Ana Sayfa / Yazarlar / Sahnenin Dışındakiler / Prof. Dr. Himmet UÇ

Sahnenin Dışındakiler / Prof. Dr. Himmet UÇ

Roman hikayenin ana karakteri olan Cemal’in 1920 Eylül’ünün sonunda İstanbul’a gelmesi ile başlar. Cemal altı yıl aradan sonra İstanbul’a ilk defa gelmektedir. Farklı milletlerin askerleri dolaşmaktadır şehirde, bu hal onu büyük ümitsizliğe düşürür, ilk önce mahallesine gider, hali içler acısıdır. Burada eski hatıralarına gider. Çocukluk aşkı Sabiha, diğer insanlar İhsan, Kudret Bey, Süleyman Bey, Muhlis Bey gibi pek çok insanı burada tanımıştır. Hikayenin birinci bölümü başta Sabiha ve ihsan ile olan ilişkileri olmak üzere, bu mahallede yaşadığı günleri anlatarak geçer. İstanbul’dan ayrılmalarının sebebi babasının Anadolu’ya tayininin çıkmasıdır. Sabiha, Cemal’in geçmişinde değil, ruhunda da derin izler bırakmıştır, bu sebeble hikayenin ikinci kısmında da sürekli onu arar ve düşünür.

İkinci Kısım’da Cemal kendi meselelerinden çok savaş dışı kalmış olan İstanbul’un meseleleri ile meşgul olur. Ancak bu bilinçli bir tercihten çok İhsan’ın onu bir anda şehirde dönen siyasi olayların içine çekmesi ile olur. Her ne kadar memleketin durumu Cemal’i ilgilendirse de kendine net bir yol çizememiştir. İhsan’ın yönlendirmeleri ile o da böylece onların gizli faaliyetlerine katılmış olur. Ona verilen görev İstanbul hükümeti tarafından göreve çağırılacağını uman Damat Nasır Paşa’nın hatıratını yazdırmak ve bunu İhsan’a vermektir. Bu yüzden haftada bir kaç gün Nasır Paşa’nın evine gider. Ve bu arada o evde İstanbul’daki pekçok mevki sahibi insanla tanışır. Nasır Paşa’nın o günün İstanbul’unun  iç yüzünü göstermesi açısından önemlidir.

Bu toplumsal meselelerin arasında bile Cemal, evlendiğini duyduğu Sabiha’yı bulmaya çalışır. İhsan, Kudret Bey, Sakine Hanım gibi onu tanıyan insanlardan onun hayatı ile ilgili bilgiler edinir. Sabiha’nın annesi ölmüş, babası da kendini içki ve eğlenceye vermiştir. Bir harp zengini olan kocası Muhtar ile olan evliliği de bir hayal kırıklığı ve mutsuzluktur. Cemal öğrendiklerine çok üzülür, ona yardım etmek ister, fakat bulamaz. Bu süre içerisinde Cemal kendi özel meseleleri ile toplumsal sorumlulukları arasında gider gelir. Fakat her iki konuda da umduklarını yapamayınca umutsuzluğa düşer.

Cemal’in Sabiha’yı bulma çabaları, bir gün ona yolda rastlaması ile sona eder. Kısa bir konuşmadan sonra ayrılırlar, Sabiha kocasından ayrılmak istemekte ancak babası onun elinde olduğu için ve ondan korktuğu için hiçbir şey yapamamaktadır. Bir gece ansızın Cemal’in kaldığı pansiyona gider, evini terketmiştir. Fakat ertesi sabah Cemal uyanmadan kalkıp gider, ona bir not bırakır. Sabiha bir kadın tiyatrocu olur, ilk kadın tiyatrocu olarak sahneye çıkmıştır. Bu arada Nasır Paşa’nın, Cemal’e hatıratı olarak verdiği ve kendisi yurt dışına çıktıktan sonra açılmasını istediği  yazıların Paşa’nın hatıratı olmadığı ortaya çıkar. İhsan bu duruma çok kızar, bu kızgınlıkla Nasır Paşa’nın yanına gider, oradayken Nasır Paşa’nın öldürüldüğünü Cemal ve Muhlis bey gazeteden okurlar. Cinayeti kimin işlediği belli değildir. Ancak ihsanın bütün planları boşa çıkmıştır.

Romanın sonunda bütün şahıslar için bir belirsizlik hatta başarısızlık meydana gelir. Ve hepsi tarih boyunca birçok olaya sahne olmuş olan bir şehrin Kurtuluş Savaşı sahnesinin dışında kalışını yaşayan sahne dışı oyuncuları olarak kalırlar.

Şahıslar

Sahnenin Dışındakiler romanında kalabalık bir şahıs kadrosu vardır. Cemal romanın protogonistidir. Olayların odağındadır. Diğer iki şahıs norm, tamamlayıcı şahıslardır, Sabiha ve İhsan. Bunların dışında Kudret Bey, Muhlis Bey, Tevfik Bey, Muhtar, Sakine, Hanım, Sabihanın annesi Sündüs Hanım, babası Süleyman Bey ve Damat Nasır Paşa gibi şahıslarda olay örgüsünde çeşitli roller üstlenmişlerdir. Bu şahıslar ikinci dereceden norm şahıslar olarak değerlendirilebilir. Olaylar onların varlığı ile genişler, işlerlik kazanır.

Diğer Şahıslar

Behcet Bey, eşi Atiye Hanım, hizmetçileri Şerife Hanım, Atiye Hanım’ın ittihatçı sevgilisi Doktor Refik Bey, Mahur Beste’nin Bestekârı Talat Bey, Cemal’in babası ve annesi, hizmetçileri Paraskevi, Cemal’in küçükken koruması olan Kasım Onbaşı, Deli Ömer, Atiye Hanım’ın babası Ata Molla Bey, Kayınpederi İsmail Molla Bey, İhsan’ın babası Ulvi Bey, Gümrük Nazırı İbrahim Ali Bey’in konağında yaşayan mirasyedi Nuri Bey ve kızları, Mürai İbrahim Efendi, Cemal’in Vefa’dan arkadaşları Muzaffer, Adil, Dubara Mehmet, 327 Hüseyin, 171 Vedat, aynı mahallede oturan ve servetinin kaynağı şaibeli olan Selahattin Bey, Kudret Bey’in karısı ve kayınbiraderi, Sakine Hanım’ın Kudret Bey’le evlendirmek amacıyla tanıştırdığı Bettina Von Groeimer, Ekrem Bey ve Kızı Leyla, Leyla’nın Mürebbiyesi  ve Piyano hocası Matmazel Caroline, Arif Bey, Cemal’in babasının Sinop’tan arkadaşı Asaf Bey, karısı ve kızları, Rasim Bey ve küçük kızı Nuran, Mubassır Galip Efendi, Vefa mektebinin bakkalı Ramazan Efendi, Tevfik Bey’in karısı ve oğlu Yaşar, Cemal’in mektup götürdüğü Sami Bey, harp zenginlerinden Uncu Hasan Bey, Matmazel Yunaşka, Nasır Paşa’nın kızı Rezzan, Nasır Paşa’nın konağında tanıştığı Abdullah Bey ve Ali Kemal, İdam edilen Alaiyeli Ahmet, Madam Elekciyan, ölen kocası Kirkor Elekciyan, kızı Agani, birlikte olduğu Salih Kaptan, kaptanın adamı Mustafa, pansiyonda kalan Azerbaycanlı Selef Efendi, Tıbbiyenin en eski talebelerinden olan Hasan Basri Elmüntefik, Maiz, Esan, Yuneşka’nın arkadaşı İda, Yunaşka’nın üvey kardeşi Mihailof, onun arkadaşı Leon Leonoviç. Bunların dışında gerçek şahıs adları da geçer romanda Yaşar Kemal, Haşim ve dönemin bazı devlet adamları.

Tanpınar fon şahıslarla zengin bir İstanbul çevresi meydana getirmiştir. Fon şahıslar romanları masal ve romanstan, geleneksel romandan kurtarırlar. Onlar romanın protogonist ve norm şahıslarından sonra onların romanı dokuduğu hayatın içinde çevrelerinde yer alırlar, bazen bu şahıslarla iletişimler, anlık bir defalık münasebette bulunurlar, romanın hayatın içinde olduğunu biz fon şahıslarla görürüz, Romancının dikkatidir fon şahıslar. Tanpınar gördüğü her şeyi romanına taşımak suretiyle hayatı da vermiş olur. Romanı belli tezlere mahkum etmek isteyen mantığı aykırıdır fon şahıslar. Belli şahıslar romanın büyük rollerini paylaşırlar, ama onlara bakınca hayatı görmüyorsak roman roman olmaz. Romanın dokusu merkezi nakışlar yanında onların açılımı olan Norm şahıslar ve onlara eklenen fon şahıslarla büyür.

Anlık rolleri olan fon şahıslar pek çok yerde kullanılmıştır. Yabancı askerler, gemide, rıhtımda, şehirde karşılaşılan insanlar, Süleyman Bey’in odasındaki kızlar, hırpalanan zabit, onu kurtaran yaşlı kadın bunlardan bazılarıdır.

Kudret Bey

Gümrük nazırlarının akrabasıdır, mahallede bir evi vardır. İtalya’da konsolosken, görevinden azledilerek, İstanbul’a döner. Azledilmesinin sebebi, kızkardeşlerinin ölümünden onu sorumlu tutan kayınbiraderlerinin onu saraya şikayet etmeleridir. Kayın biraderlerine göre eve içgüveyisi  gelen Kudret Bey’in parasından başka her şeyi değersizdir. “Kudret Bey de karısını hiç sevmemişti”(62)

Kültürlü ve gün görmüş bir adam olmakla beraber, son derecede hayalci, kararız ve saftır. “Kudret Bey elli üç yaşında hala yirmi yaşının hülyalı kararsızlığını devam ettiren bir adamdı.”(71) Karısının ailesinden sevdiği tek kişi olan Muhtar’a çok destek olur. Ama onun tarafından kullanıldığını, aldatıldığını hiç anlamaz. İyi giyinir, iyi yaşamayı sever. En belirgin özelliği  ise oldukca büyük olan burnudur. Kudret Bey’in biraz gelgitli ve biraz kompleksli kişiliğinde burnunun etkisi büyüktür. “Kudret Bey’in burnu hayatında belli başlı bir trajedi unsuruydu”(93) Kudret Bey de Sabiha’ya hayranlık duymaktadır. Sakine Hanım’ın onu evlendirme girişiminde Kudret Bey için bir hayal kırıklığı olur.

 Sakine Hanım

Sabiha’nın akrabasıdır, altmış yaşlarında fakat hâlâ güzel ve kırkından fazla göstermeyen bir kadındır. En fantastik özelliklerinden biri insanları evlendirme merakıdır. O yıllarda İstanbul’un en parlak, en kıskandırıcı evlenmeleri, Sakine Hanım vasıtasıyla olanlardır. Gençliğinde çok gönül macerası yaşamış, bu yüzden toplumu yakından tanıyan bu tür ilişkilere aşina biriydi. Gerçekci bir fiktif kişiliktir. Gözlemlerden hareketle romana yansımıştır.

Muhlis Bey

Nuri Bey’in konağındandır. Galatasaray lisesini bitirir, tıbbiyeye girer. Musikiye yeteneği vardır, keman çalar. “Mağrur atletik cüsseli, soğuk bakışlı bir delikanlıydı. Kendinden küçüklere hiç iltifat etmez, tesadüf ettiği kadınlara dönüp bakmazdı”(26) Cemal İstanbul’a döndüğünde İhsan’ın evinde karşılaşırlar. Muhlis Bey, Cemal’i kendi kaldığı pansiyona yerleştirir, hâlâ tıbbiyede okumaktadır. Ve İhsan’la gizli işlerinde birlikte çalışırlar. Madam Elekciyan’ın pansiyonu Muhlis Bey ‘in bir nevi karargahıdır. Salih Kaptan da emrindedir. Cemal Sabiha’nın geldiği akşam, Muhlis Bey’in odasındakalır. Muhlis Bey o gece pansiyona gelmez. Cemal odasında gördükleriyle hayal kırıklığına uğrar. “Bu megaloman sosyolog, bir ictimai mistik aynı zamanda zavallı bir kleptoman ve zavallı bir fetişistti. “(299)

Muhtar

Kudret Bey’in ölen eşinin akrabası, Sabiha’nın kocasıdır. Kirli işlerle para kazanan, tehlikeli birisidir.” O devirde Muhtar, ince, uzun boylu hafif solgun yüzlü, gerçekten güzel bir adamdı. Fakat bu güzellikte insanı rahatsız eden bir hal vardı. Onu görüp de şeytanın vaktiyle melek olduğunu hatırlamamak imkansızdı. Muhtar’dan “kötülük ruhu” bir elmastan taşan ışık gibi taşıyordu.”(239) Süleyman Bey’in zaaflarını kullanır, Kudret Bey’i kandırır. Bir gece Cemal’le konuşmaya pansiyona gider. Amacı bu ziyareti duyan Kudret Bey’in ona olan güveninin artmasıdır. Cemal ona Sabiha ve babasının yaptıklarının hesabını sormak ister, tartışırlar.

Süleyman Bey

Sabiha’nın babasıdır, iradesiz ve heveslerine düşkün biridir, içki ve eğlence iptilası had safhadadır. “Süleyman Bey zevk ve eğlenceden gayri işlerde kendisini bir nevi gurbet diyarında, belki de mutlak pişmanlıkta hisseden insanlardandı.”(33) Seçtiği yaşam tarzı yüzünden evliliğinde hep husuzsuz, Sabiha’yı olumsuz etkilemiştir.

Sündüs Hanım

“Sabiha’nın annesi hastalıklı solgun, sesi ve gözü daima yaşlı bir kadındı. Eve adım attığından bir saat sonra, bütün hayatını, harap olan sıhhatını, kocasından çektiklerini, koskoca bir servetin nasıl yıkıldığını en ince teferruatıyla öğrenmiştik”(35) Sündüz Hanım veremden ölür.

Tevfik Bey

Eski bir ittihatcıdır, elli altı elli yedi yaşlarında fakat daha genç görünen  musikiyi seven biridir. İhsan ve Muhlis’inde içinde olduğu gizli teşkilat işlerinin içindedir. O bu işleri “Büyük bir şey değil. Fakat şehrin tüm halkının  hayatını kolaylaştırıyoruz.. Asıl iş Anadolu’da”(168) diye anlatır.

Damat Nasır Paşa

Eski sefirlerden birkaç defa da nazırlık yapmış bir mülkiye paşasıdır. Saray tarafından sadaret makamına getirilmeyi bekleyen altmışına yakın yaşta fakat genç görünümlü biridir. Paşanın kişiliği, özellikleri ve çevresi o dönemin bir aynasıdır. Son derece kibar bir devlet adamıdır. Kendisine yazdırılmak istenen hatıratı yazmaz. Bir süre sonra yurtdışına çıkmaya karar verir. Ancak konağında öldürülür, kâtil belli değildir.

Bakış Açısı

Yazar romanı, başkahramanı Cemal’e anlattırır. Roman Cemal’in İstanbul’a dönüşüyle başlar. Sonrasında geriye dönerek hatıralarını anlatır.

Zaman, Mekan

Roman  1903-1920 yıllarının İstanbul’unda geçer, farklı mekanlar vardır, yazar mekanları tasvirlerle canlı tutar.

Vaka Örgüsü

Vaka örgüsü, iki ana boyutta gerçekleşir. Cemal’in kendi özel meseleleri ile o günkü İstanbul’un sorunları ve Cemal’in toplumsal meselelere dahil oluşu. Yazar, Cemal’in Sabiha’yı arayışını ve bu arada karşılaştığı kişileri olayları ustaca harmanlayarak verebilmiştir.

Teknik Yapı

Roman kendi içinde küçük epizotlara ayrılmış, iki ana bölümden oluşmuştur. İlk bölüm Cemal’in İstanbul’a gelişiyle başlar. Romanın açılış bölümü diyebileceğimiz bu bölümde, Cemal geçmişe dönerek hatıralarını anlatır. Hatıralarda romanın şahısları tanıtılır. İkinci bölümde ise esas olaylara geçilir. Ancak  zaman zaman Cemal, geriye dönüşlerine devam ederek olayları anlatır. Romandaki şahıs tasvirleri  ve dialogların psikolojik derinliği vardır. Yazar zaman zaman şahısları anlatırken ironik bir üslub kullanır. Tasvirlerdeki ayrıntı canlığı güçlendirir.

Romanda Yahya Kemal ve Haşim’in adı da geçer.

Yazar, Cemal’in Sabiha’yı arayışını bir merak unsuru olarak  kullanmıştır. Cemal’le Sabiha‘nın karşılaşmaları kitabın sonlarına  doğru gerçekleşir. Ondan öncesinde Sabiha olay örgüsünde yer almaz. Sadece hatıralarda ve Cemal’in iç dünyasındadır.

İlginizi Çekebilir

Türkiye’deki Kesintisiz Darbe Süreci / Vehbi KARA

“Eşek olmaya gör, sırtına semer vuran çok olur” demiş atalarımız. Biz de tam bu söze …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Ehl-i velayet, gaybî olan şeyleri bildirilmezse bilmezler / Kastamonu Lahikası’ndan

اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا Aziz, sıddık, müstakim kardeşlerim! Gayet ciddi …

Kapat