Ana Sayfa / KÜLTÜR – SANAT – FİKRİYAT / Makaleler / Sadeleştirme Sevdalılarının Hedefi

Sadeleştirme Sevdalılarının Hedefi

Sadeleştirme Sevdalılarının Hedefinde İslâmiyet Var

Muhammed Kahtavi

Bir asırlık Risale-i Nur tarihinde sadeleştirme temennileri her zaman gündeliğini muhafaza eder. Bu talep, merhum Said-i Nursi’nin hayatında var olduğu gibi bu günlerde de mevcuttur. Mezkûr arzu sahiplerini iki kısma ayırmakta fayda var.

Birincisi: Nurlardan istifade etmek isteyen ama ibâre ve üslubunu anlamakta zorluk çektiğini iddia eden fakat eserlerin, Kur’an’dan iktibas edilen ilmî ve belâğî usul ve esaslarını idrak edemeyen, buna binaen sadeleştirmenin nasıl bir dalalet ve tahrifata yol açacağını hesap edemeyen niyet-i halise sahibi Müslüman taife.

İkincisi: Bin dört yüz seneden beri din-i mübîne karşı kin ve nefret besleyen, karanlık yüzlerinin ortaya çıkmaması için bu masum temenni şemsiyesi altında saklanarak muhtelif şekillere giren ve İslâmiyetle gizli bir hesaplaşması olan zındıka tayfası. Fethullat ve kardeşleri bu ikinci taifeye mensuptur. İFSADIN İÇ YÜZÜ isimli kitabımızda bu mevzuu cerh edilmez hüccetlerle ilmen ispat etmiştik.

Muhammed sallallahu aleyhi vesellemden rivayet edilen hadisleri eleştiren, ayetin sarahatiyle vahiy olan sünneti toz ve değersiz olarak tavsif eden ve her vesileyle şeriat ulemasına hücum eden münafık tayfanın nihai hedefinin Kur’an-ı Kerim olduğu gibi…

Sadeleştirme ameli esnasında yapılan tahrîfatla sadece Risâle-i Nur’un hedef alındığına inanıyorsanız, aşağıda bahsedilecek kısmı dikkatli bir sûrette okumanızı tavsiye ederiz.

Bahsi geçen münharif icraatın ilk meyvesi olarak sadeleştirilen Lem’alar kitabının mukaddemesinde şöyle izahat yapılır: “Kelimelerin bugünkü karşılıklarının seçilmesinin yanında, uzun cümleler bölündü ve aynı malzemeyle yeniden kuruldu.’’ Lem’alar, s.6, Sadeleştiren: A. Kayıhan – İ. Atılgan – Ufuk Yayınları.

Latîf ve nazik bir üslûbla meramını arz eden muhteremler(!), bakın îmân ve nur akan cümleyi ne hâle getirmişler?

Meselâ: Risâle-i Nur; vakti gelince Allah-u Teâlâ’nın me’murları olan melekler tarafından Yûnus aleyhisselâmın sâhile bırakılma hâdisesini tâ sâhil-i selâmete çıktı şeklinde ifâde eder.

Mezkûr beyân çok mu uzun bir cümledir, hayır değildir.

Şu ibâreyi şerh etmeye, eğip bükmeye ve yeni bir cümle kurmaya ihtiyaç var mı, hayır yoktur.

Gâyet sarîh ve gâyet açık bir ibâre. Dolayısıyla hiçbir vakit karışmaya lüzûm yoktur. Gerçi her hâlükârda dokunmamak lâzım lâkin hadi dokunulduğunu farz edelim…

Risâle-i Nur’da zikredilen tâ sâhil-i selâmete çıktı cümlesi; hâdisenin başından sonuna kadar Allah’ın tasarrufu ve meleklerin murakebesi altında olan Yûnus aleyhisselâm, çöldeki emniyetli ve güvenli bir sâhile bırakıldı, meâlindedir, şöyle ki:

Yûnus aleyhisselâm, Musebbibu’l-esbâbdan başka bir melce’ olamadığını ayne’l-yakîn idrak etmesi neticesinde Sırr-ı Ehadiyyet, Nur-u Tevhîd içinde inkişâf eder. Bu sırrın inkişafı sonrasında şu münâcât birdenbire geceyi, denizi ve hûtu O’na musahhar eder. O Nûr-u Tevhîd ile hûtun karnını bir tahte’l-bahir gemisi hükmüne getirir. O zelzeleli ve dağvari dalgaların olduğu dehşetli bir halde; denizi, o Nûr-u Tevhîd ile emniyetli bir sahrâ, bir meydan-ı cevelân ve tenezzühgâh sûretine çevirir.

Bahsi geçen icrââtın tamamı Rabbu’l-âlemîn’in emirlerini tenfîze me’mur melekler tarafından icrâ edilir. Nihaî olarak Nebî aleyhisselâm tâ sâhil-i selâmete bırakılır.

Gençlerin Risâle-i Nur’u daha iyi anlamaları için aynı kelime ve aynı malzemeyle cümle kurduğunu iddia eden bedbahtların beyânını inceleyelim. “Ve Hazreti Yunus selametle sahile çıkıp’’ şeklinde ifâde edilir.

Bedîüzzaman’ın tâ’bîri olan tâ sâhil-i selâmete çıktı ibâresinin aynı malzeme ile te’sis edilip edilmediğine iyice bir bakın! Evet, nazar-ı gafletle her iki cümle hemen hemen aynı kelimâtla te’sîs edildiği görülür fakat hakikat öyle değildir.

Risâle-i Nur’un îmânî ve belâğî dört kelimelik cümlesi; iki dalâlet ve küfür tohumu, üç ilmî tahrîfât olmak üzere toplam beş tehlikeli tahrîbatın olduğu bir cümleyle tebdîl edilmiştir. O hatalardan sadece birini îzâh edeceğiz, diğer kısmını da kitabımızın tahliller bahsinde okumanızı tavsiye ederiz…

Buna binaen komitenin Said-i Nursî’ye isnad ettiği cümle, Merhûm’a iftiradır, iftirâ ve yalanın da kimin sıfatı olduğu cümle âlemin mâlûmudur. Muhammed aleyhissalâtu vesselâm’dan gelen sahîh bir rivâyete göre “îmân; her hasletle bir arada olabilir, lâkin yalan ve hiyânetle asla yan yana olamaz.’’

Sâhilin sıfatı olan selâmet ibâresini, Yunus aleyhisselâmın sıfatı yapmakla nasıl bir tahrîf ve dalâletin hâsıl olduğunu öğrendiğiniz vakit, hiddetimizin ne derece haklı olduğunu daha iyi anlayacaksınız.

Risale-i Nur, Kur’ân-ı Kerîm’e muvâfık olarak tâ sâhil-i selâmete çıktı tarzında beyânda bulunur. Fakat Nebî aleyhisselâmın vücûd, sağlık ve sıhhatiyle alâkalı herhangi bir îzâhta bulunmaz.

Merhûm Bedîüzzaman’ın ifâdesinde selâmet; Yûnus aleyhisselâmın değil, sâhilin sıfatıdır. Yani Nebî aleyhisselâm, melekler tarafından çöldeki emniyetli ve güvenli bir sâhile bırakıldı, demektir. Fakat muhteremlerin(!) beyânında selâmet; Yûnus aleyhisselâmın sıfatı yapılır.

Selâmet ibâresini Yûnus aleyhisselâm’ın sıfatı yapmanın ne mahzuru var?

Arabî lisânın muteber kamûs ve mu’cemlerine göre selâmet ibâresi; insan ile alâkalı kullanıldığı zaman; hastalıklardan müberra, sağlıklı, sıhhatli, sapasağlam, demektir.

Yani Külliyatı sadeleştirdiğini iddia eden elemanların iddiasına göre ise Yûnus aleyhisselâm; hastalıklardan müberra, musaffa, sağlıklı, sıhhatli ve sapasağlam bir hâlde sâhile çıktı, demektir.

Hâdiseyi evvelâ beşerî olarak ele alalım.

Bir insan büyük bir balığın karnında günlerce kalırsa ne olur?

Gıdasız kalır, Güneş ışığından, nezih bir hava ve temiz bir içme suyundan mahrûm olur; yalnız başına, balığın karnında ve her zaman öleceği endişesiyle kahrolur ve bu ahval neticesinde zayıf, cılız ve hasta olur.

Her şey Allah’ın himâyesinde lâkin Allah’ın Resûlü Muhammed aleyhissalâtu vesselâm Mekke’den Medîne’ye ancak on üç günde hicret eder. Toz duman içinde ve binbir meşakkatli bir hâlde çöllerde seyahat eder. Nasıl ki Resûl-ü Ekrem sallallahu aleyhi vesellem belli bir derece o hicretin te’sîrinde kalırsa, günlerce hût’un karnında kaldığı rivâyet edilen Yûnus aleyhisselâm dahi bu vaziyetten müteessir olur ve hasta düşer.

Bir de Allah’ın kelamı olan Kur’an’a bakalım…

Kur’ân-ı Kerîm; Yûnus aleyhisselâmın sâhile bırakıldığı vakit hâl ve vaziyetini şöyle beyân eder:

فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَاءِ وَهُوَ سَقِيمٌ “Bizler, Yûnus aleyhisselâm’ı hasta bir hâlde çöldeki sâhile bıraktık.”

Evet, yanlış okumadınız, Allah’ın kitabı, Yûnus aleyhisselâm’ın sâhile bırakıldığı esnadaki hâl ve vaziyetini; sakim yani hasta olarak beyân eder.

Herhangi bir ihtiyaç olmadığı halde, Risâle-i Nur’un tâ sâhil-i selâmete çıktı tarzındaki îmânî tâbîrine Ve Hazreti Yunus selametle sahile çıkıp şeklinde ustaca(!) mânâ verilir.

Ayetin sarahatiyle Peygamber aleyhisselâm sâhile bırakıldığı zaman hasta bir hâldeydi.

Kur’ân-ı Kerîm’in hâl ve vaziyetini hasta diye ta’bîr ettiği Yûnus aleyhisselâmı; selâmetli,hastalıktan müberra, sağlıklı, sıhhatli bir şekilde ta’bîr etmek; zikredilen âyet-i kerîmeyi doğrudan tekzîb ve inkârdan başka icrâât olabilir mi?

Âyet-i kerîme, bilerek tekzîb ve inkâr edilirse sâfî küfür, bilmeyerek inkâr edilir ise büyük bir vebâl olduğu muhakkaktır.

Risale-i Nur’un îmânî olduğu görülen ibâresini; âyet-i kerîmenin mânâsına tam tamına muhalif bir sûrette tahrîf etmenin; gençlere herhangi bir fayda sağlayacağını iddia eden varsa, lütfetmekte gecikmesin…

Nurdan Haber

İlginizi Çekebilir

Hakkı Tebliğ İçin… – 1

Osman Nuri Topbaş Hocaefendi VAZİFELERİMİZ Cenâb-ı Hak; insanı, mârifetullah ve ibâdet için; yani Zâtını tanıyıp …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Mazlumların Umudu Türkiye / Fuat TÜRKER

Müslüman dünyası 19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren bir fitne çukuruna doğru yuvarlandı. 1400 yıllık İslam …

Kapat