & Yorumlar
Arşivden İftihar ve Hüznün Belgesi Çıktı

HOCAM BİZİ YOK YAZMAYIN, VATAN İÇİN ÇANAKKALE'YE GİDİYORUZ     2. Abdülhamit Han döneminde Kastamonu'da …

Kapat