Ana Sayfa / Yazarlar / Sanatkâr – 3

Sanatkâr – 3

Bunu paylaşınız

Gel, ey bir parça insafa gelmiş arkadaş! On beş gündür (on beş gün, sinn-i teklif olan on beş seneye işarettir) biz buradayız. Eğer şu âlemin nizamlarını bilmezsek, padişahını tanımazsak, cezaya müstehak oluruz. Özrümüz kalmadı. Zîrâ on beş gün, güyâ bize mühlet verilmiş gibi, bize ilişmiyorlar. Elbette biz başıboş değiliz. Bu derece nâzik, sanatlı, mîzanlı, letâfetli, ibretli masnular içinde hayvan gibi gezip bozamayız; bize bozdurmazlar. Şu memleketin haşmetli Mâlikinin, elbette cezası da dehşetlidir.

Bediüzzaman çok yüksek bir yaşama tarzını örgütler. Âleme bakar, sanatlı ve estetiğin ana unsurlarını sayar. Bunlar nazik, sanatlı, mizanlı ve letafetli ve ibretlidirler. Bunlar masnuların özellikleridir. Masnu, sanatlı yaratılmış demek, sun kelimesinden gelmektedir. Sâni sun’, masnû’ vs. aynı kökten inşikak etmiştir. Bütün varlıklar masnu yani sanatlı yaratılmışlardır, naziktirler; kuşlar, kediler, köpekler, sınırlarına uyduğunuz sürece naziktirler, diğer hayvanlar da böyledir. Bediüzzaman’ın ne kadar ince bir dikkati var, sanatlı varlıkların nazik olduğunu gözlemlemiş. Hem sanatlıdırlar, sanat estetik inceliklerle yaratılmışlardır. Bir muhabbet kuşunun rengi, dekoru, görüntüsü, inceliği, size mukabele etmesi, aynen öyle kuzuların, koyunların daha nice hayvanların hepsi estetik incelikler ile yaratılmışlardır. Bir koyun ne kadar yaptığı işe göre biçimlendirilmiştir. Sonra varlıklar dengelidir, denge bütün varklıkların özelliğidir. Hem ilişkilerinde denge hem de bedenlerinde ağırlık ayarları ne kadar harikadır, bir papağanın bir masa üzerinde duruşu ne kadar hanımca ve tendüristi içindedir. Letafet.. Bu kelimeyi nasıl anlatmalı, bütün güzellik unsurlarını taşıyan bir görünüm, bir küçük kızın tebessümü, bir kuşun görüntüsünün bütünlüğü, parlaklığı, cazibesi, uzuvları arasındaki uyum ve tenasüb. Bir de ibretli diyor, bir küçük arının kafasına bütün çiçekleri faydalarına göre farkeden bir ayırıcı özellik vermek, bir koyunu insanın temel gıdalarına hazine etmek, bütün bunlardan Allah’ın insana gösterdiği itinayı ve insanın da kendine gösterilen itinaya uygun edep ve ubudiyet ile mukabele etmesi.

Bediüzzaman ne kadar ince dikkat ile bakmış varlıklara, bu beş özellik birbiri ardınca sıralanmış, bizim yaşadığımız dünyada o nerelerde yaşamış. Dünyanın bütün estetik uzmanları bu derece sanat felsefesi varlığın görüntünün estetiğini anlatamaz. Biz çirkinliklerle uğraşıyoruz; Kürt Türk, elli yılım bu iki kelimenin arasında gitti geldi. Isparta’da bir Bediüzzaman’ı bu büyük zarif insanı tanıdığımız için vatan haini muamelesi görüyoruz, kim kime dum duma. Beni görünce ağlayan, ne olur hocam gitme; sen bize derin bir edebiyat dünyası sundun, sen gidersen ne olur sahipsiz edebiyat, sahipsiz çocuklarımız, politize olmuş, sadece bölümleri müntesiplerine menfaat ocağı yapan ruhsuzlar arasında. Ortada bir Türk milleti Kürt milleti sözü dışında onlarla ilgili ne sanat, ne din ne Türk’ün ibadet aşkı, tarih sevgisi.. bunlar yok, o yüzden Türkçüler ve Kürtçüler elli yıldır elli milletvekilini aşamıyor, çünkü temsili tipler yok. Sadece Türk olmakla Kürt olmakla mutlu olunmaz ki. Siyasetin tepesinden ta ortaokullara kadar sınıfta konuşulan ve insanları sınıflandıran ve muhabbet ve nefret tohumlarını eken bu iki etnik tasnif, hiç gelişmedi toplumun kültür ve münakaşa ve tefekkür seviyesi. Kardeşlik tohumları eken ve geliştiren kesimleri büyük bir tedirginlik kaplamış iken insanlar nasıl dostluk kardeşlik birlikte yaşama felsefesi bulsunlar.

Yavuz Sultan Selim’in

Milletimde ihtilâf u tefrîka endîşesi

Hattâ kûşe-i kalbimde bîkarâr eyler beni

İttihadken savlet-i a’dâyı def’a çâremiz

İttihad etmezse millet dâğıdâr eyler beni

Ta o zamandan beri yapılan tefrika ve ittihad ettirme. Ama Yavuz başarmış, Kürtlerin dindar ve filozof değerinde olanları etrafında onları toplamış ve Türklerle birlikte yaşama sevinci ve aklı vermiş. Bediüzzaman bu yüzden onu selefi olarak kabul eder, onunla zaman zaman âlemi manada kırklar mı elliler mi yoksa başka mı meclislerinde görüşürmüş, bunu çok yakın sırdaşı olan bir talebesinden dinlemiştim. Anlattığını mişli geçmiş değil hâl şeklinde anlattı, bunlar yakaza mı görüşmüşler, evet öyle dedi. Bu toprakların mukadderatı için perdeyi gaypta ne toplantılar oluyor biz ne bilelim, gözümüzün önünü zor görüyoruz. Kırkıncı Hoca Yavuz’u tıpkı Üstad gibi, Yahya Kemal gibi sevmenin ötesinde takdir ederdi, bir de kitap yazmıştı. Yahya Kemal’in Yavuz Sultan Selim Hazretlerini anlatan Selimnâme isimli poetik ve romansal şiirini sınıflarda okutmuştum, büyük not alanlara hocamın o kitabını vermiştim. Milletin ihtilaf endişesinden kalbi dağıdar olan var mı aranıyor? Vardır tabii.

Bediüzzaman büyük bir kelime hazinesine sahip, bu kelimelerin en az yirmi sınıfı var, hiçbir kelimeyi derinliğine inmeden “oku oku anlarsın” teranesiyle” geçiştirmek, kelimenin anlam derinliğini bilmeyen adam onu nasıl topluma yansıtır. Yanlış bir okuma eğitimi ile ancak namazını kılan bir sofu sınıfı elde edebilirsin. Bu yüzden Kırkıncı Hoca’dan Allah razı olsun, kelimelerin ve manaların derinliğinde yüzmeyi bize o öğretti, bakıyorum onun iklimlerinde o tarz ölmüş. Bu yüzden yaşadığı dönemde de yalnızdı, şimdi büsbütün sahipsiz ve yalnız. Çünkü onun baktığı gibi kültürel ve dini bütünlük içinde metinlere kimse bakamadı.  

Yukardaki cümlenin ana damarı bu kadar estetik ve güzel özelliklerle donatılmış bir kainatta insana düşen. “Elbette biz başıboş değiliz. Bu derece nâzik, sanatlı, mîzanlı, letâfetli, ibretli masnular içinde hayvan gibi gezip bozamayız; bize bozdurmazlar. Şu memleketin haşmetli Mâlikinin, elbette cezası da dehşetlidir.” Evrenin estetik ve güzel düzeninden sorumlu yaşamaya gitmek, biz nerdeyiz metin neler söylüyor.

Aynı noktaya geldik, âlemdeki sanat incelikleri güzelliklerin envaı, bizi güzel davranmaya ve ölçülü yaşamaya ubudiyete çağırıyor, ne kadar ileri düzeyde bir tesbit ve tasarım ve teklif.

Bediüzzaman sanatı bir işte ustalığı ve mehareti o kadar önemser ki Otuzbir Mart’ta isyan eden taburlara konuşmasındaki büyük bir cesarettir, onlara kumandanlarının yaşayışındaki laubalilikleri görmezden gelmelerini çünkü onların asıl görevinin işlerini layıkıyla yani sanatlarını hakkiyle yapmalarıdır, kusurlar sanattaki meharetine engel değildir. Ben dindar diye bir çok adama himmet ettim, ama adamda sanat yok, meharet yok, ortaya bir şey koyacak ustalık yok, işte öyle.

“Ey asâkir-i muvahhidîn! (ey Allah’a inanan askerler) Fahr-i Âlem’in (Aleyhissalatü Vesselam) fermanını size tebliğ ediyorum ki, Şeriat dairesinde ululemre itaat farzdır. Ululemriniz ve üstadlarınız zâbitlerinizdir. Askerlik ocağı cesîm ve muntazam bir fabrikaya benzer. Çarklarının biri intizam ve itaatte serkeşlik etmekle, bütün fabrika herc ü merc olur. (alt üstü olur) Bazan zarar zannettiğiniz şey, siyaseten büyük zararı def ettiği için ayn-ı maslahat olduğundan, zabitleriniz tecrübeleri hasebiyle görüyor ve size emir veriyor. Sizde de tereddüd câiz değildir. Ef’al-i hususiye-i nameşrua, (meşru olmayan özel davranışları) san’attaki meharet ve hazakate münafi değildir ve san’atı menfur etmez. Nasıl ki, bir tabib-i hâzık (usta tabib) ve bir mühendis-i mâhirin nâmeşrû (usta mühendisin meşru olmayan davranışları) harekatı için, onların tıb ve hendeselerinden mâni-i istifade (ahlaki zaafları yüzenden onların mühendisliğini  görmezlikten gelemezsiniz, veya doktoru terk edemezsiniz) olamaz.”

Bir gün Barla’da Üstad arabası ile giderken kumandanın arabasına da onun arabasının rengindeymiş, üstad geçerken selama durmuş askerler, geçtikten sonra üstadın olduğunu farketmişler, üstad geriye bakmış onlar yüzünü dönünce selam vermiş, ve demiş ki “bunların içinde bir ruh var ki ben onlarla barışığım” Büyük adamların saldıran zavallılar çoktur. Eserlerindeki örneklerin çoğu asker kelimesinden doğar. Hayatı nezahet ve zerafet, kahramanlıklar dolu bir insana, hatta Türk tarihinin bu felaketler ve yıkılışlar asrında her konuda bu kadar yanlış yapmayan insana birilerinin iftirası çok ayıp. Yüz yıla yakındır yıkmak için ne varsa yapıyorlar, o gittikçe güçleniyor, hayret değil mi? Gündemden düşmeyen adam işte o.

Bunu paylaşınız

İlginizi Çekebilir

Kamu Denetçiliği Kurumu 28 Şubat Mağdurlarının Yaralarını Sarıyor

Türkiye Büyük Millet Meclisi Kamu Denetçiliği Kurumu, çok önemli bir karara imza atarak 28 Şubat …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla Yazarlar
Ülfeti Kaldıran ve İman Kurtaran Eser

İ’lem Eyyühel-Aziz! İnsanları fikren dalalete atan sebeblerden biri; ülfeti, ilim telakki etmeleridir. Yani melufları olan …

Kapat