RAMAZAN HATIRALARI

Bunu paylaşınız

Anılarınızı,verdiğimiz adreslerin dışında: [email protected] adresine de gönderebilirsiniz. Bütün yazdıklarınızı değerlendirmeye çalışıyoruz. Yayınlanmamış ve sizinle de irtibata geçilmemişse, muhtemelen bize ulaşmamıştır. Lütfen tekrar deneyin.

***********************

SENİ BİLMEM HAMİDE!

Ahh ne güzelmiş ramazanlar, elhamdülillah hâlâ çok güzel. Çocukken başka güzel, büyükken başka. Ramazan anılarını okudum da, ben de çocukluk yıllarıma gittim bir an. Hep büyüklerimiz derdi ya “ahh o eski ramazanla diye, bu söz hep böyle devam edecek galiba. Ben de çocukluğumun ramazanlarını anlatayım.

Çocuksun ya herkesten güzel bir şey öğreniyorsun. Her neyse ben 4 ya da 5 yaşlarımda iken annemle teravih namazına gidiyordum. Daha namaz kılmayı bile bilmiyorum. Sağıma soluma bakarak herkes ne yaparsa bend e onu yapıyordum. İmam, sureleri okurken de öğreniyordum. Ama anlamadığım bir şey vardı:

Rükûdan kalkarken hoca neden “ seni bilmem hamide” diyordu. Bunu bir türlü anlamıyordum, ama kendim tek başıma namaz kılarken de aynı şeyi söylüyordum.”Seni bilmem hamide”. Babama sordum, “baba, hoca niye seni bilmem hamide diyo? dedim. Babamın halini siz düşünün artık. Gülmekten bir süre konuşamadı.

Benim çocukluğumun ramazanları çok güzel geçti elhamdülillah. Yaşadığım yer de ailem de çok güzeldi. O zamanlar ilkbahara denk gelmişti. Bahar yağmurlarıyla ramazan daha bir güzel oluyor. Bizim köyde ramazan aylarında yemekleri toprak kaplarda fırına koyarlardı. Allah ım o ne bereket, o ne güzellik, bütün komşular yemeklerini hazırlar fırına gelirdi. Çocuksun; büyükler için olan şeyler bize göre çok güzel oyun alanı ve eğlenme fırsatı idi. Besmelelerle yemekler koyulur, evlere gidilirdi. Biz dört gözle akşam olsun da fırında toplanalım diye beklerdik. Akşam yemekler çıkar, mis gibi kokular yayılırdı etrafa.

Eve gelince annem bizi suya gönderirdi ablamla birlikte. Yine bütün çocuklar toplanır, ellerimize birer kap alır, düşerdik yola. Çeşmede çocuklar hep önce ben doldurayım, derdinde idi bense en son doldurup babama en soğuk suyu ben götürmek isterdim. Babam da beni her zaman aferin kızım, deyip ödüllendirirdi.

Düşünüyorum da acaba bizim çocuklarımızın da büyüdükleri zaman anlatacak güzel anıları olacak mı şu dört duvar arasında? Bizim yanımızda büyüklerimizde vardı. Babaanne, dede. Bu güzellikleri biz onlarla yaşadık hep. Babaannem, son ramazanında orucunu tutamıyordu, hasta idi. Ben çok üzülüyordum. Babaanneme derdim sen üzülme ben senin yerine tutuyorum. Gerçekten öyle niyet ederdim. Babaannem de “ah benim kızımmm” derdi, gözleri dolardı. Allah rahmet eylesin hem ona hem bütün ölmüşlerimize.

Şimdi hangi yöntemlerle insanın bu yönlerini geliştiriyor eğitimcilerimiz acaba?

Gönderen:NK
___________________

BU HATIRA BENİM İÇİN DEĞİŞİK DUYGULAR HÂSIL EDEN, BENİ TEFEKKÜRE VE ŞÜKRE SEVKEDEN BİR OLAYDIR.

1996 YILI NİSAN AYI ASKERLIKTEN USTA BİRLİKLERİNE DAĞITIM OLUYORUZ. BİR ARKADAŞIN YOL PARASI OLMADIĞINI BATTAL İSMİNDE BİR UZMAN CVŞ ARKADAŞLARA SÖYLEDİ VE HADİ PAMUK ELLER CEBE DİYEREK PARA TOPLAMAYA BAŞLADI. SONUÇTA ÇOK AZ BİR PARA TOPLANDI. ARKADAŞIN ÜZERİNDEDE GİYECEK BİR ŞEYİ YOKTU. O ZAMAN İÇİMDEN GELEN BİR İSTEKLE ÜZERİMDEKİ KAZAĞI VE BÜTÜN PARAMI ARKADAŞA VERDİM. BİLETİMİ ALMIŞTIM VE AİLEM BANA PARA GÖNDERECEKKTİ. BUNUN İÇİN ÇOK DA RAHATTIM. ASKERİ BİRLİKTEN AYRILDIK VE OTOBÜLERE BİNİP YOLA ÇIKTIK. ANKARA YA GELDĞİMDE BANKAMATİĞE GİDİP HESABIMA BAKTIM, ÇOK ŞÜKÜR PARAM GELMİŞTİ. MEMLEKETE RAHAT BİR ŞEKİLDE GİTTİM . AİLEME PARAYI KİMİN GÖNDERDİĞİNİ SORDUM. HİÇ KİMSE GÖDERMEMİŞTİ. ŞAŞIRDIM. BAYRAM BİTİP BANKALAR AÇILINCA BANKAYA GİDİP SORDUM ADANA’DAN YATTIĞINI SÖYLEDİLER. PARAYI AYNI YERE GERİSİN GERİ GÖNDERDİM. ALLAH BENİ SIKINTIDAN KURTARMIŞTI. İNŞAALLAH PARANIN ASIL SAHİBİ SIKINTI ÇEKMEMİŞTİR.

Gönderen:İrfn_krbyk
________________________________

KÖY RAMAZANLARI-BAYRAMLARI

lk ramazanlarım, ilk oruçlarım, teravihlerim, ilk bayramlarım güzelim köyümüzde geçti.. Rabbime hamdolsun, ana babamızdan ebeden razı olsun ki her bayram yeni kıyafetlerimiz olurdu.bayram gecesi gecenin bi vakti anam bütün kardeşlerimizi tertemiz yıkar, sabah namazından önce bi güzel giyindirir, sabah namazlarımızı evde kıldıktan sonra telaşla, heyecanla bayram namazına gitmek için yola çıkılrdı.. çocukluk yıllarımda her köyde her mahallede cami olmadığı için, ve belki olsa bile eskilerden kalma bi alışkanlıkla tüm civar köy halkı cuma ve bayram namazları için orta yerdeki camimizde toplanır cuma ve bayram namazları topluca kılınırdı.. her köy halkı ayrı gruplar halinde topluca camiye gelir, vaaz yada Kur’an-ı Kerim dinlenir, başka kimsenin gelmiycenden emin olunduktan sonra namaza başlanırdı.. müezzin efendi; ” essaleeet, vakti namaaaz, dokuz tekbir iki rekat… buyrun (hangi bayramsa adıyla) bayram namazını kılmaya, uyun hazır olan imaaama” diye, çok tuhafıma ve bi okadar da hoşuma giden edayla namaz davetini yapar, büyük bir şevkle, heyecanla namaz kılınırdı. namaz bitiminde kimse dağılmaz, camimizin yanından geçen yol boyunca en ihtiyarın en başa geçtiği, yaş sıralamasının mümkün mertebe dikkate alındığı bayramlaşma düzeni alınır, bir sonraki bir öncekiyle bayramlaşıp yanına durur ve saf uzadıkça uzar, bir yerden sonra “U” dönüşü yaparak sıra başa doğru yönelir, yaşlar gitgide küçülür ama sıra gitgide daha da büyürdü.. en küçüklerin sıranın baş tarafına gelebilmesi ayrı bir telaş ve zevkti, ayrıcalıktı.. EL ÖPMEYEN ÇOCUK, ELİ ÖPÜLMEYEN YAŞLI KAMAYANA KADAR DEVAM EDER giderdi bayramlaşma halkası..bir yerden sonra gür sesli biri, “aminnn ” diye bağırır, herkes olduğu yerde kalır, hoca efendi bi güzel bayram duası eder,dua yüksek sesle ” el faatihah”nidasıyla mühürlenirdi.. henüz fatihalar bitmeden (topal) Kamil amca avazı çıktığınca bağırır.. ” MİLEETİMİZ ÇOOOOK YAŞA, MLEETİMİZ ÇOOOK YAŞA.. MİLLETİMİZ ÇOOOOK YAŞA…” diye bağırı ardından bir alkış tufanı kopar ve bayramalaşmanın gayrı resmi, coşkulu töreni sona erer ancak insanlar hemen köylerine, evlerine dağılmaz, kahvehanelerde nazamazdan önce demlenen çaylar ikram edilir.. o gün çaylar, bisküviler bedavadır..çaylar yudumlanırken, biz çocukların söze katılmadığı ama muhabbetinden gıdalandığımız tadına doyulmaz sohbetler yaşanırdı.. bugün ben imamlık yapıyosam içimde o günlerin tadının izleri, hatıraları ve hatırı mutlaka vardır.. artık aynı muhabbetleri yapamıyor oluşumuz çocuklarımız adına duyduğum bir ızdıraptır…

Gönderen:imam

_________________________________________________________

Gurbet Ramazanları

İlkokulu bitirir bitirmez tahsil hayatımız vesile oldu, çocuk yaşta gurbete düştük.. Henüz ana kuzusu denecek yaşlarda gurbet, yatılı öğrencilik hayatı gerçekten yakıcıydı, yandık.. ancak her ramazan gelişinde içimiz bir hoş olur, acılarımız unutulur, içimizi tuhaf bir huzur kaplardı..

Yaşadığımız şehirlerde Ramazan yaşamışsak orayı sevdik, orada sevindik.. Ramazan her nereye gelmişse, kimi hangi halde sarmış sarmalamışsa gerçekten o yere ve o gönüle huzur getiriyor, acılar bir nebze olsun değil belki bin nebze unutuluyor; hüzünler huzura, acılar tesellilere yol veriyor diye kanaat getirdim.. İnsan başka bir şehirde yaşamaya mecbur kalmışsa orada bir Ramazan geçirmeden o şehir hakkında hüküm vermemeli. Gurbeti sılaya çevirmenin yollarından biri; o şehirde bir Ramazan olsun yaşamaktan geçiyor.. Bu durum hayatımın sırlarından birisidir..

Gönderen:edip37

_________________________________________________________

Hayırlı Ticaret

Yıl 1984. İş yokluğunda abim bir arkadaşından kafeterya türü bir iş yeri devralmıştı. Öyle bir zamanda işi devralmışız ki Ramazan ayının başlamasına denk geldi. Ramazan olduğu için hiç iş yoktu.

Ne yapalım, diye düşünürken, üniversite öğrencilerine iftar ve sahur yemeği çıkartmak aklımıza geldi. O zamanki kıt imkanlarla işe başladık. Yaptığımız iş o kadar mınnete geçmişti ki herkes o imkandan faydalanıp orucunu tutmaya başlamıştı. Tabii biz bunu ticari amaçla yapıyorduk, fakat her ne hilmetse topladığımız para ancak masraflara denk geliyordu.

İş yerimiz o zamanki iftar çadırı gibi olmuştu. Parası olanlar parasını ödüyor, olmayanlar da dua ediyordu. İşin içinde iken pek farkına varmadık ama birileri arkadaşlarının oruç ibadeti yapmaları vesile olmuş, her yönüyle hayırlı bir iş yapmışız. İnanınki insan böyle bir hayra vesile olduğu zaman çok mutlu ve huzurlu oluyor.

Gönderen:irfan k.

________________________________________________________

Aleyküm selaaam hocam!”

İnsanımız son 50 yılda adeta birkaç asrı birden yaşadı.. 50 yıl önceki yaşanan hayat 150- 200 yıl öncesinden pek de farklı değildi sanıyorum.. Karasaban, kağnı… Tarım, hayvancılık hep aynı tarzda yapılıyor olmalıydı.. Elektrik, yol, su.. Birkaç asrı birden yaşadığımzdan eminim.. Her neyse;

Çocukluk yıllarımda da ramazan yaz mevsimine gelmişti.. İnsanlar hasıl harman gecee gündüz çalışmak zorundaydılar ve çalışıyorlardı; elbette yoruluyorlar, fakat ibadetten de geri durmuyorlardı..

Annemin köyünde teravih namazı kılınırken yorgun vücudu dayanamayıp uyuklayan bir amcanın, namaz bitip imamın “esselamü aleyküm ve rahmetullah” demesiyle irkilip;

Aleyküm selaaam hocam” diye candan selam alış hikayesini hiç unutamam..

Gönderen:orhan

_________________________________________________________

Allah Tuttu, İçemedim

Çocukluktan gençliğe yeni adım attığım yıllardan birinde; Ramazan ve oruç gene yaz aylarına tekabül etmişti. köy yerinde iş çok, çalışmakla bitmiyor tabi.. Köyümüz orman köyü olduğu için geçimimizin çoğu orman işlerinden kazandığımız paraya bakardı, gerçi biz kurtulduk ama köyde kalanların durumu halen aynı.. Uzatmayalım, bir gün sabah dağa ağaç kesmeye, kesilenleri doğrayıp kabuklarını soymaya gittim erkenden.. daha ayeni yetişiyom, 16-17 yaşlarımdayım kanım kaynıyor. İşe bir başladım, durmak bilmiyorum.. saat öğleyi geçti ki, açlıktan, dermanlarım kesilmeye başladı..

Gün ikindiye uzadı bende derman kalmadı, açlık neyse de susuzluktan yanıyorum.. Bekliyorum vakit geçmez.. Yanımda buz gibi kaynak suyu fıkırıyor, “iç beni diyor” içemiyorum.. Saat ilerledikçe sabır da derman da kalmadı.. Niyeti bozdum orucu bozacağım.. Suya eğildim, içemedim.. Biraz sonra bir daha eğildim, gene içemedim.. Tekrar, tekrar oturdum suyun başına, dayanacak takatim kalmadı kesin içeceğim, ama yapamadım, Allah tuttu içemedim geri durdum..

Oturdum kenara uyuyakalmışım.. Bir uyandım hava kararmış, köyden ezan sesleri geliyor.. Şükrettim, eğildim pınarın başına kana kana içtim.. Niyetimiz halismiş demek ki Allah tuttu beni, bozdurmadı orucumu, çok şükür…

Gönderen: Sarı Sülek

________________________________________________________

İLK ORUCUM

Ramazan hatıraları deyince, ilk orucumu hatırladım.

Ben ilk orucumu yaklaşık sekiz yaşımdayken tuttum.O yıl ramazan ayı ilkbahara denk gelmişti.Günler gene böyle uzundu.Ben de oruç tutmak istiyordum, ama annemler;” günler çok uzun sen daha küçüksün, en iyisi tekne orucu tut,senin yaşındakiler tekne orucu tutar” dediler.Fakat ben ısrarla; “sizin gibi oruç tutmak istiyorum, beni mutlaka sahura kaldırın” dedim.

Annemler sahura kaldırmadılar beni.

Aradan birkaç gün geçti, baktım ki annemler bana kıyamıyolar. Ben de inatla sahura kalkmadan oruç tutmaya başladım. Çok iyi hatırlıyorum, hiç de zorlanmadım Allah’ın izniyle. Baktılar bana söz geçmiyor, o günden sonra hep sahura kaldırdılar ve tercihi bana bıraktılar. Bu ilk Ramazanımda 5 gün oruç tutabildim. Bunları biraz da şunun için anlatmak istedim;

Biz büyükler, mümkün oldukça çocuklarımıza oruç tutmalarına müsade edelim. Çocukluktaki orucun, Ramazanın ve namazın tadı daha bir başka tatlı, zevkli ve şevkli oluyor. Küçükken çocuklarımıza oruç ve namazın temelini attıralım, (bu lezzeti tatmalarına, bu şuuru kazanmalarına zemin hazırlayalım) ki büyüyünce üstüne bina yapabilelim Herkese Rabbimden hayırlı Ramazanlar dilerim.

Nur Karabıyık

____________________

ESKİ TAŞKÖPRÜ İFTARLARI

Ben, bundan 20-30 yıl öncesinin Taşköprü ilçemizdeki bir Ramazan güzelliğinden bahsetmek istiyorum.

O yıllarda, iftar vakti yaklaştığında, bir çok evden insanlar çarşıya çıkar; yolcu, garip.. kim varsa evinde iftar edemeyecek, bulunur ve evlere iftara götürülürmüş. Ne güzel bir âdetmiş.

Yine misafir seviyoruz, lâkin bu inceliği de arıyoruz doğrusu..

Gönderen:Taşköprülü

_________________________

BİR TANE FINDIK İÇİN…

Çocuktum. Ama o zamalar çocuklar da o şirin Ramazan atmosferinden feyizlenirler, ısrarla oruç tutar, teravihlere koşarlardı. Evlerde adeta şenlik havası eserdi. Çocuk hissederdi ki bu günler önemli günler.. İftar vaktinde ezan dinlemek ve ezan okunur okunmaz içeri koşarak büyüklere haber vermek bile çok tatlı anlardan olurdu.

Muhtemelen 8-9 yaşlarındayken oruca başlamıştım. Köydeydim ve hayvan otlatmak için kilometrelerce uzağa giderdik. Günler uzun, hava sıcak, iş de yorucuydu, yine de oruçtan vaz geçemezdik.

O gün de oruçluydum; ama bahçelerin, tarlaların kenarlarındaki fındıklar da çok davetkârdı. Saatlerce kendimle mücadele ettim, sonunda arkadaşlara da sezdirmeden bir fındık kırdım ve vicdanım ne kadar rahatsız etse de o tek fındığı yeyiverdim. Yememle birlikte vicdanım iyice azap vermeye başladı. Artık oruçlu değildim, rahatça yiyebilirdim belki, fakat başka hiç bir şey yiyemedim, susuzluğa rağmen şırıl şırıl akan pınarlardan da bir damla su içemedim. Kimseye de bundan söz edemedim.

Akşam oldu, herkes iftarını açtı. Ben de açtım güya. Büyükler tebrik anlamında güzel şeyler söylediler. Ne de olsa o yaşta, o günlerin uzununda oruç tutmuştum, hem de ara vermeden(!)

Şimdi tebessümle hatırlasam da, ömrümde, o kadar sıkılarak ve vicdan azabı çekerek bir sofrada yemek yediğimi hatırlamıyorum…

Gönderen: itirafçı

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

“Selam Kardeşim”

Yeni Zelanda’daki ilk şehidin, terörist katilin kamerasına yansıyan hoşgörüsüydü bu cümle. Ne o caninin içindeki …

Daha fazla Ramazanlık, Yazarlar
HOŞ GELDİN RAMAZAN

Hoşgeldin Ramazan/Senai DEMİRCİ Hoş geldin ateşim, yangınım, külüm. Ateş oldun. Avucumda tutamadım seni. İçime düştün. …

Kapat