Şair Tâli’î

TÂLİ’Î

(d.?/?-ö.925/1519) Divan şairi Tâli’î’nin asıl adı Sehî Tezkiresi’nde Mehmed (Sehî 1325: 83), buna değinen diğer kaynaklarda ise Mahmûd’dur. Kastamonulu ya da Ȃşık Çelebi’nin “Merhûm galiba Magnisa’dandur” (Kılıç 2010: 647) tahminini benimseyenlere göre Manisalıdır. Ferâiz ilminde, hesap ve kitabette mâhirdir. Fâtih Sultân Mehmed’in hizmetine girerek hazine kâtipliğine getirilmiştir. II. Bâyezîd’in oğlu Şehzâde Mahmûd Saruhan’da iken Necâtî Bey’le maiyetine katılmış ve defterdarı olmuştur. Şehzâde Mahmûd’un ölümünden sonra İstanbul’a gelince Yavuz Sultân Selîm tarafından yeniçeri kâtipliğine atanmıştır. Nitekim Pervâne Bey Mecmû’ası’nda (vr. 156b, 583a) da şair hakkında “Kastamonuludur” ve “Sultan Selîm zamânında yeniçeri kâtibi idi” kayıtları bulunmaktadır. Tezkirelerin büyük kısmında şairle ilgili bir rivayet, benzeri ifadelerle, sadece daha kısa ya da daha ayrıntılı şekilde aktarılmıştır. Bu rivayetin Meşâ’irü’ş-Şu’arâ’daki (Kılıç 2010: 647-48) şekline göre Yavuz Sultân Selîm, Sücûdî ve Tâli’î’den Acem seferini anlatan bir tarih yazmasını istemiş. Ancak bunu başaramadığı için utanan Tâli’î’yi bir gün sohbete davet etmiş. Şair de korkuyla Ȃhî Çelebi’ye “Sultan, sohbet sırasında kızar da Tâli’î’nin boynunu vur, diye emrederse, cellat benim boynumu vurur mu?” diye sorunca Ȃhî Çelebi “Evet” cevabını vermiş. Bunun üzerine Tâli’î de ona “Bana böyle sohbet gerekmez. Zira pekmez, iğne yarasıyla meydana gelen baldan bin kere iyidir” demiş. Bunu işiten padişahın gönlü şaire kırılmış, kırıklık da gönlünden gitmemiş.

Sonradan Amasya’da kışlandığında yeniçeri isyan edip vezirlerden Pîrî Paşa ve Dukâkin-zâde’nin evini basınca orada durulmayıp Rum’a dönülmüş. Tâli’î, yeniçerilerin yaptıklarıyla ilgili bir kıta söylemiş. Kıt’anın “Ne yire varsa Tâli’î biledür” mısraını işiten Yavuz da ona “Yeniçeriler paşaların evlerini bastığında da birlikteymişsin, malum oldu” deyince korkuyla “Birlikte idim, ama önlemeye gitmiştim.” cevabını vermiş. Ancak büyük bir korkuya kapılarak kâtiplikten ayrılmış ve kısa bir müddet sonra da ölmüş. Kâtip Çelebi (Yaltkaya vd. 1971: 798) de şairin, Sultân I. Selîm devrinde (1512-1520) yeniçeri kâtibi iken İstanbul’da, Mehmed Süreyyâ Bey (1311: 241) ise sadece aynı devrin sonlarında öldüğünü belirtmiştir. Tâli’î’nin ölüm tarihinin, Şâh İsmâîl’in Yavuz tarafından hezimete uğratılmasına tarih düşmek için yazdığı ve “Tâ ki âlemde ola bir târîh / Şâhı mât eyle gel piyâde ile” (Kılıç 2010: 649) beytinin yer aldığı kıt’asına istinaden 3 Recep 920/24 Ağustos 1514’den sonra olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla konuyla ilgili olarak Esmâ’ü’l-Müellifîn’de (Bağdatlı İsmail Paşa 1951: 412) verilen “925 sonlarında (Kasım 1519)” öldüğüne dair tek tarih kaydı doğru olmalıdır. Mezarı İstanbul’dadır.

Câmi’u’n-Nezâ’ir’de 8, Edirneli Nazmî’nin Mecma’u’n-Nezâ’ir’inde 29 ve Pervâne Bey Mecmû’ası’nda 32 şiiri yer alan Tâli’î’nin eserleri şunlardır:

1. Farsça Dîvân: Şairin günümüze ulaşmış tek eseridir. Ancak kaynaklarda Farsça Dîvân’ı olduğundan söz edilmemiştir. Bu Dîvân 22 kasîde, 427 gazel, 19 kıt’a ve 4 rubâ’î’den oluşmaktadır (Kardaş 2012: 14). Kütüphanelerde üç nüshası (bkz. kaynakça Tâli’î) tespit edilen metin üzerinde bir yüksek lisans çalışması yapılmıştır (Kardaş 2012).

2. Târîh / Selîm-nâme (?): Eserin adına dair kaynaklarda bir bilgi yoktur. Ȃşık Çelebi, Tâli’î ve Sücûdî’nin Yavuz Sultân Selîm’in emriyle Acem seferi hakkında mensur bir tarih yazma işine giriştikleri, ancak muhtemelen berbatlığından dolayı Tâli’î’nin metni ortaya çıkaramadığını; Gelibolulu Ȃlî ise ikisinin de manzum mensur birer eser ortaya koyduklarını, fakat değersizlikleri nedeniyle ikisinin de şöhret bulamadığını belirtmiştir (Kılıç 2010: 647; İsen 1994: 181). Nitekim kütüphanelerde de bu tarihin bir nüshası tespit edilememiştir.

3. Türkçe Dîvân: Latîfî’nin sözünü ettiği Dîvân’ın (Canım 2000: 372) kütüphanelerde nüshası bulunmamaktadır.

Tezkireler, Şehzâde Mahmûd’un yanındayken Necâtî, Sun’î gibi Edirneli şairlerle tanışan ve onlarla karşılıklı şiirler yazan Tâli’î’nin şiirlerinden övgüyle bahsetmişlerdir. Tâli’î, hakkındaki en ayrıntılı değerlendirmenin sahibi Latîfî (Canım 2000: 372), onu büyük şairlerin ya ikincisi ya üçüncüsü saymış, şairlerin üstadı Zatî’nin de onun için “nısf-ı Necatî’dir” dediğini belirtmiştir. Şiirden anlayanların, “Türkçe söyleyen şairler arasında Necâtî’ye benzer temiz ve yüksek bir şair varsa o da budur” değerlendirmesinde müttefik olduklarını vurgulamıştır. Tâli’î’yi şair olarak ayrı bir yere koyduğunu gösteren ifadelerle onun “tercüme, tıraş, tazmin ve iktibas” bulunmayan, atasözleriyle bağlantılı, ancak daha önce söylenmemiş kafiye ve rediflerin yer aldığı, lafız ve edası kabalıktan, sıkletten uzak, pak, selis, düzgün ve nefis şiirler yazdığına, Dîvân’ındaki beyitleri, sanatları ve hayalleri kendisinin ihtira ettiğine değinmiştir. Kaynaklarda atasözü ve deyimlerle örülü güzel ve sade şiirler yazdığı da belirtilen şairin, Farsça Dîvân’ındaki gazel, kaside, kıt’a ve rubaileri arasında ise üslup farkları bulunmaktadır. O, kasidelerinde ehl-i beyt sevgisine yer veren, gazellerinde genellikle beşerî konulara değinen, özellikle aşk ve şarap üzerinde duran rint bir şair görünümündedir.

Kıt’alarında yer yer müstehcen ifadelere başvuran Tâli’î’nin, Farsça gazellerinde mazmunları kullanırken çok sık tekrara düşmesi ise sanatının dikkati çeken özelliklerindendir.

Eserlerinden Örnekler

Gazel

Gülşen-i hüsn içre bu yeni yitişen tâzeler
Göresüz âşıklarun hep eski derdin tâzeler

Müdde’îler itmedi kûyun hicâzın çün makâm
Şehr içinde n’eyler ey dil-ber ya bu âvâzeler

Kâkülün gönüller almagı verendâz eylemiş
Çok durur zülf-i girih-gîründe bu endâzeler

Hattı gelmeyince güzeller mülâyim olmadı
Bu bahâneyle ilün gönlin yolı kim yazalar

Hat degüldür defter-i hüsni tagılmasun diyü
Kara ibrîşimle zülfi eylemiş şîrâzeler

Zülfi tîbi hasretinden ölicek topraguma
Dûstlar bir sûret ile tâbe kabre yazalar

Pâdşehlıkdur bugün hana gedâlık Tâli’î
Anlarunçün açılur hep bu der ü dervâzeler

Köksal, M. Fatih (hzl.) (2012). Edirneli Nazmî, Mecma’u’n-Nezâ’irhttp://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-292688/h/edirneli-nazmi-mecmaun-nezair.pdf [erişim tarihi: 20. 08. 2013]. 698.

Şâh İsmâ’îl hezîmetine (…) târîh

Ne turursın tur ey şeh-i âdil
Yola gir zâd ile zevâd ile

Azab ile yeniçeri divşür
Hadden endâzeden ziyâde ile

Tâ ki âlemde ola bir târîh
Şâhı mât eyle gel piyâde ile

Kılıç, Filiz (hzl.) (2010). Ȃşık Çelebi, Meşâ’irü’ş-Şu’arâ (İnceleme-Metin). C. 2. İstanbul: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Yay. 649.

Kıt’a

Keskin oldugı bu yeniçerinün
Dâ’imâ seyf-i kâtı’î biledür

Yagdurur hasma tîr bârânı
Harbeden berk-ı lâmi’î biledür

Bahtı kördür bugün bu tâ’ifenün
Ne yire varsa Tâli’î biledür

Kılıç, Filiz (hzl.) (2010). Ȃşık Çelebi, Meşâ’irü’ş-Şu’arâ (İnceleme-Metin). C. 2. İstanbul: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Yay. 648.

Kaynakça

Bağdatlı İsmail Paşa (1951). Hediyyetül-Ârifîn Esmâ’ü’l-Müellifîn ve Âsârü’l-Musannifîn. C. 2. İstanbul: MEB Yay.

Büyük Türk Klâsikleri (1986). C. 3. “Tâli’î”. İstanbul: Ötüken Söğüt Yay. 219-220.

Canım, Rıdvan (hzl.) (2000). Latîfî, Tezkiretüş-Şuarâ ve Tabsıratün-Nuzamâ (İnceleme-Metin). Ankara: AKM Yay.

Değirmençay, Veyis (2013). Farsça Şiir Söyleyen Osmanlı Şairleri. Erzurum: Atatürk Üniversitesi Yay.

Eğridirli Hâcı Kemâl. Câmi’u’n-Nezâ’ir. Bayezıd Kütüphanesi. No. 5782. vr. 1a, 236b, 283a…

İpekten, Haluk, M. İsen, R. Toparlı, N. Okçu, T. Karabey (1988). Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay.

İsen, Mustafa (hzl.) (1994). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: AKM Yay.

Kaf-zâde Fâizî. Zübdetü’l-Eş’âr. Millî Kütüphane Yz. A. 679. vr. 66b.

Kardaş, Sedat (2012). Tâli’î’nin Farsça Divanı ve Necâtî Bey Divanı ile Mazmunlar Açısından Mukayesesi (İnceleme – Edisyon Kritik – Transkripsiyonlu Metin – Tercüme -Mukayese).Yüksek Lisans Tezi. Erzurum: Atatürk Üniversitesi.

Kılıç, Filiz (hzl.) (2010). Ȃşık Çelebi, Meşâ’irü’ş-Şu’arâ (İnceleme-Metin). C. 2. İstanbul: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Yay.

Köksal, M. Fatih (2007). “Tâliî”. Türk Dünyası Edebiyatçılar Yazarlar ve Şairler Ansiklopedisi. C. 8. Ankara: AKM Yay. 169-170.

Köksal, M. Fatih (hzl.) (2012). Edirneli Nazmî, Mecma’u’n-Nezâ’irhttp://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-292688/h/edirneli-nazmi-mecmaun-nezair.pdf [erişim tarihi: 20. 08. 2013].

Kutluk, İbrahim (hzl.) (1981). Kınalı-zâde Hasan Çelebi, Tezkiretü’ş-Şu’arâ, C. 2. Ankara: TTK Yay.

Kutluk, İbrahim (hzl.) (1997). Beyâni Mustafa bin Carullah, Tezkiretü’ş-Şu’arâ. Ankara: TTK Yay.

Mehmed Süreyyâ (1311). Sicill-i Osmânî. C. 3. İstanbul.

Pervâne Bey. Mecmû’a-i Nezâ’ir. Topkapı Sarayı Kütüphanesi. Bağdat. No. 406. vr. 7a, 77b, 107a, 156b, 583a…

Riyâzî. Riyâzü’ş-Şu’arâ, Süleymaniye Kütüphanesi. Es’ad Efendi. No. 3871. vr. 97a.

Sehî (1325). Tezkire-i Sehî. İstanbul.

Tâli’î. Dîvân-ı Tâli’î. Ankara Üniversitesi Yazma Eserler Kütüphanesi. Mustafa Con A 529/II.

Tâli’î. Dîvân-ı Tâli’î. İnebey Yazma Eserler Kütüphanesi. Haraccıoğlu 975.

Tâli’î. Dîvân-ı Tâli’î. Tire Kütüphanesi. NP/399-3.

Tuman, Mehmet Nâil (2001). Tuhfe-i Nâilî – Divân Şâirlerinin Muhtasar Biyografileri. C. II. hzl. C. Kurnaz; M. Tatcı. Ankara: Bizim Büro Yay.

Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi (1998). C. 8. “Tâliî”. İstanbul: Dergâh Yay. 215.

Yaltkaya, Şerefeddin, Kilisli R. Bilge (hzl.) (1971). Kâtip ÇelebiKeşf-el-Zunûn. C. 1. İstanbul: MEB Yay.

Yücelen, Hilmi (1973). Türk Malî Tarihine Toplu Bir Bakış ve Maliyeci Şairler Antolojisi. İstanbul.

PROF. DR. M. FATİH KÖKSAL – ARAŞ. GÖR. SEDAT KARDAŞ

İlginizi Çekebilir

Kastamonulu Fahrî

FAHRÎ, Kastamonulu Divan şairi. (d.?/?-ö.1306/1889-90) Kastamonuludur. Siyasi bir meseleden dolayı birkaç kişi ile birlikte 1304/1886-87’de tevkif edildi. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla İz Bırakanlarımız
Kastamonulu Fahrî

FAHRÎ, Kastamonulu Divan şairi. (d.?/?-ö.1306/1889-90) Kastamonuludur. Siyasi bir meseleden dolayı birkaç kişi ile birlikte 1304/1886-87’de tevkif edildi. …

Kapat