Ana Sayfa / KÜLTÜR – SANAT – FİKRİYAT / Röportaj & Mülâkat & Konuşmalar / Said Nursi Türk ve Kürt için elini kenetledi / Röportaj

Said Nursi Türk ve Kürt için elini kenetledi / Röportaj

Bunu paylaşınız

Said Nursi Türk ve Kürt için elini kenetledi

(Emekli Savcı Muslihiddin Sönmez “Ağabeyler Anlatıyor” kitabını incelerken.)

Babası Denizli mahkemesinde Bediüzzaman’ın avukatlığını yapan emekli savcı Muslihiddin Sönmez şahit olduğu o anları anlattı

Röportaj: Ömer Özcan-

Emekli Savcı Muslihiddin Sönmez, Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin 1943 Denizli Mahkemesinin fahrî avukatı Ziya Sönmez’in oğludur. O, Üstad’ın ilk avukatıdır. Muslihiddin abi iki kere Bediüzzaman’ı ziyaret etmiştir. 1944 Denizli beraatinden sonra evlerine mahkemeden gönderilen bir sandık dolusu risalelerden bir kısmını kendisine ayırmış. Kitaplar el yazması, Üstad’dan tashihli, orijinal. Bu tarihi, gazi kitapların üzerlerinde hâlâ mahkeme kayıt yazıları duruyor.

Muslihiddin ağabeyin, Üstad Hazretlerinden naklettiği hatıralar fevkalede önemli. Bilhassa bugünlerde çok konuşulan Türk-Kürt meselesi hakkında naklettikleri çok önemli…

Hasan Feyzi Yüreğil ve Nureddin Topçu ile de çok yakın olmuş Musliddin Sönmez. Canlı tarih, yürüyen tarih, yaşayan tarih, ulu çınar ne derseniz deyin 90 yaşındaki Emekli Savcı Muslihiddin Sönmez, araştırma sevdalıları için pırlanta değerinde bir nurlu kaynak. Çünkü 1943 Denizli Mahkemesinden itibaren, onun yaşadıklarını bilenlerin nerdeyse tamamı artık yok bu dünyada…

Muslihiddin Sönmez ağabeyi aslında 1993’den beri tanıyorum, kendisiyle belli aralıklarla karşılıklı olarak çok sayıda ev ziyaretlerimiz oldu. “Ağabeyler Anlatıyor–1” kitabımda da hatıraları yayınlanmıştır. Kendisine en son ev ziyaretim 7 Kasım 2011 tarihinde oldu. Uzun bir röportaj daha yaptım ve konuşmalarımızı kameraya aldım, kendi müsaadeleriyle yazıya döktüm. Muhterem ağabeyimize Allah’tan sağlıklı, uzun ömürler niyaz ediyorum.

BEŞ KUŞAK HUKUKÇU AİLE

Muslihiddin abi doğum yerinizi ve doğum tarihinizi söyler misiniz?

1921 Salihli doğumluyum.

Babanız merhum Ziya Sönmez, Bediüzzaman Hazretlerinin 1943 Denizli Mahkemesinin fahrî avukatı olduğundan dolayı biz sizleri Denizlili olarak biliyorduk?

Babam aslında Fatsa doğumludur. Ben doğduğumda Salihli’de “Kadı” imiş yani hâkim.

Siz galiba aile boyu hukukçusunuz?

Dedem Mustafa Vehbi Efendi Osmanlı döneminde “Mekteb-i Kuzat” mezunuydu, yani hâkim yetiştiren kadılar medresesi mezunudur. Üstad’ın fahrî avukatı olan babam Yusuf Ziya Sönmez de önceden hâkimdi, emekli olunca avukatlığa başladı. Biliyorsun ben de emekli savcıyım. 1944’de Ankara Hukuk’u bitirdim. Oğlum Yusuf Ziya da hukukçudur, ona dedesinin adını verdik. Kayın pederim ve eniştem de avukattı.

Peki, torunlarınızı da hukukçu mu yapacaksınız?

Valla onu ben bilemiyorum artık. (gülüşmeler)

Sönmez” adı “sönmez” inşallah, torunları da hukukçu yaparsınız… Babanız Salihli’de hâkimlik yaparken nasıl oldu da Denizli’ye intikal etti ve Üstad’ın vekâletini aldı?

Ben doğduğumda babam Salihli’de kadı idi. O sırada kadılık bitti, Köyceğiz’e hâkim olarak gitti. Sonra Isparta’ya gitti hâkim olarak. Daha sonra da Amasya’ya tayin oldu. En son Ankara Temyiz Mahkemesinde çalıştı. Oradan emekli olup Denizli’ye geldi.

ÜSTAD: “O ZİYA, BU ZİYADIR. BİZLERİ EBEDE KADAR MİNNETTAR EYLEDİ”

(Bediüzzaman Hazretlerinin “Bizleri ebede kadar minnettar eyledi” dediği ilk avukatı Yusuf Ziya Sönmez.)

Denizli’ye hâkim olarak mı geldi?

Hayır, emekli hâkim olarak geldi. Hâkimlerin emeklisi ne yapar, avukatlık tabi.

Denizli’ye kaç tarihinde gelmişti ve niçin Denizli?

Babamın teyzesinin kocası eniştemiz vardı, o da avukattı. Adı Mehmet Emin Kepezli. Babam hâkim olarak nereye tayin olursa o da onun yanında aynı yere giderdi. Babam emekli olunca nereye gidelim diye düşünüyorlar. Enişte, çok yerleri gezdiği, bildiği için, “Denizli’ye gidelim orası bizim için iyidir” demişler. Orada fazla avukat yoktu, bir tane vardı galiba.

Üstad Emirdağ Lâkisasında, “Çoktanberi ruhuma ihtar edilmiş ki; Ziya namında birisi, Risale-i Nur namına büyük bir hizmet edecek. Bu mes’ele gösterdi ki¸o Ziya, bu Ziyadır. Bizleri ebede kadar minnettar eyledi…” diyor babanız için. Üstad’ın avukatlığını nasıl aldı babanız? Üstad mı talep etti, yoksa babanız mı talip oldu? Fahri avukatı mıydı?

Evet, Üstad’ın bütün avukatları gibi babam da fahrî avukattı. Para mı alınır Üstad’tan. Bekir Berk para mı aldı yani. Talebin kimden geldiğini bilmiyorum.

 

Siz de o zaman Denizli’de miydiniz?

Denizli’de idik. Ablam Denizli Lisesinde tarih hocasıydı, ben fakültede okuyordum.

Babanız size Üstad’tan bahseder miydi hiç?

Büyük âlim olarak bahsederdi. Üstad’a çok muhabbeti vardı. İstanbul’da iken adını duymuş ilk defa.

(Muslihiddin Sömez, Denizli beratinden sonra evlerine gelen bir sandık kitaptan ayırdıklarını Ömer Özcan’a tanıtırken. Yanda)

BERAATTEN SONRA BİR SANDIK RİSALE MAHKEMEDEN BİZİM EVE GELDİ

Bediüzaman’a bir ziyaretiniz var o sıralarda. Nasıl oldu bu ziyaret?

Tahliye olduktan sonra Üstad bir müddet Denizli Şehir Otelinde kaldı. O sırada oldu.

Buna tekrar döneceğim, önce şunu sorayım; O sırada elinize Risale-i Nur geçti mi hiç?

Üstad beraat ettikten sonra bir sandık dolusu kitap bizim eve geldi. Babam Bediüzaman’ın avukatı olduğu için iade edilen kitaplar bizim eve geldi.

(Denizli Mahkemesinin ana sebeplerinden biri olan 5. Şûa kitabının orijinali. Üzerinde Mahkeme kayıt numaraları var.)

Onlardan bir kısmını siz kendinize ayırmışsınız galiba. Bana verdiniz bazılarını. Bu kitapların üzerinde mahkeme kaleminin sıra ve tasnif numaraları var. Meselâ; Denizli Mahkemesinin ana sebeplerinden biri olan 5. Şûa kitabının orijinalini verdiniz, sicil kayıtları hâlâ üzerinde duruyor. Bu gazi kitaplardan daha var mı elinizde?

İşte çoğunu sana verdim. Üstad’tan tashihli bunların çoğu… Başkalarına da vermiştim, şimdi kalmadı.

NUREDDİN TOPÇU: “BEDİÜZZAMAN MEHDÎ’DİR”

Üstad’ı ilk ziyaretinize dönersek, Denizli Şehir Otelinde mi olmuştu?

Evet, Üstad 1944 senesinde serbest kalınca babam haber verdi bana, bir gün sonra gittik, Nurettin Topçu ile gittik.

Nurettin Topçu ile samimîydiniz, sık görüşür müydünüz?

Çok samimîydik. Nureddin Topçu’yu ablam vasıtasıyla tanıyordum. Aynı lisede ablam Seher Sönmez tarih hocası, o da felsefe hocasıydı. Üstad’a çok hayranlığı, çok muhabbeti vardı, çok takdir ediyordu Üstadı. “Bediüzzaman Mehdî’dir”  derdi.  Hakperest bir ilim adamıydı. O Sorbon’da okumuştu. Birgün bana, “Ben Fransa’ya dinsiz gittim, dindar döndüm” demişti. Orada Katolik hocalarını görünce, “Bunlar Hıristiyan oldukları halde kendi dinlerine bağlılar…” diye çok etkileniyor. Allah da ona hidayet veriyor, intibaha geliyor. Nureddin Topçu ile çok uzun yıllar yakın oldum.

ALLAH’A GİDEN ÜÇ YOL VARDIR; FELSEFE, BİLİM, DİN…”

Üstad’la neler konuştunuz Şehir Otelinde?

Üstad Nureddin Topçu’ya “Sen ne hocasısın?” diye sordu. O da “Ben lisede Felsefe hocasıyım” dedi. O zaman Üstad, “Allah’a giden üç yol vardır; Felsefe, bilim, din…” dedi ve şöyle izah etti:

Birinci yol,  yerin altından tünel kazarak gitmektir. İkinci yol, yerin üstünden yürümektir. Üçüncü yol ise, en kısa ve süratlidir ki, uçarak gitmektir. İşte bu üçüncü yol din yolu, Kur’ân yoludur.” Üstad sonra bana döndü, “Nazarımda on şeyhten daha değerlisin” dedi.

ÜSTAD “SAVCILIKTAN İSTİFA ETME” DEDİ

İstanbul’da bir ziyaretiniz daha var?

Ben Balıkesir’in bir kazasına savcı olarak tayin oldum. O zaman İstanbul’da ikinci ziyaretim gerçekleşti. Gazeteler yazıyordu, Bediüzzaman İstanbul’da diye. 1952 İstanbul Gençlik Rehberi Mahkemesi dolayısı ile Üstad’ın Sirkeci’de bulunan Akşehir Palas Oteline yerleştiğini duydum. Hemen boş bir oda kiralayıp otele girdim.

Neler konuştunuz?

Genç bir savcı olarak huzuruna girdim ve “Şapka kanunu gibi bazı kanunlar beni zorluyor, istifa edeyim mi Üstadım?” diye sordum. Üstad, “İstifa etme vazifene devam et, öyle davâları muâvinlerine havâle et” dedi. Çok şükür böyle davalarla da meslek hayatımda hiç karşılaşmadım.

BEDİÜZZAMAN: TÜRK–KÜRT AYRILIĞI YOK, TÜRK-KÜRT KARDEŞTİR

Başka neler konuştunuz Bediüzzaman’la?

(Muslihiddin Sönmez, Bediüzzaman’ın iki ellerinin parmaklarını birbirine kenetleyerek, “Türk–kürt ayrılığı yok. Türk–Kürt kardeştir” deyişini taklid ederek gösterirken.)

Üstad bir ara, iki ellerinin parmaklarını birbirine kenetleyerek, “Türk–Kürt ayrılığı yok. Türk–Kürt kardeştir. Eskiden bana Said-i Kürdî derlerdi, ben Kürtçü değilim, ırkçı değilim. Kur’an’da Türk Milletine işâretler olduğunu çıkardım ve eserlerimde yazdım” dedi. (Bu mesele Mektubat’ta geçmektedir.)

BİR ZAMAN GELECEK SAKALLI OLANLARA HÜCUM EDİLECEK

Bir de sakal meselesini sormuşsunuz?

Evet, Üstad sakal bırakmayla alâkalı, “Ben sakal uzatınca cildim tahriş oluyor. Onun için sakal uzatamıyorum. Sonradan anladım ki bir zaman gelecek sakallı olanlara hücum edilecek, kesmek zorunda bırakılacaklar. Rahmet-i İlâhiyenin beni muhafaza ettiğini anladım. Yoksa bütün talebelerim de sakal bırakırdı.”

HASAN FEYZİ EFENDİ ÜSTAD’A ÂŞIKTI, MELÂMÎ ŞEYHİ İKEN NURCU OLDU


Hasan Feyzi Yüreğil ile de çok samimiyetiniz var. Bana onunla yazıştığınız karşılıklı mektupların dosyasını, tamamının orijinallerini vermiştiniz. İnşallah zamanı gelince henüz günyüzüne hiç çıkmamış hazine değerindeki mektupları yayınlayacağım. Hasan Feyzi efendiyle samimiyetiniz nasıl başladı?

Hasan Feyzi Efendi Melâmî Şeyhi idi aslında. Bediüzzaman’ı tanıdıktan sonra nurcu oldu.

(Hasan Feyzi Efendinin 22 Haziran 1946’da Muslihiddin Sömez’e yazmış olduğu ilk mektubun orinali daktilo yeni harflerle. Diğer mektup Hasan Feyzi Efendinin Osmanlıca el yazısı.)

Sonradan melâmilik kaldı mı?

Kalmadı. Kendisini Risale-i Nur’a vakfetti. Bediüzzaman’a çok hayranlığı vardı. Âşiktı Üstad’a. Kendini kurban etme meselesi ise Hasan Feyzi’nin bir şiirinde şu şekilde geçiyor, “Dahi nezrim bu ki, canım sana kurban olacak!”

Üstad’la ilgili bir şey söyler miydi? Onu tanıyan sizden başka kimse kalmadı bu dünyada.

Bediüzzaman zamanın Mehdi’sidir derdi.

TARİHİ BİR MEKTUP

Muslihhidin abi, dosyanızdan tarihi bir mektup çıktı. Hem de el yazısı, imzalı. Mahiyeti nedir bu mektubun?

Üstaddan yeni harflerle Risalelerin basılması için talepte bulunmuştuk. Ona cevaben yazılmıştı bu mektup. Tam hatırlayamıyorum ama altındaki imza Tâhirî ağabeyin olabilir.


Muslihiddin ağabeyin dosyasından çıkan ve Risalelerin yeni yazıyla tab isteğine verilen cevabı içeren mektup şu şekilde başlıyor:

Eselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berakatühü ebeden daima

Muhterem kardeşim.

Bundan önce size bir mektup yazmıştım. Bugün elhamdülillâh Üstad Hazretlerinden mektup geldi, aldık. Sizlerin bu pek hayırlı teşebbüsünüzü Medresetüz Zehra erkânına bırakıyorlar…”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Risale Haber

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Mehmed Cemâleddin Efendi ve Mehmed Emin Efendi

MEHMET CEMÂLEDDİN EFENDİ (Cideli) Cide müftüsü iken ölen ve İstanbul Müderrisliğini hâiz bulunan Mehmet Râgip …

Daha fazla Röportaj & Mülâkat & Konuşmalar, Uncategorized
Bediüzzaman Yolu: Ne Öfke, Ne Teslimiyet / Metin KARABAŞOĞLU

Metin KARABAŞOĞLU Bediüzzaman Yolu: Ne Öfke, Ne Teslimiyet Uzun yıllar bir Kanada gazetesinin Ortadoğu ve …

Kapat