Rafadan Yumurta

Yazar: Soner DUMAN

Hiç rafadan yumurta yaptınız mı? Mutlaka yapmışsınızdır. Bunun en zor tarafı nedir? İki şeyi çok iyi ayarlamak zorundasınız: Birincisi ateşin kıvamı, ikincisi yumurtanın ateşte kalacağı ve kaynayacağı süre. Eğer bu ikisinde kıvamı tutturamazsanız ya yumurta katı olur ya da beyazı bile katılaşmamış halde cıvık olur.

Rafadan yumurta örneğini pek çok meseleye uyarlayabilirsiniz…

Anne-baba çocuğunu eğitirken gereğinden fazla yüklenme yaparsa çocuğunu katı-sert, uyumsuz hale getirir. Eğer gereken terbiyeyi vermezse bu defa çocuk -tıpkı cıvık yumurta gibi- kıvamsız, karakteri bozuk, cıvık olur. Öyle ise terbiyenin süresini ve dozunu öyle bir ayarlamak gerekir ki ne çocuk kapkatı, ruhsuz, vicdansız olsun ne de cıvık, gevşek, lakayt, laubali olsun.

İnsanları dine davet eden kimseler insanlara vaaz ve nasihat ederken öyle hikmetli bir yol izlemeli ki eğer çok katı ve şiddetli bir üslubu benimserse muhataplarını dinden uzaklaştırıp küstürebilir. Buna karşılık gereken özeni göstermez, ipin ucunu serbest bırakırsa bu defa muhatapları laçkalaşır, dinin kırmızı çizgilerini önemsememeye başlar.

Bu konuda Allah Resûlü’nün (s.a.v.) hayatından şu örnek bana tam da “rafadan yumurta yapma” kıvamını göstermesi bakımından çok anlamlı geliyor:

Bir gün bir adam Allah Resûlü’ne gelerek İslam hakkında soru sordu. Allah Resûlü ona “beş vakit namaz kılacaksın” buyurdu. Adam “bunun dışında bana farz kılınan bir namaz var mı?” diye sordu. Allah Resûlü “hayır, ama istersen nâfile olarak kılabilirsin” buyurdu. Sonra Peygamberimiz adama “Ramazan ayında oruç tutacaksın” dedi. Adam “bunun dışında bana farz kılınan bir oruç var mı?” diye sordu. Hz. Peygamber “hayır, ama istersen nâfile olarak tutarsın” buyurdu. Sonra peygamberimiz adama zekâttan bahsetti. Adam “bunun dışında üzerimde bir yükümlülük var mı?” diye sordu. Hz. Peygamber “hayır, istersen nâfile olarak verebilirsin” buyurdu. Adam daha sonra “vallahi bundan ne fazla ne de eksik yaparım” diyerek çekip gitti. Bunun üzerine Hz. Peygamber “eğer sözüne sadık kalırsa kurtuluşa erer” buyurdu. (Buhârî, İman, 33; Müslim, İman, 8) (O sırada hac henüz farz kılınmamış olduğundan hadiste hacdan söz edilmemiştir.)

Bu hadiste Allah Resûlü, kendisine İslam hakkında soru soran kişiye öyle bir kıvam belirliyor ki… Farzları kırmızı çizgi olarak koyuyor. “Bunlar olmazsa olmazlar” diyor. Nâfileleri de kişinin isteğine bırakıyor. Bir taraftan sadece farzları belirtmekle yetinmeyip nâfileyi de gündeme getiriyor, diğer taraftan da farz ile nâfileyi ayırıp farzı zorunlu, nâfileyi isteğe bağlı hale getiriyor. İşte kıvam bu! Eğer nâfileleri hiç gündeme getirmemiş olsaydı İslam’ın sadece farzlardan ibaret olduğu gibi bir intiba oluşacak, bu durum tefrite yol açabilecekti. Eğer farz ve nâfile arasını ayırt etmese o zaman da İslam’ın yaşanması zor bir din olduğu gibi bir intiba belirecek, İslam katı ve sert bir şekilde sunulmuş olacaktı.

İşte biz de böyle yapmalıyız… Bize dinden soranlara eğer bir bilgimiz varsa o işin olmazsa olmazını göstermeli ama sadece bununla yetinmeyip o işin fazilet boyutundan da söz etmeliyiz.

Fetva ile takva, farz ile fazilet, adalet ile ihsan… Bunlar birbirinin aynısı değil ama birbirinden ayrılması da doğru değil.

Rabbimiz bizleri ahsen-i takvim üzere yarattığı gibi yaşantımızda da en güzel kıvam üzere İslam’ı yaşamayı ve anlatmayı bizlere nasip eylesin.

İlginizi Çekebilir

Ezani Saat ve Müslüman Saat Algısı *

Yazar: Şule GÜRBÜZ Milli Saraylar Saat Koleksiyonu Sorumlusu Müslüman saati olarak da adlandırılan ama adlandırılmaktan …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Seçme Yazılar
Bir Ramazan Gecesi

Yazar: Ruşen Eşref Ünaydın Pencereden İstanbul'un minarelerine bakıyordum: Şurada burada şerefeler birdenbire aydınlanıveriyor, güya karşı ufukta …

Kapat